Thomas Benedikter – Modern Özerklik Sistemleri (2014)

Dünyadan pek çok örnek eşliğinde ele alınan modern özerklik sistemleri, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gözler önüne seriyor.

Benedikter, İspanya, Nikaragua, Kanada ve İtalya gibi dünya çapındaki özerk bölgeleri incelemekle kalmıyor, siyasal özerkliğin işlevsel unsurlarını ve başarı koşullarını da tartışıyor.

  • Künye: Thomas Benedikter – Modern Özerklik Sistemleri, çeviren: Ümit Kaya, Mehmet Salim, Özgür Demirel, Yasemin Salar ve Hülya Türker, Nika Yayınevi, siyaset, 512 sayfa

Edward W. Soja – Postmodern Coğrafyalar: Eleştirel Toplumsal Teoride Mekânın Yeniden İleri Sürülmesi (2017)

Mekânın zamanla ilişkisini irdeleyen ve mekânı içerecek bir eleştirel toplumsal teori üzerine düşünen bir çalışma.

Edward W. Soja, çağdaş toplumsal teori ve analizde eleştirel bir mekânsal perspektifin yeniden yerleştirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Soja öncelikle şu saptamayı yapıyor:

Zaman ve tarih, Batı Marksizminin ve eleştirel beşeri bilimlerin pratik ve teorik bilincinde yüz yıldır imtiyazlı bir konuma sahip ve bu süreçte tarihin nasıl yapıldığını bilmek de, özgürleştirici bilginin ve pratik siyasi bilincin öncelikli kaynağıydı.

Soja bu saptamadan yola çıkarak, zamandan çok mekânı öne çıkarıyor ve bu bağlamda kendi teorisini “tarihin yapımı”ndan ziyade “coğrafyanın yapımı” üzerine bina ediyor.

Kitap, Michel Foucault, John Berger, Fredric Jameson, Anthony Giddens, Ernest Mandel ve Henri  Lefebvre’in fikirlerine başvurarak eleştirel toplumsal teorinin düşünsel tarihini mekân, zaman ve toplumsal varlığın yanı sıra coğrafya, tarih ve toplumun değişken diyalektiklerini  kapsayacak  şekilde  yeniden  yazarak  geleneksel  anlatıyı mekânsallaştırıyor.

Kitabın ilk iki bölümünde, mekânı konu edinen bir yorumbilgisinin ikincil konuma düşürülmesinin izleri, tarihselciliğin on dokuzuncu yüzyıla uzanan köklerine ve ardı sıra gelişen Batı Marksizmiyle eleştirel beşeri bilimlere dek sürülüyor.

Üçüncü ve dördüncü bölümlerde, toplumsal ve mekânsal diyalektiğin, kentsel olanın teorik özelliğinin ve kapitalizmin varlığını sürdürmesinde coğrafi eşitsiz gelişimin hayati rolüne odaklanıyor.

Beşinci bölüm, yeni bir mekânsal perspektif kazanmış Nicos Poulantzas’ın, Batı Marksizm tarihini belirleyen mekân ve zamana dair yanılsamalar üzerine yaptığı gözlemleri ontolojik bir gözle yorumluyor.

Soja, çalışmasının son bölümünde ise, günümüz Los Angeles’ının post-Fordist peyzajında sahnelenmekte olan kentsel yeniden yapılandırmanın siyasal iktisadını ana hatlarıyla çiziyor.

  • Künye: Edward W. Soja – Postmodern Coğrafyalar: Eleştirel Toplumsal Teoride Mekânın Yeniden İleri Sürülmesi, çeviren: Yunus Çetin, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 352 sayfa

Serap Sarıtaş Oran – Sermayeyi BES’lemek: Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması (2017)

Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), 2017 yılından itibaren 45 yaş altı tüm özel ve kamu sektörü çalışanları için katılımı zorunlu kılan, çalışanların ve sendikaların yoğun eleştirileriyle karşılanan yeni bir düzenleme.

Serap Sarıtaş Oran’ın elimizdeki kapsamlı çalışması ise, BES’in tarihsel gelişimi kadar, emeklilik fonlarının işleyişini, bunların risk ve getiri düzeylerini, sistemden emekli olma ve devlet katkısına hak kazanma koşullarını ve nihayet, çalışanların BES’ten nasıl ve ne şekilde cayabilecekleri gibi konularda merak edilen pek çok noktayı aydınlatıyor.

Kitap, konuyla ilgili bir rehber kitap oluşunun yanı sıra,

  • BES’in Türkiye’nin 2001 sonrası finansallaşma süreciyle nasıl ilişkili olduğu,
  • BES gibi sistemlerin ne gibi tehlikeli ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğuracağı,
  • Ve emeklilik fonlarının dünyadaki farklı örnekleri gibi konuları akademik bir çerçeveden irdelemesiyle de değerli.

Hem emeklilik sistemleri, hem finansallaşma hem de Türkiye ekonomisine meraklı okurlara fazlasıyla hitap edecek bir çalışma.

  • Künye: Serap Sarıtaş Oran – Sermayeyi BES’lemek: Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması, Nota Bene Yayınları, iktisat, 207 sayfa

Francisco de Vitoria – Dersler (2017)

Modern hukuk ve siyasi düşüncenin gelişimine önemli katkılarda bulunmuş, Salamanca Üniversitesi’nin altın çağı olarak anılan döneminin önemli teologlarından Francisco de Vitoria, aynı zamanda ikinci skolastik akımının da öncüsüydü.

Üniversitede Tommaso d’Aquino’nun, daha aşina olduğumuz ismiyle Aquinolu Tomas’ın düşünceleri üzerine dersler veren de Vitoria’nın yayımlanmış hiçbir kitabı bulunmuyor.

Öğrencileri tarafından ders notlarının bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan bu kitap, ilk kez Türkçeye çevriliyor.

de Vitorio burada, dediğimiz gibi Tommaso d’Aquino’nun dini düşüncelerini, bu düşüncelerin gelişimini ve etkilerini kapsamlı bir bakışla ele alıyor.

1546’da ölen de Vitoria’nın, İspanyolların Amerika’daki sömürgecilik faaliyetlerini ahlaki açıdan sorguladığı da biliniyor.

Bu kitabın önemli katkılarından biri de, de Vitorio’nun bu konuyu işlediği “İspanyolların Yerlilere Savaş Açma Hakkı Üzerine” başlıklı dersinin notlarını da barındırması.

Kitapta ayrıca, de Vitorio’nun “Yeni Keşfedilen Yerliler Üzerine” ile “Sivil İktidar Üzerine” başlıklı dersleri de yer almakta.

  • Künye: Francisco de Vitoria – Dersler, çeviren: Ali Dokuzlu, Cansu Muratoğlu ve Merve Sağıroğlu, Dost Kitabevi, din felsefesi, 278 sayfa

Lâle Aytaman – İğneli Koltukta Dört Buçuk Yıl (2008)

Lâle Aytaman, Türkiye’nin ilk kadın valisi.

Aytaman, 1991 yılında, Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığındaki kabine tarafından Türkiye’nin ilk kadın valisi olarak atanmıştı.

Aytaman, 1995 yılında Muğla Milletvekili olarak Meclis’e girene kadar, dört buçuk yıl bu görevi yürüttü.

İşte bu kitap, kendisi için gurur verici ve kısmen de sıkıntılı olan bu süreçteki valilik görevine dair anılarını bir araya getiriyor.

Çalışma, Aytaman’ın valilik görevine başladıktan sonra, hem devlet erkânının hem de halkın kendisine nasıl yaklaştığını, ilk olmanın heyecanını, aldığı sorumluluğun ağırlığını ve o dönemde yaşadığı kimi acı kimi tatlı anılarını barındırıyor.

  • Künye: Lâle Aytaman – İğneli Koltukta Dört Buçuk Yıl, Turkuvaz Kitap, anı, 392 sayfa

Taha Parla – Din, Devlet, Demokrasi (2017)

Türkiye’nin siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanının önde gelen isimlerinden Taha Parla’nın daha önce yayımlanan ‘Türkiye’nin Siyasal Rejimi: 1980-1989’ çalışması, 12 Eylül’e dair dönem yazılarının derlemesi; ‘Türk Sorunu Üstüne Yazılar: 1998-2007’ de, asker vesayetinin eski gücünü yitirdiği, AKP iktidarının adım adım yükseldiği bir dönemi kapsamlı bir perspektifle anlatıyordu.

Her iki kitap da halen, irdeledikleri dönemler hakkında aydınlanmak için birer rehber niteliğinde.

Parla’nın 2007-2016 arasında çeşitli dergiler için kaleme aldığı siyasi yazılarını bir araya getiren elimizdeki ‘Din, Devlet, Demokrasi’ ise, AKP iktidarının artık yerini sağlamlaştırdığı, AKP’nin dinci ve reaksiyoner politikalarıyla doruğa ulaşan anti-laik uygulamalarına karşı, artık eski gücü kalmamış Kemalist tortuların çatışmalarını ele alıyor.

“Dönemin dikkati çeken çok tehlikeli özelliklerinden biri AKP’nin ortadan kaldırmak istediği ve ihlal ettiği bazı evrensel norm ve değerlerin de Kemalizme yakıştırılıp, genel, yüzeysel ve sözde bir Kemalizm kritiğine dahil edilerek küpeşteden denize atılmasıydı.” diyen Parla, benzer bir yönelim sergileyen İkinci Cumhuriyetçilerin ve “liberal” “solcular”ın buna nasıl önayak olduklarını ayrıntılı bir bakışla tartışıyor.

  • 2007 seçimleri AKP-asker koalisyonunun tescili miydi?
  • Gülenciliğin asıl güçlenişi AKP ile yaptığı dini-siyasi ve çıkarcı ittifakla mı gerçekleşmiştir?
  • Bu dönemde yasama, yürütme yargı ilişkileri nasıl dönüştü?
  • Yeni Anayasanın beraberinde getirdiği sorunlar nelerdir?
  • AKP döneminde sivil toplum nasıl adeta bir silah olarak kullanıldı?
  • Bugün bir Türk-İslam-NATO sentezinden bahsedilebilir mi?

Parla, kitabında bu ve bunun gibi pek çok sorunun yanıtını arıyor.

Kitapta, Türkiye’ye dair meselelerin yanı sıra, Taha Parla’nın ABD Başkanlık seçimi, ABD emperyalizminin ana hatları, kapitalizmin krizleri, otoritarizm, faşizm, laiklik ve dünya anayasalarında laiklik gibi konulara odaklandığı aydınlatıcı yazıları da bulunuyor.

  • Künye: Taha Parla – Din, Devlet, Demokrasi: Siyasi Yazılar 3: 2007-2016, Metis Yayınları, siyaset, 256 sayfa

Otto von Busch – Moda Praksisi (2017)

Bu kitap her şeyden önce, Hannah Arendt’in siyaset, iktidar, şiddet, yargı ve sorumluluk üzerine fikirlerini modanın politik gerçekliğine uygulamasıyla dikkat çekiyor.

Arendt’e göre, fikirlerle meşgul olma kapasitemiz, bizi insan yapan yönümüzdür. O halde praksis, işbirliği, katılım ve toplumsal refahın sağlanması idealini de beraberinde getiren bir çeşit “toplumsal birliktelik” şeklidir.

Arendt, katılımcı demokrasinin, kapsayıcı katılım mekanizmalarıyla, modern çağın büyük bir kısmına yayılmış olan ve moda sistemlerinde de sıklıkla gördüğümüz elitist ve bürokratik politik formların aksine hareket ettiğini belirtir.

Bu kitap da, modanın çoksesli bir toplumsal birliktelik biçimi olduğundan hareketle, modayı Arendt’in “praksis” kavramıyla paralel olarak inceliyor.

Kitap, insanın ortak katılımcı gerçekliklerini vurgulayan, kapitalizmin ve toplumun akışına yön veren moda endüstrisinin yönettiği rekabetçi, dışlayıcı ve elitist moda anlayışını dengeleyen araçlar sunmayı amaçlıyor.

Kitabın asıl üzerinde durduğu nokta da, küreselleşme ve emek meseleleri gibi modanın daha yaygın siyasi yönleri değil, sevgi ve insan ilişkileri gibi, modanın daha temel unsurları ve bu unsurların siyasi içerikleri.

Kitap,

  • Günümüzde modanın neden bu kadar güçlü olduğu,
  • Modayı kimin yaptığı,
  • Modanın nerelerde yapıldığı,
  • Modayı politikleştiren unsurların neler olduğu,
  • Modanın gücünün kişisel deneyimlenmesinin nasıl gerçekleştiği,
  • Ve modanın neler yapabildiği hakkında kapsamlı bir kaynak.

Künye: Otto von Busch – Moda Praksisi, çeviren: Dilara Kılıç, Yeni İnsan Yayınevi, moda, 144 sayfa

İbrahim Ö. Kaboğlu – 15 Temmuz Anayasası (2017)

Anayasa hukukçusu Profesör İbrahim Kaboğlu, son dönemdeki KHK’lardan biriyle üniversitedeki görevinden atıldı.

Türkiye’nin anayasa çalışmaları denince ilk akla gelen isimlerden olan Kaboğlu elimizdeki önemli çalışmasında da, OHAL altında, KHK’ların gölgesinde 16 Nisan’da, sonuçlarına dair önemli şüphelerin bulunduğu bir referanduma götürülen yeni anayasayı tartışıyor.

Yazar,

  • Yeni anayasanın neden kabul edilemez olduğunu,
  • Yeni anayasanın siyasi, ekonomik ve toplumsal açılardan neler getireceğini,
  • Türk tipi başkanlık sisteminin sakıncalarını,
  • Ve yurttaşların, bütün bunlara karşı, yılların mücadelesine dayanan demokratik kazanımlarına nasıl sahip çıkabileceklerini irdeliyor.

Çalışma, yeni anayasanın beraberinde neler getirdiğini tüm açıklığıyla görmek için iyi bir fırsat.

  • Künye: İbrahim Ö. Kaboğlu – 15 Temmuz Anayasası, Tekin Yayınevi, hukuk, 232 sayfa

Arzu Özsoy Özmen – Kamuda Güvencesizlik: Direniş ve Uyum (2017)

Özellikle son 10-15 yılda, neoliberal politikaların egemen oluşuyla birlikte kamu hukukunda yapılan büyük değişiklikler ve sendikal hakların yontulması sonucunda, kamuda çalışanlar açısından büyük bir güvencesizlik ortaya çıkmaya başladı.

Kapitalist piyasa ilişkilerinin tümüyle egemen olduğu günümüzde, kamu çalışma ilişkileri de aşındı.

İşte Arzu Özsoy Özmen, bizzat kendi deneyimlerinden de yola çıkan bu çalışmasında, kamuda güvencesizliğin güncel halinin kapsamlı bir analizini sunuyor.

Konuyu tarihsel, toplumsal ve hukuki boyutlarıyla ele alan çalışma, aynı zamanda memurlar, akademisyenler ve taşeron firma çalışanlarıyla yapılan birebir görüşmeler ve anketlere dayanıyor.

Alan için önemli veriler ve saptamalar barındıran sağlam bir eser.

  • Künye: Arzu Özsoy Özmen – Kamuda Güvencesizlik: Direniş ve Uyum, Nota Bene Yayınları, siyaset

İslam Can – Türkiye’de Siyasal Güven (2016)

Russel Hardin modern dönemi “güvensizlik çağı” olarak tanımlamıştı.

Bunu Türkiye’ye uygulayacak olursak, bilhassa son 10-15 yılda yaşadığımız olağanüstü durumlar nedeniyle, yurttaşların hiçbir şeye güven duymadığı hakikatiyle yüz yüze kalırız ki, güvensizlik duyulan kurumların başında da siyaset gelir.

İslam Can’ın siyaset sosyolojisi alanındaki elimizdeki nitelikli çalışması ise, Türkiye’de söz konusu siyasal güven erozyonunu kapsamlı bir bakışla tartışmakta.

Bunu, siyasi liderler, siyasi kurumlar ve siyasi süreçler üzerinden irdeleyen Can, böylece Türkiye siyasal kültürünün bir fotoğrafını çekiyor.

  • Demokratikleşme ve ekonomik gelişim siyasal güvenin düzeyini nasıl belirler?
  • Yakın tarihte yaşanmış önemli gelişmeler, yurttaştaki siyasal güveni nasıl etkiledi?

Bu iki önemli sorunun yanıtını, çözüm süreci, terör, paralel devlet, darbe ve artan korkular bağlamında arayan çalışma, saha çalışmalarına dayanan bulgulara dayanmakta.

  • Künye: İslam Can – Türkiye’de Siyasal Güven, Açılım Kitap, siyaset, 400 sayfa