Cengiz Güneş – Türkiye’de Kürt Ulusal Hareketi (2023)

“Kürt Sorunu” Türkiye’nin güncel siyasi hayatının tartışmasız düğüm noktasını oluşturuyor.

Her cenahtan farklı seslerin yarattığı gürültü ortasında meselenin kökenine dair şu soru, kaba cepheleşme yüzünden, gözden kaçırılıyor: Kürt hareketi neden ve nasıl oluştu?

Cengiz Güneş’in çalışması, bu hareketin tarihsel gelişimini Kürt kaynaklarına dayanarak, Kürt hareketi ile Türk sosyalist hareketi arasındaki gerilim ve yakınlaşma noktalarını inceleyerek ve sonunda protestodan direnişe dönüşen söylemin ulusal hareket içerisinde nasıl cisimleştiğine odaklanarak sarih şekilde çözümlüyor.

Güneş’in, Kürt hareketinin “ulusal kurtuluş” ve “demokratik” diye nitelediği iki temel söyleminin nasıl oluşup şekillendiği ve bugüne ulaştığını tarihsel süreç içerisinde sergilediği elinizdeki çalışma, Türkiye’nin siyasi hayatındaki en yakıcı probleme ilişkin gerçekçi bir tablo sunuyor.

Cengiz Güneş bu kitabında Kürt hareketinin tarihini ve direniş söyleminin oluşumunu akademik açıdan tartışmakla kalmıyor; aynı zamanda bu söylemin kurulmasında müzik, televizyon, kültürel etkinlikler, Newroz kutlamaları gibi olayların ve iletişim kanallarının nasıl önemli bir paya sahip olduğunu da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Cengiz Güneş – Türkiye’de Kürt Ulusal Hareketi: Direnişin Söylemi, çeviren: Eflâ-Barış Yıldırım, Dipnot Yayınları, siyaset, 360 sayfa, 2023

Kolektif – Ev (2023)

Ev, fiziksel bir mekân olmanın ötesinde, özel alanın, mahrem olanın, güvenlik ve ait olma hislerinin, dört duvarı yuvaya dönüştüren yaratıcı eylemin yöneldiği, bazen ayrılmak bazense geri dönmek istenen bir yer; gerçek ve metaforik anlamlarıyla kişisel olanın, ailenin ya da kolektif düzeyde toplumsal ve siyasal kimliklerin bir ifadesi; coğrafi bir konum ya da mimari bir form olarak hayatlarımızın geçtiği bir yer olarak düşünülebilir.

Hayatlarımızın merkezinde evle ilişkili kavrayışlar ve tanımlar hep var olmuşsa da ev tarihsel ve toplumsal olarak neredeyse her zaman değişme göstermiştir.

Tarihsel ve toplumsal açıdan Türkiye’de ev ve evin değişen/dönüşen anlamını ele alan bu çalışma, evin çok boyutlu niteliği nedeniyle disiplinler arası bir yaklaşımı benimsiyor.

Coğrafya, mimarlık, siyaset bilimi, tarih, sosyoloji, edebiyat, iletişim bilimleri gibi alanlardan beslenen ancak bunlarla sınırlı olmayan şekilde evi düşünme, hatırlama, deneyimleme tarzlarını anlamaya ve açıklamaya yönelik araştırmalar yapan ve yazan akademisyenlerin çalışmalarını bir araya getiriyor.

Evi sosyal bilimlerin disiplinler arası bir konusu olarak yeniden düşünmek, yeni sorular sormak ve yeni araştırmalar yapmak için bir davet niteliği taşıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Aslı Özcan, Nora Tataryan Aslan, Tuğrul Çelik, Deniz Avcı Hosanlı, Z. Selen Artan, Ayşe Yılmaz, Seran Demiral, Turgay Gülpınar, Çimen Günay Erkol, Şilan Çelebioğlu, Şule Tepe, Ali Devrim Işıkkaya, Pınar Melis Yelsalı Parmaksız, Atilla Barutçu, Mislina Akşeker, Duygu Altınoluk, Sinan Aşçı ve Gül Şener.

  • Künye: Kolektif – Ev: Tarihsel Toplumsal ve Sembolik Bir Mekan Olarak Anlamı ve Dönüşümü, editör: Pınar Melis Yelsalı Parmaksız, Nika Yayınevi, inceleme, 324 sayfa, 2023

Andrew Bowie – Theodor W. Adorno (2023)

Alman filozofu T.  W.  Adorno’nun çalışmaları, çağdaş toplumun patolojilerini anlamak bakımından gün geçtikçe daha faydalı bulunuyor.

İklim değişimi, ekonomik kriz, faşizmin yeniden yükselişe geçmesi ve dünya düzeninde artan istikrarsızlıktan doğan toplumsal sorunlara çözüm arayanlar Adorno’yu tekrar okuyor.

Bu kitap, Adorno’nun çalışmalarına ve yaşamına ışık tutuyor, onun temel felsefi kavramlarını, düşüncesinin felsefi arka planını ve tarihsel bağlamını açıklıyor.

Andrew Bowie, Adorno’nun insan aklının irrasyonel sonuçlara yol açabileceği fikrinin onu nasıl “doğa”, “tarih” ve “özgürlük” gibi temel kavramları yeniden düşünmeye yönelttiğini ve çağdaş felsefenin bu kavramlar hakkında düşünürken izlediği birçok yola alternatifler sunduğunu gösteriyor.

Kitap aynı zamanda Adorno’nun sosyal teorisinin yanı sıra modern kapitalizmin tehdidi altında olduğunu düşündüğü caz ve modern kültüre ilişkin son derece eleştirel değerlendirmelerini de inceliyor.

  • Künye: Andrew Bowie – Theodor W. Adorno, çeviren: Bartu Şanlı, Say Yayınları, felsefe, 152 sayfa, 2023

Premesh Lalu – Apartheid’ı Ortadan Kaldırmak (2023)

Premesh Lalu’nun ‘Apartheid’ı Ortadan Kaldırmak’ kitabı, Güney Afrika’nın karmaşık tarihine derinlemesine bir bakış sunan bir entelektüel çalışma olarak öne çıkıyor.

Lalu, kitabında ırkçılığın tarihini ve etkilerini detaylı bir şekilde incelerken, bu olguların estetik, duyusal ve algısal boyutlarını da ele alıyor.

Kitap, apartheid dönemi ve sonrası Güney Afrika’nın zorlu geçiş sürecini anlamamıza yardımcı olacak özgün bir bakış açısı sunuyor.

Lalu, “küçük apartheid”ın insan duyularını nasıl etkilediğini ve manipüle ettiğini sistematik bir şekilde açıklar.

Lalu, ırk hakkındaki modern düşüncenin izini sürmek ve ırkçılığın sonuçlarına dair derinlemesine bir anlayış geliştirmek için önemli kaynaklar olan William Kentridge, Jane Taylor ve Handspring Puppet Company gibi sanatçıların teatral eserlerini analiz ederek, apartheid sonrası dönemin sanatsal ifadesinin ırkçılıkla nasıl ilişkilendirildiğini gözler önüne serer.

‘Apartheid’ı Ortadan Kaldırmak’, bir öğrenmeyi unutma ve öğrenmeyi öğrenme süreci olarak estetik eğitimin, apartheid sonrası uzlaşmayı yeniden canlandırmak için gerekli olan duyu ve algı ilişkilerinin yeniden kurulmasında ve böylelikle apartheid’ın izlerini silmedeki potansiyelini aydınlatan bir eser.

  • Künye: Premesh Lalu – Apartheid’ı Ortadan Kaldırmak, çeviren: Akın Emre Pilgir, Afrika Vakfı Yayınları, siyaset, 266 sayfa, 2023

Tom Burgis – Talan Makinesi (2023)

Dünyadaki hidrokarbon ve mineral rezervlerinin yaklaşık yüzde 30’una ve dünya nüfusunun yüzde 14’üne sahip olan Afrika kıtasının küresel üretime katkısı 2011’de tam olarak 2000’de olduğu yerdeydi: yüzde 1.

Afrika’nın zengin yeraltı kaynakları, Afrika ülkelerini yağmalamak için iş birliği yapan rüşvetçi siyasetçiler, tüccarlar, bankacılar, lobiciler ve yatırımcılardan oluşan küresel bir ağı cezbediyor.

Afrika’nın yeraltı kaynaklarına yönelik küresel talep arttıkça bir avuç Afrikalı zengin olurken büyük çoğunluğu soyuluyor.

Tom Burgis, ‘Talan Makinesi’nde Afrika’nın sistematik olarak yağmalanmasını kişisel şahitlikleri ve yaptığı mülakatlar yoluyla detaylı olarak inceliyor ve kıtanın kalkınmasının bir mucize olduğunu iddia ediyor.

  • Künye: Tom Burgis – Talan Makinesi: Savaş Ağaları, Baronlar, Kaçakçılar ve Afrika’daki Zenginliğin Sistematik Hırsızlığı, çeviren: Birsen Aybüke Evranos, Afrika Vakfı Yayınları, siyaset, 404 sayfa, 2023

Nancy Folbre – Ataerkil Sistemlerin Yükselişi ve Düşüşü (2023)

  • Ataerkil sistemler nasıl oluyor da ayakta kalabiliyor?
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizliği neden hâlâ bu denli yaygın?

Feminist kuramın uzun zamandır cevabını aradığı bu soruların peşine düşen Nancy Folbre, Marksist siyasal iktisadın eleştirisi ve yeniden formülasyonuyla yola koyuluyor.

Neoklasik iktisat, sosyoloji, psikoloji ve evrimsel biyoloji gibi alanların dahil olduğu son derece kapsamlı bir bilimsel çerçeve içinde, kapitalist kalkınmanın ataerkil sistemlerin devamlılığında büyük rol oynayan çelişkili taraflarını masaya yatırıyor.

Sınıf, toplumsal cinsiyet, yaş, ırk/etnisite ve yurttaşlık temelli eşitsizlik ve sömürünün iç içe geçen yanlarını temel alan “kesişimsel siyasal iktisat” yaklaşımını benimseyen Folbre, mevcut piyasa ekonomilerinde bilhassa savunmasız konumda olan bakım verenleri mercek altına alıyor.

Bakım emeğinin neden değersizleştirildiği veya karşılığının yeterince ödenmediğine dair analizlerinde, çocuk doğurma, çocuk yetiştirme, varlıkların miras bırakılması, fiziksel ve beşeri kaynaklara zor ve şiddet yoluyla el konulması gibi piyasa dışı süreçlere dikkat çekiyor.

Gerek bireyleri gerek toplulukları çelişkili konumlara sokan ve çoğu zaman birbiriyle kesişen kolektif iktidar yapılarından oluşan toplumsal sistemleri tanımlamanın yeni bir yolunu ortaya koyan bu kitap, bazı toplulukların sahip olduğu iktidar ve imtiyazları daha da pekiştirmesini sağlayan pazarlık süreçlerini gözler önüne seriyor.

Ataerkil iktidarın kökenleri, kapitalist kurumların ortaya çıkışı, refah devletlerinin yükselişi, bakım emeğinin iktisadi olarak cezalandırılması gibi tarihsel süreçleri yeniden yorumlayarak, ilerici bir toplumsal dönüşüm için kurulması elzem geniş koalisyonlara yön verecek genel bir iktisadi adalet teorisine duyulan ihtiyacı görünür kılmaya çalışıyor.

  • Künye: Nancy Folbre – Ataerkil Sistemlerin Yükselişi ve Düşüşü: Kesişimsel Bir Siyasal İktisat, çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 400 sayfa, 2023

Kolektif – Devletin Güvenliği Adına (2023)

AKP iktidarında devletin kamusal kimliğini, rejimin ortalama demokratik niteliğini tamamen ortadan kaldıran yeni bir milli güvenlik devleti inşa edildi.

Eldeki derleme ise, bu olağanüstü sürecin sosyo-ekonomik ve ideolojik-düşünsel arka planının, Türkiye’de iktidar ve muhalefetin milli güvenliğe yaklaşımlarını belirleyen eski ve yeni toplumsal/siyasal dinamikleri tartışıyor.

Başka bir deyişle ‘Devletin Güvenliği Adına’, Türkiye’de milli güvenlik siyasetinin bir panoramasını çiziyor.

Soğuk Savaş döneminden günümüze, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne…

ABD’nin milli güvenlik anlayışının yansımalarına ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın oluşumunda dış etkilere…

Ordunun rolünden olağanüstü hal rejiminin biçimlenmesine…

Manisalı gençler davası, 12 Eylül darbesi ve “terörist”-öznenin inşası, AKP iktidarının “devlet sırrı rejimi” gibi, milli güvenlik kavramının soy kütüğünü çıkartmamızı sağlayan vakalara…

Sağ ve sol ideolojilerdeki milli güvenlik anlayışlarından, bu kavramın feminist okumalarına…

Özlem Kaygusuz ve Behlül Özkan’ın hazırladığı derlemede ayrıca İsmet Akça, Mert Arslanalp, T. Deniz Erkmen, C. Akça Ataç, Tuncer Beyribey, Seçkin Çelik, Serhat Güvenç, Funda Hülagü, Okan İrtem, Alper Kaliber, Cangül Örnek, İpek Gencel Sezgin, Ekin Kadir Selçuk, Alper H. Yağcı, Tunahan Yıldız ve Barış Zeren’in katkıları yer almış.

Kitaptan bir alıntı:

“Günümüz Türkiyesi’nde milli güvenlik sadece güvenlik kurumları ve dış politika alanında değil, sosyo-ekonomik işleyiş, kamusal idari yapı, anayasal düzen, ordu-siyaset ilişkileri, demokratikleşme, milliyetçilik/vatandaşlık, toplumsal cinsiyet, din-devlet ilişkileri ve sivil toplum gibi tüm alanlarda iktidarın söylem ve politikalarının ana meşruiyet çerçevesini oluşturmaya devam ediyor.”

  • Künye: Kolektif – Devletin Güvenliği Adına: Türkiye’de Milli Güvenlik Siyaseti, derleyen: Özlem Kaygusuz, Behlül Özkan, İletişim Yayınları, siyaset, 456 sayfa, 2023

Kristen R. Ghodsee – Kızıl Savaşçı Kadınlar (2023)

‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, sosyalist kadın hakları aktivizminin tarihini bu tarihin önde gelen beş figürü üzerinden anlatıyor: Sovyetler’in kadınlara yönelik politikalarına şekil veren teorisyen, siyasetçi ve diplomat Aleksandra Kollontay; kendini halk eğitimine adamış Nadejda Krupskaya; Komünist Parti Kadın Birimi Jenotdel’in kurucularından İnessa Armand; efsanevi keskin nişancı Lüdmila Pavliçenko ve Bulgar Kadın Hareketi Komitesi’nin yirmi iki yıl boyunca başkanı olan Elena Lagadinova.

Bu beş kadının yaşam öykülerinden yola çıkan Kristen Ghodsee, sosyalist kadınların mücadelelerini, başarılarını ve önlerine çıkan engelleri anlatırken geçtiğimiz yüzyılın kadın hakları mücadelesini yaşadığımız çağa bağlıyor.

İç çatışmalarla, çelişkilerle, birlikte çıkılan veya ayrılan yollarla ama aynı zamanda da büyük bir azimle, yaratıcılıkla ve başarılarla dolu beş yaşam öyküsü.

Hayatları boyunca ince bir çizginin üzerinde yürümek zorunda kalan kızıl savaşçı kadınlar kadın mücadelesine büyük bir sadakatle bağlı kaldılar; yeni çözümler ürettiler, siyasi projeler geliştirdiler ve bizlere bugüne dair yeni sözler ederken mutlaka dikkate alınması gereken bir deneyim bıraktılar.

Yirminci yüzyıl kadın hareketine Doğu Avrupa’nın ve Sovyetler’in devrimci politikalarından yola çıkarak bakan ‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, kadın hareketinin, Batı tarihçiliğinin ilgisiz kaldığı sosyalist yönüne ışık tutuyor ve bu hareketin radikal geçmişiyle yeniden bağlantı kuruyor.

Toplumu ve değişmez sanılan kuralları değiştirmek ve daha adil bir dünya kurabilmek için erkek yoldaşlarıyla omuz omuza çarpışan bu kadınların hem uluslararası etkileri hem de başarıları belki gözden kaçırıldı, ama kesinlikle unutulmadı.

Kadın hareketi üzerinde öyle bir etki bıraktılar ki aslında yaşadıkları başarısızlıklar bile ne kadar devrimci olduklarının bir kanıtı sayılmalı.

‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, sadece yirminci yüzyıl kadın hareketine dair yazılan hikâyenin değil, aynı zamanda Sovyetler ve Doğu Avrupa tarihinin de eksik kalan sayfalarını tamamlıyor.

  • Künye: Kristen R. Ghodsee – Kızıl Savaşçı Kadınlar: Beş Devrimci Kadından Dersler, çeviren: Senem Erdoğan, Yordam Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2023

Élise Massicard – Mahalleyi Yönetmek (2023)

Osmanlı Devleti zamanından bu yana yerel yönetimin en alt düzeyini oluşturmakla birlikte şekil değiştirerek de olsa varlığını hâlâ koruyan muhtarlık, en uzun ömürlü kurumlardan biri olarak yurttaş ile devlet arasında aracılık rolünü devam ettiriyor.

Élise Massicard’a göre, muhtar gündelik hayat ile iktidarın kesiştiği noktada yer alıyor, yurttaşların denetlenmesini sağlıyor ve devletin erişilebilir bir makam olduğu duygusunu yaratıyor.

Bu sayede kimi zaman devletin memuru kimi zaman da yurttaşın savunucusu rolünü üstleniyor.

Kapsamlı bir saha çalışmasına dayanan ‘Mahalleyi Yönetmek’, muhtarların muğlak konumlarını, hangi rolleri üstlendiklerini, nasıl çalıştıklarını, usulleri kimi zaman devlet kimi zaman da mahalle sakinleri lehine nasıl esnettiklerini, daha genel olarak da devlet ile yurttaş arasındaki ilişkilerin biçimlenişini araştırıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu çalışma muhtarlık uygulamalarının, tutarlı ve merkezî bir devlet imajını nasıl aynı zamanda hem zedeleyip hem de desteklediğini, söz konusu imajın kendisinin de yurttaşların ve memurların uygulamalarını zorlayıp şekillendirdiğini inceliyor. Dolayısıyla kitabın sorduğu soru, Türk Devleti’nin güçlü olup olmadığına ilişkin değil, söz konusu karşılaşmalar çerçevesinde kurulan ve etkili olan ilişkilerde devletin günlük olarak nasıl üretildiğine ve yaşandığına ilişkindir.”

  • Künye: Élise Massicard – Mahalleyi Yönetmek: Muhtarlar Üzerinden Türkiye’de Devlet-Toplum İlişkileri, çeviren: Olcay Kunal, İletişim Yayınları, siyaset, 373 sayfa, 2023

Byung-Chul Han – Yorgunluk Toplumu (2023)

80’lerle beraber eskilerin “sürat asrı” dediği devri kapatan, hızın sadece fiziksel değil sanal bir dünyada da bir mevzu haline geldiği, insanların, bilginin her an ulaşılabilir olduğu, sosyal ilişkilerin yerini ‘etkileşime’ terk ettiği bir döneme girdik.

Merakımız varsa dahi ilgi duyamıyoruz, dikkat kesilemiyoruz.

Dikkatimiz yazılım arayüzeylerinin arasında, bir yüzeyden diğerine atlamakla meşgul.

Ara’nın yerini hiperaktiflik, yani oradan oraya atlamak aldı.

Yerimizde duramıyoruz.

Gündemimiz aralıksız olarak “güncel”leniyor ve tüm bu bitmek bilmeyen yepyeni şimdiden bezmiş durumdayız, bugün olmazsa yarın…

‘Yorgunluk Toplumu’nu Almanya’da son on senenin en cok satan kitaplarından biri yapan şey kapitalizmin son yirmi yılında ortaya çıkan yeni bir yaşam biçiminin insanı nasıl ufaladığını göstermesi: sıfırı tükettik ve devam ediyoruz, her şey angarya geliyor, devam ediyoruz.

Byung-Chul Han, kapitalist yabancılaşmanın yarattığı birey tipolojisinin nasıl meşgul ve yorgun bir toplum meydana getirdiğini gözler önüne seriyor.

Byung-Chul Han’ın eseri sürüncemede kalmış, depresyondan çıkamayan, sürmenaj olmuş insanın durumuna dair bir başyapıt.

Kitaptan iki alıntı:

“İyi bir hayat yaşama kaygısı, kaldı ki buna başkalarıyla yaşamayı başarmak da dahildir, gitgide hayatta kalma kaygısına dönüşüyor…”

“Prometheus miti, kendi kendisine şiddet uygulayan, kendi kendisiyle savaş halindeki günümüz performans öznesinin psikolojik aygıtının bir sahnesi olarak yeniden yorumlanabilir. Kendisini özgür zanneden performans öznesi aslında Prometheus gibi zincirlenmiştir. Sürekli büyüyen ciğeriyle beslenen kartal, performans öznesinin savaştığı alter egosudur. Böyle bakıldığında Prometheus ile kartal arasındaki ilişki bir kendilik-ilişkisi, bir kendi kendini sömürme ilişkisidir. Kendinde ağrısız olan ciğerin ağrısı ise yorgunluktur. Böylece Prometheus, kendini sömüren bir özne olarak sonsuz yorgunluğa yenik düşecektir. Performans öznesi yorgunluk toplumunun kök-figürüdür.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Yorgunluk Toplumu, çeviren: Çağlar Tanyeri, İnka Kitap, felsefe, 72 sayfa, 2023