Alex de Waal – Yeni Salgın Eski Siyaset (2023)

‘Yeni Salgın Eski Siyaset’, modern dünyanın salgın hastalık tehditleriyle başa çıkmak için nasıl bir savaş senaryosu benimsediğini ve bunun defalarca nasıl başarısız olduğunu araştırıyor.

Avrupa ilk olarak on dokuzuncu yüzyılda koleraya karşı “savaş” ilan etti.

Hastalığı yenemedi ama ulus-devletlerin kuruluşuna ve imparatorlukların amaçlarına hizmet etti.

1918’de grip gerçek bir savaştan çıktı ve ne siyasalar ne de tıp tarafından denetim altına alınmadan dünyayı kasıp kavurdu.

Kırk yıl önce AIDS tıp biliminin güvenine meydan okudu.

AIDS hâlâ bizimle, ama onunla yaşamayı öğrendik, özellikle de toplumsal aktivizm ve özgürleştirici siyaset sayesinde.

Bugün, halk sağlığı uzmanları ve onları dinlemeyen siyasi liderler COVID-19’la “savaşmamız” gerektiği konusunda hemfikir.

Toplumlarımızın bu kadar savunmasız olmasının nedenlerini ele almak yerine, tek tek patojenleri hedef almamız ve onları bastırmamız gerektiği konusunda bir fikir birliği var.

Bu fikir birliğinin yanlış olduğunu savunan Alex de Waal, Antroposen için yeni bir demokratik halk sağlığı savunusu yapıyor.

  • Künye: Alex de Waal – Yeni Salgın Eski Siyaset: Hastalığa Karşı Savaşın İki Yüz Yılı ve Alternatifleri, çeviren: S. Erdem Türközü, Nika Yayınevi, tarih, 300 sayfa, 2023

Aleksandra Kollontay – Sovyet Kadını (2023)

Aleksandra Kollontay (1872-1952), Rus devrimci hareketinin etkili önderlerinden, sınıflar üstü bir kadın mücadelesine kararlılıkla karşı çıkan Marksist bir düşünür, Ekim Devrimi’nin ardından Bolşevik hükümette yer alan ilk kadın komiser (bakan), barış için gösterdiği çabalarla dünyanın saygısını kazanmış bir kadın diplomat…

Kollontay’ın fikirleri, Sovyet Rusya tarihi içinde de Marksist feminizmin düşünsel mirası içinde de yeterince tartışılmadı.

Oysa Kollontay’ın boyun eğmeyen, dolaysız bir üslupla kaleme aldığı yazıları, radikal bir düşünürün ve Sovyet Rusya’da geliştirilmeye çalışılan sosyalist pratiğe sorumluluk hissiyle bağlı bir yöneticinin derinlikli ve önemli düşünceleriyle doludur.

Kollontay’ın yaşamı sırasında görece gölgede kalmasına getirilmiş açıklamalardan biri, aşk, cinsellik ve evlilik meselelerindeki görüşleri fazlasıyla serbest olduğu için sosyalist düzen tarafından bir kenara itildiğidir.

‘Sovyet Kadını’, Kollontay’ın siyasi yaşamının farklı evrelerinde zihnini meşgul eden çeşitli meseleler üzerine yazdığı yazılardan ve yaptığı konuşmalardan derlenmiş on iki makaleden oluşuyor.

Yeni bir toplumun yaratılmasına dair güçlü umutlarla ortaya konduğu açıkça hissedilen bu makaleler, sosyalist kadın hareketinin talepleri, çağdaş burjuva toplumunun yarattığı “cinsel kriz”in nasıl aşılacağı, kadınların özgürleşmesi için sosyalist devletin sorumlulukları gibi pek çok konuda bugün de tartışmalar açabilecek parlak gözlemler içeriyor.

Son bölümde yer verilen Kollontay’ın anıları ise siyaset ve mücadeleyle geçmiş bu ömrün, yeni bir dünya yaratma ülküsünden hiç vazgeçmediğini gösteriyor:

“Benim hayatım, bir örnek olarak eskimiş çifte standart garabetini diğer kadınların hayatından da defetmeye hizmet edebilir. Bu, şahsi varoluşumun en önemli anlamıdır.”

  • Künye: Aleksandra Kollontay – Sovyet Kadını (Seçme Yazılar), çeviren: Deniz Tuna, Yordam Kitap, kadın, 160 sayfa, 2023

Erkin Özalp – Devrim Nasıl Yapılır? (2023)

“Küçük azınlıkların büyük çoğunluklara hükmetmesine son vererek, insanların kendileriyle ilgili her tür kararı özgürce kendilerinin almasını sağlamak mümkün mü?”

“21. Yüzyılda Marksizm ve Sosyalizm” alt başlıklı ‘Teorisyeniniz Devrimciydi’nin yazarı Erkin Özalp, yeni çalışmasında, farklı ülkelerdeki görece yakın tarihli mücadele deneyimlerinden hareketle, yukarıdaki soruya olumlu yanıtlar veriyor.

Kitapta incelenen çok sayıda örnek arasında, Nepal’de Maoistler tarafından yürütülmüş olan gerilla savaşı, Hugo Chávez’in Bolivarcı Devrimi, Meksika’daki Zapatistaların “aşağıdan yukarıya” devrim yapma mücadeleleri, Yunanistan’da Syriza’nın iktidara gelişi ve teslim bayrağını açması, İspanya’da popülizm teorisini hayata geçirmeye çalışan Podemos’un henüz muhalefetteyken yaşadığı dönüşümler ve Avusturyalı komünistlere Graz kentinin belediye başkanlığını kazandıran yerel çalışmalar da bulunuyor.

Sosyalist sistemin çöküşü sonrasında başvurulan mücadele stratejilerini somut deneyimler ışığında değerlendiren Özalp, Türkiye’deki devrim mücadelesinin gereklerini de göz önünde bulundurarak, kitlelerin kendi eserleri olacak, geçmişteki zaafların yeniden ortaya çıkmasına izin vermeyecek ve insanlığın kurtuluşunu yakınlaştırabilecek olan devrimlerin nasıl yapılabileceğini ana hatlarıyla tartışıyor ve somut önerilerde bulunuyor.

  • Künye: Erkin Özalp – Devrim Nasıl Yapılır?: Dünyada Strateji Arayışları, Yordam Kitap, siyaset, 240 sayfa, 2023

Kolektif – Cumhuriyetçilik ve Cumhuriyetler (2023)

 

Yerküreyi kaplayan irili ufaklı çok sayıda cumhuriyetin “başarısız” varlığı etik-politik bir düşünce geleneği olarak cumhuriyet(çiliğ)in de gölgede kalmasını beraberinde getirmiştir.

Çok uzun bir süre biçimsel olarak yükselen pratikler karşısında bir düşünce geleneği olarak cumhuriyetçiliğin suskunluğuna tanıklık edilmiştir.

Sonrasında entelektüel düzeyde bir cumhuriyetçi canlanış/silkeleniş söz konusu olsa da henüz pratikler üzerinde dönüştürücü bir etkiden bahsetmek güç.

Cumhuriyetleşememiş cumhuriyetler dünyasında teoriyle pratik arasındaki devasa boşluk her iki alanı da sorunsallaştırmayı zorunlu kılıyor.

Dünyanın farklı coğrafyalarından 27 bilim insanının katkı sunduğu ‘Cumhuriyetçilik ve Cumhuriyetler: Teoriyi Derinleştirmek, Pratiği Sorgulamak’, bir yandan siyaset felsefesinin önemli kavramlarından olan cumhuriyetçiliği tartışmayı, temel kavram setleri etrafında dönen imkanları, alanın önde gelen isimleriyle görünür kılmayı çabalarken öte yandan Batı dışı çeşitli ülke deneyimlerini de içerecek şekilde cumhuriyetçi pratiklerin sorgulamasını yapmayı amaç ediniyor.

Ayrıca 100. yıl çalışmalarına-tartışmalarına doğrudan katkı sunmak amacıyla çeşitli yazılardan oluşan bir Türkiye bölümü de bulunuyor.

Kitap, pratiğin krizine karşı “büyük fikirler”in etkisini yitirdiği bir çağda büyük bir geleneği hatırlamaya, onu yeniden büyütmeye çağrı yapıyor.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyetçilik ve Cumhuriyetler: Düşünceyi Derinleştirmek Pratiği Sorgulamak, derleyen: Selman Saç, Nika Yayınevi, siyaset, 504 sayfa, 2023

Frédéric Gros – Güvenlik İlkesi (2023)

Güvenlik, politikada ve medyada günümüzün en önemli bahis konularından birini oluşturur.

Kamusal tartışmalarda sorumlu siyasetçilerin dilinden hiç düşmez: Güvensizlik duygusunun artmasından yakınılır, güvenliğin güya özgürlüklerin ilki olduğu ilan edilir, işsizlik ve ekolojiyle birlikte halkın en önemli sorunlarından biri olduğu saptanır, çocuğun gelişiminin ve yetişkinin mutluluğunun vazgeçilmez koşulu haline getirilir.

Öte yandan birkaç yıldan beri “gıda güvenliği”, “enerji güvenliği”, “insan güvenliği” gibi yeni terimler ortaya çıktı.

Son olarak, güvenliklerle ilgili ekonomik sektörün her biçimi (enformatik, ev otomasyonu, gözetim) büyük bir gelişme içerisinde.

Ama bu güvenlik denen şey nedir?

Bir duygu mu, siyasi bir program mı, maddi güçler mi, bir sis bulutu mu, bir umut mu, patolojik bir takıntı mı, bir meşruiyet kaynağı mı, pazarlanan bir mal mı, bir kamu hizmeti mi?

Fransız filozof Frédéric Gros, bu eserinde güvenlik kavramına tarihsel bir yaklaşım getirerek Stoacılardan sosyal ağlara kadar geçirdiği evrimi inceliyor.

Gros’nun bu kışkırtıcı incelemesi, güvenliğin hem geçmişteki anlamlarına hem de günümüzdeki kullanımlarına ışık tutarak, güvenliğin günümüzdeki suiistimallerini ve gündelik yaşamdaki yaygınlığını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Frédéric Gros – Güvenlik İlkesi, çeviren: Servet Ugan, Kolektif Kitap, siyaset, 248 sayfa, 2023

Mehmet Süreyya Karakurt – Devrimci Yol Hareketi (2023)

Devrimci Yol’la ilgili pek çok anı, nehir söyleşi, kasaba/kent//bölgesel sözlü tarih anlatıları yayımlandı.

Fakat hiçbiri, hareketin bütününü kapsayan bir analitik değerlendirme yapmaya girişmedi.

Belki nedeni, bütünün yeterince görülebilir olmamasıydı.

Ancak yıllar içinde oluşan külliyatla bütünsel tablonun önemli bir kısmı aydınlanmaya başladı.

Bu kitap tam da böyle bir dönemde, mevcut külliyatı da değerlendirerek, ilk defa hareketin bütünsel bir fotoğrafını çekme denemesine girişen bir çalışma.

Sadece fotoğraf çekmekle de kalmıyor, hareketin ideolojik ve fiziki varlığını masaya yatırıyor ve adeta bir otopsi yaparcasına neşteri her uzva atıyor.

Hareketin ideolojik çizgisi ve kritik kavramları; 1975-77 gençlik hareketi döneminde Ankara/İstanbul eksenlerinde Dev-Sol ayrılığına dek gidecek tarz farklılığı; sonraki halk hareketi döneminde Ankara, Fatsa, Artvin, Yeni Çeltek, Malatya/Elazığ, Adana ve Ege bölgeleri karşılaştırmalı olarak ele alınıyor.

Ardından Demokrat gazetesinden, hareketin kadro yapısına, askerî örgütlenmeden partileşme sürecine dek merkezî organlar ve süreçler değerlendiriliyor.

Sonuç bölümünde ise yenilginin nedenlerine dair bir sorgulama ile harekete dair bütünsel bir değerlendirmenin ana hatları ortaya konuyor.

Derinlikli bir tartışma açısından ciddi bir referans kitap.

  • Künye: Mehmet Süreyya Karakurt – Devrimci Yol Hareketi, Nota Bene Yayınları, siyaset, 576 sayfa, 2023

Jenny Huberman – Dijital Kapitalizmin Ruhu (2023)

2000’li yılların başlarında kamu kültürünün, işbirliğinin ve bilginin zaferi olarak görülen dijital teknolojiler ve bu teknolojilerin beslediği dijital kültür, aradan geçen yıllar içinde kapitalizmin en sağlam çarklarından biri hâline geldi.

Dünyayı birbirine yaklaştıran ağların, gönüllü topluluklarının, kitlekaynağının gücünü fark eden Silikon Vadisi’nin teknoseçkinleri, iş dünyasının guruları, girişimciler ve risk sermayedarları son yıllarda bu yeni kültürü kapitalizmin insanlığa bir “armağanı” ve kapitalizm hakkındaki olumsuz kanaatlerin haksız çıkışının bir belirtisi olarak görüyorlar.

Bu kitapta Jenny Huberman bu iddiayı enine boyuna sorgulayıp değişenin kapitalist düzenin kendisi değil, yüzü ve araçları olduğunu ileri sürüyor.

Dijital dünyanın yarattığı imkânların kapitalist sistem tarafından kısa sürede yeni sermaye birikimi, tahakküm ve el koyma biçimleri yaratmak için nasıl kullanıldığını ortaya koyuyor.

Bu yeni biçimleri meşrulaştıran ideolojilerin hangileri olduğunu soruyor.

Bu ideolojilerin, kamu yararını ve açık kaynakları, küçük bir grup ayrıcalıklı insanın elinde toplanan üretim ve propaganda araçları hâline getirdiğini ifşa ediyor.

  • Künye: Jenny Huberman – Dijital Kapitalizmin Ruhu: Emek, Sermaye ve Sömürünün Değişen Kisvesi, çeviren: Melih Pekdemir, Fol Kitap, siyaset, 264 sayfa, 2023

Jason Hickel – Bizi Ayıran Uçurum (2023)

Kalkınma sürecinde işlerin yolunda gittiği, dünyanın Güney’inin Kuzey’ini neredeyse yakaladığı, yoksulluğun son 30 yılda yarı yarıya azaldığı, 2030’a gelindiğinde yeryüzünden bütün bütün silineceği söyleniyor.

Oysa dünyanın en güçlü devlet ve şirketlerinin desteğiyle anlatılan bir masal bu.

1960’dan bu yana Kuzey ile Güney arasındaki gelir farkı neredeyse üç katına çıktı.

Günümüzde 4,3 milyar insan, yani dünya nüfusunun yarısından fazlası, günde 5 doların altında bir kazançla yaşamak zorunda.

Öte yandaysa dünyanın en zengin 8 insanı insanlığın yarısının toplam gelirine denk bir serveti yönetiyor.

Peki bu uçurumu yaratan ne?

On beşinci yüzyıldan bu yana Batı’nın dünyanın kalanını sömürmüş olmasının yol açtığı tahribat bir yana, yoksul ülkeler bugün de küresel ekonomik sisteme eşit koşullarda katılmıyor.

Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kuruluşlar eliyle Güney ülkelerine dayatılan yapısal reformlar ekonomilerine kasıtlı olarak zarar veriyor, Dünya Ticaret Örgütü’nün getirdiği kurallar da eşitsiz mübadeleyi körüklüyor.

Dahası, Kuzey’in sömürüsünün yarattığı yoksulluğa artık küresel iklim krizinin olumsuz sonuçları ekleniyor.

‘Bizi Ayıran Uçurum’, sorunları geçmişi ve bugünüyle berrak bir şekilde ortaya koyan bir kitap.

Küresel ekonomi içinde yoksulluğa getirilecek ekonomik çözümler ile iklim felaketine getirilecek ekolojik çözümleri birlikte düşünüyor.

Jason Hickel’ın Türkçe basıma özel önsöz ve sonsözüyle.

  • Künye: Jason Hickel – Bizi Ayıran Uçurum: Küresel Eşitsizliğe ve Çözümlerine Dair Kısa Bir Kılavuz, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, siyaset, 360 sayfa, 2023

Umut Şahverdi – Kemalizmden İslamcılığa (2023)

Bu kitap, Türkiye’de devlet ideolojisinin 1923’ten günümüze uzanan değişimini ve Kemalizmden İslamcılığa doğru dönüşümünü ele alıyor.

Bunu da literatüre iki özgün katkı ile gerçekleştiriyor.

Birincisi, yazar Umut Şahverdi Türkçe okuru ülkemizde pek tanınmayan ancak devlet ve sistem kuramları konusunda son derece özgün teorik açılımlar yapan Alman düşünür Niklas Luhman’ın “sistem teorisi” ile tanıştırıyor.

Eserinde de Luhman’ın sistem teorisini Marksist teori ile tartışarak Türkiye’de devlet ideolojisinin dönüşümüne dair bir kuramsal çerçeve oluşturuyor.

İkinci katkıysa, yazarın bu çerçeveyi soyut iddialarla değil, somut kaynaklara dayandırarak ele alışı oluyor.

Bu doğrultuda Milli Eğitim Bakanlığı’nın 1923’ten günümüze eğitim programlarına dair özgün kaynakları değerlendiriliyor.

Yazar, Türkiye’deki ilk ve orta öğretim seviyelerindeki yurttaşlık, din ve tarih eğitiminin içerik, bakış açısı ve odak noktasındaki ideolojik değişimler üzerinden elde edilen bulguları temel alarak iddiasını kanıtlıyor.

Çalışmanın ilk kısmında eğitim, okul, derslik, öğretmen gibi kavramları ve genel eğitim teorilerini tartışan yazar, Cumhuriyet’in kurucu ideolojisi olan Kemalizmin ilkelerini tartıştıktan sonra ikinci kısımda Türk eğitim sistemindeki değişiklikleri izleyebilmek ve tanımlamak için ampirik araştırmaların sonuçlarını paylaşıyor.

Konuyla ilgileri bağlamında özellikle seçilmiş üç ders -yurttaşlık, tarih ve din dersleri- üzerinden hem ders içeriklerindeki değişimleri ve bu derslerin saatleri vs. hakkında ulaşılan istatistikleri, hem de öğretmenlere Talim Terbiye Kurulu tarafından gönderilen yönergeleri inceleyerek ve bunların karşılaştırmalı analizini yaparak elde edilen bulgular, kitabı konuyla ilgili olarak kaynak kitaplardan biri haline getiriyor.

Resmi ideolojinin iki önemli dayanağı olan Kemalist milliyetçilik ve laiklik, ulusçuluktan ümmetçiliğe uzanan dönüşüm süreci ve kadınların giderek azalan oranda ekonomi ve eğitime katılımı konularıyla bağlantılı olarak, kitabın odağında yer alan diğer konular.

Türkiye’de devlet ideolojisinin 1950’lerin başında Kemalizm’den uzaklaşarak geçiş aşamasına girdiğini, bu geçişin devlet ideolojisini tersine çevirecek kadar önemli olmadığını ancak 1980 darbesinin bu dönüşüm aşamasına geçişi ateşlediğini ortaya koyan çalışma, 2002 yılında iktidara gelen AKP döneminde bu dönüşümün geldiği aşamanın da detaylarıyla fotoğrafını çekiyor.

Kitap bu özgünlükleriyle kesinlikle konuyla ilgili temel kaynaklardan birisi olma özelliğini taşıyor ve tüm okurlar, akademisyenler için önemli bir eser haline geliyor.

Özellikle öğretmen, öğretmen adayları ve tabii ki öğrenciler için ise vazgeçilmez bir başvuru kitabı.

  • Künye: Umut Şahverdi – Kemalizmden İslamcılığa: Türkiye’de Devlet İdeolojisinin Dönüşümü, Nota Bene Yayınları, siyaset, 272 sayfa, 2023

Merve Kayaduvar – Şehir Hastaneleri (2023)

Türkiye sağlık alanında piyasalaşma-metalaşma sürecini derinleştiren Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın ikinci fazı olarak nitelendirilen Şehir Hastaneleri Projesi ile sağlık hizmetleri üretim sürecinde radikal değişiklikler ortaya çıktı.

Devasa büyüklüğe ve yüksek yatak sayısına sahip entegre sağlık kampüsleri şeklinde inşa edilen Şehir Hastaneleri, kamu özel ortaklığı modeli çerçevesinde kamu ve yüklenici şirket tarafından birlikte yönetiliyorlar.

Dolayısıyla, şehir hastaneleri ile birlikte sağlık hizmetleri alanında büyük bir yönetsel ve mekânsal dönüşüm gerçekleşti.

Bu çalışma, şehir hastanelerinin sağlık emek sürecinde ortaya çıkardığı etkilerin emek süreci kuramı çerçevesinde bütünlüklü bir çözümlemesini konu alıyor.

Bu bağlamda, yazar şehir hastaneleriyle birlikte sağlık emek sürecinde yeni bir emek rejimi ortaya çıktığını ve bu rejimin Neoliberal Emek Rejiminin bir türü olarak “Abulik Emek Rejimi” olarak tanımlanabileceğini iddia ediyor.

Abuli rahatsızlığı bulunan kişiler “abulik” olarak tanımlanırlar ve bu kişilerin irade ile karar verme, inisiyatif alma ve kullanma, istemli harekette bulunma, iradesini kullanma yetenekleri azalmıştır ya da bu kişiler bu yeteneklerden yoksundur.

Sağlık emek gücü üzerinde abuli hastalığının semptomlarına benzer etkiler yaratan yeni emek rejimi de sağlık çalışanlarının hizmet üretimi üzerindeki özerklik ve denetimlerinin azalmasına veya ortadan kalkmasına yol açarak sağlık çalışanlarının kendi iradi davranışlarını, inisiyatif kullanma imkanlarını, karar alma ve uygulama yeteneklerini sınırlıyor veya ortadan kaldırıyor.

Şehir hastanelerinde “Abulik Emek Rejimi” altında klinik özerkliğini ve otonomisini kaybeden, inisiyatif kullanamayan ya da kullanmaktan çekinen, irade gösteremeyen çalışanlar, yabancılaştırıcı ve yalnızlaştırıcı etkilere maruz kalıyorlar.

Sağlık hizmeti üretim mekânının fabrikalaştığı, sağlık hizmeti üretiminde tasarımın uygulamadan ayrılması, parça başı ücrete eş değer hizmet başı ödeme sistemi, çalışma temposunun yönetim tarafından belirlenmesi, mutlak artı değeri artırmaya yönelik çalışma saatlerini ve mesai dışı çalışmayı, göreli artı değeri artırmaya yönelik iş yoğunluğunu ve üretkenliği artırmaya dönük uygulamalar, yoğun emek denetimi, artan yönetim baskısı gibi Taylorist yönetim ilkelerinin yaygınlaştırıldığı bu süreçte sağlık çalışanları da üretim bandında çalışan işçilere dönüşüyorlar.

Başka bir ifade ile, şehir hastaneleri sağlık çalışanlarının tekelci kapitalizm sürecinde fabrikada Taylorizm’le birlikte işçileşmesi sürecine benziyor. Taylorizm’in hedefi, işyerini bir işçinin gerek duyduğu tek niteliğin itaat olduğu bir tarzda yapılandırmaktır.

İşçinin üretim bandı üzerinde yaptığı en temel hareketlere kadar tüm aktiviteleri işçiye dikte edilir ve denetlenir.

Yaratıcılık, inisiyatif, yenilikçilik gibi diğer bütün insani nitelikler işçinin elinden alınır.

Yazarın sağlık emek sürecinde “Modern Zamanlar” olarak nitelendirdiği şehir hastanelerinde de çalışanlardan beklenen itaatkâr zihin ve bedendir.

Abulik emek rejiminin düşünmeden işleyen mekanik aygıtlara dönüştürmeye çalıştığı sağlık çalışanları, her geçen gün kendi emeğine, emek sürecine, kendi türüne ve kendisine yabancılaşmaktadır.

Bu çalışma, şehir hastanelerinin yeni bir sağlık hizmeti üretim mekânı ve çalışma örgütlenmesi olarak sağlık emek sürecinde yaşanan klinik otonomi ve inisiyatif kaybı, denetimin ve gözetimin yoğunlaşması, sağlık çalışanları arasında rekabetin teşvik edilmesi ve mesleki dayanışmanın ve kolektif mücadelenin azalması gibi süreçleri nasıl derinleştirdiğini ve bu süreçlere bağlı olarak ortaya çıkan vasıfsızlaşma, proleterleşme ve yabancılaşma gibi olguların şiddetini artırarak nasıl yeni bir emek rejiminin ortaya çıkardığını alan araştırması bulgularından yola çıkarak ortaya koyuyor.

  • Künye: Merve Kayaduvar – Sağlık Emek Sürecinde “Modern Zamanlar”: Şehir Hastaneleri, Nota Bene Yayınları, sağlık, 326 sayfa, 2023