Tuğçe Kelleci – (Post)kolonyalizm (2023)

Postkolonyalizm, Türkiye’de akademik, entelektüel ve politik çevrelerde gecikerek de olsa etkili bir düşünce akımı oldu.

Ancak içerdiği eleştirelliğe rağmen o da araçsal aklın hizmetine girmekten kurtulamadı.

Bu çalışma çok önemli bir istisna oluşturuyor: Eleştirel düşünceyi postkolonyalizmin kendisine yönelterek sorgulanmadan alınıp tekrar edilen veya uyarlanan önkabulleri titiz bir teorik tartışmaya açıyor.

Başlıca argümanları, postkolonyal çalışmaların Doğu-Batı ikiliğini kültürel söylem içinde yeniden üretmekten ve postkolonyal özneyi özcü bir bakışla değişmez bir “öteki”ne indirgemekten kaçınamadığı, kolonyal karşılaşmadaki yeniden özneleşme sürecini tek yönlü bir iktidar bakışıyla sınırladığı ve kültürel olana odaklanarak siyasal melezliği ihmal ettiği.

Kitap, postkolonyal literatüre hâkim olmakla yetinmeyerek ilmek ilmek dokuduğu düşünsel bir bütünlük için Foucault ve Lacan’ı da tartışmaya çağırıyor.

Postkolonyalizm çalışmalarına Lacan ve Foucault’ya dayalı bir perspektifle yeni bir açılım getirirken, bu tartışmaları postkolonyal öznenin konumlandırılışı üzerinden yaparak ve özneyi merkeze alarak farklı bir bakış açısı sunuyor.

Çalışma kuramcı olarak Lacan ile Foucault’yu, Fanon ile Bhabha’yı, kavramsal olarak “arzu” ile “iktidarı”ı, “melezlik-taklit” ile “maduniyet”i aynı metinde yoğurmakta, özne tartışmasını ise Postkolonyal olanın kendisini tekrar kolonyal olan içinde bulması süreci çerçevesinde teorik biçimde yapıyor.

Böyle bir girişim ve çabanın uluslararası ilişkiler disiplini içinden gelmesi dikkat çekicidir ve oldukça değerli.

Aynı zamanda Uluslararası İlişkiler çalışmalarının alanını genişletiyor, disiplinin büyük ölçüde ihmal ettiği özne tartışmasını Postkolonyalizm bağlamında gündeme getiriyor ve alanla ilgili kuramsal tartışmalara önemli bir katkı sağlıyor.

  • Künye: Tuğçe Kelleci – (Post)kolonyalizm: Özne, Arzu ve Siyasal Melezlik, Siyasal Kitabevi, felsefe, 328 sayfa, 2023

Nesimi Gökşen – Devletin Subayı, Subayın Devleti (2023)

Nesimi Gökşen’in ‘Devletin Subayı, Subayın Devleti’ kitabı, 27 Mayısçıların ama onun da ötesinde 27 Mayıs’a giden yolda asker içerisindeki öbekleşmelerin temel motivasyonunu anlamaya çalışıyor.

Siyasetçilere güvensizliği, siyasete yüklenen pejoratif anlamı, ülkenin geri kalmışlıktan kurtarılması misyonunu asker içinden görerek, kuşak ve ekol detaylarında gezinerek, topluma “müdahale” misyonunu nasıl edindiklerinin kaynaklarına giderek, askerin toplumsal hayattaki “kaygı”larını irdeleyerek 27 Mayıs’ın farklı bir veçhesini ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“İnönü ile Menderes dönemindeki birbiriyle ardışık gizli örgütlenmelerin gerekçelerine bakıldığında, üyelerindeki kuşak/ zihniyet farklılığına rağmen, bazı temel noktalarda bir ‘süreklilik’ söz konusuydu. Bu süreklilik, kışlalarda genç subayların ‘n’olacak bu memleketin hali’ sorusuna aradıkları ‘benzer’ yanıtlarda gizliydi. Bu yönüyle, geri kalmışlıktan kurtarmak görevini, Milli Şef Dönemi gizli örgütlenmelerinden miras alan bu genç kurmaylar, Prusya askerî ekolüyle eğitim görmüş seleflerinden farklı olarak Amerikan askerî ekolüyle yetişen 1920’ler kuşağını temsil ediyorlardı. Fakat subaylar nezdinde bu iki ekol arasında kesin kopuş olduğunu söylemek mümkün değildir. Melez bir askerî yapının hâkim olduğu ordu içindeki illegal oluşumları hayata geçiren temel gerekçe ‘ülkeyi geri kalmışlıktan kurtarmak’ olsa da, 27 Mayıs Askerî Müdahalesi’nin harekât sürecinde subayların temel motivasyon kaynağı, siyasal-toplumsal muhaliflerin ‘özgürlük/demokrasi’ talepleriydi.”

  • Künye: Nesimi Gökşen – Devletin Subayı, Subayın Devleti: Cuntalar, Darbe ve İktidar Savaşı (27 Mayıs 1960), İletişim Yayınları, siyaset, 392 sayfa, 2023

Çağdaş Sümer – Düzenini Arayan Osmanlı (2023)

Osmanlı tarihini devlet-toplum karşıtlığı üzerinden okuyan ve özellikle İmparatorluğun uzun on dokuzuncu yüzyılında yaşanan siyasal çatışmaları milliyetçiliklerin kaçınılmaz mücadelesini merkeze alarak açıklamaya çalışan hâkim yaklaşımlar, giderek daha fazla itiraz ve eleştiriyle karşılaşıyor.

Bununla birlikte, söz konusu hâkim yaklaşımların yerini alabilecek, bütünlüklü bir alternatif anlatının inşası için daha fazla kuramsal tartışma ve ampirik araştırmaya duyulan ihtiyaç azalmadı.

Bu ihtiyacın giderilmesinde hayati önem taşıyan sınıf mücadelesi odaklı çözümlemeler, Osmanlı tarihyazımının ‘‘kayıp halkası’’ olmayı sürdürüyor.

‘Düzenini Arayan Osmanlı’, Eski Rejimden II. Meşrutiyet’e uzanan uzun bir dönem boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet oluşumunun farklı evreleriyle siyasal çatışma dinamikleri arasındaki ‘‘eş-kurucu’’ ilişkiye odaklanarak, sınıf mücadelesi odaklı bir anlatının oluşmasına ve ‘‘kayıp halkanın’’ ortaya çıkarılmasına katkıda bulunuyor.

Bir yandan Osmanlı eski rejiminin sonunu getiren kriz dinamiklerini ele alan çalışma, diğer yandan da demokratik devrim, pasif devrim ve karşıdevrim uğraklarının özgüllüklerini ortaya koyarak Marksist burjuva devrimi kuramını Osmanlı örneği üzerinden yeniden tartışıyor.

İmparatorluğun farklı tarihsel coğrafyalarında sınıf mücadelesinin ürünü olan çeşitli siyasal çatışmaları ayrıntılı bir şekilde değerlendiren kitap, devlet-toplum, seçkin-madun, Müslüman-Gayrimüslim gibi ikiliklerin ötesine geçen bir çözümleme öneriyor.

‘Düzenini Arayan Osmanlı’, günümüzde büyük anlatılardan uzak durma ve aşırı uzmanlaşma eğilimleri nedeniyle bir kenara bırakılan 1960’ların verimli
 “düzen tartışmaları”nı yeni araştırma ve yaklaşımların ışığında sürdürmeye yönelik bir çağrı olarak da okunmalı.

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki çoklu kriz dinamiklerini, farklı siyasal çatışmaları ve devlet aygıtındaki değişim ve dönüşümü bütünlüklü ve ilişkisel bir şekilde kavrama çabasının ürünü olan ve Marksizmin açıklayıcı gücünü bir kez de Osmanlı çalışmaları bağlamında ortaya koyan ‘Düzenini Arayan Osmanlı’yı, sadece konunun uzmanları değil, Osmanlı’ya, tarihe ve Marksizme meraklı herkes ilgiyle okuyacaktır.

  • Künye: Çağdaş Sümer – Düzenini Arayan Osmanlı: Eski Rejimden Meşrutiyet’e Osmanlı’da Siyasal Çatışma ve Rejimler, Yordam Kitap, tarih, 400 sayfa, 2023

Efe Baştürk – Foucault’dan Rancière’e Gelecek Demokrasi (2023)

 

Bu kitap çağdaş felsefenin mimarları Foucault, Derrida, Agamben, Rancière ve Nancy’nin politik düşüncesinin izini sürüyor.

Foucault’da delilik ve kapatılmadan Rancière’in ‘Cahil Hoca’sına, Derrida’da tekillik ve konukseverlikten Agamben’de dil ve sessizliğe uzanan bir yol izliyor.

Bu kitaptaki ‘çağdaş’ düşünürlerin ortak problemi, polisin (kent devletinin) başlangıçtan beri idealize edilmiş bir mükemmelliği dayatma hakkı ve yetkisiyle ortaya çıkmasıdır.

Politikanın birlikte düşünüldüğü kavram veya ilkeler yeniden ele alınmalı veya bu kavram setlerinin ‘politik’ nitelikleri gözden geçirilmelidir.

Bu çağdaş düşünürlerin ortak bir özelliği de felsefenin politikadan farkını bir ‘açıklık’ düşüncesi bağlamında ele almalarıdır.

Burada eleştiri, politik olanın temelsizliğini göstermeyi değil, bu ‘temel’ düşüncesinin ‘temelsizliğini’ ifşa etmeyi hedefliyor.

  • Künye: Efe Baştürk – Foucault’dan Rancière’e Gelecek Demokrasi, Fol Kitap, siyaset, 240 sayfa, 2023

Sema Erder – Yeni Nesil Popülizm ve Kentsel Gerilim (2023)

Pendik İslâmcı siyasetin simgesel mekânlarından biri olarak gündeme gelmemiş olsa da neden çoğunlukla AKP’ye oy veriyor?

Sema Erder, bu bölgede kimi “beyaz Türklerin” AKP’nin yerel siyaset anlayışını destekleme dinamiklerini irdeliyor.

‘Yeni Nesil Popülizm ve Kentsel Gerilim’de Sema Erder, yaklaşık 25 yıl önce yaptığı Pendik araştırmasını yenileyerek, capcanlı bir kentsel değişim hikâyesi anlatıyor.

Bu hikâye üzerinden, Türkiye’nin toplumsal değişim dinamiklerine dair keskin gözlemlerde bulunuyor.

Pendik, hızlı kentleşme sürecinin vardığı “post-kentleşme” aşamasının hareketli bir sahnesidir.

Post-kentleşme de, küreselleşmenin bir veçhesi.

Nitekim Pendik, “dünya kenti İstanbul” olgusunun bir çehresini oluşturuyor.

Sema Erder, küreselleşmenin de farklı çehreleri olduğuna dikkat çekiyor.

Pendik’in karşısına dikilen sorular, “her yer” için geçerli: “Hangi küreselleşmeyle eklemleşmeli? Formelle mi? Enformelle mi? Yeraltıyla mı? Hepsiyle mi?”

Kitabın önemli başlıklarından biri de, yeni nesil popülizmin bir gerilim ekseni olarak “AK Camia” – “Beyaz Türkler” ilişkisi ve genel olarak yerel siyaset.

Kitaptan bir alıntı:

“Yeni nesil popülizmin sadece kendine biat etmeyen ya da dışladıkları cemaatleri değil, 1960 sonrasında sanayileşme hamleleri sonrasında oluşan yeni kentli esnaf/zanaatkâr, bürokrat ve teknokratlardan oluşan ücretli gelire sahip orta sınıfları ve örgütlerinden başka koruyucusu olmayan işçileri de dışladığını biliyoruz. Kentli orta sınıfları dışlayarak, küreselleşmeyle eklemlenmeyi sağlayan yeni orta sınıfları seçen yeni nesil popülizmin ürettiği ‘teknoloji kenti’ olarak Pendik, bu yeni ilişkileri gözlemlememize de imkân vermektedir.”

  • Künye: Sema Erder – Yeni Nesil Popülizm ve Kentsel Gerilim: Pendik Örneği, İletişim Yayınları, siyaset, 236 sayfa, 2023

Yaşar Ayaşlı – Eski ve Yeni Faşizm (2023)

Ülkede seçim kazanıp koalisyon hükümetleri kurarak yığınak yapan, merkezî siyasetteki yerini ve kitle tabanını gittikçe genişleten faşizm, günümüzde çok daha güncel, çok daha acil ve çok daha ciddi bir tehlike.

Yaşar Ayaşlı, faşizmin arka planı, ideolojik kökenleri, doğuşu ve gelişme aşamalarını; her aşamadaki örgütlenme, siyaset ve iktidar etme tarzlarını; ayırt edici özelliklerini; günümüzde aldığı şekil de dahil olmak üzere, bugün inceleme ve tartışma konusu olan hemen hemen bütün sorunları ele alıyor.

  • Faşizm, geçmişe ait bir kötü bir hatıra mı sadece?
  • Yoksa, aynı zamanda, ayak seslerini işittiğimiz, önlenmesi gereken bir tehdit mi?

Yaşar Ayaşlı, ‘Eski ve Yeni Faşizm’ kitabında, faşizmin yükselen bir tehdit olduğuna dikkat çekiyor, dünya halklarına korkunç acılar ve felaketler yaşatmış bu belayı tanımanın güncel önemine vurgu yapıyor.

Faşizmin doğuşunu, tarihsel ve sosyal bağlamını, hareket olarak oluşumunu, karakteristik özelliklerini, iktidara gelişini, türevlerini, mutasyonlarını, tanımlarını ve yeni biçimlerini materyalist tarih anlayışı ışığında irdeliyor.

Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Asya’dan Japonya ve Orta Doğu’ya kadar uzanan tezahürlerini, olgular ile teorik ve siyasi arka planları arasında uyum sağlayarak gözler önüne seriyor.

Eski ve yeni faşizmle ilgili kritik önem taşıyan sorulara yanıtlar üretiyor.

Yaşar Ayaşlı, çalışmasını Marksist teorisyenlere dayandırırken, Marksist faşizm teorisini itibarsızlaştırmaya çalışan, faşizmin çarpık bir resmini sunan liberal/reformist faşizm yorumlarıyla da hesaplaşıyor.

‘Eski ve Yeni Faşizm’, faşizme karşı mücadelenin tanığı ve sanığı olmuş eski bir politik militanın kaleminden bir faşizm tarihi, eski ve yeni biçimleriyle faşizmi anlama kılavuzu.

  • Künye: Yaşar Ayaşlı – Eski ve Yeni Faşizm, Yordam Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2023

 

Eva Haifa Giraud – Veganlık (2023)

  • Veganlar tam olarak neye inanıyor ve veganlık neden eleştirilen bir toplumsal hareket hâline geldi?
  • Veganlık; sürdürülebilirlik, hayvan çalışmaları ve medya hakkındaki daha kapsamlı tartışmalarla yolunu nasıl açıyor?

Eva Haifa Giraud, gıda aktivizmi ve sosyal adaletten beslenen vegan politikalarının; argümanlarını, eleştirilerini ve etrafındaki tartışmaları ele alıyor.

Edebiyat, hayvan çalışmaları ve coğrafyaları, ekofeminizm, posthümanizm, eleştirel ırk teorisi ve yeni materyalizm gibi alanlara temas eden Giraud, özgün bir teorik müdahale ile karşımıza çıkıyor.

Giraud’ya göre veganlık, insanların hayvanlarla ilişkisine dair alışılagelmiş normları ve varsayımları yıkarak, “bir beslenme biçiminden daha fazlası” olma yönünde radikal bir politik potansiyele sahiptir.

Punk estetiğine sahip yemek tarifi kitaplarından sosyal medya kampanyalarına kadar bir dizi örnekten yola çıkan Giraud, veganlığın taşıdığı gücün nasıl ticarileşerek karmaşıklaştığını gösteriyor ve veganlığı radikal bir toplumsal hareket olarak yeniden ele almak için yeni kavramsal çerçeveler ortaya koyuyor.

  • Künye: Eva Haifa Giraud – Veganlık: Siyaset, Pratik ve Kuram, çeviren: Pınar Üzeltüzenci, Akademim Yayıncılık, siyaset, 308 sayfa, 2023

Taner Timur – Osmanlı Kültüründe “Delilik” Sorunsalı (2023)

Taner Timur’un bu kitabı, ülkemizde tıp alanı dışında pek fazla incelenmemiş olan “delilik” konusunu tarihsel ve toplumsal açılardan ele alıyor.

Gündelik dilde “deli” sözcüğünü çok kullanmamıza rağmen, siyasi tahlillerde “toplumsal paranoya”lara, “kolektif şizofreni”lere sıkça gönderme yapmamıza rağmen, yine de Türkiye’de deliliği çok boyutlu olarak kavramaya yönelik genel bir eksiklikten ve ilgisizlikten söz etmek mümkün.

Oysa konu giderek önem kazanıyor çünkü yalnızca toplumsal psikoloji alanında değil, bireysel anlamda da Türkiye’de ruh sağlığı konusunda son yıllarda bir vahimleşme yaşandığı tıbbi verilerle ortada.

Osmanlı’da deliliği ve delileri merak etmekle işe başlayan Taner Timur, Cumhuriyet tarihine doğru genişlettiği araştırmasında şu soruların peşine düşüyor:

  • Deliliğin diğer hastalıklardan farklı olarak organik nedenlerden kaynaklanmayan, çağlara ve ülkelere göre değişen “ideolojik” biçimleri var mıdır?
  • Batı’da ve Osmanlı’da deliliğin ortaya çıkış koşulları ve delilere nasıl bakıldığı ne açılardan farklıdır?
  • Bu farklılıkların oluşmasında dinin ve siyasetin etkisi nedir?

‘Osmanlı Kültüründe “Delilik” Sorunsalı’, farklı tarihsel dönemlerin toplumsal-siyasi koşullarıyla delilik arasındaki bağlantıları ortaya koyan ilgi çekici bir araştırma.

  • Künye: Taner Timur – Osmanlı Kültüründe “Delilik” Sorunsalı, Yordam Kitap, tarih, 160 sayfa, 2023

Kolektif – Cumhuriyet: Asırlık Bir Muhasebe (2023)

Cumhuriyet’i kadınlar, siyasal düşünceler, toplumsal, siyasal, ekonomik, diplomatik değişim ve sanat açısından ele aldığımız bu eser ortaya çıktı. 100 yıllık Cumhuriyet’i

‘Cumhuriyet: Asırlık Bir Muhasebe’, özlü bir hesap özeti.

Yedi başlık altında, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık tarihinin yoğunlaştırılmış bir değerlendirmesi.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar, Cumhuriyet’i kadınlar, siyasal düşünceler, toplumsal, siyasal, ekonomik, diplomatik değişim ve sanat açısından ele alıyor.

Aynı zamanda derlemeyi de hazırlayan Mehmet Ö. Alkan, “Cumhuriyet’in Siyasal Dönemeçleri” adlı yazısında, cumhuriyetin gelişme seyrini altı dönemsel bağlamda kat ediyor: Atatürk Cumhuriyeti, Milli Şef Cumhuriyeti, Demokrat Parti Cumhuriyeti, Dar-beler Cumhuriyeti, 12 Eylül Cumhuriyeti ve AKP Cumhuriyeti.

Sema Erder, kentleşme sürecini ele aldığı “Köylülükten Çıkışın Zorlu Halleri”nde, “post-kentleşme” ve şirket küreselleşmesinin etkisi altında inşaat ekonomi-politiğine dayalı “yeni nesil popülizmi” tartışıyor.

Aksu Bora, “Kadınların Yüz Yılı”nın, Cumhuriyet’in “Kız Evlatlar”ından Solun “Bacıları”na, 1980’lerin “Kadınları”na, AKP’nin “hanım kardeşleri”ne uzanan hareketli seyri üzerine düşünüyor.

Şevket Pamuk, “Cumhuriyet Ekonomisi”nin üç döneminde (korumacılık ve devletçilik; tarıma dayalı kalkınma ve ithal ikameci sanayileşme; neoliberal politikalarla dışa açılma) kopuş ve devamlılıkları analiz ediyor.

Gökhan Çetinsaya da, Cumhuriyet döneminin dış politikasını şekillendiren temel karakteristiklerin eleştirel bir analizinin ardından, bu politikadaki süreklilik ve değişimlere bakıyor.

Tanıl Bora, yüz yılın “ideolojik akışlar”ını, yani Türkiye’nin temel siyasi düşünce geleneklerini, dönemsel bağlamlar içinde gözden geçiriyor.

Ahu Antmen “Sanatın Yüzyılı”nda, Osmanlı-Cumhuriyet kopuş veya sürekliliğiyle ve tabii Batı’yla ilgili kültürel çatışmalar ve sentez arayışlarına odaklanıyor.

Sanatın hem canlı bir “yansıma,” hem de bizzat bir hayat alanı olduğunu göstererek…

Yedi tabloda, cumhuriyet tarihi panoraması…

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyet: Asırlık Bir Muhasebe, derleyen: Mehmet Ö. Alkan, İletişim Yayınları, inceleme, 318 sayfa, 2023

Alfredo Saad-Filho – Kriz Çağı (2023)

Gittikçe otoriterleşen neoliberalizm, demokrasiyi tehdit eder hale geldi.

Alfredo Saad-Filho, süregelen küresel ekonomik kriz, siyasi kriz ve pandemi gibi yürürlükteki neoliberalizm çağındaki üç krizi Marksist ekonomi politik bakış açısından tartışıyor.

Kitap, pandemi sonrası siyasal-iktisadi bağlamın nasıl bir manzara gösterebileceği ve mevcut siyasete karşı siyasal alternatifler izlememizi tartışmasıyla çok önemli.

‘Kriz Çağı’, yürürlükteki “neoliberalizm çağı”nda üst üste gelen üç krizi, Marksist ekonomi politik bakış açısından irdeliyor: Küresel ekonomideki kriz (süregiden durgunluk, finans kaynaklı oynaklık, dönemsel çöküşler); çağdaş siyasetteki kriz (demokrasinin gerileyişi, otoriterliğin ve yeni faşizm biçimlerinin yükselişi) ve insan sağlığı alanındaki (COVID-19 pandemisiyle öne çıkan) kriz.

Kitap, Covid-19 pandemisinin, ekonomide ve siyasette derin eşitsizliklerle ve bunalımlarla dikkat çeken bir bağlamda ortaya çıktığını, neoliberalizmin dışlayıcı eğilimlerini büyük olasılıkla pekiştireceğini ve hem ekonomik refaha hem de demokrasiye zarar veren sonuçlar doğuracağını savunuyor.

Öte yandan, pandemi, neoliberalizmin yetersizliklerini daha önce hiç olmadığı biçimde ortaya çıkardı, böylece bizatihi kapitalizmin meşruiyetine ilişkin soru işaretlerini çoğaltarak, sol için benzeri görülmemiş alanlar açtı.

Bu kitap, iktisat, uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, ekonomik politik ve sosyolojiye ilgi duyanlar için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Alfredo Saad-Filho – Kriz Çağı: Neoliberalizm, Demokrasinin Çöküşü ve Pandemi, çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2023