Oğuz Işık – Eşitsizlikler Kitabı (2022)

AKP iktidarında eşitsizliklerin nasıl katmerlenerek büyüdüğünü gözler önüne seren çok önemli bir çalışma.

Oğuz Işık, ülkedeki gelir dağılımının haritasını çıkarıyor ve borçlanma yüzünden tüketim kalıplarının dönüşümünü inceliyor.

‘Eşitsizlikler Kitabı’, AKP iktidarının başladığı 2002’den 2020’lere uzanan seyri içinde, Türkiye’de toplumsal eşitsizliğin değişik boyutlarıyla olağanüstü ayrıntılı bir analizini yapıyor.

Kitabın içinde dört kitap var aslında.

Birincisi, eşitsizlikleri nasıl ele almak gerektiğini ve sosyal bilimlerin “görmezliklerini” tartışıyor.

İkincisi, ülkedeki gelir dağılımının haritasını çıkarıyor.

Üçüncüsü, tüketimi ve özellikle artan finansallaşma, dolayısıyla borçlanma sayesinde -veya yüzünden-, tüketim kalıplarının dönüşümünü inceliyor.

Dördüncüsü ise eşitsizliklerin nasıl bir seyir izlediğine, olası gelişmelere ve eşitlikçi bir dönüşümün olanaklarına bakıyor.

2000’lerin basında düşme eğilimi gösterirken, 2014’ten itibaren istikrarlı ve kalıcı bir şekilde tırmanan gelir eşitsizliği, nasıl farklı ve “yeni” eşitsizlikleri ve toplumun daha önce bilmediği yeni kırılganlıkları ortaya çıkarttı?

“Orta gelir tuzağı” denen kriz nedir?

Kadınlar, bu eşiğin aşılmasında ve aşılamamasında neden kilit bir role sahipler?

Işık’ın “olay yeri inceleme dedektifi” ve “zanaatkâr sabrını” birleştirerek yaptığı ayrıntılı çalışma, yukarıdakiler gibi birçok sorunun cevabını arıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Her yer ve zamanda geçerli tek bir eşitsizlik biçimi olmadığından hareketle, eşitsizlikler terimini kullandım… Zira eşitsizlikler sadece kimin ne kadar para kazandığını belirlemiyor, çocuğunuza aldığınız oyuncaktan tutun da kahvaltı masasına neler koyduğunuza, ne kadar zeytinyağı tükettiğinizden ailenin gençlerinin üniversite sınavlarına nasıl hazırlandığına, hatta kimin kimle evlendiğine kadar gözle görülmesi kolay olmayan bir dolu alana sızıyor, izini bırakıyor.”

  • Künye: Oğuz Işık – Eşitsizlikler Kitabı: 2000’ler Türkiyesi’nde Gelir, Tüketim ve Değişim, İletişim Yayınları, inceleme, 399 sayfa, 2022

Kolektif – Tamamlanmamış Kentsel Devrim (2022)

Kentsel siyaset, kentsel sosyoloji ve kentsel coğrafya alanlarında usta işi bir derleme.

‘Tamamlanmamış Kentsel Devrim’, bilhassa kent kuramına dair yeni yaklaşımlar sunmasıyla dikkat çekiyor.

Son 30-40 yıllık süreçte, tüm dünyada, kentsel coğrafyanın değişimine, kentsel siyasetin ve yerel yönetişimin çeşitlenen dinamiklerine, şehir ve bölge planlama konularına odaklanan, çok sayıda ufuk açıcı kuramsal yaklaşım geliştirildi.

Çoğunlukla küresel Kuzey’in kentlerini merkezine alan, kısıtlı dahi olsa küresel Güney’in kentleşme deneyimlerini de anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan bu uluslararası yazının sadece belirli bir bölümü, kitap çevirileri yoluyla Türkçeye kazandırıldı.

Hiç kuşku yok ki, bu türden etkili kent kuramcıları ve ortaya koydukları yeni kavramlar, Türkiye kentlerini çözümleyebilmemiz için yeni olanaklar sağlıyor.

Ancak tüm bunlar günümüz Türkiye kentlerini anlamak ve geleceğe dönük yeni yaklaşımlar geliştirebilmek için gerçekten yeterli mi?

‘Tamamlanmamış Kentsel Devrim’ yıllara yayılan titiz çalışmaların, özgün saha araştırmalarının ve yeni kuramsal arayışların kolektif bir ürünü.

Kitap, kentlerin değişiminin ardındaki toplumsal, siyasal ve ekolojik kökenleri çözümleyerek; kent kuramına dair yeni bir arayışın Türkiye’den ilk adımlarını atmayı hedefliyor.

Bu amaçla, kentsel siyaset, kentsel sosyoloji ve kentsel coğrafya alanlarında Türkçe yazında oldukça sınırlı kalmış olan yeni kuramsal tartışmaları, araştırmalardan edinilmiş özgün veriler eşliğinde okuyucuya sunuluyor.

Kentsel siyasetten yönetişime, kentlerin dönüşümünden politik ekolojiye, kent planlamadan kentsel hareketlere kadar çeşitlenen alanlarda gerçekleştirilmiş derinlikli nitel araştırmaları; coğrafyayı, mekânı ve gündelik hayatı çözümleyen yeni, eleştirel ve bütünlüklü bir çerçeve oluşturarak birlikte yorumlanıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Eda Acara, Esin Özdemir, Gül Tuçaltan, Hilal Kara, Mehmet Penpecioğlu, Mustafa Kemal Bayırbağ, Özge Erbaş, Seth Schindler ve Sezen Sarvan.

  • Künye: Kolektif – Tamamlanmamış Kentsel Devrim: Günümüz Türkiyesi’nde Kent, Kriz ve Gündelik Hayat, derleyen: Eda Acara ve Mehmet Penpecioğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, kent çalışmaları, 318 sayfa, 2022

Kolektif – Güncel Sosyolojik Tartışmalar (2022)

Sosyolojiyi demokrasi, kapitalizm, tüketim toplumu bağlamında güncel okumaya tabi tutan usta işi bir çalışma.

Armağan Öztürk’ün derlediği kitap, mülteci krizi, sosyal medya kullanımı, küreselleşme, erkeklik kadınlık tartışmaları, yaşlılık gibi sıcak ve somut meselelere de el atıyor.

Dünya çok daha kötü zamanlardan geçti, fakat popüler söylemler bizi şu an yaşanabilecek en kötü döneme denk geldiğimize inandırmaya çalışıyor.

Neoliberal dünya sisteminin böyle düşünmemizden büyük çıkarları var elbette.

İşte sosyoloji tam da bu noktada panzehir gibi girebilir devreye.

Bir salgın gibi yayılan, kurucu gücünü propaganda mekani­zmalarından alan yalan yanlış söylemlere toplumsal gerçekle, bizzat olgularla ve bu olgulara yönelik sahte bilimden ayrılmış bakışlarla karşı koymak sosyolojinin işidir.

Kitap, bu yolda atılmış devasa bir adım.

Hem çağda sosyolojiye yön veren ve içinde yaşadığımız sosyolojik geliştiren, şekillendiren düşünürlere yönelik incelikli analizler, hem demokrasi, kapitalizm, tüketim toplumu gibi kavramlara ilişkin yazılarıyla sosyoloji sahasını boydan boya kat ediyor.

Elbette bununla kalmayıp siyasetin sosyolojiyi kestiği noktalarda belirginleşen mülteci krizi, sosyal medya kullanımı, küreselleşme, erkeklik kadınlık tartışmaları, yaşlılık gibi sıcak ve somut meselelere de el atıyor.

Ayrıca 2022 Mart itibariyle hâlâ bitmemiş COVID-19 salgınının en netameli taraflarına neşter atan metinlerle beyaz yakalı işsizliği, kent politikaları ve çevre krizi konularında da okura bir perspektif sunuyor.

Armağan Öztürk’ün 22 yazarla brikte hazırladığı bu kapsamlı çalışma 2022 Türkiye’sinde sosyolojiyle okur, yazar ve araştırmacı olarak ilgilenen herkesin kitaplığına girmesi gereken güncel bir yol haritası.

  • Künye: Kolektif – Güncel Sosyolojik Tartışmalar, editör: Armağan Öztürk, Tekin Yayınevi, sosyoloji, 552 sayfa, 2022

Audre Lorde – Bahisdışı Kız Kardeş (2022)

Efsanevi mücadeleci Audre Lorde, ilham verici düzyazılarıyla nihayet Türkçede.

‘Bahisdışı Kız Kardeş’, şiddetin ruhumuzda sebep olduğu yaralara karşı derinden gelen, öfkeli ve isyankâr bir özgürlük çığlığı olarak okunmalı.

Audre Lorde…

Siyah, lezbiyen, anne, savaşçı, şair.

Cinsiyetçilik, ırkçılık, yaşçılık, homofobi ve sınıf ayrımına kafa tutan mücadeleci ve derin sesiyle zamanı, sınırları aşarak kabuğumuzun içine işliyor.

Öfkelendiriyor, cesaretlendiriyor, umut veriyor, güç katıyor. Süreğen bir şiddetin açtığı yaralara merhem oluyor, dehşet karşısında sessizleşen dilimizi çözüyor, bedenimizi ifadesine kavuşturuyor.

Heteropatriyarkal bakış tarafından çalınan, tanımlanan ve utandırılan feminen bedenlere ait erotik gücün itibarını iade ederek diriltiyor.

Lorde, dehşet ve kaosa kulak vermemizi salık veriyor bize.

Öyle bir kaos ki bu “Siyah, yaratıcı, dişil, karanlık, reddedilmiş, karmakarışık, uğursuz, kokuşmuş, erotik, muğlak, üzücü…”

Bu kaosun gözü pek kalemi Lorde, keskin gözlemleri, poetik dili ve güçlü sesiyle tüm özgürlük hareketleri için hiç tükenmeyecek bir esin kaynağı.

  • Künye: Audre Lorde – Bahisdışı Kız Kardeş, çeviren: Gülkan Noir ve Yusuf Demirörs, Otonom Yayıncılık, feminizm, 248 sayfa, 2022

David Sumpter – Sayılara Yenik Düşmek (2022)

Google ve Facebook’un geliştirdiği algoritmaları ve bunların etkileri üzerine harika bir çalışma.

Uygulamalı matematik profesörü David Sumpter, sistemin yalanları ve aldatmacalarına karşı uyanık olmaya davet ediyor.

Google ve Facebook gibi teknoloji şirketleri, bizimle ilgili her tür bilgiyi toplayarak ve kişiliklerimizi çözümleyerek, bizi yönlendirebilir duruma gelmeye çalışıyor.

  • Ne kadar başarılı oluyorlar ve ne tür sınırlarla karşılaşıyorlar?
  • İnternette, “filtre balonları” ve “yankı odaları” denen, farklı bilgilerin ve farklı bakış açılarının giremediği ortamlar da üretiliyor.
  • Bunlar insanlığı ne ölçüde tehdit ediyor?
  • Büyük bir bölümü internet robotlarından oluşan trol ordularının yaydığı yalan haberler ne kadar etkili?
  • Bir hakikat sonrası dünyasında yaşamaya başladığımız ne kadar doğru?
  • Yapay zekânın dünyayı ele geçirmesi olasılığını ne ölçüde ciddiye almalıyız?

Sumpter, bizi çözümlemeleri, bizi etkilemeleri ve bizim yerimizi almaları için geliştirilen algoritmaların nasıl çalıştıklarını göstererek, teknoloji alanındaki gelişmeleri daha gerçekçi bir şekilde değerlendirmemizi mümkün kılıyor.

Bugünkü sistemin yalanlarına ve aldatmacalarına değil, bu sistemin kendisine saldırmak isteyenlerin bu kitaptan öğreneceği çok şey var.

  • Künye: David Sumpter – Sayılara Yenik Düşmek: Facebook ve Google’dan Yalan Haberlere ve Filtre Balonlarına–Yaşamlarımızı Denetim Altına Alan Algoritmalar, çeviren: Ümit Şenesen, Yordam Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2022

William Robinson – Küresel Polis Devleti (2022)

Bugün bütün dünyada artan polis şiddetiyle karşı karşıyayız.

Bunu kontrolden çıkmış, özünde de vahşi ve baskıcı olan kapitalizmin sonucu olarak okuyan William Robinson buna karşı toplumsal bir hareketi oluşturmanın neden hayati olduğunu tartışıyor.

Eşitsizlikler gün geçtikçe artarken, insanlar da “gözden çıkarılabilir” hale gelmeye başladı.

Bugünlerde hükümetler, orantısız polis şiddeti ile nüfusun bir kısmını sistematik olarak toplumdan dışlıyor.

Robinson, bu kontrolden çıkmış sistemin doğasını ve dinamiklerini ele alırken mücadele etmek için toplumsal bir hareket oluşturmanın gerekliliğinin aciliyetini vurguluyor.

Küresel polis devleti; toplu tutuklamalar, polis şiddeti, ABD tarafından yönetilen savaşlar, göçmenlere ve mültecilere zulüm ve çevre aktivistlerinin baskılanması gibi birçok kontrol yöntemine başvuruyor.

Bu artan militarizasyona, gözetime ve toplumdan “öteki” kavramının temizlenmesine karşı çıkmak üzere toplumsal hareketler yükselişte.

Ancak bunların birçoğu, sorunun kaynağı olan küresel kapitalizmi ele almaktansa sadece toplumsal adalet kavramına değinmekle kalıyor.

Robinson, kapitalizmin ne denli baskılayıcı bir sistem haline geldiğini ortaya koyan dikkat çekici verileri kullanarak; ortaya çıkmakta olan megakentlerin, dışlananların ve ezilenlerin polis devletleriyle yüzleştiği bir savaş alanı haline geldiğini savunuyor.

Robinson, California Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olup, çalışmaları politik ekonomi, küreselleşme, Latin Amerika ve tarihsel materyalizme odaklanıyor.

Ayrıca 1980’lerde Nikaragua’da savaş muhabirliği yaptı.

Birçok kitabın yanı sıra çeşitli dergilerde ve haber sitelerinde akademik yazıların yanı sıra makaleler kaleme alıyor.

  • Künye: William I. Robinson – Küresel Polis Devleti, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2022

Berke Özenç – Demokrasiyi ve Anayasayı Korumak (2022)

 

Weimar Cumhuriyeti’nde Hans Kelsen ve Carl Schmitt arasındaki anayasa, devletin niteliği, kuvvetler ayrılığının anlamı ve parlamentarizmin özellikleri ve sorunlarına uzanan polemik çok önemlidir.

Berke Özenç, demokrasinin ayaklar altına alındığı bugün, bu polemiği güncel bir okumaya tabii tutuyor.

Yazar, anayasanın korunmasına ve koruyucusuna dair, iki önemli kamu hukukçusu arasında yaşanan tarihî bir polemiği ve bu polemiğin arka planında yer alan iki farklı demokrasi ve anayasa yaklaşımını, bağlamı içinde değerlendiriyor ve bugün için de yararlanabilecek şekilde tartışmaya açıyor.

Dünyanın popülist sağ siyasetlerin eksenine kaydığı, anayasanın ve kamu tarifinin “kişisel ihtiyaçlara” göre sürdürüldüğü, demokrasinin pekâlâ siyasal “mugalata” olarak ele alınabildiği bu dönemde muhakkak okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Berke Özenç – Demokrasiyi ve Anayasayı Korumak: Kelsen Schmitt’e Karşı, İletişim Yayınları, siyaset, 254 sayfa, 2022

Melek Mutioğlu Özkesen – Toprakları Kapatmak (2022)

İktidar, bize ait toprakları özelleştirerek bu araziler üzerinde yaşayan bütün canlıların yaşam alanlarını gasp ediyor, bizi gün geçtikçe yoksullaştırıyor.

Melek Mutioğlu Özkesen, AKP’nin rant ve kendi sermaye tabanını kurmak amacıyla, hepimize ait kamu arazilerini nasıl kullandığını gözler önüne seriyor.

Meralar, yaylaklar, kışlaklar, otlaklar, harman ve panayır yerleri…

Ormanlar…

Yollar, meydanlar, köprüler…

Kamu hizmet binaları, parklar, bahçeler…

Sahipsiz yerler…

Kamunun, bütün insanların öteden beri müştereken yararlandığı kaynakların, mekânların, ortamların özelleştirilmesi gerçekten ne anlama geliyor?

Özkesen, işte bu yalın sorunun cevaplarını arıyor.

‘Toprakları Kapatmak’, Türkiye’de özelleştirmenin köy toprakları, ormanlar, TOKİ, Yeşil Yol Projesi, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi ve Üçüncü Köprü gibi birçok örneğini ele alan kapsamlı bir çalışma.

Bu özelleştirme siyasetinin, her şeyden önce devletin kamusal niteliğini aşındıran etkisini ortaya koyuyor.

Neoliberalizmin üzerindeki sermaye tahakkümünü artırdığı devletin, kendini yeniden üretebilmek için kamu topraklarını bir bakıma “yeniden keşfederek” rant kaynağı olarak kullandığını savunuyor.

AKP döneminde toprağı ticarileştirme siyasetinin, iktidarın toplumsal ve sermaye tabanını kurmak için de kullanıldığını görüyoruz.

“Toprakları kapatma” siyasetinin, “kamu alemi”ni mülksüzleştiren, halkı yoksunlaştıran sonuçlarına dikkat çeken bir kitap.

Kitaptan bir alıntı:

“Yaşamsal bir kaynak olan toprağın özelleştirilmesi üzerinde yasayan insanların ve tüm canlıların yaşam alanlarının gasp edilmesi, o toprak üzerinde örgütlenmiş̧ yerleşik toplumsal formların ve ekosistemin bozulması anlamına gelir. Bu nedenle özelleştirmeler, tek başına bir toprak parçasının/arazinin kullanım hakkının ya da mülkiyetinin değişmesinden ibaret olmayan; toplumsal ilişkileri, yaşam biçimlerini, doğayı ve çevreyi etkileyen ve siyasi-iktisadi stratejiler ile şekil değiştiren oldukça hayati bir süreç olarak karşımızdadır.”

  • Künye: Melek Mutioğlu Özkesen – Toprakları Kapatmak: Kamu Arazilerinin Özelleştirilmesi, İletişim Yayınları, siyaset, 268 sayfa, 2022

Kolektif – Siyaset Felsefesi Tarihi (2022)

Siyaset felsefesi alanında arşivlik bir eser arayanlar bu çalışmayı kaçırmasın.

Geçtiğimiz yüzyılın önde gelen siyaset felsefecilerinden Leo Strauss ve Joseph Cropsey tarafından derlenen yaklaşık 1000 sayfalık kitapta, Antik Yunan’dan 20. yüzyıla kadar siyaset felsefesine yön vermiş tam 38 filozofun düşünceleri özetleniyor.

Alanında uzman isimlerin kaleme aldığı kitaptaki makaleler, başta öğrenciler olmak üzere siyaset felsefesine ilgi duyan herkes için bir başvuru kaynağı niteliğinde.

Çalışmada editör ve yazarlar, siyasal problemlerin felsefi alımlanışını irdelerken rasyonel siyasal düşüncenin önemli dönüm noktalarını tarihsel sırasına uygun biçimde ortaya koyuyor.

Siyaset filozoflarının yürüttüğü eşitlik, özgürlük, adalet gibi değerlere dair kadim tartışmaları ve siyasal sorunlara sundukları çözüm önerilerini aktarıyor.

Bu bağlamda büyük siyaset filozoflarının öğretileri yalnızca tarihsel bakımdan ele alınmıyor, aynı zamanda geçmişteki ve günümüzdeki toplumları anlamak adına mutlaka anlaşılması gereken birer fenomen olarak değerlendiriliyor.

  • Künye: Kolektif – Siyaset Felsefesi Tarihi, editör: Leo Strauss ve Joseph Cropsey, yayına hazırlayan: Mehmet Akkurt, Babil Kitap, siyaset, 992 sayfa, 2022

Kolektif – Sabiha Sertel (2022)

Sabiha Sertel’in Türkiye sol tarihinde unutulmaz yeri var.

Bu çalışma da, Sertel’in entelektüel mirasını irdeleyen araştırmacıların metinleri ile Sertel’e dair kişisel tanıklıkları bir araya getiren çok değerli bir derleme.

Sertel 1895’te Selanik’te doğdu.

1919’da çıkan Büyük Mecmua’da “Türk Feminizmi”ni ilk kez ismiyle zikreden kendisidir.

Evliliği de sıra dışıydı.

İlk kez Yahudi Dönme cemaatinden bir kadın, cemaat dışında bir evlilik gerçekleştirdi.

Zekeriya Sertel ile evlilikleri İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yüksek düzeyde ilgisine mazhar oldu.

Dahası mahkemede yargılanan ilk Türk kadın gazetecidir.

Üstelik çok fazla bilinmese de Amerika’da sosyal hizmetler eğitimi alarak memleketin ilk sosyal hizmetler uzmanı vasfını kazandı.

Yazdığı yazılar nedeniyle basında sıkça polemiklerle karşı karşıya kaldı.

1937’de dönemin Cumhuriyet gazetesinin hedefindeydi.

Bu yazılarda kendisine “Bolşevik Dudu”, “vatan haini” bile dendi.

Dönmeliği ve Yahudi kökleri teşhir edildi.

Sabiha Sertel yine sözünü esirgemedi ve yazmaktan vazgeçmedi.

Sertel, “Fikre Artık Yeter Tahakkümünüz” başlıklı yazısını yazdığında tarih 5 Kasım 1945’i gösteriyordu, 50 yaşındaydı ve daha Tan Gazetesi’nin bir baskın sonucu talan edilmesi ve yıkıma uğratılmasına neredeyse bir ay vardı.

Türkiye Komünist Partisi üyesiydi.

Sürgüne gittikten sonra partiye yardımcı olmak için altı ülke (Fransa, Macaristan, Almanya, Çekoslovakya, Bulgaristan, Sovyetler Birliği) değiştirdi.

1968’de Bakü’de hayata gözlerini yumdu.

Bu derleme, onun farklı entelektüel alanlara yaptığı katkıları odağına alan araştırmacıların ve kişisel tanıklıkların ışığında kendisinin yaşamına başka açılardan bakmayı amaçlıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Mehmet Ö. Alkan, Aynur Soydan Erdemir, Nur Deriş, Barış Çatal, Bengü Aydın Dikmen, İnci Özkan Kerestecioğlu, Çiğdem Akanyıldız-Gölbaşi, Aylin Özman, Kadir Dede, Ömer Durmaz, Özlem Özkal, Hülya Öztekin, Korhan Atay ve Gül Benderli.

  • Künye: Kolektif – Sabiha Sertel: Hayatı ve Entelektüel Mirası, hazırlayan: Barış Çatal, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, inceleme, 252 sayfa, 2022