Martha C. Nussbaum – Her Şey Çıkar İçin mi? (2022)

Ekonomik büyüme odak noktası hâline geldiğinde demokrasi, insan ve toplum ahlakı tehlikeye girer.

Martha C. Nussbaum, yetkin demokratik vatandaşlar yaratmak için insan bilimleri ve eğitimin neden vazgeçilmez olduğunu gözler önüne seriyor.

‘Her Şey Çıkar İçin mi?’, günümüzün önde gelen entelektüellerinden olan Nussbaum’dan sanatın ve insan bilimlerinin tutkulu bir savunusu olarak okunmalı.

Sanat ve insan bilimleri için güçlü bir temel oluşturma fikrinin, hem birey hem de içinde yaşadığı toplum adına büyük bir iyilik olduğu iddiasından daha açık ve savunulmaya ihtiyaç duyan ne olabilir?

Nussbaum’un idealleri dinamiktir.

Ekonomik büyüme eğitimin odak noktası hâline geldiğinde demokrasi, insan ve toplum ahlakı tehlikeye girer.

Tarih boyunca yetkin demokratik vatandaşlar yaratmak için insan bilimleri eğitim sisteminin merkezinde yer aldı.

Nussbaum keskin bir şekilde dünya çapındaki yükseköğretimin, öğrencileri “dünya vatandaşları” olmaları için hazırlamaya yeniden öncelik vermesi gerektiğinin altını çiziyor.

Bu etkili manifesto, günümüzde eğitimin giderek faydacı, pazar odaklı ve kariyer amaçlı hâle geldiğini, sanata ve insan bilimlerine olan ilginin zayıfladığını savunuyor.

Kârlı becerilere yönelik bu dar görüşlü odaklanma, otoriteyi eleştirme yeteneğimizi aşındırdı, marjinal ve farklı olanlara sempatimizi azalttı ve karmaşık küresel sorunlarla başa çıkma yetkinliğimizi zedeledi.

Bu da demokrasilerin sağlığını ve “daha yaşanılabilir bir dünya” umudunu tehlikeye attı.

Nussbaum’un kitabı, küresel demokrasinin ve demokratik eğitimin geleceğinin tehlikede olduğu bugün için uyarı niteliğinde.

  • Künye: Martha C. Nussbaum – Her Şey Çıkar İçin mi?: Demokrasi Neden İnsanlığa İhtiyaç Duyuyor?, çeviren: İrem Sağlamer, Sander Yayınları, siyaset, 184 sayfa, 2022

Ferdinand Von Schirach – Terör (2022)

70.000 hayatı kurtarmak için 164 hayat feda edilebilir mi?

Ferdinand Von Schirach’ın bir tiyatro oyunu ile Charlie Hebdo saldırısı üzerine yaptığı bir konuşmadan oluşan eldeki kitap, bizi özgürlük ve uygarlık üzerine yakıcı sorular üzerine düşünmeye çağırıyor.

Bir terörist, pilotları, ele geçirdiği Lufthansa uçağını Münih’teki 70.000 seyirciyle dolu Allianz Arena’ya düşürmeye zorlar.

Hava Kuvvetleri savaş Pilotu Lars Koch, üstlerinden gelen emirleri hiçe sayarak uçağı vurur, içindeki tüm yolcular ölür, arenadakiler kurtulur.

Adam şimdi, mahkeme önünde cinayetten yargılanmaktadır.

Bu davadaki yargıçlar, seyircilerdir.

Suçluluğu ve masumiyeti yargılamak onlara düşer.

Schirach’ın ilk tiyatro oyunu ‘Terör’, okurları ve seyircileri jüri koltuğuna oturtuyor ve çeşitli sorular yöneltiyor.

Özgürlüğü mü yoksa güvenliği mi seçeceğiz?

Terör tehdidine rağmen insan onuru hâlâ dokunulmaz mıdır?

70.000 hayatı kurtarmak için 164 hayat feda edilebilir mi?

Hayat hayatla tartılabilir mi?

Ocak 2015’te Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı, özgürlük için ödenmesi gereken bedelleri en korkunç haliyle göstermişti.

Schirach’ın ‘Terör’de yer alan Charlie Hebdo üzerine konuşması, düşmanlar karşısında uygarlığa dair bir ifade özgürlüğü talebidir.

  • Künye: Ferdinand Von Schirach – Terör: Bir Tiyatro Oyunu ve Bir Konuşma, çeviren: Firuzan Gürbüz Gerhold, Alfa Yayınları, oyun, 120 sayfa, 2022

Arhangelos Gavril – Anadolu Osmanlı Demiryolu ve Bağdat Demiryolu Şirket-i Osmaniyesi İdaresi’nin İçyüzü (2022)

1911 tarihli bu kitap, Anadolu ve Bağdat demiryollarının işleyişi ve çalışma koşulları hakkında altın değerinde bir kaynak.

Nevşehirli bir Osmanlı Rumu olan Arhangelos Gavril’in kitabı, şirket yönetiminin haksız uygulama, yolsuzluk ve kanun tanımazlıklarına, bilhassa II. Abdülhamit yönetiminin kimi ileri gelenleri ile şirket idaresi arasındaki samimi ilişki ve menfaat ortaklığına ve bunun halka ve ülkeye bedeline dair bir iddianame niteliği taşıyor.

“Namuslu olabilecek kadar sâhib-i iz’ân olmayanların sülûk edecekleri tarîk, hile ve mefsedettir!”

Doktor Gavril, yıllarca çalıştığı şirkette edindiği deneyimler ve bir araştırmacı titizliğiyle derlediği belgeler aracılığıyla şirketin  yolsuzluk ve kanunsuzluklarını okura sunarken, Anadolu Demiryolları Şirketi’nin –en başta Genel Müdür Hugue’nin olmak üzere– yabancı sermaye ağırlıklı yönetimini ağır ithamlarla suçluyor ve demiryolu hattı idaresinin denetimi ve ıslahına ilişkin Osmanlı yurtseverliği ve meşrutiyetçiliğini temel alan bir siyasal pozisyonu savunuyor.

Üstelik Gavril’in her satırından, demiryolu hattında çalışan emekçilere karşı derin bir ilgi ve yakınlık ile hattın gerçek sahibi olarak nitelediği Osmanlı halkının menfaatlerini gözetmenin en üstün değer olduğunun idrakindeki yurtsever bir bilinç süzülmekte.

Demiryolu emekçilerinin şirket idaresinin keyfilik ve zorbalıklarına karşı örgütlenme çabaları ve gerçekleştirdikleri grevin de örgütleyicilerden olan Gavril’in ilk elden tanıklıkları, geç dönem Osmanlı emek ve iktisat tarihçiliği açısından paha biçilmez bir kaynak.

Memleketin ilk modern büyük projesinin kilometre garantili sözleşmeleri, tarifelerde şirket yararına yapılan oynamalar, akraba kayırmacılığı, liyakatsiz atamalar, sermayeye hükûmet eliyle aktarılan devasa kamu kaynakları, siyaset ile ticaretin iç içe geçişi ve elbette acımasız emek sömürüsüne dair içerden bilgiler aktaran Doktor Gavril’in bu tarihi vesikası, ne hazindir ki yüz yıl sonrasının okuruna da pek tanıdık gelecek!

Stefo Benlisoy’un Önsöz’üyle…

  • Künye: Arhangelos Gavril – Anadolu Osmanlı Demiryolu ve Bağdat Demiryolu Şirket-i Osmaniyesi İdaresi’nin İçyüzü, çeviren: Hamit Erdem, Baha Coşkun ve Fadime Ersin, İstos Yayın, tarih, 352 sayfa, 2022

Adam Smith – Ahlaki Duygular Kuramı (2022)

Adam Smith’in 1759 tarihli ‘Ahlaki Duygular Kuramı’, ahlaki sistemlerin temellerini yeniden atan; ahlak ve siyasi düşünce tarihinin ana metinlerinden biridir.

Kitap, Smith’in ‘Milletlerin Zenginliği’ adlı çalışmasının öncülü olmasıyla da önemli.

Smith çoğu zaman, insana maliyeti ne olursa olsun, piyasada kişisel çıkar peşinde koşmayı tavsiye eden hesapçı bir rasyonalist olarak yanlış tanıtılsa da ‘Ahlaki Duygular Kuramı’nın gösterdiği gibi, insanın hayırseverlik kapasitesiyle de ilgileniyordu.

Smith, en büyük ihtiyatın, temel ihtiyaçları güvence altına almak için ekonomik kişisel çıkarları izlemekte yatabileceğini öne sürer.

Ancak bu sadece, ahlaki açıdan erdemli bir yaşam elde etmek gibi çok daha yüksek bir hedefe doğru ilk adımdır.

Smith, David Hume’un felsefesinden esinlenen bir faraziyat üzerinde durur.

Akıl yürütmesi, vicdan, ahlaki yargı ve erdem içeren; bir dizi oldukça orijinal farazi duruma yol açan daha sofistike bir sempati kavramı önererek Hume’un mantığını bir adım daha ileri götürür.

Smith’in mirası, ahlaki, sosyal ve bilimsel olarak hem politik ekonomiyi hem de hukuk ve siyaset teorisini kucaklayan bir Aydınlanma fikrinin yeniden inşasından ibarettir.

‘Ahlaki Duygular Kuramı’, Aydınlanma devrinin toplumsal, hukuki ve idari kurumları için rehber bir yapıt haline geldi.

  • Künye: Adam Smith – Ahlaki Duygular Kuramı, çeviren: Berkay Tartıcı, Liberus Yayınları, felsefe, 402 sayfa, 2022

Bircan Değirmenci – Keskin Bir Hayat: Eren Keskin (2022)

Eren Keskin, çok az insanın ses çıkarabildiği zamanlarda muazzam cesaretiyle göğsümüzü kabartan bir insan hakları savunucusu.

Yıldırım Türker’in de önsözüyle katkıda bulunduğu bu kitap, Keskin’in hayatına ve mücadelesine yakından bakıyor.

Bircan Değirmenci’nin çalışması, Keskin’in insan hakları mücadelesinin her cephesinde süren hayat hikâyesini kat ediyor.

Mutlu bir çocukluk geçirmenin armağanıyla başlayan, bütün mağdurlarla dayanışmanın, her haksızlığın, insan onurunu zedeleyen her şeyin karşısına dikilmenin sorumluluğuyla yaşanan bir hayat…

Faili meçhul cinayetlerden, katliamlara, cinsel şiddet görenlere, Ermeni meselesine, “herkesin avukatı” olma bilinciyle yürütülen bitimsiz bir hakikat ve adalet uğraşı…

Baskılar, karalamalar karşısında dostluklarla sağalarak…

Keskin’in “insanlık kahramanlığına” örnek hayat hikâyesini sunan ‘Keskin Bir Hayat’, aynı zamanda Türkiye insan hakları hareketinin yaklaşık otuz yıllık bir döneminin muhasebesi olarak okunabilir.

Yıldırım Türker’in önsözünden bir alıntı:

“Solcu bir işkence mağdurunu savunurken bölücü örgüt üyesi, türbanlı kızın hakkını savunurken irticacı, travestiyi savunurken ahlâk düşmanı ilan edilirler. Bir yere kaçmazlar. Hep burada, inadına vahşetin menzilinde dikilirler.”

  • Künye: Bircan Değirmenci – Keskin Bir Hayat: Eren Keskin, İletişim Yayınları, biyografi, 347 sayfa, 2022

Bruno Doucey – Diktatörlüğe Hayır: Victor Jara (2022)

Şarkıları bugün de dillerden düşmeyen Victor Jara, Pinochet diktatörlüğü tarafından henüz 41 yaşındayken vücuduna 43 kurşun sıkılarak katledildi.

Bruno Doucey, Jara’nın çarpıcı hayatını ve mücadelesini anlatıyor.

Tarih boyunca dünyanın tüm coğrafyalarında adaletsizlik, temel hakları gasp, ötekileştirme ve sömürü düzeni süregelmiştir.

Ancak bunların yanında tüm canlıların refahı için mücadele veren insanlar da var.

Alfa Yayınları da ‘Hayır Serisi’yle bu yolda savaşan, direnen ve inandığı doğruların arkasında canı pahasına duranların hikâyesini anlatıyor.

Hâlâ dillerden düşmeyen şarkılarıyla Victor Jara, manifestosunu dimdik okuyor, ezilenlerin sesini müziğiyle duyuruyor.

Gencecik bedenini bu dünyadan koparan 43 kurşun fikirlerine işlemiyor.

“Nasıl dehşet saçıyor faşizmin yüzü!

Asla inanmazdım bir insana böyle vurulabileceğine.”

  • Künye: Bruno Doucey – Diktatörlüğe Hayır: Victor Jara, çeviren: Ali Berktay, Alfa Yayınları, biyografi, 80 sayfa, 2022

Kolektif – Kemalizm (2022)

Türkiye’nin kurucu ideolojisi Kemalizmin ancak ulusaşırı bir olgu olarak analiz edildiğinde anlaşılabileceğini savunan özgün bir çalışma.

Derleme, Kemalizmin iki savaş arası dönemde Türkiye, Arnavutluk, Bulgaristan, Kıbrıs, Mısır ve Yugoslavya’daki çok yönlü̈ etkileşim ve alışverişlerle inşa edildiğini ortaya koyuyor.

‘Kemalizm: Osmanlı Sonrası Dünyada Ulusaşırı Siyaset’, bir parti mensubiyetinden bir dizi kültürel sembole, bir siyasi doktrinden belirli bir yönetim tarzına birçok farklı anlamda kullanabilen ve Türkiye toplumunun kolektif bilincini etkilemeye devam eden Kemalizm teriminin alternatif bir tarihsel tanımını yapıyor.

Bu kavramın eski Osmanlı coğrafyasına ait farklı ülkelerdeki çeşitli kültürel ve siyasal pratiklerin analizi için ortak bir platform teşkil ettiğini gösteriyor.

Kemalizmin doğuşu ve evrimini kapsamlı bir ulusaşırı perspektife yerleştirmesi ve geniş bir coğrafyayı taramasıyla alanında bir ilk olma özelliği taşıyor.

Kitapta,

  • Kemalizm ve Arnavutluk’ta Medeni Kanun’un kabul edilmesi,
  • Bulgaristan’da yeni Türk alfabesiyle ilgili tartışmalar,
  • “Kemalist Reform”un kolonyal bir arka planı olarak Kıbrıs’ta Osmanlı alfabesinden Türk alfabesine geçiş,
  • İki savaş arası dönemde Mısır ve Kemalizm,
  • Yugoslavya’da iki savaş arası dönemde Müslüman kültür girişimcileri ve Kemalist Türkiye,
  • Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nin maddi kültüründe oryantalist bakış,
  • Ve Kemalist bilimin ulusaşırı tarihi gibi önemli konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Nathalie Clayer, Fabio Giomi, Emmanuel Szurek, Anna M. Mirkova, Beatrice Hendrich, Wilson Chacko Jacob ve Ece Zerman.

  • Künye: Kolektif – Kemalizm: Osmanlı Sonrası Dünyada Ulusaşırı Siyaset, derleyen: Nathalie Clayer, Fabio Giomi ve Emmanuel Szurek, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, siyaset, 382 sayfa, 2022

Nagehan Gürbüz Ersoy – Çoğunluğun Tiranlığı (2021)

Deneyimle sabittir: Çoğunluğun yönetimi, özellikle gelişmemiş coğrafyalarda bulduğu ilk fırsatta çoğunluğun tiranlığına dönüşebilir.

Nagehan Gürbüz Ersoy, çoğunluğun tiranlığını tarihsel ve eleştirel bir bakışla analiz ediyor.

Demokrasi çoğunluk yönetiminden mi ibarettir?

Demokrasilerde meşruiyetin yegane kaynağı çoğunluk iradesi mi olmalıdır?

Çoğunluk sırf çoğunluk olduğu için her zaman doğru kararlar mı alır?

‘Çoğunluğun Tiranlığı’, bir yandan bu sorulara yanıt ararken diğer yandan da mutlak, sınırsız bir çoğunluk yönetiminin eleştirisi niteliğindeki çoğunluğun tiranlığı savını felsefi, teorik ve hukuki yönlerden inceliyor.

Kitapta,

  • Çoğunluğun tiranlığının olağan şüphelisi olarak Rousseau,
  • Çoğunluğun tiranlığını kavramsallaştıran düşünür olarak Tocqueville,
  • Amerika’da çoğunluğun tiranlığını önleyen ve yumuşatan koşullar,
  • Bireyciliğe ve çoğunluğun tiranlığına karşı örgütlenme özgürlüğü,
  • Demokratik despotizm,
  • Faydacı teori ve çoğunluğun tiranlığı,
  • Bentham’ın fayda ilkesi ve çoğunluğun tiranlığı,
  • Çoğunluğun tiranlığının panzehri olarak anayasacılık,
  • James Madison ve çoğunluğun tiranlığının hukuki boyutu,
  • Ve çoğunluğun tiranlığına karşı bir çözüm olarak Dworkin’in ortaklık demokrasisi yaklaşımı gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Künye: Nagehan Gürbüz Ersoy – Çoğunluğun Tiranlığı, On İki Levha Yayınları, hukuk, 234 sayfa, 2021

Ergun Aydınoğlu – Barış Süreci (2022)

Barış Süreci çok hızlı yükseldi ve aynı hızla çöktü.

Ergun Aydınoğlu, ardında büyük şaşkınlık ve hayal kırıklığı bırakan bu sürecin karmaşık ve çok boyutlu evrimini inceliyor.

Kamuoyuna yansıyan şekliyle Barış Süreci’nin hızlı yükselişi ve ani çöküşü, sadece genel kamuoyunda değil, konuyla ilgili siyasal gözlemciler ve analistler arasında bile büyük kafa karışıklıklarına yol açtı.

Yaşananların üzerinden yıllar geçmesine rağmen, bu sürecin gerçek karakterinin ve trajik sonunun nedenlerinin anlaşılmadığını gösteren değerlendirmeler ortalığı kaplamış durumda.

Aydınoğlu bu çalışmasında, bir tarihsel arka planın ardından söz konusu sürecin bu karmaşık ve çok boyutlu evrimi, Türkiye siyasetinde, bölgedeki güç ilişkilerinde ve bunlara bağlı olarak sürecin aktörlerinin iktidar konumlarında yaşanan değişimleri dikkate alarak inceliyor.

  • Künye: Ergun Aydınoğlu – Barış Süreci: Söylem, Pratik, Çöküş, Versus Kitap, siyaset, 120 sayfa, 2022

Özlem İlyas – Freelance Emek (2022)

Freelance çalışmak, neoliberalizmin yeni kölelik biçimidir.

Özlem İlyas, insanların 7 gün 24 saat işe koşulabilmek anlamına geldiği bu yeni emek rejiminin nasıl bir tuzak olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Güvencesizlik koşullarında sınıf siyasetini yeniden düşünen ‘Freelance Emek’, freelance çalışmaya dair dolaşımdaki neoliberal söylemlere sıkı eleştiriler getirmesiyle dikkat çekiyor.

Freelance çalışmanın getirdiği özgürlüğün, kişinin zaman ve mekândan bağımsız, çalışma koşullarına hâkim olduğu egemen bir varoluşu içerdiği tahayyül edilir.

İlyas ise, bu söylemin hem sınıf antagonizmasını ve sınıfsal çeşitliliği görünmez kıldığını, hem de freelance çalışanın duygu dünyası ve siyasal öznelliği üzerinde yıkıcı etkilerinin olabileceğini belirtiyor.

Yazar bu bağlamda freelance çalışmayı; emek piyasalarının yeniden yapılandırılması, ekonomik öznelliğe dair neoliberal söylemler ve freelance çalışanların işyerlerindeki mobbing, düşük ücret, fazla mesai gibi çeşitli sorunları reddedip alternatif çalışma ve yaşama biçimlerini deneyimleme arzularının da dahil olduğu çeşitli süreçlerin fazla belirlenmiş bir sonucu olarak ele alıyor.

Çalışma, bu konunun dört dörtlük bir fotoğrafını çektiği gibi, freelance emekçilerin direniş ve örgütlenme tecrübeleri içinden, alternatif bir özgürlük tahayyülü üzerine de derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Özlem İlyas – Freelance Emek: Ofissiz Çalışmanın Sınıfsallığı, İletişim Yayınları, sosyoloji, 216 sayfa, 2022