Vefa Saygın Öğütle – Failin Ontolojisi (2022)

Sosyal bilimlerin öteden beri karşı karşıya kaldıkları doğa/kültür, birey/toplum, fail/yapı, neden/sebep, açıklama/anlama gibi çok tartışılan ikiliklerin kıskacında faillik sorunu ve failin eşkâli meselesi, son yıllarda gündeme daha fazla geliyor.

Bu eşkâli belirlemenin göründüğünden de güç bir iş olduğu ortaya çıktı.

  • Peki, sosyal bilimlerde fail dendiğinde kime ve neye bakmak gerekir?
  • Bireye mi bakılmalıdır yoksa gruplara ve toplumlara mı?
  • Failden sadece insanı mı anlamak gerekir?
  • Hem kendi sosyalliğinin ürünü olup hem de o sosyalliği dönüştürme kapasitesine sahip olan insan faili nasıl kavramlaştıracağız?
  • Dahası, faillik sadece insanlara has bir kapasite midir, hayvanlar fail olamazlar mı?
  • Olabiliyorlarsa bunun sosyal bilimler için ne gibi sonuçları olur?

Sosyal bilimlerin en temel kavramlarıyla felsefi bir hesaplaşmanın ürünü olan bu kitap, bu disiplinlerin değişmez unsuru hâline gelmiş olan ‘fail’in eşkâlini belirlemeye çalışıyor.

Max Weber’den Edmund Husserl’e, Maurice Merleau-Ponty’den Roy Bhaskar’a ve Margaret Archer’a kadar uzanan bir çizgide, sosyal bilimlerin en temel ikiliklerinden bazılarını irdeleyerek, doğal dünyanın nedenleri ile insan dünyasının sebepleri arasındaki karmaşık ilişkiyi çözümlüyor, bedenin insan dünyasının inşasında oynadığı rolü ve her türlü sosyal bilimin olanağı için neden vazgeçilmez bir unsur olduğunu gösteriyor.

Bedenli bir fail olmanın doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasında indirgeyici olmayan bir işbirliğini mümkün hâle getirdiğini ve failliğin hayvanlarla paylaştığımız bir özellik olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Vefa Saygın Öğütle – Failin Ontolojisi: Sosyal Bilimlerde Nedensellik ve Yönelimsellik, Fol Kitap, sosyoloji, 128 sayfa, 2022

Richard Jenkins – Etnisiteyi Yeniden Düşünmek (2022)

‘Etnisiteyi Yeniden Düşünmek’, ilk baskısı yapıldıktan kısa bir süre sonra etnisite ve etnik ilişkiler öğrencileri arasında popüler bir metin haline geldi.

Baştan sona gözden geçirilmiş ve güncellenmiş ikinci baskıdan yapılan bu çeviri, etnik gruplar üzerine güncel tartışmaları da kapsayan zengin bir metin.

Etnisitenin kendisi hayali bir sosyal yapı olsa da etkileri hayali olmaktan çok uzaktır.

Richard Jenkins, etnisiteyi inşa eden sosyal mekanizmaları ve insanların deneyimleri üzerindeki gerçek etkileri ile sonuçlarını göstermek üzere farklı örneklerden yararlanıyor.

Uzun yıllar süren vaka çalışması sonucunda elde edilen zengin materyallerden yararlanılarak hazırlanan kitap, etnisite ve onunla yakın ilişki içindeki konuları tartışıyor.

Bahsi geçen konular arasında çoğulcu toplum “miti”, postmodern farklılık, etnisite, “ırk” ve milliyetçilik arasındaki ilişki, ideoloji, dil, din ve şiddet, ulusal kimliğin gündelik inşası gibi çarpıcı başlıklar bulunuyor.

Sonuç, çağdaş dünyayı anlamlandırmak için vazgeçilmez bir kavrama dair derli toplu ve zihin açıcı bir inceleme.

  • Künye: Richard Jenkins – Etnisiteyi Yeniden Düşünmek, çeviren: Erdoğan Boz, Koyu Siyah Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2022

Carrie Hull – Cinsiyetin Ontolojisi (2022)

Kadın kıyafetleri giyen erkekler, ameliyatla erkek olan kadınlar, cinsiyeti doğduğunda atanan bebekler, ne erkek ne kadın bireyler, akışkan cinsiyetler ve başkaldıran, ele avuca sığmaz cinsel kimlikler:

Yirminci yüzyılın sonlarının cinsel devrimi, 21. yüzyılın başlarında bir ‘cinsiyet devrimini’ de beraberinde getirdi.

Bu devrimin başlattığı tartışma bitmek şöyle dursun, gittikçe alevleneceğe benziyor.

Biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasında bir süredir yapılan ayrım bile biyolojik cinsiyetin ikili bir yapıdan ziyade bir ‘spektrum’ olduğu, cinsiyet kimliğinin ve dürtüsünün ‘doğal’ olmadığı, toplumda inşa edildiği anlayışı nedeniyle gün geçtikçe silikleşiyor.

İnsanlar artık cinsiyetlere, cinsiyetlerse eski kalıplara sığmıyor.

Sınırlar silikleştikçe genişleyen özgürlük, birsizliği de beraberinde getiriyor.

Peki, bu belirsizliğin önümüzdeki günlerde karşımıza çıkaracağı sorunlara ve sorulara karşı ne kadar hazırlıklıyız?

Alanında son yıllarda kaleme alınmış en kışkırtıcı eserlerden bir olan bu kitap, kutuplaşmanın adeta bir kural hâline geldiği bu ateşli tartışmanın tam orta yerinde cinsiyetin biyolojisine ve gerçekliğine yönelik güncel eleştirileri makul bir gözle değerlendirmenin mümkün olup olmadığı sorusuna bir yanıt arıyor.

Biyolojiden, psikolojiden, antropolojiden ve felsefeden örneklerle mevcut görüşlere alternatif, gerçekçi bir çerçeve öneriyor.

Kimliklerin çeşitliliğini kucaklarken biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasında ve cinsellik ile davranış arasında zayıf da olsa bir ayrım gözetmenin felsefi ve bilimsel açıdan doğru olmanın yanı sıra neden siyasi açıdan makul bir tutum olacağını da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Carrie Hull – Cinsiyetin Ontolojisi: Eleştirel ve Gerçekçi Bir Soruşturma, çeviren: Güliz Akçasoy, Fol Kitap, sosyoloji, 288 sayfa, 2022

Anthony D. Smith – Milliyetçilik ve Modernizm (2022)

Milliyetçilik son iki yüzyıla damgasını vurmuş en önemli akımlardan ve olgulardan biri.

Salıverildiğinde taraftarlarına göre ‘şanlı’ zaferlere ulaştırabilen ama tarihin de gösterdiği üzere ne varsa önüne katıp götürebilen, sonu gelmez ‘kanlı’ husumetlere yol açıp komşuyu komşuya kırdıran, nehrin iki yakasını ateşten bir perdeyle ayıran korkutucu ve dizginlenemez bir güce sahip.

Üstelik bugün de sağ ve salim. 20. yüzyıla yaralı çehresini kazandırmış, iki dünya savaşının altında imzası olan bu güç, yüzyılın sonlarındaki öngörülerin aksine zayıflamak şöyle dursun, başta Doğu Avrupa, Kafkasya, Yakındoğu ve Ortadoğu olmak üzere, dünyanın dört bir yanında bugün tekrar yükselişe geçti.

  • Peki, bu yükseliş nasıl açıklanabilir?
  • Milletler ve milliyetçilik, modernliğin bize armağanı olan yeni bir olgu mu, yoksa kökleri tarihin derinlerine mi uzanıyor?
  • Milliyetçiliğin çeşitleri neler?
  • İnsanları ortak bir amaç etrafında kenetleyip seferber edebilen milliyetçi hareketler bu güçlerini nelerden alıyor?

Milliyetçilik çalışmaları alanının kurucusu ve önde gelen tarihsel sosyologlardan Anthony D. Smith, bu kitapta, milliyetçiliğin ve millet fikrinin soykütüğünü çıkarma girişimleriyle hesaplaşıyor.

Gellner, Mann, Anderson, Armstrong, Geertz, Giddens, Hobsbawm, Kedourie, Hroch, Holowitz gibi alanın önde gelen isimleriyle girdiği tartışmada milliyetçiliğin unsurlarını ve bu olguyu ele alan teorilerin zayıf ve güçlü yanlarını ortaya koyuyor.

Milliyetçilik ile modernizmin tarihte iç içe geçmiş anlatısının dolaşık yumaklarını çözerek, bize bugünü ve yakın geleceği anlamamıza da izin veren, kolay okunur bir yol haritası sunuyor.

  • Künye: Anthony D. Smith – Milliyetçilik ve Modernizm, çeviren: Fahri Bakırcı, Fol Kitap, sosyoloji, 456 sayfa, 2022

Jean Baudrillard – Her Yer Ekran (2022)

‘Her Yer Ekran’, gerçeklik duygusunun nasıl yitirildiğine ilişkin bir çözümleme.

Kendini tekrar eden tarihsel bir anlayışın bundan böyle ikiyüzlü bir yaşam ortaya koyması kaçınılmazdır.

Bu kendini gizleme ve gerçeklerin üzerini örtme hali, sanattan politikaya felsefeden toplumun tüm katmanlarına sinmiştir.

Bütün sistem uzun süreden beri devasa bir ekrandan kendi yorgunluğunu ve çaresizliğini seyrediyor.

Sözde yenilikler, teknik ve teknolojik ilerlemeler âdeta bir simülasyon evreninde kaybolup gidiyor.

Baudrillard’ın Libération gazetesi için kaleme aldığı yazılar güncelliğinden hiçbir şey yitirmedi.

Yazar buradaki yazılarında dünyanın bugün geldiği durumu, ‘demokratik despotluğa’ dönüşen egemenlik anlayışlarını ve Batı’nın riyakâr politikalarını açık ve net bir şekilde sorguluyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Yaşamın her alanında birbirinden ayrı olan şeyleri artık birbirinden ayıramıyoruz, çünkü cinsiyetler, karşıt kutuplar, sahne ve salon, eylemin kahramanları, özne ve nesne, gerçek ve yansıması arasındaki mesafe yok edildi. Terimlerin bu şekilde birbirine karıştırılması, kutuplar arasındaki bu gizli anlaşma sonuç olarak sanat, ahlâk, politika dâhil yaşamın hiçbir alanında değer yargısı diye bir şey bırakmadı. Mesafe bilincine, ‘araya bir mesafe koyma tutkusuna’ bir son verilmesi her şeyin kesinliğini yitirmesine neden oldu.”

  • Künye: Jean Baudrillard – Her Yer Ekran, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 245 sayfa, 2022

İbrahim Kaya – Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi (2022)

‘Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi’, Türk siyasal deneyiminin toplumsal temellerini betimlediği gibi, siyaset kurumunun toplumu dönüştüren dinamiklerini de irdeliyor.

Siyasal sosyolojinin temel sorunsallıklarına odaklanarak, bunların Türkiye’deki seyrini irdeleyen kitap, siyasal sosyolojik kuramların ışığında Türk deneyimini çözümlüyor.

Devlet-toplum ilişkileri, siyasa-ekonomi ilişkileri, siyasal partiler, seçimler ve seçmen davranışları, sosyal hareketler, siyaset ve iletişim, göç, demokrasi-otoriterlik temalarını titizlikle ele alan çalışma, okura güncel tartışmaların bir değerlendirmesini de sunuyor.

Siyaset sosyolojisi kitaplarının ağırlıklı olarak çeviri kitaplardan oluşması nedeniyle bu kitaplarda işlenen konular ve verilen örnekler Batılı konular ve örneklerdir.

Sosyoloji, siyaset bilimi, kamu yönetimi gibi bölümlerde siyaset sosyolojisi dersini alan öğrencilerin kuramsal modellerle olaylar arasında ilişki kurmasının bu sebeple zor olduğu ortada.

‘Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi’, bu önemli ihtiyaca bir cevap oluşturuyor.

Türkiye’nin siyasal meselelerini ve süreçlerini ele alan literatür her ne kadar zengin bir literatür olsa da siyaset sosyolojisi perspektifinden temel sorunsallıklara Türkiye özelinde eğilen bir çalışmanın eksikliği dikkat çekicidir.

‘Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi’, bu önemli eksikliği de gideren bir çalışmadır. Siyaset sosyolojisinin temel konularının Türkiye üzerinde ele alındığı, tartışıldığı bu kitap, literatürdeki önemli eksikliği gidermeye aday.

  • Künye: İbrahim Kaya – Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi, Say Yayınları, sosyoloji, 344 sayfa, 2022

David L. Swartz – Simgesel İktidar (2022)

Pierre Bourdieu’nün sosyolojisinin altında yatan siyasi analiz, sosyoloji için geliştirdiği siyasi proje ve kendi siyasi eylemciliği büyük ölçüde ihmal edildi.

David L. Swartz’ın bu enfes çalışması, Bourdieu’nün devlet ve siyaset anlayışını merkeze alarak sosyoloji sadece bilim olarak değil, aynı zamanda daha adil ve demokratik bir yaşam için bir siyasi mücadele alanı olarak tasavvur ediyor.

  • Sosyoloji ile siyaset arasında doğrudan bir bağ var mı?
  • Sosyoloji toplumsal dünyayı açıklamakla yetinmeyip değiştirmeye çalışmalı mı?
  • Kısacası, müdahil bir sosyoloji mümkün mü ve sosyolojinin siyaseti olur mu?

Bourdieu, 20. yüzyılın en önemli sosyologlarından biri olsa da genellikle bir siyaset sosyoloğu olarak tanınmaz.

Bunda onun geleneksel siyaset pratiklerine ve siyaset bilimine mesafeli tutumunun payı büyüktür.

Oysa Bourdieu meslek hayatı boyunca, iktidar mücadelelerinin bizzat kültür aracılığıyla toplumun kılcal damarlarına nasıl nüfuz ettiğini, toplumsal eşitsizlikleri nasıl ürettiğini ve direnişi nasıl güçleştirdiğini gerek eylemleri gerekse çalışmaları vasıtasıyla ortaya koymak için büyük bir uğraş verdi.

Her alanda verilen iktidar mücadelelerinin, maddi kaynakların yanı sıra simgesel kaynaklara sahip olmayı, bunları biriktirmeyi ve yönetmeyi gerektirdiğini göstermiş ve simgesel sermayenin toplumsal hiyerarşilerin inşasında ve korunmasında ne denli etkili bir rol üstlendiğini gözler önüne serdi.

Swartz, bu kitapta, Bourdieu’nün sosyal bilim tasarısının “sadece bir bilim” olmadığını, ayrıca bir siyaset tasarısı da olduğunu iddia ediyor.

Onun tüm çalışmalarının birleştirici ve değişmez izleği olan bu ‘siyasi’ sosyolojinin unsurlarını, temel kavramlarından hareketle tek tek ve ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

Bourdieu’nün fikirlerini birbiriyle bağlantısı ve bütünlüğü içinde öğrenmek isteyenlerin kaçırmaması gereken yetkin bir başvuru kaynağı sunuyor.

  • Künye: David L. Swartz – Simgesel İktidar: Siyaset ve Entelektüeller Pierre Bourdieu’nün Siyaset Sosyolojisi, çeviren: Eva Gurbanova ve Cem Sili, Fol Kitap, sosyoloji, 384 sayfa, 2022

Erdem Yörük – Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset (2022)

Türkiye devleti sosyal yardımları dağıtırken neden açıktan açığa yoksul Kürtlere öncelik verdi?

Erdem Yörük, Erdoğan’ın siyasal gücünün arkasındaki temel etkenlerden biri olarak aralarında yoksul Kürtlerinde önemli bir kısmını oluşturduğu yoksullara yönelik sosyal yardımların genişlemesinin rolünü tartışıyor.

Aşağı yukarı kırk yıldır yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde de refah sistemleri dönüşüme uğradı.

Kimi yazarlar bu dönüşümü birtakım yapısal değişkenlerin belirleyiciliği altında bildiğimiz refah devletinin ya bütünüyle ortadan kalkması ya da küçülmesiyle açıkladı.

Erdem Yörük’ün ‘Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset’ kitabı ise, istihdam temelli sosyal güvenlik politikalarından gelir temelli sosyal yardım politikalarına doğru bir geçişi tespit ediyor.

Fakat bunu tespit ederken refah politikalarının anlamlandırılmasında taban siyasetini merkeze alan akademik geleneğe yaslanıyor.

Dolayısıyla refah sistemlerinin dönüşümünü (yapısal unsurlara indirgemeden), enformel proletaryanın politik talepleri ile siyasi elitler arasındaki rekabeti dinamik bir ilişki olarak kurgulayarak anlamaya girişiyor.

Bu yönüyle sosyal yardımların genişlemesinin politik anlamına dair daha derin bir kavrayış sunuyor.

Refah devletinin günümüzdeki biçimini detaylı verilerle anlamak isteyen okur için ufuk açıcı bir eser.

Kitaptan bir alıntı:

“Yoksullar, uğruna mücadele ettikleri şeylerin niyetlenilmemiş bir sonucu olarak sosyal yardımlara erişim sağlamışlardır. Türkiye hükümetlerinin yeni sosyal yardımları sağlamasının arkasında, yalnızca yapısal sebepler ya da bu yardımları talep eden yoksulların örgütlü hareketleri değil, ayrıca başka siyasi, etnik ya da dinî gerekçelerle radikalleşen ve kendi safına dahil etme stratejileriyle içerilen ‘yoksul halk hareketleri’ vardı.”

  • Künye: Erdem Yörük – Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset: Siyasi Elitler Arasındaki Rekabet ve Toplumsal Hareketler Bir Refah Devletini Nasıl Yarattı?, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022

Kolektif – “Suriyeliler Her Yerde!” (2022)

“Suriyeliler her yerde!”

“Onlar, bizden daha çok hakka sahip”

“Kendi şehrimizde yabancı hale geldik”

Ekonomik krizin derinleşmesinin de etkisiyle geçtiğimiz bir yılda haberlerde siyasilerden, sosyal medyada ise kişilerden en çok duyduğumuz deyişler bunlar.

2011’deki iç savaştan sonra Türkiye’ye sığınan Suriyeli göçmenler, iç siyasetin yüksek tansiyonlu bir konusu haline geldiler.

Ülkeyi “istila” ettiklerine, ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturduklarına dair tepkiler, gerek sosyal medyada gerek siyasî olarak çoğaltıldı ve karşılık buldu.

Adını bu reaksiyonların gündelik dilde yaygınlaşan bir ifadesinden alan “Suriyeliler Her Yerde!”, Suriyelilere yönelik tedirginliğin ve nefret söyleminin özellikle yoğun olduğu Kilis’te yapılan bir araştırmaya dayanıyor.

Sadece göçmen sayısının çokluğundan değil, göçmenler başka yerlerden farklı olarak şehrin çeperine “kusulmayıp” “yerli” halkla iç içe yaşadığından ötürü, Kilis, bu “hassasiyetlerin” yüksek olduğu bir saha.

“Suriyeliler Her Yerde!”, Suriyeli göçmenler hakkında doğru bilinen yanlışların son derece canlı örneklerini ortaya koyuyor.

Göçmenler ve “yerliler” arasındaki karşılaşmaların, etkileşimlerin çok yönlü dinamiğine ışık tutuyor.

Bayram Koca ile Duygu Altınoluk’un hazırladığı derlemede onların yanı sıra Haydar Karaman ve Tuğçe Berfim Tunç’un yazıları yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – “Suriyeliler Her Yerde!”: Yerliler ve Göçmenler, derleyen: Bayram Koca ve Duygu Altınoluk, İletişim Yayınları, sosyoloji, 127 sayfa, 2022

Marcel Mauss – Sosyoloji Nedir? (2022)

Erken Cumhuriyet dönemi aydınlarından Sadri Etem’in 1934’teki ‘Hibe’ tercümesinden beri tanıdığımız, Durkheim’ın en sıkı ve sadık talebesi Marcel Mauss’un bu derlemede bir araya getirilen dört makalesi, yeni teşekkül etmiş “sosyoloji” bilimini tanımlama, sınırlarını çizme ve epistemolojik temellerini sağlamlaştırmayı amaçlar.

Sosyolojinin bağımsızlığını itinayla nesnesini tasvir ederek tahkim etmeye çalışan Mauss, psikolojiden hukuka rakiplerle tartışarak ilerler.

Durkheim’ın ölümünden sonra Fransız sosyolojisinin önde gelen ismi olmuş Mauss’un Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı hayal kırıklığının ve tedirginliğin izlerini sürebileceğimiz bu yazıları sosyolojinin gerekliliği, sosyoloğun “siyasi” rolünü ve bilimin barış misyonunu da irdeliyor.

  • Künye: Marcel Mauss – Sosyoloji Nedir?, çeviren: Murat Devres, Dergah Yayınları, sosyoloji, 182 sayfa, 2022