Eyal Press – Pis İşler (2023)

Toplu olarak yaşamanın parçası olan çeşitli “pis işler” var.

Sadece ağır ve zor değil aynı zamanda adı kötüye çıkmış, yani saygınlıktan uzak sayılan işler.

Geleneksel toplumlarda bu tür işleri yapanlara yönelik bariz dışlama mekanizmaları vardı.

Bugünkü toplumlarımızda açıktan açığa böyle bir işleyiş olmasa da “pis işleri” yapanların toplumsal konumları daha iyi değil.

Eskiden toplumların en yoksul çevrelerinin yaptığı bu işlerden bazılarını bugün Batılı toplumlarda daha ziyade göçmenler, bazılarını ise yine o toplumların dezavantajlı kesimleri yapıyor.

Eyal Press, ABD’de özellikle cezaevlerindeki psikiyatri koğuşlarında çalışan ruh sağlığı danışmanları ile gardiyanları, tavuk mezbahalarında çalışan göçmen işçileri, Amerikan Hava Kuvvetleri’nin İHA’larla ülke dışında gerçekleştirdiği gözetleme ve saldırı operasyonlarında görev alan teknik personeli, ayrıca Google’ın devletlerle işbirliği içinde geliştirdiği gözetleme projelerinde çalışmış mühendisleri ve petrol üretim tesislerindeki işçilerle yakınlarını ele alıyor.

Press, çok sayıda çalışanla yaptığı yüz yüze görüşmeler ve bahsi geçen kurumlara gerçekleştirdiği inceleme gezileri sonucunda kaleme aldığı kitapta, bu “pis işleri” yapanların hayatlarını kazanmak için nasıl bu işlere sürüklendiklerine, bu işleri yaparken karşılaştıkları etik ve hukuki sorunlar karşısında nasıl tavır aldıklarına, yaşadıkları içsel ve toplumsal çatışmalara, ortaya çıkan sorunların toplumsal ve hukuki kaynaklarına, “pis işleri yaptıran” toplumun sorumluluklarına odaklanıyor.

Görmemek için yüzümüzü öbür tarafa çevirdiğimiz yerlere ve sorunlara güçlü bir ışık tutarken sarsıcı ve sahici insan hikâyeleri anlatıyor.

  • Künye: Eyal Press – Pis İşler: ABD’de Hayati İşler ve Eşitsizliğin Gizli Bedeli, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, sosyoloji, 328 sayfa, 2023

Michael Mulkay – Bilim ve Bilgi Sosyolojisi (2023)

  • Bilimsel bilgi ne ölçüde sosyal hayatın bir ürünüdür?
  • Bilimin vardığı sonuçlar, bilim insanlarının içinde yaşadıkları toplumlardan, onların önyargılarından, duygularından, beklentilerinden ve dünyaya bakışlarından bağımsız mıdır?
  • Bilim, sosyolojinin meşru bir araştırma nesnesi olabilir mi?
  • Yoksa bilimi diğer insan etkinliklerinden ayıran, ona dokunulmaz bir nesnellik bahşeden bir yanı mı var?

Bilim sosyolojisi alanında en önemli isimlerden biri sayılan Michael Mulkay, bu kitapta, son üç yüzyıldır göz kamaştırıcı başarılara imza atmış bilimsel etkinliğe ve onun ürünlerine bir sosyal bilimcinin gözüyle nasıl bakılacağını gösteriyor.

Bilimin diğer bilme ve bilgi biçimlerinden ayrılan özel bir etkinlik olarak görülmesine izin vermiş felsefi varsayımları gün yüzüne çıkararak, bilimsel bilgiyi sosyolojik analizin kapsamının dışında bırakmanın makul bir zemini olmadığını gösteriyor.

Bilgi edinme süreçleri, olgu/kuram ikiliği, gözlemcinin toplumsal konumunun bilgi edinme süreçleri üzerindeki etkisi gibi, bu alanın güç sorunlarını güncel bilimsel başarı örneklerinden hareketle ele alıyor.

Bilginin de müzakerelerle üretilen toplumsal bir ürün olduğunu, sosyal bilimlerle ilgilenen herkesin anlayabileceği bir dille ortaya koyuyor.

  • Künye: Michael Mulkay – Bilim ve Bilgi Sosyolojisi, çeviren: Abdulkadir Öncel ve Ebru Açık Turğuter, Fol Kitap, sosyoloji, 208 sayfa, 2023

Pierre Bourdieu – Kültür Üretimi (2023)

Avrupa toplumlarında sanatın kurumsallaşmasının tarihi, sanatın özerkliğini kazanmasının tarihidir.

Rönesans’ta tohumları atılan bu özerkleşme süreci boyunca sanat, Kilise ile Saray’ın himayesinden ve vesayetinden koparak bağımsızlaşır.

Aynı süreçte kapitalizmin yükselişine koşut bir sanat piyasası örgütlenir.

Bir yandan da sanat tarihi ve sanat eleştirisi başlı başına birer yazın türü olarak gelişir.

Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, kendi bilgisini ve estetiğini kendi içinde belirleyen, otoriteyi ve meşruiyeti kendi mercilerinden devşiren bir sanat alanı teşekkül etmiştir.

Ne var ki, bu alan bir yandan da piyasaya tâbidir; oysa varlığını “ekonomi”nin inkârı üzerine tesis etmiş, kendini “ticari” kaygıların reddiyle tanımlamıştır.

Pierre Bourdieu, burada yayımladığımız iki temel makalesinde, sanat alanına damgasını vuran bu paradoksu masaya yatırıyor ve “sembolik mallar”ın üretimindeki yapısal dinamikleri ortaya koyuyor.

Tiyatro, edebiyat ve görsel sanat alanlarındaki saha araştırmaları üzerinden, kültürel üretimin temel yasası olan rekabetin nasıl işlediğini inceliyor.

“Çıkar gözetmezlik”, “saf estetik”, “sanat-için-sanat” gibi şiarların üstünü örttüğü sembolik iktidar mücadelelerini gözler önüne seriyor.

Randal Johnson’ın sunuş yazısı ise, Bourdieu’nün çalışmalarını ve temel kavramlarını ele alıyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Kültür Üretimi: Sembolik Ürünler, Sembolik Sermaye, çeviren: Elçin Gen, İletişim Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2023

Burcu Kalpaklıoğlu – Fetvayla Yol Göstermek (2023)

“Bayan fetva odası”, vaizelerin gün boyunca telefonla arayan kadınlara fetva verdikleri odanın ismi.

Burcu Kalpaklıoğlu, vaizelerin verdiği fetvaları ve fetva verme yollarını inceleyerek modern seküler bir kurumda icra edilen “geleneksel” bir pratik aracılığıyla etik, siyaset ve dinin nasıl iç içe geçtiğini ve vaizelerin her bir tekil durum için fetvaları nasıl yeniden yorumladıklarını analiz ediyor.

Vaizeler devletin söylemini, feminist söylemi ve ataerkil fıkıh söylemini birbirine tercüme ediyorlar. Bazen çatışan, bazen üst üste binen söylemler arasında müzakere edip çözümler bulmaya çalışıyorlar.” diyen Kalpaklıoğlu ‘Fetvayla Yol Göstermek’te, “Bayan fetva odası”na telefonla yapılan başvurulara verilen cevapları, yapılan yorumları, bulunulan önerileri inceliyor.

Öncelikle, fetvanın “yönetimsel bir pratik” olarak nasıl iş gördüğünü gözler önüne seren bir inceleme, bu.

Kalpaklıoğlu, dindar kadınların gündelik hayatla ve aile içi sorunlarla ilgili meseleleri karşısında vaizelerin, bazen yorum imkânlarını ataerkil kodlar hilafına kadınlara haklarını “öğretmek” üzere kullandıklarına dikkat çekiyor.

Beri yandan fetva veren vaizelerin, özellikle “kaygan zeminde aileyi koruma” kaygısıyla, birçok zaman da “arada kaldıklarını” gösteriyor.

‘Fetvayla Yol Göstermek’, İslâmî feminizmin, ataerkil ideolojiye ve geleneksel fıkıh’a karşı kaynakları yeniden yorumlama çabasından ilham alıyor.

Ayrıca, Türkiye’de “dinî” ile “seküler”in karşıtlıklarını ve “karışımlarını” yeniden düşünmek için verimli bir örnek sunuyor.

  • Künye: Burcu Kalpaklıoğlu – Fetvayla Yol Göstermek: Alo Fetva Hattı, Vaizeler, Gündelik Hayat Tavsiyeleri, İletişim Yayınları, inceleme, 191 sayfa, 2023

Atahan Demirkol – Kentlerde Yer Duygusu (2022)

 

Kolektif hafıza ve yer duygusunun yeniden üretimi üzerine ufuk açıcı bir eser.

Atahan Demirkol, Ereğli’de yaşamın neredeyse her noktasına dokunan Erdemir’in, Ereğli’deki kolektif hafıza ve yer duygusunun üretilmesinde temel aktör olarak nasıl ön plana çıktığını irdeliyor.

Demirkol, bu etkinin Erdemir’in yükseliş döneminde toplumsal yaşamın en ücra köşelerine sızmasıyla sınırlı kalmadığını, toplumsal hücrelerde derin biçimde hissedildiğini gösteriyor.

  • Künye: Atahan Demirkol – Kentlerde Yer Duygusu: Karadeniz Ereğli ve Özelleştirmenin Yerel Etkileri, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 182 sayfa, 2022

Kolektif – Başka Bir Dünyadan Şarkılar (2022)

‘Başka Bir Dünyadan Şarkılar: Sinema ve Türkiye Sosyolojisi’, iki kitaptan oluşan bir film çalışmaları derlemesinin ikinci kitabı.

İlk kitap, ‘Hayatın Taklidi Dünyanın Derdi: Film Çalışmalarında Güncel Yaklaşımlar’dı.

Bu kitaplar, doktora tezi, verdiği dersler, kitap, makale ve çevirileriyle film çalışmalarının ve akademik sinema eğitiminin Türkiye üniversitelerindeki öncü ismi Nilgün Abisel’e armağan olarak tasarlandı.

‘Başka Bir Dünyadan Şarkılar’, doktora tezinden başlayarak Abisel’in çalışmalarında ağırlıklı bir yeri bulunan Türkiye sinemasına odaklanıyor.

Bu çerçevede kitaptaki yazılar, çeşitli konuları (filmler, yönetmenler, dönemler, vd.) güncel yaklaşımlar üzerinden yenilikçi bir bakışla ele alıyor.

Böylece ‘Başka Bir Dünyadan Şarkılar’, tarihten estetiğe, çevre, yaşlı bakımı ve demokrasi gibi başlıklardan sinema eğitimine, ele aldıkları meseleler açısından çeşitlilik içeren yazılar aracılığıyla, yerli sinema üzerine ilginç bir toplam sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Nezih Erdoğan, Rukiye Karadoğan, Kurtuluş Kayalı, Ahmet Gürata, Pembe Behçetoğulları, Funda Şenol Cantek, Ali Karadoğan, Levent Köker, Uygur Kocabaşoğlu, Aysun Akan, Murat İri, Emrah Özen ve Nejat Ulusay.

  • Künye: Kolektif – Başka Bir Dünyadan Şarkılar: Sinema ve Türkiye Sosyolojisi (Nilgün Abisel’e Armağan 2), derleyen: Nejat Ulusay, Umut Tümay Arslan, Ali Karadoğan ve Pembe Behçetoğulları, Dipnot Yayınları, sinema, 248 sayfa, 2022

Hein de Haas, Stephen Castles ve Mark J. Miller – Göçler Çağı (2022)

Bu kitap uluslararası göçün insanlık tarihinde bir sapma değil, aksine süregelen bir durum olduğunu savunuyor.

Nüfus hareketleri daima ekonomik dönüşümlere, teknolojik değişime, demografik geçişlere, jeopolitik kaymalara, çatışma ve savaşlara eşlik etti.

Son beş yüzyıl boyunca göç; sömürgecilik, sanayileşme, ulus-devlet oluşumu ve kapitalist dünya pazarının gelişmesinde önemli bir rol oynadı.

Bununla birlikte uluslararası göç hiçbir zaman bugün olduğu kadar yaygın ve siyaseten önemli olmadı.

Siyasi liderler daha önce hiçbir zaman göç sorunlarına bu kadar öncelik vermedi.

‘Göçler Çağı’nın ayırt edici özelliği uluslararası göçün gittikçe daha fazla ülke ve bölgeyi etkileme şeklinden ve tüm dünyayı etkileyen siyasi, ekonomik ve kültürel dönüşümle bağlantısından ileri gelen küresel niteliğidir.

Bu kitap uluslararası göçün başlıca nedenlerini, süreçlerini ve etkilerini araştırmaya çalışmıştır.

Burada vurgulandığı gibi göçler toplumlar arasındaki tarihsel ilişkilere dayanıyor ve çok sayıda siyasi, demografik, sosyoekonomik, coğrafi ve kültürel süreç tarafından şekillendiriliyor.

Göç, ülkelerdeki etnik çeşitliliğin artmasına ve devletler ile toplumlar arasındaki ulusötesi bağların derinleşmesine katkıda bulundu.

Göçler genellikle işgal, istihdam ve mültecileri kabul etme kararlarının doğrudan veya dolaylı sonucu olduğundan, uluslararası göçler hükümet politikalarından önemli ölçüde etkileniyor.

‘Göçler Çağı’, hem tarihteki hem de günümüzdeki küresel göç örüntülerini anlamak için en kapsamlı rehberlerden biri olarak okunabilir.

  • Künye: Hein de Haas, Stephen Castles ve Mark J. Miller – Göçler Çağı: Modern Dünyada Uluslararası Nüfus Hareketleri, çeviren: Birsen Aybüke Evranos, Gav Perspektif Yayınları, sosyoloji, 516 sayfa, 2022

Jillian Peterson ve James Densley – Şiddet Projesi (2022)

‘Şiddet Projesi’, kitlesel şiddetle ilgili çığır açan araştırmalardan elde edilen verileri kullanarak, şiddetin toplumsal bir salgına dönüşmesinin önüne geçilmesi için yenilikçi yollar sunuyor.

Psikolog Jillian Peterson ve sosyolog James Densley, hiçbir zaman anlamlı bir eyleme dönüşemeyen politik açıklamalara karşın kitlesel silahlı saldırılara ilişkin ilk kapsamlı veritabanı olan “Şiddet Projesi”ni oluşturdu.

Amaçları, kitlesel silahlı saldırıların temel nedenlerini belirlemek ve yüz yetmişten fazla failin geçmiş yaşamlarındaki yüzlerce vakayı inceleyerek şiddetin önüne nasıl geçileceğini bulmaktı.

Bu kitap kapsamında, kitlesel şiddetin yaşayan failleri ve onları tanıyan kişilerle, kurbanların aileleriyle, ilk müdahale ekipleriyle ve önde gelen uzmanlarla röportajlar yaparak, sansasyonel medya anlatılarından ziyade, gerçek hikâyeler aracılığıyla ilk elden derinlemesine bir anlayış elde ettiler.

  • Künye: Jillian Peterson ve James Densley – Şiddet Projesi: Toplu Şiddet Salgını, çeviren: Burcu İnal, Sola Unitas Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2022

Peter Burke – Kültür Tarihinin Çeşitliliği (2022)

‘Kültür Tarihinin Çeşitliliği’nde Peter Burke ‘yeni kültür tarihi’nin teorisini ve uygulamasını masaya yatırıyor.

Jacob Burckhardt ile Johan Huizinga’nın çalışmalarıyla başlayan kültür tarihinin türlerine odaklanıyor.

Sosyal ve kültürel antropolojiden esinlenen yenilikçi yaklaşımın önemine rağmen, herhangi bir yeni ortodoksinin klasik modelin yerini almadığını ileri sürüyor.

Bu kitaptaki makalelerde kültür tarihinin kökenleri ve kimliğini tartıştıktan sonra, rüyaların toplumsal tarihi, tarih ile toplumsal hafıza arasındaki ilişki, jestin dili ve komedinin sınırları konularını ele alıyor; sonrasında Avrupa ile Yeni Dünya arasındaki karşılaşmaya ve kelimenin etimolojik, literal ve metaforik anlamlarında kültürel aktarım olgusuna dönüyor.

Çalışma iki teorik araştırma ile sona eriyor: Zihniyetler tarihi ve kültür tarihi niçin bölünmeye mahkumdur?

  • Künye: Peter Burke – Kültür Tarihinin Çeşitliliği, çeviren: Mesut Düzce, Hakan Hemşinli, Mustafa Tekpınar ve Selahattin Polatoğlu, Dergah Yayınları, sosyoloji, 312 sayfa, 2022

 

Marcel Mauss – Büyünün Genel Teorisi (2022)

“Din, büyünün başarısızlıklarından ve hatalarından doğmuştur.”

İlkel toplumlarda büyü ve büyünün bugün düşüncelerimizde ve sosyal eylemlerimizde varlığını sürdürmesi üzerine bir çalışma olan bu kitap, yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olan Marcel Mauss’un zihninin şaşırtıcı modernliğini temsil ediyor.

Kitap, çeşitli kültürlerde büyünün büyüleyici bir fotoğrafını çekmenin yanı sıra, bugün hâlâ çok geçerli olan derin sosyolojik ve dini içgörüler de sunuyor.

Sanat, büyü ve bilimin yollarının bir kez daha kesiştiği bir dönemde, ‘Büyünün Genel Teorisi’, çağımız için bir klasik olarak kendini gösteriyor.

  • Künye: Marcel Mauss – Büyünün Genel Teorisi, çeviren: Deniz E. Polat, Liberus Yayınları, sosyoloji, 180 sayfa, 2022