Hatice Sena Arıcıoğlu – Seküler Türkiye’de Ruh Çağırma (2025)

Hatice Sena Arıcıoğlu’nun bu çalışması, Türkiye’de laikleşme sürecinin yoğun olarak yaşandığı 1936 ile 1969 yılları arasında ruh çağırmanın nasıl bir yer edindiğini ve özellikle de Bedri Ruhselman Çevresi’nin bu bağlamdaki rolünü inceliyor. ‘Seküler Türkiye’de Ruh Çağırma: Din ve Modern Bilim Arasında Ruhselman ve Çevresi’ (‘Spiritism in Secular Turkey 1936 – 1969: The Ruhselman Circle Between Religion and Modern Science’), bu dönemin Türkiye’sinde din ve modern bilim arasındaki gerilimlerin yaşandığı bir ortamda, ruh çağırmanın hem dini hem de bilimsel söylemlerle nasıl bir ilişki kurduğunu ve kendine özgü bir inanç sistemi geliştirdiğini analiz ediyor. Arıcıoğlu, Ruhselman Çevresi’nin spiritüel pratiklerini, yayınlarını ve düşünce sistemini merkeze alarak, bu çevrenin laik Türkiye’deki entelektüel ve dini tartışmalara nasıl dahil olduğunu ve nasıl bir anlam dünyası yarattığını detaylı bir şekilde ele alıyor.

Kitap, Ruhselman Çevresi’nin spiritizmin temel prensiplerini benimserken, aynı zamanda dönemin bilimsel ve felsefi akımlarından nasıl etkilendiğini ve bu etkileşim sonucunda ortaya çıkan özgün yorumları araştırıyor. Çevrenin, spiritüel seanslar, medyumluk deneyimleri ve ruhlarla iletişim kurma pratikleri üzerinden geliştirdiği inanç sistemi hem geleneksel dini anlayışlardan hem de katı materyalist bilim görüşlerinden farklılaşan bir alternatif sunuyordu. Arıcıoğlu, bu çevrenin yayınladığı eserler, dergiler ve diğer iletişim araçları aracılığıyla spiritüel düşüncelerini nasıl yaygınlaştırdığını ve laik Türkiye’de kendine nasıl bir takipçi kitlesi edindiğini de inceliyor.

Kitap, laik bir devlette ruh çağırmanın varoluş mücadelesini, dini ve bilimsel söylemlerle kurduğu karmaşık ilişkiyi ve bir inanç sistemi olarak nasıl şekillendiğini anlamak için önemli bir çalışma. Kitap, Ruhselman Çevresi örneği üzerinden, modernleşme ve laikleşme süreçlerinin yaşandığı toplumlarda alternatif inanç biçimlerinin nasıl ortaya çıkabileceğine ve kendine özgü bir anlam dünyası yaratabileceğine dair değerli bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Hatice Sena Arıcıoğlu – Seküler Türkiye’de Ruh Çağırma: Din ve Modern Bilim Arasında Ruhselman ve Çevresi, Fol Kitap, sosyoloji, 272 sayfa, 2025

Hein de Haas – Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler (2025)

Hein de Haas’ın bu çalışması, göç olgusuna dair yaygın yanlış anlamaları ve mitleri çürüten, kapsamlı ve gerçeklere dayalı bir analiz sunuyor. ‘Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler: Siyasetin En Ayrıştırıcı Konusuna Dair Gerçekçi Bir Rehber’ (‘How Migration Really Works: A Factful Guide to the Most Divisive Issue in Politics’), siyasi tartışmalarda sıklıkla duygusal ve ideolojik yaklaşımların hâkim olduğu göç konusunu, demografik veriler, sosyo-ekonomik araştırmalar ve tarihsel perspektifler ışığında ele alarak, göçün karmaşık ve çok boyutlu doğasını ortaya koyuyor. Kitap, göçün sadece bireysel bir tercih veya zorunluluktan ibaret olmadığını, aynı zamanda kaynak ülkelerdeki ekonomik eşitsizlikler, siyasi istikrarsızlıklar, demografik değişimler ve küresel bağlantılar gibi yapısal faktörlerden de derinden etkilendiğini savunuyor

de Haas, göçün genellikle tek yönlü ve kalıcı bir hareket olarak algılanmasının aksine, döngüsel ve dinamik bir süreç olduğunu vurguluyor. Göçmenlerin önemli bir kısmının zaman içinde geri döndüğünü, kaynak ülkelerin ekonomilerine önemli katkılar sağladığını ve göçün hem kaynak hem de hedef ülkeler üzerinde çeşitli sosyo-ekonomik etkileri olduğunu detaylı bir şekilde açıklıyor. Kitap ayrıca, göç politikalarının sıklıkla beklenen sonuçları doğurmadığını, hatta bazı durumlarda ters etki yaratarak düzensiz göçü teşvik edebildiğini örneklerle gösteriyor. de Haas, göç konusundaki tartışmaların daha rasyonel ve kanıta dayalı bir zemine oturtulması gerektiğini savunarak, popülist söylemlerin ve yanlış bilgilendirmelerin göçmenlere ve toplumlara zarar verdiğini belirtiyor. Kitap, göç olgusunu anlamak ve daha etkili ve insancıl politikalar geliştirmek isteyen herkes için önemli bir kaynak.

  • Künye: Hein de Haas – Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler: Siyasetin En Ayrıştırıcı Konusuna Dair Gerçekçi Bir Rehber, çeviren: Uğur Gülsün, Gav Perspektif Yayınları, sosyoloji, 391 sayfa, 2025

Max Weber – Temel Sosyoloji Kavramları (2025)

Max Weber’in ‘Temel Sosyoloji Kavramları’ (‘Soziologische Grundbegriffe’) adlı eseri, sosyolojinin temel kavramlarını ve metodolojik yaklaşımlarını sistematik bir şekilde ele alan klasik bir çalışma. Weber, bu eserinde, sosyolojik analizin nesnesini “sosyal eylem” olarak tanımlar ve sosyal eylemi, bireylerin öznel anlamlar yükleyerek gerçekleştirdikleri ve diğerlerinin davranışlarını hesaba katarak yönlendirdikleri davranışlar olarak açıklar. Weber, sosyal eylemin farklı türlerini (amaçsal-rasyonel, değer-rasyonel, duygusal ve geleneksel eylem) analiz ederek, sosyolojik araştırmanın bu anlamları anlamaya ve yorumlamaya yönelik olması gerektiğini savunur.

Weber, sosyolojinin temel kavramlarından biri olan “sosyal ilişki”yi, birden fazla bireyin karşılıklı olarak birbirlerinin davranışlarına öznel anlamlar atfettiği ve bu anlamlar çerçevesinde eylemlerini yönlendirdiği bir durum olarak tanımlar. Weber, sosyal ilişkilerin farklı biçimlerini (örneğin, çıkar ilişkileri, otorite ilişkileri, dayanışma ilişkileri) inceler ve bu ilişkilerin toplumsal yapıların oluşumundaki rolünü vurgular. Ayrıca, Weber, “otorite” kavramını da detaylı bir şekilde ele alır ve geleneksel otorite, karizmatik otorite ve rasyonel-yasal otorite olmak üzere üç farklı otorite tipini ayırt eder. Bu otorite tiplerinin, toplumsal düzenin ve siyasi yapıların anlaşılmasındaki önemini açıklar.

Kitap, Weber’in sosyolojik metodolojisine dair temel ilkeleri de içerir. Weber, sosyolojinin ampirik verilere dayanması gerektiğini ancak aynı zamanda bu verilerin “anlayıcı sosyoloji” (verstehende Soziologie) yaklaşımıyla yorumlanması gerektiğini savunur. Ona göre, sosyolojik açıklama hem nedensel ilişkileri ortaya koymalı hem de sosyal eylemlerin öznel anlamlarını anlamaya çalışmalıdır. Bu eseri, Weber’in sosyolojik düşüncesinin temelini oluşturan kavramları ve metodolojik yaklaşımları anlamak için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Max Weber – Temel Sosyoloji Kavramları, çeviren: Mustafa Tüzel, Can Yayınları, sosyoloji, 96 sayfa, 2025

Douglas Harper – Görsel Sosyoloji (2025)

Douglas Harper’ın ‘Görsel Sosyoloji’ (‘Visual Sociology’) adlı eseri, sosyolojik araştırmalarda görsel materyallerin (fotoğraflar, filmler, videolar vb.) kullanımını inceleyen ve bu yöntemin potansiyelini değerlendiren bir çalışma. Harper, görsel sosyolojinin sadece bir araştırma tekniği olmadığını, aynı zamanda toplumsal gerçekliği anlamak ve yorumlamak için özgün bir bakış açısı sunduğunu savunur.

Kitap, görsel verilerin toplanması, analizi ve sunulması süreçlerinde dikkat edilmesi gereken etik ve metodolojik sorunları ele alırken, görsel sosyolojinin farklı araştırma alanlarında (kent sosyolojisi, aile çalışmaları, göç araştırmaları vb.) nasıl kullanılabileceğine dair örnekler sunuyor.

Harper, görsel sosyolojinin, sözlü veya yazılı verilere kıyasla, toplumsal deneyimleri daha doğrudan ve dolaysız bir şekilde aktarma potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Ancak, görsel verilerin yorumlanmasının da öznel olabileceğini ve araştırmacının kültürel arka planından etkilenebileceğini belirtiyor.

  • Künye: Douglas Harper – Görsel Sosyoloji, çeviren: Hüseyin Yılmaz, Espas Yayınları, sosyoloji, 480 sayfa, 2025

Walter Benjamin, Theodor W. Adorno – Pasajlaşmalar (2025)

Bu kitap, Walter Benjamin ve Theodor W. Adorno arasındaki yoğun ve karmaşık entelektüel ilişkiyi belgeleyen bir mektup derlemesidir. Bu mektuplaşmalar, ilk kez Türkçede.

Kitap, Adorno ve Benjamin’in felsefe, edebiyat, sanat, kültür ve siyaset gibi geniş bir yelpazedeki konulara dair görüşlerini ve tartışmalarını ortaya koyuyor. Mektuplar, iki düşünürün birbirlerinin çalışmalarına yaptıkları eleştirileri, yorumları ve önerileri içeriyor. Bu yazışmalar, onların düşünce süreçlerini, entelektüel gelişimlerini ve birbirlerine olan etkilerini anlamak için benzersiz bir kaynak sunuyor.

Kitap, Adorno ve Benjamin’in özellikle önemli yapıtı “Pasajlar Projesi” eserinin minyatür bir modeli olarak tasarlayıp yazdığı “Baudelaire” yazıları oluşturmakta. Mektuplar, bu eserin kavramsal çerçevesinin nasıl şekillendiğini, hangi düşünsel etkileşimlerden beslendiğini ve hangi zorluklarla karşılaşıldığını gösteriyor. Adorno ve Benjamin’in mektupları, sadece entelektüel bir diyalog değil, aynı zamanda kişisel bir ilişkiyi de yansıtıyor. Onların birbirlerine duydukları saygı, hayranlık, eleştiri ve zaman zaman da hayal kırıklığı, mektupların satır aralarında hissediliyor. Kitap, iki düşünürün sürgün yılları, maddi sıkıntıları ve siyasi baskılar altında yaşadıkları zorlukları da gözler önüne seriyor.

Özetle bu kitap, Adorno ve Benjamin’in düşüncelerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini anlamak için temel bir kaynak olarak kabul ediliyor. Kitap, 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden ikisinin entelektüel mirasına dair değerli bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Walter Benjamin, Theodor W. Adorno – Pasajlaşmalar, çeviren: Suat Kemal Angı, Cem Yayınevi, mektup, 153 sayfa, 2025

Michel Foucault – Politika, Felsefe, Kültür (2025)

Michel Foucault’nun ‘Politika, Felsefe, Kültür’ (‘Politics, Philosophy, Culture: Interviews and Other Writings, 1977-1984’ adlı kitabı, Foucault’nun yaşamının son dönemine ait röportajlarını, makalelerini ve söyleşilerini bir araya getiriyor.

Kitap, Foucault’nun iktidar, bilgi, etik ve öznellik üzerine geliştirdiği düşüncelerin derinleştiği ve yeni boyutlar kazandığı bir döneme ışık tutuyor. Foucault, bu dönemde, iktidarın sadece baskıcı bir güç olmadığını, aynı zamanda üretken ve şekillendirici bir rol oynadığını vurguluyor. İktidarın, bireyleri ve toplumu nasıl disipline ettiğini, normalleştirdiğini ve öznelleştirdiğini analiz ediyor.

Kitap, Foucault’nun “biyoiktidar” kavramını daha da geliştirdiği ve bu kavramın modern toplumdaki önemini vurguladığı bir dönemi yansıtıyor. Biyoiktidar, nüfusun yönetimi, sağlık politikaları, cinsellik ve üreme gibi konular üzerinden bireylerin ve toplumun nasıl kontrol edildiğini inceliyor. Foucault, bu dönemde, “kendilik teknolojileri” kavramını da geliştiriyor. Bireylerin kendilerini nasıl yönettiğini, nasıl öznelleştirdiğini ve nasıl etik bir varlık haline geldiğini inceliyor.

Kitap, Foucault’nun “doğruluk söylemi” kavramını da ele alıyor. Doğruluğun, iktidar ilişkileri içinde nasıl üretildiğini ve nasıl kullanıldığını analiz ediyor. Foucault, bu dönemde, siyasetin, felsefenin ve kültürün iç içe geçtiği bir alanı keşfediyor. Kitap, Foucault’nun düşüncelerinin, günümüzde de geçerliliğini koruyan önemli içgörüler sunduğunu gösteriyor.

  • Künye: Michel Foucault – Politika, Felsefe, Kültür, çeviren: Barış Yıldırım, Fol Kitap, felsefe, 392 sayfa, 2025

Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi (2025)

Türkiye toplumu muhafazakârlaşıyor mu, yoksa aksine aslında sekülerleşiyor mu veya “dinden soğuma” mı var? Kürt Sekülerleşmesi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde çok tartışılan bu konuya yeni Kürt kuşakları örneğinde mercek tutuyor.

Yusuf Ekinci, Diyarbakır’da farklı çevrelerden gençlerle yaptığı derinlemesine görüşmelere de dayanarak, sekülerleşme sürecinin değişik veçhelerine bakıyor. Din ve ibadetlere bakış, “başörtüsü yorgunluğu”, alkol kullanımı, kadına bakış, LGBT “meselesi”, kılık kıyafet, isim tercihi, flört, evlilik-boşanma, yaşlı-genç hiyerarşisi gibi birçok özgül konuyu ele alarak, sekülerleşme deneyiminin somut görünümlerini önümüze seriyor.

Kuşaklar arası değişimi vurgulamanın yanında iki dinamiğe dikkat çekiyor, Kürt Sekülerleşmesi: Birisi, Kürt sol hareketinin etkilediği politik sekülerleşme; ikincisi, “Bunlar Müslümansa ben değilim” diye özetlenen tepkisel sekülerleşme. Yusuf Ekinci, Kürt sekülerleşmesinin, hem niteliği hem hızı bakımından radikal bir sekülerleşme örneği olarak, özgün bir yönünün olduğu kanısında.

Çoğu zaman sınırlı gözlemlere, izlenimlere dayanarak konuşulan sekülerleşme konusunu saha deneyimiyle “yere indiren” bir çalışma.

  • Künye: Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi: Kürt Solu ve Kuşakların Dönüşümü, İletişim Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2025

Ori Schwarz – Dijital Toplumun Sosyolojik Teorisi (2025)

Ori Schwarz’ın ‘Dijital Toplumun Sosyolojik Teorisi’, dijital dönüşümün toplumsal yapılar üzerindeki derin etkilerini, klasik sosyolojik kavramları güncel bir bakış açısıyla yeniden değerlendirerek inceliyor.

Yazar, dijitalleşmenin sadece teknolojik bir değişim olmadığını, aynı zamanda üretim ilişkilerinden sosyal etkileşimlere, kimlik kavrayışından iktidar yapılarına kadar toplumun tüm dokusunu yeniden şekillendiren kapsamlı bir dönüşüm olduğunu vurguluyor. Schwarz, bu dönüşümün kapitalizmin 70’lerdeki krizine verdiği yanıtı ve şirketlerin, devletlerin dijital teknolojileri bu dönüşümü hızlandırmak için nasıl kullandıklarını detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Kitap, dijitalleşmenin sadece iş hayatını değil, aynı zamanda günlük yaşamlarımızı da nasıl etkilediğini, sosyal medya ve algoritmaların bireysel ve toplumsal davranışlar üzerindeki gücünü mercek altına alıyor. Schwarz, sosyal sermaye, kimlik, gözetleme gibi temel kavramları dijital çağın koşullarında yeniden değerlendirerek, klasik sosyoloji teorilerine yeni bir soluk getiriyor.

Yaygınlık kazanmış sosyal sermayenin hem şirketlerin hem de yaşam alanlarımızın kaçınılmaz kurucusuna dönüştüğünden hareketle, Goffman’ın “benliği sunumu”, Bauman’ın “akışkan toplumu”, Castells’in “ağ toplumu” kavramsallaştırmalarını yeniden mercek altına alan Schwarz, ayrıca Latour’un Aktör Ağ Teorisini masaya yatırıyor.

Yazar, dijitalleşmenin yarattığı yeni sosyal düzende, bireylerin daha fazla izlendiğini, verilerinin toplanarak kullanıldığını ve algoritmaların karar alma süreçlerinde giderek daha fazla belirleyici hale geldiğini vurguluyor. Bu durum, bireylerin özgürlükleri ve mahremiyetleri üzerinde ciddi soru işaretleri yaratıyor. Schwarz, bu yeni düzende bireylerin ve toplulukların nasıl bir direniş geliştirebileceği konusunda da önemli ipuçları sunuyor.

  • Künye: Ori Schwarz – Dijital Toplumun Sosyolojik Teorisi: Bizi Birbirimize Bağlayan Kodlar, çeviren: Hurinaz Sarı, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 272 sayfa, 2025

Büşra Nur Topal Akdoğmuş – Çapanoğulları (2025)

Çapanoğulları, Yozgat havalisinin köklü ve büyük bir hanedan ve elit sülalesi. Popüler hafızada, Milli Mücadele dönemindeki Çapanoğlu İsyanı ile ve “Her taşın altından bir Çapanoğlu çıkar” deyimiyle biliniyorlar.

Büşra Nur Topal Akdoğmuş, bu incelikli çalışmasında, Çapanoğulları’nı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşra elitinin dönüşüm sürecinin canlı bir “sahası” olarak ele alıyor.

‘Çapanoğulları’nda taşra eliti olgusu, merkez-çevre diyalektiği, patrimonyalizm, sultan rejimleri ve “güçlü devlet geleneği” gibi “büyük” modelleri de zihninin gerisinde tutarak, fakat esasen devlete toplumdan bakan bir görüş açısıyla inceleniyor.

Güçlü analitik yaklaşımıyla, aynı zamanda aile romanı lezzeti taşıyan bir tarihsel sosyoloji anlatısı…

Kitaptan bir alıntı:

“Uzun süreler boyunca taşra toplum düzeninden Osmanlı merkez bürokrasisine kadar birçok alanda görev alan Çapanoğulları’nın iki rejim etrafındaki dönüşümünü konu edinen bu inceleme, ailenin Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet sonrasına kadar benimsediği ‘hem emredici hem itaatkâr’ siyaseti merkeze alıyor. Bugüne değin olumsuz çağrışımlarıyla kulaktan kulağa dolaşan ‘her taşın altından bir Çapanoğlu çıkar’ deyimini bu çalışmayla beraber artık, bir manevra kabiliyeti ve politik maharet türü olarak ‘Çapanoğlu siyaseti’ etrafında düşünmeyi teklif ediyorum.”

  • Künye: Büşra Nur Topal Akdoğmuş – Çapanoğulları: Taşra Elitinin Dönüşümü, İletişim Yayınları, inceleme, 328 sayfa, 2025

Richard Sennett – İnşa Etmek ve Yaşamak (2025)

Richard Sennett, ‘İnşa Etmek ve Yaşamak’ adlı eserinde, kent ve insan arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceliyor.

Daha önceki çalışmalarında kentsel toplumsal tarih üzerine yoğunlaşan Sennett, bu kitabında kent planlamasına yönelik felsefi ve etik bir yaklaşım sunuyor.

Sennett’e göre, “yapı” fiziksel kentsel çevreyi, yani binaları, sokakları ve altyapıyı ifade ederken, “konut” ise insanların bu fiziksel çevreyi yaşanılan mekanlara dönüştürerek yarattığı toplumsal bir alanı ifade eder.

Yazar, bu iki kavramı birbirinden ayırarak kent hayatının farklı boyutlarına odaklanıyor.

Kitapta, Sennett;

  • Kentsel yaşamın tarihsel süreci: Kentlerin nasıl oluştuğu, değiştiği ve dönüştüğü üzerine bir inceleme sunar.
  • Kent planlamasının sorunları: Modern kent planlamasının bireyi ve toplumu nasıl etkilediği, yaratılan sorunlar ve çözüm önerileri üzerine tartışır.
  • Açık kent kavramı: Katılımcı ve esnek kent planlaması üzerine bir model sunar.
  • Kent ve insan arasındaki ilişki: Kentlerin insan psikolojisi ve sosyal ilişkiler üzerindeki etkilerini inceler.

Sennett, kitabında farklı kültürlerden örnekler vererek, kentlerin nasıl inşa edildiğinin ve kullanıldığının kültürel ve sosyal bağlamlarla yakından ilişkili olduğunu vurgular. Özellikle Şangay örneğiyle, hızlı kentleşme sürecinin insanları nasıl etkilediğini ve toplumsal dokuyu nasıl değiştirdiğini analiz eder.

‘İnşa Etmek ve Yaşamak’, sadece kent planlamacıları için değil, aynı zamanda sosyologlar, antropologlar, mimarlar ve kent hayatına ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğindedir. Sennett, bu kitabıyla kentleri daha yaşanabilir ve adil mekanlar haline getirmek için yeni perspektifler sunuyor.

Kitabın temel noktaları:

Kentler sadece fiziksel yapılar değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel dokuya sahip canlı organizmalardır.

Kent planlaması, sadece estetik kaygılarla değil, aynı zamanda insan ihtiyaçları ve sosyal adalet ilkeleri göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.

Katılımcı ve esnek kent planlaması, daha yaşanabilir kentler yaratmanın anahtarıdır.

Kentler, insanların kimliklerini inşa ettiği ve toplumsal ilişkiler kurduğu mekanlardır.

  • Künye: Richard Sennett – İnşa Etmek ve Yaşamak: Şehir Etiği, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 352 sayfa, 2025