Teğmen Selim Bey – Bir Türk Subayının Sefer Defteri (2023)

Osmanlı ordusunda I. Mızraklı Süvari Alayının bir subayı olan Teğmen Selim Bey, Fransa’da bir hava kuvvetleri subayı olarak eğitime gönderilmesini beklerken kendisini birdenbire savaşın içinde buluyor.

İstanbul’dan Süloğlu’na geliyor (6 Ekim 1912).

Oradan, Bulgarlarla çatışa çatışa, geri çekile çekile Çatalca’ya, oradan da İstanbul’a dönüyor.

Tuttuğu günlükleri Paris’te Fransızca olarak yayımlatıyor (1913).

Teğmen Selim Bey, yalnızca yaşadığı olayları, tanıklıklarını aktarmakla yetinmiyor, aynı zamanda Osmanlı’nın çöküşü ve bugün de hâlâ çağdaş uygarlık düzeyine ulaşamayışımız hakkında da bize ışık tutan önemli saptamalarda bulunuyor:

“Kimi benden su istiyor, kimi ekmek… Emir erimle mataralarımızı ve eyer kuburlarımızı boşaltıyoruz. Hiçbir şeyim kalmadı ve bana hâlâ yalvarıyorlar. Bu bahtsızlara cesaretlerini toplamalarını, hasta arabası bulacakları Hasköy’e kadar sürüklenmelerini söylüyorum. Zavallılar! Bu yiğit insanlardan kim bilir kaçı yalnızca yaralarından değil, açlıktan ve bakımsızlıktan ölmek için orada kaldı…”

“Yol –atlarımızın dizlerinin üstüne kadar çamura battıkları bataklığa bu adı verebilirsek– sahipleri tarafından ağırlıklarını hafifletmek için rasgele atılmış her çeşitten araç gerece bakarak seçilebiliyordu. Ordumuzun yollara ektiği tüm bu malzeme, zavallı milletimizden acımasızca sökülüp alınan milyonlarca vergiyi temsil etmektedir. Yalnızca Alman markalarını görüyoruz ve her an borçlarımızın Berlin’de yutulduğunu düşünüyorum. Kalbimde aşırı bir öfke var ve bu öfkenin kendimde olduğu gibi herkeste olmasını istiyorum… Felaketlerimizin büyük bir bölümünün sorumluluğu bizde, yani Türk ordusunun subaylarındadır. Milletin ekmeğini yedik ve ona bizden beklediği hizmetleri verebilecek kapasitede değiliz. Barış zamanlarında savaşa nasıl hazırlanacağımızı bilmiyorduk, bizi doğrudan ilgilendirmeyen şeylerle meşguldük; Türkiye’yi bir anayasa vererek kurtardığımıza inandık, ama asıl görevimiz olan güçlü ve eğitimli bir ordu yaratmak üzerine her zaman düşünmedik.”

  • Künye: Teğmen Selim Bey – Bir Türk Subayının Sefer Defteri: Mızraklı Süvari Teğmen Selim Bey’in Günlükleri (Ekim–Aralık 1912, Süloğlu’dan Çatalca’ya), çeviren: A. Kadir Paksoy, Doruk Yayınları, anı, 104 sayfa, 2023

Kemal Arı – Büyük Mübadele (2023)

1919-1922 tarihleri arasında yaşanan Milli Mücadele’nin kazanılmasının ardından Anadolu’daki Rumların bir kısmı Yunan ordusu ile birlikte yaşadıkları toprakları terk etmeye başladı.

Lozan Barış Konferansı toplandığında nüfus değişimi (mübadele) konusu ivedi olarak gündeme geldi ve Türkiye ve Yunanistan, savaş sonrası ortaya çıkan azınlık sorunlarının bir nüfus mübadelesi ile çözülmesini kabul etti.

Komisyonların tartışmalı konularda uzlaşma sağlamasıyla, 30 Ocak 1923 günü Türk ve Rum Nüfus Mübadelesi’ne İlişkin Sözleşme ve Protokol imzalandı.

Mübadele zorunlu olacak ve İstanbul dışında yaşayan Rum Ortodoks Türk uyruklular ile Batı Trakya dışında yaşayan Müslüman Yunan uyrukluları kapsayacaktı.

Kemal Arı bu çalışmasıyla, Türk-Yunan Savaşı’nın hemen sonrasında gerçekleştirilen mübadelenin 100. yılında, ağırlıkla Türkiye’ye zorunlu göç ile göçe ilişkin sorunları doğrudan yaşamış insanlara, toplumsal oluşumlara ve bu oluşumların siyasal düzeyde yansımalarına odaklanıyor.

  • Künye: Kemal Arı – Büyük Mübadele, İş Kültür Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2023

Einar Neumann ve Einar Wigen – Bozkır Geleneği (2023)

Einar Neumann ve Einar Wigen, milattan önce dördüncü binyıldan günümüze değin Avrasya bozkırlarındaki siyasal örgütlenmeyi kapsamlı bir şekilde izah ederek uluslararası ilişkiler çalışmalarındaki Avrupamerkezciliğe karşıt bir yaklaşım sergiliyor.

Sosyal teorinin yanı sıra çeşitli arkeolojik ve tarihî ikincil kaynaklardan yararlanan yazarlar, ‘bozkır geleneği’ olarak adlandırdıkları kavramın tarih öncesini, tarihini ve etkisini tartışıyorlar.

Ayrıca uluslararası ilişkiler perspektifinden kaleme aldıkları bu çalışmada, bozkır geleneğinin erken dönem Avrupa devlet inşasındaki rolünü teferruatlı bir şekilde ele almalarının yanı sıra Türkiye ve Rusya gibi devletlerdeki siyasetin, bozkır geleneğinin giderek daha da baskınlaşan Avrupa geleneği ile melezleşmesi kapsamında nasıl anlaşılacağını açıklıyorlar.

Ozan Çiftci’nin titiz çalışmasıyla dilimize kazandırılan ‘Bozkır Geleneği: Ruslar, Türkler ve Avrupa Devlet İnşası’ adlı eser, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi çalışmalarında oldukça gölgede kalmış bir fenomen olan bozkır siyasal geleneğine ışık tutarak, bu geleneğin günümüz Türkiye ve Rusya’sında politikayı hâlâ etkileyen kalıntılar olarak varlığını sürdürdüğü iddiası bağlamında oldukça başarılı ve son derece ilgi çekici bir anlatı sunuyor.

  • Künye: Einar Neumann ve Einar Wigen – Bozkır Geleneği: Ruslar, Türkler ve Avrupa Devlet İnşası: MÖ 4000’den MS 2018’e, çeviren: Ozan Çiftçi, Selenge Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2023

Peter Hopkirk – İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun (2023)

Osmanlı İmparatorluğu, İttihatçı liderlerin yaptıkları gizli antlaşmayla I. Dünya Savaşı’na Almanya’nın müttefiki olarak sürüklenirken, Sultan V. Mehmed Reşad tarafından ilan edilen “cihad-ı ekber” ile İtilaf devletlerinin sömürgelerindeki Müslümanlar başlarındaki yönetimlere isyan etmeye çağrıldılar.

Peter Hopkirk, İngiltere ile Rusya arasında 19. yüzyıl boyunca Orta Asya’da süren gizli savaşı konu alan ‘Büyük Oyun’un devamı niteliğindeki ‘İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun’da, cihadın aslında Berlin’de tasarlandığı ve eski Büyük Oyun’un bir anlamda yeni taraflarla sürdüğü tezini işliyor.

Bu defa kralın, kayzerin, sultanın ve çarın istihbarat servisleri arasındaki savaşın alanı, batıda İstanbul’dan doğuda Kabil’e ve Kaşgar’a kadar uzanıp, İran’a, Kafkaslar’a ve Rus Orta Asya’sına dek yayılıyor.

Hopkirk sürükleyici üslubuyla okuyucuyu, Meksika’nın Pasifik kıyıları açıklarında ıssız bir adada verilen randevudan Bolşevik devriminden sonra Bakü’de yaşananlara, Kanal Harekâtı’ndan İran’da Alman ve İngiliz gizli servislerinin kapışmalarına uzanan geniş bir yelpazede, bu gizli savaşın kahramanlarının serüvenleri içinde dolaştırıyor.

  • Künye: Peter Hopkirk – İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun, çeviren: Mehmet Harmancı, İş Kültür Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2023

Ertuğrul Önalp – Türklerin Esiri Cervantes (2023)

Bu kitap, esas olarak Cervantes’in hayatını ve eserlerini anlatıyor, bunun yanı sıra XVI. yüzyılın Akdeniz tarihinde önemli bir yeri olan Türklerle İspanyolların savaşlarını da ele alıyor.

Osmanlı-İspanyol hâkimiyet mücadelesinin çatışma alanları Akdeniz, Mağrip ve Orta Avrupa’ydı.

Bu iki imparatorluğun çatışması, askerlik mesleğini seçen Cervantes’in kaderini etkiledi.

1575’te terhis olduktan sonra sivil hayata adım atmak üzere Napoli’den İspanya’ya deniz yoluyla dönerken gemisi Fransa ile İspanya karasuları arasındaki Las Tres Marías adlı bir mevkide Cezayirli deniz gazileri tarafından zapt edildi ve diğer esirlerle birlikte zincire vurularak Cezayir’e götürüldü.

Orada beş yıl boyunca Türklerin esiri olarak yaşayan Cervantes’in, ülkesine o kadar yaklaşmışken esir düşmesi kendisi için büyük bir talihsizlikti.

Ama Türk ve İspanyol müşterek atasözünün de işaret ettiği gibi “Her şerde bir hayır vardır.”

Bu beş yıllık esaret ona diğer yazarlara pek nasip olmayan bir tecrübe ve bilgi birikimi kazandırdı ve Türkler ile İslamı yakından tanımasını sağladı.

Nitekim İspanya’ya döndükten sonra bu birikimler sayesinde birbirinden ilginç eserler meydana getirecektir.

Ertuğrul Önalp, Cervantes’in yapıtlarını inceliyor, yazarın Türkler ve İslam hakkında neler yazmış olduğunu kapsamlı bir biçimde ortaya koyuyor.

  • Künye: Ertuğrul Önalp – Türklerin Esiri Cervantes: XVI. Yüzyıl Akdeniz Dünyasından Bir Kesit, Doruk Yayınları, tarih, 336 sayfa, 2023

Justinianus Nikephoros Phokas – Çarpışma (2023)

Kilikya, Tarsus, Misis, Antakya, Kıbrıs ve Suriye’yi topraklarına katan Bizans ordusu, 10. yüzyılda Suriye bölgesini Müslüman Arapların elinden bütünüyle alarak gücüne güç kattı.

Ancak Bizanslılar, zaferin sadece asker sayısına bağlı olmadığının farkındaydı.

Başarı ancak ve ancak iyi düşünülüp titizce planlanan bir dizi taktik neticesinde elde edilebilirdi.

Altıncı yüzyıl Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminden “Strateji” ve 10. yüzyıl Bizans İmparatoru Nikephoros Phokas döneminden ‘Çarpışma’ metinleri, İmparatorluğun kazandığı zaferlerin bir neticesi olarak, kaleme alınması emredilen metinlerdir.

Bu iki metin, Bizans İmparatorluğu’nun hem askerî tecrübelerinin bir birikimi olarak hem de bu zaferlerin devamlılığını sağlama vizyonunu sergilemeleri bakımından oldukça önemlidir.

Ordunun savaş sırasında nasıl hareket edeceği, nehir geçme taktikleri, askerlerin dizilimi, casusluk faaliyetleri, geçitlere pusu kurma yöntemleri, şehir kuşatma yöntemleri gibi pek çok konu ele alınmış.

Yunanca el yazmaları ve İngilizcelerini kıyaslayarak tercüme edilip yayıma hazırlanan ‘Çarpışma’, kısa başlıklarla meramını net bir şekilde aktaran, böylece Bizans askerî başarılarının devamlılığını temenni eden dinamik bir kitap.

Güneydoğu Anadolu ve Suriye bölgelerinin coğrafyası göz önünde bulundurularak yazılmış, her durum hesaba katılmış, dikkatle düşünülmüş, yüzyıllar öncesinden bir Bizans kaynak eseri.

Kitabın yazarı batıda ve doğuda uzun yıllar boyu Bizans ordusunda görev yapmış yetkili bir subay.

Metin 1819’dan 1985’e kadar birkaç defa tıpkıbasım ve çeviri şeklinde yayımlanmış.

Bizans tarihi ve askerî yapısı hakkında çok az yayın bulunması nedeniyle önemli bir boşluk dolduran kitapta, savaşa ne zaman girilip ne zaman girilmeyeceği, savaşın sevk ve idaresi, savaşa hazırlık, falanksların manevraları, düşmanın savaş aletlerine karşı koyma taktikleri, nöbetçilerde aranan özellikler ve daha pek çok konu detaylarıyla yer alıyor.

Ordunun dar geçitler, sarp kayalıklar ve nehir bölgeleri de dâhil her durumda nelere dikkat etmesi gerektiğini aktarıyor.

Doğru stratejilerle, çok az sayıda askerle bile zafer kazanmanın mümkün olduğunu vurguluyor.

Bu açıdan bir mantık metni olarak da öne çıkıyor.

Bizans devlet düzeni, devlet bölümleri, toplumu oluşturan unsurlar ve her unsurun taşıdığı önemi aktarıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Romalılar, kararlı ve yolundan sapmaz bir duruş sergileyelim. Bir erkeğe yakışır ve asil bir duruş sergileyelim. Düşmana gücümüzü ve direncimizi gösterelim. Onlara kendilerinden daha güçlü adamlara saldırdıklarını, vurulmak yerine vuracak adamlarla karşı karşıya geldiklerini gösterelim. Onlar ne taştan, ne kırılmaz tunçtan yapılmıştır ne de kuvvetle alt edilemeyecek, hiçbir şey hissetmeyen demirden vücutları vardır.”

  • Künye: Justinianus Nikephoros Phokas – Çarpışma: Bizans Ordusunda Strateji, Talim ve Organizasyon, çeviren: Hüseyin Uçar, Timaş Yayınları, tarih, 144 sayfa, 2023

Jennifer Kerner, Thomas Cirotteau ve Éric Pincas – Leydi Sapiens (2023)

Avrasya’nın çeşitli yerlerinde 45.000 yıl öncesine uzanan, iri vücutlu ve yüzü olmayan nadir ve değerli kadın heykelcikleri keşfedildi.

Bu yontular Venüs heykelcikleri olarak biliniyor.

Peki bu eserlere ilham veren kadınlar gerçekte neye benziyordu?

150 yıl boyunca araştırmacılar tarihöncesindeki kadınların günlük yaşamlarına dair hiçbir arkeolojik bilgi sunmadılar ve toplumdaki yerini hafife aldılar.

Hatta bu kadınlar klişelere hapsedildi: Erkekler avlanır, maceralara atılır, icat eder, yaratır ve çizerken kadınların rolünün çocukları eğitmek ve ev işleri yapmakla sınırlı olduğuna inanıldı.

Geçtiğimiz on beş yıl boyunca yeni nesil araştırmacılar bu yaklaşım modelini sarsmaya başladılar.

Çığır açan analizler ve yeni kazı yöntemleri tanımlayarak görünmez olanı görünür hale getirdiler.

‘Leydi Sapiens’ bu son araştırmaların ışığında tarihöncesindeki kadının toplumdaki vazgeçilmez ve prestijli konumunu, onun usta avcı, hırçın ve güçlü karakterini ortaya çıkarıyor.

Bu antik kadınlar ilk kez gözlerimizin önünde yeniden diriliyor ve kökenlerimizle ilgili yeni bir teoriye ışık tutuyor.

  • Künye: Jennifer Kerner, Thomas Cirotteau ve Éric Pincas – Leydi Sapiens: Tarihöncesindeki Kadına Dair Klişeler Yıkılıyor, çeviren: Alara Çakmakçı, Say Yayınları, tarih, 208 sayfa, 2023

Baskın Oran ve Ali Dayıoğlu – 100. Yılda Lozan İhlalleri Yunanistan ile Türkiye, Azınlıklar ve Ege (2023)

24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması 8 devlet tarafından imzalandı.

Fakat asıl önemli olan bunlardan 2 tanesiydi: Türkiye ve Yunanistan.

Çünkü Lozan, 1918’de son bulan I. Dünya Savaşı’nı bitirmenin yanı sıra, 1919-22 Türk Kurtuluş Savaşı’nı da bitiren antlaşmaydı ve bu harplerden ikincisi Türkiye ile Yunanistan arasında cereyan etmişti.

Dolayısıyla, her ne kadar 30 Ocak 1923 Lozan Mübadele Sözleşmesi’yle azınlıklar karşılıklı olarak azaltılmış da olsa, kalan azınlıkların hakları, dönemin icaplarına göre Lozan Barış Antlaşması’nın “Azınlıkların Korunması” başlıklı III. Kesiminde koruma altına alındı.

Alındı ama, bu iki devletten ikisi de yaklaşık bir asır arayla (1830 ve 1923) birer ulus-devlet olarak kurulmuşlardı.

Ve ulus-devlet olgusunun 1 numaralı evrensel niteliği, “ulusal homojenlik” sağlamak adı altında azınlıkları ortadan kaldırmak idi.

Her iki ülkenin de karşı tarafın soydaşlarını/dindaşlarını (başka bir deyişle, kendi “farklı” vatandaşlarını) karşılıklı olarak nasıl ezdikleri, “Tencere dibin kara, seninki benden kara” deyimini hatırlatır biçimde bu kitapta anlatılıyor.

Anlatım burada da kalmıyor ve Lozan’ın Gayrimüslimlere ek olarak ayrıca 3 gruba da getirdiği hakları incelerken projektörü Kürtlerin ve Alevilerin üzerine tutuyor.

Lozan sonrasında Türkiye ile Yunanistan arasında bir “Ege dengesi” kurulmuştu.

Kitap bu Ege meselesini de, aynen azınlıklar meselesinde olduğu gibi, karşılaştırmalı ve tamamen tarafsız biçimde ele alıp inceliyor.

Bu tarafsız niteliğiyle de eldeki kitap, bu konudaki (şimdilik) tek kitap olma özelliğini taşıyor.

  • Künye: Baskın Oran ve Ali Dayıoğlu – 100. Yılda Lozan İhlalleri: Yunanistan ile Türkiye, Azınlıklar ve Ege, Alfa Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2023

Kolektif – İranlı Yolcuların Gözünden Osmanlı İstanbul’u (2023)

Padişahlardan münzevi dervişlere, yazarlardan hac yolculuğu yapanlara kadar farklı kesimlerden İranlılar İstanbul’un 19. yüzyıldaki halini anlatıyor.

Kiminin bakışları sarayların ihtişamına, baloların şatafatına, saltanatın lüksüne; kimininki çamurlu sokaklara, yoksul insanlara, ahşap evlere; kimininki de Galata’nın eğlence ve gösteri hayatına kayıyor.

Aynı küçük coğrafyada türlü yaşam tarzları ve hatta değişik iklimler yan yana varlığını sürdürüyor.

Şehrin hanları, hamamları, kahvehaneleri, tekkeleri, sarayları, mahalleden mahalleye yolcu taşıyan gemileri, dar sokakları, ağaçları, dereleri eşsiz biçimde zihnimizde canlanıyor.

Gezginler eski İstanbul’un gündelik hayatının farklı veçhelerini olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin son demlerine dair gözlemlerini de aktarıyor; kendi kültürleriyle karşılaştırarak, kimi zaman hayranlıkla, kimi zaman da kınayarak…

On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı başkentinin hayatını İran kültürünün süzgecinden geçirerek aktaran bu özgün metinler, İstanbul’a farklı bir gözle bakmanızı sağlayacak.

Kitaptan bir alıntı:

“Evler şahane, keseler boş, cami ve mabetler eşsiz ve görkemli ama namaz kılan nadir ve azdı. Âlimler ve kadılar şehvet ve para peşinde olup şeriatın gelenek ve göreneklerini atıp heves ve şehvette boğulmuşlardı. İslâm dininin kanunlarını atıp Frenkler gibi yarım yamalak kanunlar yapmışlardı. Oradan kovulmuş, buradan da geri kalmışlardı. Ne bu dünyaları için ne de ahiretleri için hayırlı bir şey yapıyorlardı. İslâm sadece isimden ibaretti, vesselam!”

  • Künye: Kolektif – İranlı Yolcuların Gözünden Osmanlı İstanbul’u (1802-1905), derleyen ve çeviren: Yasemin Asadi, İletişim Yayınları, tarih, 200 sayfa, 2023

Brian M. Fagan ve Nadia Durrani – Meraklısına Tarihöncesi Dünya (2023)

‘Meraklısına Tarihöncesi Dünya’, Afrika’daki kökenlerimizden endüstrileşme öncesinin görkemli uygarlıklarına ve yakın geçmişin şehirlerine uzanan insanlığın tarihöncesinin çarpıcı hikâyesini aktarıyor.

İki arkeolog ve deneyimli tarih yazarı, uzak atalarımızın Eski Dünya’ya yayılmasını, Homo sapiens’in ortaya çıkışını, ondan çok sonra Avrupa, Avrasya, Asya ve Amerika’ya kalıcı olarak yerleşmesini anlatıyor.

Avcı toplayıcılardan sonra dünyanın çeşitli bölgelerinde çiftçilik ve hayvan evcilleştirmenin kökenlerine odaklanıyor, bu yeni ekonomilerin insan varoluşunu nasıl da çarpıcı bir biçimde değiştirdiğini gözler önüne seriyor.

Kudretli hükümdarları ve ideolojilerini, uygarlıkların yükselişiyle düşüşünü ve pek çoğunun maruz kaldığı uzun kuraklığın yıkıcı etkilerini anlatarak tarihöncesi dünyanın neden modern dünya için önemli olduğuna cevap arıyor.

Tarihöncesi geçmişimizin insanlığın kökenlerinden günümüze dek uzanan bir değerlendirmesini küresel bir bakışla, sade olmakla beraber keyifli bir üslupla sunan kitap, insanlığın erken tarihinin hikâyesi ve onun modern dünyayla bağlantısını merak edenler için harikulade bir kılavuz.

  • Künye: Brian M. Fagan ve Nadia Durrani – Meraklısına Tarihöncesi Dünya: İnsanlığın Erken Tarihinin Hikâyesi, çeviren: Ilgın Yıldız, Nova Kitap, bilim, 264 sayfa, 2023