Cihan Tuğal – Pasif Devrim (2010)

  • PASİF DEVRİM, Cihan Tuğal, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 330 sayfa

Cihan Tuğal ‘Pasif Devrim’de, Gramsci’nin “pasif devrim” kavramından hareketle, 1990’larda İstanbul’daki İslamcı değişim sürecinin başını çeken Sultanbeyli ilçesini merkeze alarak Türkiye’de İslami aktivistlerin örgütlenmelerini, 28 Şubat sürecinde içine kapanmalarını ve AKP iktidarı tarafından düzene dahil edilmelerini kapsamlı bir gözle irdeliyor. Yalnızca sisteme karşı direnen dini muhalefetle sınırlı olmayan çalışma, aynı zamanda, hâkim düzene yönelik radikal saldırıların nasıl ortaya çıktığına, eylemcilerin bu saldırıları örgütlerken yaşadıkları dönüşümlere ve karşı çıkışlara rağmen sistemin nasıl ayakta kaldığına da odaklanıyor.

Veysel Dikmen – Kayıp Ruhlar Cenneti (2010)

  • KAYIP RUHLAR CENNETİ, Veysel Dikmen, Cem Yayınevi, roman, 840 sayfa

Hatırlanacağı gibi ‘Büyük Ölüler Meydanı’, Veysel Dikmen’in daha önce yayımlanmış romanlarından biriydi. Yazar söz konusu romanında, Osmanlı tarihinin olduğu kadar, günümüze gelen yansımalarıyla da önemli roller üstlenmiş İttihat ve Terakki partisinin hikâyesini anlatmıştı. Dikmen, son romanı ‘Kayıp Ruhlar Cenneti’nde de, yine benzer bir zamanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerini ele alıyor. Yeniçeri kıyımından 1. Dünya Savaşı’na uzanan süreçte geçen roman, dönemin başlıca aktörlerini de kurguya dahil ediyor; iç karışıklıkların ve büyük başarısızlıkların ortadan kaldırdığı bir imparatorluğun trajik hikâyesini okurlarına sunuyor.

Adnan Nur Baykal – Şeytanlaşan İnsanlar (2010)

  • ŞEYTANLAŞAN İNSANLAR, Adnan Nur Baykal, Galata Yayınları, inceleme, 190 sayfa

Adnan Nur Baykal ‘Şeytanlaşan İnsanlar’da, kendi hırslarına yenik düşmüş tarihten iki figür üzerinden, akıllarına kötülük ve fenalıktan başka bir şey gelmeyenlerin hikâyesini anlatıyor. Yazarın “şeytanlaşan insanlar”a örnek olarak gösterdiği karakterler ise, Fransız Joseph Fouché ile Osmanlı Mehmed Said Halet Efendi. Yazara göre bu iki karakter, düzenin sarsıldığı dönemlerin isimleri. Baykal, biri Fransız İhtilali’nde, diğeri Kabakçı Mustafa Paşa İsyanı’nda pişen bu iki aktör üzerinden,  inançlarına ve ideallerine sürekli ihanet eden ve kendisinin “şirret” olarak tanımladığı insanların kötücül iç dünyalarına doğru bir yolculuğa çıkıyor.

Janet Frame – Baykuşlar Öterken (2010)

  • BAYKUŞLAR ÖTERKEN, Janet Frame, çeviren: Z. Ceyil Özmen, Yapı Kredi Yayınları, roman, 199 sayfa

Janet Frame ilk romanı ‘Baykuşlar Öterken’de, baş kahramanı Daphne’nin hayatla arasındaki büyük uçurumu hikâye ediyor. Yeni Zelanda kırsalında bir işçi ailesinin ferdi olan Daphne, oldukça hassas ve duygusaldır. Daha baştan, toplumun baskıcı kurallarına boyun eğmeyen Daphne, bu hayata uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Fakat Daphne’nin bunun için verdiği bedel, çok ağır olacaktır. Zira gaddarlığıyla toplum, onu delilikle suçlayıp akıl hastanesine kapatır. Frame’in romanı, genç kızın şiirsel ve renkli iç dünyasını merkeze alarak, çürümüş toplumun bir safra gibi kendi dışına ittiği ötekilerin yaşadığı telafi edilemez yıkımı tasvir ediyor.

Yusuf Alper – Psikodinamik Açıdan Haydar Ergülen Şiiri (2010)

  • PSİKODİNAMİK AÇIDAN HAYDAR ERGÜLEN VE ŞİİRİ, Yusuf Alper, Özgür Yayınları, eleştiri, 95 sayfa

Yusuf Alper, daha önce yayımlanan ‘Şiir ve Psikiyatri Kavşağında’ adlı kitabında, sanat ve yaratıcılığın psikodinamiğini irdelemişti. Şiir ve psikiyatri ilişkisi ise, Alper’in söz konusu  incelemesinin omurgasını oluşturuyordu. Yazarın elimizdeki kitabı ise, Türkiye şiirinin önde gelen isimlerinden Haydar Ergülen’in şiirini psikodinamik açıdan irdeliyor. Alper’e göre Ergülen, şiirinde bilinçdışı süreçleri kullanmasıyla, ruhsal dünyası psikodinamik açıdan incelenebilecek şairlerden biri. Cemal Süreya’yı da benzer bir teknikle ele alan Alper, yaratıcı sanatçının psikolojik-psikodinamik bir portresini çizmeye Ergülen’le devam ediyor.

Alper Turgut – Sessizliğe Karşı (2007)

  • SESİZLİĞE KARŞI, Alper Turgut, Ant Kitap, siyaset, 448 sayfa

 

Cezaevlerindeki tecride karşı, 20 Ekim 2000 tarihinde başlanan açlık grevi, “hayata dönüş operasyonu”, eylem evleri ve Küçükarmutlu baskınıyla alevlendi. Eyleme 22 Ocak 2007’de ara verildiğinde, geride 122 ölüm ve 600’ü aşkın sakat kalmıştı. İşte gazeteci Alper Turgut’un bu çalışması, bu yedi yıllık ölüm orucunun çetelesini tutmayı amaçlıyor. Ölüm orucunun başlaması, verilen kayıplar, F tipi cezaevlerine dair kafalara takılan soru işaretleri ve sorunun çözümü için geliştirilen projeler kitabın başlıca konuları. Turgut’un çalışması, Avukat Behiç Aşçı olmasa neredeyse unutulacak bu son ölüm orucunun tarihini vermesi, okuyucuları hatırlamaya ve tepki göstermeye çağırmasıyla oldukça önemli.

Hatice Bilen Buğra – 1914’lerden 1940’lara Türk Resim ve Romanında Gerçekçilik (2007)

  • 1914’LERDEN 1940’LARA TÜRK RESİM VE ROMANINDA GERÇEKÇİLİK, Hatice Bilen Buğra, Ötüken Yayınları, kültür, 320 sayfa

 

Resim ve edebiyat, Osmanlı modernleşmesinin iki ana eksenini oluşturuyordu. Hatice Bilen Buğra’nın bu çalışması, bu iki alanda oluşturulmuş eserlerden hareketle, eserlerin üretildiği dönemin kültürel ve toplumsal altyapısını, atmosferini “gerçekçilik” çerçevesinden anlamaya çalışıyor. Söz konusu süreçte Batı tarzı resim ve edebiyata geçişi hazırlayan koşullar, bunların dönemin sanatçıları tarafından nasıl algılandıkları ve gerçekçiliğin sanatçıların eserlerinde sergileniş biçimleri, Buğra’nın odaklandığı başlıca konular. Kitabın ağırlık noktasını resim sanatı oluşturmakla beraber Buğra, çalışmasında romanda gerçekçiliğin işleniş biçimini de irdeliyor.

Jorge Amado – Tereza Batista (2007)

  • TEREZA BATISTA, Jorge Amado, çeviren: Müntekim Ökmen ve Seçkin Selvi, Can Yayınları, roman, 514 sayfa

‘Ölü Deniz’, Jorge Amado denince ilk akla gelen romanlardan. ‘Mucizeler Dükkanı’, ‘Sonsuz Topraklar’ ve ‘Gecenin Çobanları’ysa, Amado’nun Türkçede yayımlanmış diğer eserleri. ‘Tereza Batista’ ise, Brezilya’nın Bahia bölgesinde, romanla aynı isimdeki kadın kahramanının hikâyesine dayanıyor. Amado burada, yoksulluk ve köleliğin acımasız dünyasından kölecilik yanlılarına, zorba soylulara başkaldıran, bir fahişeler ordusunu savaşa karşı greve götüren bu kadın kahramanın serüvenlerini anlatıyor. Latin Amerika’nın tarihinde devrimler hiç eksik olmadı. Tereza Batista da, bu devrimlere öncülük etmiş önemli bir kadın figür olarak tarihteki ve okuyucunun karşısındaki yerini alıyor.

Pınar Selek – Maskeler, Süvariler, Gacılar (2007)

  • MASKELER, SÜVARİLER, GACILAR, Pınar Selek, İstiklal Kitabevi, sosyoloji, 287 sayfa

Pınar Selek’in ‘Maskeler, Süvariler, Gacılar’ isimli bu kitabı, ‘Ülker Sokak: Bir Altkültürün Dışlanma Mekanı’ altbaşlığını taşıyor. Selek bu çalışmasında, 1996 tarihinde, İstanbul’da düzenlenen HABITAT II’nin hemen öncesindeki günlerde, Cihangir’deki Ülker Sokak’ta travestilere ve transseksüellere karşı uygulanan şiddeti anlatıyor. Selek, şiddetin beraberinde köklü sorgulamalar getirmesi gerektiğini belirterek, kitabının böylesi bir sorgulamayı amaçladığını söylüyor. Şiddetin önemli bir sorun olduğu Türkiye’de, Selek’in çalışması bize dair acı ama gerçek hikâyeler anlatıyor. Hatırlanacağı gibi kitap, 2003 yılında yayımlanmış ve o zamanlar oldukça ilgi görmüştü.

Gökmen Karadağ – AB’nin Medyası, Medyanın AB’si (2007)

  • AB’NİN MEDYASI, MEDYANIN AB’Sİ, Gökmen Karadağ, Güncel Yayıncılık, medya, 288 sayfa

Son dönem Avrupa’da “Yeni Gazetecilik” diye bir olgu ortaya çıkmaya başladı. Bu olgu, Avrupalı olarak tabir edilen bir standardın oluşmasını sağlamayı, gazetecileri Avrupalılık olarak övülen değerlere ortak etmeyi amaçlıyor. Gökmen Karadağ’ın bu çalışması, Avrupa medyasının bu söyleme varmadan ve vardıktan sonraki aşamasına odaklanıyor. Karadağ, AB’nin geleceğini masaya yatıran bir bölümle başlıyor. Avrupa bütünleşmesinde medyanın rolü kitabın ikinci bölümünü oluşturuyor. Yeni Avrupa gazeteciliği ise kitabın sonuncu bölümü. Çalışma, akademik medya çalışmalarına dahil edilebilmesinin yanında, Türkiye ve Avrupa gazeteciliğinin karşılaştırılması anlamında da önemli.