Doğu Perinçek – Türk Ordusu’nda Strateji Sorunu (2009)

Doğu Perinçek, Silivri Cezaevinde kaleme aldığı ‘Türk Ordusu’nda Strateji’de, Kemalist devrimi tamamlamak için, iç ve dış cephelerdeki mevzilenme, izlenecek yol, yöntem ve kullanılacak araçları anlatıyor.

İlker Başbuğ, Yaşar Büyükanıt ve Hilmi Özkök’ten oluşan, son üç Genelkurmay Başkanı’nın görüşlerini değerlendiren Perinçek, milli strateji ve güvenlik siyaseti konusunda önerilerde bulunuyor.

“ABD’nin küreselleşme programının ve Neoliberal çözümlerin iflas ettiği koşullarda, Türkiye yeniden bağımsız ve halkçı bir devlet ve toplum kurma fırsatını yakalamıştır,” diyen Perinçek, önümüzdeki yıllarda, Türkiye’nin mafya-tarikat iktidarından kurtulacağını ve Milli hükümetini kuracağını savunuyor.

Perinçek kitabında ilk olarak, İlker Başbuğ tarafından dillendirilen Türk ordusunun bugünkü kurumsal görüşleri inceliyor ve bu incelemeye Yaşar Büyükanıt ve Hilmi Özkök’ün fikirleriyle devam ediyor.

  • Künye: Doğu Perinçek – Türk Ordusu’nda Strateji Sorunu, Kaynak Yayınları, siyaset, 238 sayfa

Peter McPhee – Robespierre (2015)

Fransız Devrimi’nin önde gelen liderlerinden Maximilien Robespierre hakkında en ‘in iniş çıkışlarla örülü hayatının hikâyesi.

Peter McPhee’nin kapsamlı çalışması, doğduğu çevreden eğitim yıllarına, bir devrimci olarak yola koyuluşundan Fransız Devrimi’ndeki rolüne ve trajik ölümüne, siyasi hayatımıza Jakobenizmi miras bırakmış bu ünlü ismin yaşamının bilinmeyenlerini aydınlatıyor.

  • Künye: Peter McPhee – Robespierre, çeviren: Süha Sertabiboğlu, İş Kültür Yayınları

Albert Einstein – Benim Gözümden Dünya (2009)

Albert Einstein, dünyayı sıradan insanlardan çok farklı görenlerdendi.

‘Benim Gözümden Dünya’, kendisi için “Hem kendi hem de türdeşlerinin hayatının anlamsız olduğuna inanan, sadece bahtsız değil, aynı zamanda neredeyse bu hayattan diskalifiye olmuş biridir,” diyen Einstein’ın hayata, yaşadığı dünyaya ve bilimsel çalışmalarına dair felsefi ve siyasi yazılarından oluşuyor.

Yazılar, bugün kendi maksadına aykırı bir biçimde, siyasî ihtirasın ve günümüz tarihinin girdabına çekilen Einstein’ın insani portresini vermeleriyle dikkat çekiyor.

Kitap insanlığa, karşılıklı yardımlaşma üzerine kurulu barışçıl bir dünyaya ve bilimin yüce misyonuna inanmış Einstein’ın ruhuna açılan bir kapı.

  • Künye: Albert Einstein – Benim Gözümden Dünya, çeviren: Demet Evrenosoğlu, Alfa Yayınları, felsefe, 115 sayfa

Jacques Le Goff – Avrupa’nın Doğuşu (2008)

Fransız tarihçi Jacques Le Goff ‘Avrupa’nın Doğuşu’nda, Avrupa’nın ilk kez belirdiği, hem gerçeklik hem de temsil anlamında biçim aldığı dönemin Ortaçağ olduğu tezi üzerinden ilerliyor.

Söz konusu Ortaçağ’ı, 4. yüzyıldan 15. yüzyıla uzanan bir süreçte irdeleyen Goff, Avrupa’nın bugünü ve geleceğinde etkili olan tüm miraslar içinde, Ortaçağ’a dair olanın en önemlisi olduğunu söylüyor.

“Ortaçağ, Avrupa’nın belli başlı, gerçek veya varsayılan özelliklerini ortaya çıkarmış ve çoğu kez de bunları somutlaştırmıştır,” diyen Goff, tarihsel gerçekliklerden yola çıkarak bu doğuşun izini sürüyor.

‘Avrupa’yı Kurmak’ dizisinin editörü de olan Goff, asıl olarak Ortaçağ tarihi üzerine uzmanlaşmasıyla bilinen bir isim.

Goff’un daha önce Türkçe’ye çevrilmiş ‘Ortaçağ Batı Uygarlığı’, ‘Gençlere Avrupa Tarihi’ ve ‘Ortaçağ’da Entelektüeller’ başlıklı kitapları da bulunuyor.

  • Künye: Jacques Le Goff – Avrupa’nın Doğuşu, çeviren: M. Timuçin Binder, Literatür Yayıncılık, tarih, 304 sayfa

Sosi Antikacıoğlu – Geçmişimden Sesler ve Renkler (2018)

Sosi adı, Ermenicede çınar ağacı anlamına gelir.

Sosi Antikacıoğlu’nun anılarından oluşan ‘Geçmişimden Sesler ve Renkler’ ise, çınar ağacı gibi kökleri Türkiye topraklarının en derinlerine kök salmış Ermeni bir ailenin hikâyesini anlatıyor.

“Yakın çevremizdeki insanlar aramıza ayrılık gayrılık koymadılar, bu nedenle kendimizi yabancı hissedeceğimiz batı ülkelerine göç etmedik. On bir yaşımdan itibaren en yakın arkadaşlarımın, can yoldaşlarımın çoğu Türkler oldu.”

Antikacıoğlu böyle diyor ve kitabında, hem bunun gibi iyimser durumları hem de bu topraklarda Ermeni olmanın beraberinde getirdiği acı gerçekleri, zengin gözlemler eşliğinde bizimle paylaşıyor.

Antikacıoğlu’nun Türkiye’nin 1940’larından günümüze uzanan anılarında kırımdan geçmek de var, 6-7 Eylül de var; Anadolu, Trakya, İstanbul, Şişli, Büyükada ve Boğaziçi Üniversitesi de var.

Antikacıoğlu’nun ve ailesinin hayat macerasından trajik, kimi zaman ilginç ve kimi zaman da tebessüm ettiren anılar sunan çalışma, neticede itibariyle dört dörtlük bir Türkiye anlatısı.

  • Künye: Sosi Antikacıoğlu – Geçmişimden Sesler ve Renkler, İletişim Yayınları, 270 sayfa, 2018

Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası (2018)

Zeynep Direk’in elimizdeki ufuk açıcı çalışması, cinsiyet konusunu geniş bir felsefi ve siyasi çerçevede irdelemesiyle alan için çok değerli bir çalışma.

Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur gibi isimlerin düşüncelerini irdeleyen Direk hem iktidarın veya siyasi egemenliğin kadına bakışının düşünsel dayanaklarını hem de felsefenin buna verdiği yanıt üzerinden toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kitapta,

  • Simone de Beauvoir’da içkinlik,
  • Kristeva ve Battaile’ın dine bakışları,
  • Erotik deneyim ve cinsiyet farklılıkları,
  • Hegel’in birer feminist okuru olarak Irigaray ve Buttler,
  • Egemenlik ve toplumsal cinsiyet,
  • Jean-Luc Nancy’de cinsel ilişki, arzu ve keyif,
  • Ve Paul Ricoeur’de kırılganlık ve özerklik gibi konular ele alınıyor.

“Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir.” diyen Direk, sadece kadınların değil, bütün ezilenlerin bize dayatılan bu hayatla nasıl mücadele edebileceğini, nasıl özerk özneler haline gelebileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası: Felsefi Bir Problem Olarak Cinsiyet, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 296 sayfa, 2018

Solomon Volkov – 20. Yüzyıl Rus Kültür Tarihi (2018)

Yirminci yüzyılda Rus kültürü bir mücevher gibi ışıldar, fakat aynı zamanda inanılmaz karmaşıklıklar da barındırır.

Bu karmaşıklığın en önemli nedenlerinden biri de, Sovyetleri yönetenler ile Rus sanatçılar arasındaki ilişkilerin niteliğiydi.

Solomon Volkov da elimizdeki bu önemli kitabında, bu görkemli dönemin zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Kitapta, Sovyetlerle yaşanan dönüşümlerin ve bu süreçte deneyimlenen iktidar ilişkilerinin Tolstoy, Gorki, Chagall, Kandinski, Soljenitsin ve Tarkovski, gibi isimlerin yaratımlarını nasıl etkilediği, hatta bu yaratımlara nasıl yön verdiği anlatılıyor.

Özellikle içeriden öyküler anlatmasıyla dikkat çeken kitap, yirminci yüzyıl boyunca Rus kültür hayatına yön veren dinamikleri ve aktörleri daha iyi tanımak için çok önemli bir fırsat.

  • Künye: Solomon Volkov – 20. Yüzyıl Rus Kültür Tarihi: Tolstoy’dan Soljenitsin’e Büyülü Koro, çeviren: Sabri Gürses, Alfa Yayınları, tarih, 415 sayfa, 2018

Şevket Akıncı – Hezeyan Sözlüğü (2009)

Şevket Akıncı’nın uzun bir şiirinden oluşan ‘Hezeyan Sözlüğü’, bir duygu patlaması olarak da okunabilir.

Müzik, edebiyat ve sinemanın birbiriyle karıştığı bu şiirler, delilikle akıllılık, güzellik ile çirkinlik ve yaşama sevinciyle intihar arasında gidip geliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kötü kan saatim

Uzuvlarım evin ortasında

Yüzüyor

Ardından düğmelerim kemerim ve imgelerimin saralı atları

Ayarsız kalemim kurtulup avucumdan

Yazıyor gerilen ümidini bedenime

Oysa isterdim hezeyanım büsbütün yumsun gözünü

Ve uzansın senelerin üzerine sere serpe

Ne var ki hayatın ortasında

O yalnızca kendine görünen bir ışık

Cinnetin rahminde

Güneş taklidi yapan

Şahitsiz bir

Kıvılcım (…)”

  • Künye: Şevket Akıncı – Hezeyan Sözlüğü, Artshop Yayınları, şiir, 47 sayfa

Samim Kocagöz – Onbinlerin Dönüşü (2009)

Samim Kocagöz, ilk basımı 1957 yılında yapılan ‘Onbinlerin Dönüşü’nde, 1930’ların Almanya’sında hızla yükselişe geçen Nazizm’in, Türkiye’de de yankı bulmasını hikâye ediyor.

Almanya’da yaşanan bu gelişmenin, Türkiye’de de toplumun tüm kesimlerinde bir hareketlenmeye, kaynaşmaya neden olması, yoğunluk kazanan milliyetçilik hareketleri ve üniversite çevrelerine dahi yayılan fikir ayrılıkları, romanın başlıca konularını oluşturuyor.

İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenci olan Recep ve Halit ise, yaşananların iki tanığı olarak öne çıkıyor.

Kocagöz, yükselen milliyetçi dalgayı, biri siyasî meselelere, diğeri gönül işlerine kafa yoran iki karakterinin kişilikleri çerçevesinden veriyor.

  • Künye: Samim Kocagöz – Onbinlerin Dönüşü, Literatür Yayıncılık, roman, 282 sayfa

Nedret Gürcan – Hoşça Kal Dinar (2009)

1931 yılında Dinar’da dünyaya gelen şair Nedret Gürcan ‘Hoşça Kal Dinar’da, hayatının yetmiş yılını geçirdiği bu Anadolu şehrini anlatıyor.

Dinar’la ilgili yayımlanmış ‘Benim Sevgili Taşram’ ve ‘Yaşanmış Taşra Öyküleri’yle de bildiğimiz Gürcan, bu kentin öyküsünü, milattan önceye dayanan tarihi eşliğinde, şiirsel bir üslupla sunuyor.

Dinar’la kişisel ilişkilerinin 1900’lü yılların ilk otuzundan 2000’li yılların başlarına dek izini süren Gürcan, şehirde bu zaman aralığında yaşanan dönüşümü; Suçıkan, İstasyon ve Santral Park gibi şehrin simge mekânlarını, anılarında yer etmiş unutulmaz kişilerini ve onların öykülerini, fotoğrafların tanıklığından da yararlanarak anlatıyor.

  • Künye: Nedret Gürcan – Hoşça Kal Dinar, Heyamola Yayınları, anı, 492 sayfa