Fidel Castro – Beni Tarih Aklayacaktır (2017)

Fidel ve Raul Castro kardeşlerin önderliğinde, 26 Temmuz Hareketi, 26 Temmuz 1953’te Santiago de Cuba’daki Moncada Kışlası’na saldırır. Saldırının hedefi darbeyle ülkenin yönetimini ele geçirmiş Fulgencio Batista’dır.

Fakat Moncada Kışlası saldırısı başarısız olur ve Castro da yakalanıp mahkemeye çıkartılır.

Castro burada, 16 Ekim 1953 günü savunmasını kendisi yapmış ve bunu da elimizdeki kitabın başlığı olan meşhur “La historia me absolverá”, yani “Beni tarih aklayacaktır.” cümlesiyle noktalamıştı.

Daha sonra 26 Temmuz Hareketi’nin en önemli belgesi haline gelecek bu metin, şimdi Celil Denktaş’ın özenli çevirisiyle Türkçede.

Kitaptan bir alıntı:

“Yasadışılığı yasaymış gibi gösteren, mantık dışılığı olağan saydıran, bir araya gelmesi mümkün olmayan ne varsa hepsini toplayıp aynı sepete tıkıştırmaya uğraşan bu şaklabanlıklar nereye kadar gider dersiniz? İş, ‘Haklıyız çünkü güçlüyüz!’ noktasını çoktan aştı.” (s. 101)

  • Künye: Fidel Castro – Beni Tarih Aklayacaktır, çeviren: Celil Denktaş, Yazılama Yayınları, 125 sayfa, siyaset, 2017

Kolektif – Kocaeli Dayanışma Akademisi’nin İlk Uzun Yılı (2017)

Kocaeli Dayanışma Akademisi (KODA), OHAL ile birlikte devletin üniversitelerde yaptığı büyük kıyımın ortaya çıkardığı en güçlü dayanışma örgütlerinden biri.

Hatırlanacağı gibi, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı barış bildirisine imza attıkları gerekçesiyle, Kocaeli Üniversitesi’nden akademisyenler 1 Eylül 2016’da yayınlanan 672 sayılı KHK ile üniversitedeki görevlerinden topluca ihraç edilmişti.

Bu akademisyenler ile davalarını paylaşan görevdeki akademisyenler tarafından kurulan Kocaeli merkezli KODA ise, hem dayanışma amacı güden hem de demokrasi için çaba gösteren akademik vurgusu olan bir inisiyatif.

İşte bu kitap da, KODA’nın ilk uzun yılının hikâyesi olarak ortaya çıkmış.

Kitap, KODA üyelerinin 2016-2017 dönemi seminer programı kapsamında sunduğu farklı konulardaki seminerlerini bir araya getiriyor.

Kuşkusuz hocalarımız er veya geç üniversitelerine dönecektir.

Bunu beklerken de, tüm baskı ve zorlamalara rağmen ne bilimsellikten ne barıştan ne de demokrasiden taviz veriyor ve inadına, üretmeye devam ediyorlar.

Eldeki kitap da bunun en iyi kanıtlarından biri.

  • Künye: Kolektif – Kocaeli Dayanışma Akademisi’nin İlk Uzun Yılı, Dipnot Yayınları, siyaset, 432 sayfa, 2017

Hubert Reeves – Gökyüzü ve Yaşama İlişkin Yazılar (2008)

Astrofizikçi Hubert Reeves’in ‘Gökyüzü ve Yaşama İlişkin Yazılar’ı, dünya-evren-insan ilişkisini duyarlı ve duru bir dille anlatıyor.

Reeves’in kitabında öne çıkan vurgu, insanların endüstriyel üretim etkinliklerinin ve açgözlülüklerinin, çevreye ve diğer canlı türlerine verdiği büyük zararlar.

Dünyanın sonsuz olmadığını söyleyen Reeves, insanların çılgınlıkları sonucunda, ozon tabakasının delinmesi, sera etkisi ve kutup buzullarının erimesi konularını anlatıyor.

Evrende yalnız olup olmadığımız konusunu da irdeleyen Reeves ayrıca, daha önceki iklim değişikliklerinden ve insanların yaptıklarından dolayı yok olan canlı türlerini de anlatıyor.

  • Künye: Hubert Reeves – Gökyüzü ve Yaşama İlişkin Yazılar, çeviren: Olcay Kunal, Yapı Kredi Yayınları, bilim, 139 sayfa

Emin Karaca – Türk Basınında Kalem Kavgaları (2008)

Emin Karaca, yeni bir baskıyla okurun karşısına çıkan ‘Türk Basınında Kalem Kavgaları’ başlıklı bu nitelikli incelemesinde, 175 yıllık Türkiye basın tarihinde, kalem erbabı arasındaki kavgaları anlatıyor.

Türkiye basını, yakın zamanda, Mansur Forutan, Haşmet Babaoğlu ve Ahmet Hakan üçlüsü arasındaki kavgaya tanık oldu. Karaca’nın bu kavgaların izini sürdüğü çalışması, aynı zamanda bir basın tarihi çalışması olmasının yanı sıra, ilginç konuları ve keyifli üslubuyla da ayrıca dikkat çekiyor.

Ahmet Mithat Efendi ile Sait Bey arasında yaklaşık 130 yıl önce kopan ve büyüyen kavga ve 1962’de Bedii Faik’le Necip Fazıl arasındaki kavga, birçok vakanın bulunduğu kitaptan iki örnek.

  • Künye: Emin Karaca – Türk Basınında Kalem Kavgaları, Bizim Kitaplar, inceleme, 544 sayfa

Silvano Arieti – Bir Şizofreni Anlamak (2008)

Silvano Arieti ‘Bir Şizofreni Anlamak’ta, şizofreni hastalığından mustarip olanların aileleri ve arkadaşlarına, hastanın sağlığına kavuşması veya iyileşmede ilerleme göstermesine yardım etmek için neler yapabileceklerini anlatıyor.

Şizofreni hakkında bilinenleri ve bilinmesi gerekenleri, kolay bir dille açıklayan Arieti, şizofreni hastasının gerçek olmayan dünyasını, içinde bulunduğu zorluğun çeşitli boyutlarını, kendine has kişilik tipinin gelişimini, bireysel-psikolojik problemleriyle karşı karşıya kalmasını ve yeniden sağlığına kavuşma olanaklarını anlatıyor.

Konuya dair bilgisizlik, önyargılar ve korkular düşünüldüğünde, kitabın bu anlamda önemli bir işlev üstlenebileceği söylenebilir.

  • Künye: Silvano Arieti – Bir Şizofreni Anlamak, çeviren: Aylin Eti, Doruk Yayınları, psikoloji, 211 sayfa

Maurice Merleau-Ponty – Algının Fenomenolojisi (2017)

Maurice Merleau-Ponty fenomenolojinin önde gelen filozoflarından.

Varoluşçu felsefe alanındaki çalışmalarıyla da bilinen Merleau-Ponty, öznellik ve algı kuramlarıyla tanınır.

Merleau-Ponty’nin ilk olarak 1945’te yayınlanan oylumlu çalışması ‘Algınının Fenomenolojisi’, kendisinin başyapıtı olarak kabul ediliyor.

Merleau-Ponty burada, Edmund Husserl’e ait olan fenomenolojik yöntemi bu sefer estetik bir bakışla yeniden yorumluyor.

Analitik felsefenin olduğu kadar kıta felsefesinin çağdaş sorunlarını apaçık bir şekilde ortaya koymasıyla dikkat çeken kitapta, düşünürün irdelediği kimi konular şöyle:

  • Klasik önyargılar ve fenomenlere geri dönüş,
  • Nesne olarak beden ve mekanist fizyoloji,
  • Kişinin kendi bedeninin mekânsallığı ve motor becerileri,
  • Kişiye has bedenin sentezi,
  • Cinsiyetli varlık olarak beden,
  • İfade olarak beden ve söz,
  • Algılanan dünya,
  • Kendi-için-varlık ve dünyada-varlık…

Daha önce bölümler halinde ayrı ayrı yayınlanmış ‘Algının Fenomenolojisi’nin, ilk kez tam haliyle Türkçeye çevrildiğini de belirtelim.

  • Künye: Maurice Merleau-Ponty – Algının Fenomenolojisi, çeviren: Emine Sarıkartal ve Eylem Hacımuratoğlu, İthaki Yayınları, felsefe, 624 sayfa, 2017

Rindert Kromhout – Klaus Mann: Thomas Mann’ın Oğlu Olmak (2017)

Klaus Mann, yalnızca meşhur yazar Thomas Mann’ın oğlu olarak değil, aynı zamanda kendi yazarlığıyla da hak ettiği üne kavuşmuş isimlerden.

‘Mefisto’, ‘Çağının Çocuğu’ ve ‘Sonsuzda Buluşma’, Klaus Mann’ın bizde de yayınlanmış başarılı kitapları.

‘Askerler Ağlamaz’ isimli kitabın ödüllü yazarı Rindert Kromhout da bu tarihi romanında, Klaus Mann’ı merkeze alarak Thomas Mann ailesini, onların etrafında yer alan kişileri ve dönemin Avrupa’sını anlatıyor.

Klaus burada, dünyaca ünlü babasının gölgesinde kalmaktan korkan, yazar olmak isteyen genç bir adam olarak karşımıza çıkıyor.

Klaus’un üzerinde, kendisinden bir yaş büyük ablası Erika ile yine bir yazar olan amcası Heinrich Mann’ın etkisi büyüktür.

19 yaşındayken Paris’e gerçekleştireceği seyahat, Klaus’un hayatında dönüm noktası olacaktır.

Zira genç adam buradaki bir kitapçıda Ernest Hemingway ve James Joyce’un eserleriyle tanışacak ve bu durum, kendisinin bir yazar olarak hayatına devam etme kararı almasını daha da pekiştirecektir.

Kromhout’un kurgusu, Klaus Mann’ın dünyasından pek çok ilginç ayrıntıyı bize sunduğu gibi, aynı zamanda onun üzerinden ailesini ve dönemin Avrupa’sının nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Rindert Kromhout – Klaus Mann: Thomas Mann’ın Oğlu Olmak, çeviren: Gül Özlen, Paloma Yayınevi, roman, 368 sayfa, 2017

Kolektif – “Biz de insanız yavrum ya!” (2014)

Nefret suçu üzerine aydınlatıcı makaleler ile vaka ve tanıklıklardan oluşan önemli bir çalışma.

Askerde öldürülen Ermeni genç Sevag Balıkçı, panzere çıktığı için polisin şiddetine maruz kalan Dilşat Aktaş, bedensel engelinden ötürü ayrımcılığa uğrayan Şafak Pavey kitaptaki birçok vaka ve tanıklıktan bazıları.

  • Künye: Kolektif – “Biz de İnsanız Yavrum ya!”, hazırlayan: Esra Açıkgöz ve Hakan Alp, İletişim Yayınları

Kolektif – Yok Edilen Medeniyet (2017)

Geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerindeki uluslaşma sürecinde, imha ve Türkleştirme politikalarıyla gayrimüslimlerin iktisadi ve toplumsal varlıkları nasıl tasfiye edildi?

Bir konferansa sunulan tebliğlerin bir araya getirilmesiyle oluşan ve kapsamıyla dikkat çeken eldeki kitap da, 1. Dünya Savaşı’yla birlikte güçlenen milliyetçilik rüzgârıyla sürgün ve imha edilen, sanayi ve tarımdan tasfiye edilen gayrimüslimleri anlatıyor.

Kitapta,

  • Harput ve Altınova’da endüstriyel ve tarımsal örüntülerde 1915 sonrası değişimler,
  • Kilikya Ermeni Katolikosluğu’nun Adana-Kozan’da el konulan mülkleri,
  • Hemşin’de Müslümanlaştırılmış Ermeniler,
  • Afyonkarahisar’da Osmanlı Ermeni ekonomisi,
  • Türkiye’nin son Levantenlerinin toplumsal ve dini yaşamı,
  • İşgal İstanbul’unda Rum burjuvazisi,
  • Gulbenkyan ailesinin Osmanlı/Türk ekonomisindeki etkileri,
  • Ermenilerin el koyulan mallarının iadesine ilişkin tartışmalar ve düzenlemeler,
  • Ermeni mallarını transfer mekanizması olarak zorla Müslümanlaştırma,
  • Yirminci yüzyıl başında Kayseri ve çevresinde Ermeni dini mimarisinin yıkımı,
  • Geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde Ermenilerin Türkçe tiyatro festivallerinden tasfiyesi,
  • Ve bunun gibi önemli konular ele alınıyor.

Kitaba makaleleriyle katkıda bulunan isimler şöyle: Jelle Verheij, Zeynep Kezer, Elçin Macar, Serap Demir, Caroline Mesrobian Hickman, Giardano Altarozzi, Julia Alexandra Oprea, Dimitris Stamatopoulos, Oya Gözel Durmaz, Jonathan Conlin, Mehmet Polatel, Hilmar Kaiser, Anush Hovhannisyan, Hamit Bozarslan, Ümit Kurt, Ellinor Morack, Emre Eldem, Oktay İnce, Nevzat Onaran, Ümit Eser, Francesca Penoni ve Fırat Güllü.

  • Künye:  Kolektif – Yok Edilen Medeniyet: Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemlerinde Gayrimüslim Varlığı, editör: Ararat Şekeryan ve Nvart Taşçı, Hrant Dink Vakfı Yayınları, tarih, 314 sayfa, 2017

Esin Acıman – Erkek Doğmak, Adam Olmak (2008)

Esin Acıman ‘Erkek Doğmak, Adam Olmak’ta, bir şekilde tanıştığı veya filmlerden, romanlardan bildiği erkeklerin hikâyelerini anlatıyor.

Kadın gözüyle erkeklerin dünyasına inen Acıman, kurgu kahramanları aracılığıyla bu cinsiyetin karakteristik özelliklerine odaklanıyor ve “erkek” olmakla “adam” olmak arasındaki farkın tam olarak ne anlama geldiğine odaklanıyor.

Acıman’ın metinleri, erkeği sadece güçle simgelenen bir varlık olarak değil zaafları ve kusurlarıyla da vermeyi amaçlıyor.

Zira Acıman’ın kaleminden erkekler, sadece “güçlü” olmalarıyla değil, âşık olmaları, aldatılmaları, iflas edip güçlerini yitirmeleri, orta yaştan korkmaları ve cinsel kimliklerini sorgulamaları gibi yönleriyle de ele alınıyor.

  • Künye: Esin Acıman – Erkek Doğmak, Adam Olmak, Remzi Kitabevi, deneme, 255 sayfa