Erk Acarer – IŞİD ve Türkiye: “Katili Tanıyoruz” (2017)

IŞİD ortaya çıktığı günden bu yana, bu İslami terör örgütünün Türkiye’yle ilişkili olduğu iddiası farklı kişi ve kurumlarca defalarca dile getirildi.

Erk Acarer’in alan araştırmaları ve belgelere dayanan bu başarılı araştırması da söz konusu ilişkiyi gözler önüne seriyor.

Acarer’in çalışması, IŞİD’i ortaya çıkaran koşulların bir tarihçesiyle başlayarak Selefi cihatçılığın gelişimini, ABD’nin Afganistan’da Rusya’ya karşı verdiği savaşa uzanarak ele alıyor.

IŞİD’in ortaya çıkışı, Suriye’deki varlığı, Suriye’den Irak’a uzanışı, bu bölümde ele alınan kimi konular.

Adından da anlaşılacağı gibi, kitabın merkezinde IŞİD’in Türkiye’deki varlığı yer alıyor.

IŞİD’in kendilerince elverişli buldukları Türkiye’de nasıl kök saldıkları, nasıl örgütlendikleri, ülke içinde bir uçtan bir uca yayılmalarına neden olan koşullar, bütün bunların nasıl görmezden gelindiği, özellikle Antep ve Adıyaman’da nasıl örgütlendikleri ve bütün bunların korkunç sonuçları olarak gerçekleşen Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamları, bu bölümde ele alınan kimi konular.

Acarer’in başarılı bir araştırmacı gazetecilik çalışması olan kitabı, IŞİD’e imkân tanıyan zihniyeti daha yakından tanımamıza olanak sağlıyor.

Künye: Erk Acarer – IŞİD ve Türkiye: “Katili Tanıyoruz”, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2017

Nikos Dimu – Ne Mutsuz Yunanım Diyen! (2017)

Nikos Dimu’nun ‘Ne Mutsuz Yunanım Diyen!’i, Yunan toplumunun dünü ve bugününü, onun kusurlarını ve bu topluma duyduğu aşkı ifade eden zekice yazılmış aforizmalarından oluşuyor.

Yunan toplumunu çelişkiler sahibi, doğunun anlayışı ile Avrupa ihtirası arasında bölünmüş bir toplum olarak tanımlayan Dimu, bu toplumda gözlemlediği kusurları sözünü sakınmadan hicvediyor.

Söylemeye gerek yok, Dimu’nun kitabı, Yunan toplumunu konu ediniyor görünse de, aslında burada kendimizden de pek çok şey bulabiliriz.

Öteden beri Türkiye toplumunun Yunanlılarla bazı benzer özelliklere sahip olduğu söylenir. Bu kitap da, bir anlamda bizi aynaya bakmaya davet ediyor diyebiliriz.

Dimu’nun, ilk yayımlandığı 1975’ten bu yana çokça baskı yapmış, dünyanın farklı dillerine çevrilmiş kitabı, ilk kez Türkçede.

Kitaptan birkaç alıntı:

  • “Ne dersek diyelim, Avrupalı hissetmediğimiz bir gerçektir. ‘Dışında’ hissediyoruz kendimizi. Ama daha beteri, bunu bize söylediklerinde durumdan rahatsız oluyor ve kaygılanıyoruz.”
  • “Öteki halkları da kıskanıyoruz – üstünlüğümüzü de vurgularken. Yalnızca (Turistik anlamda) konuksever değil, aynı zamanda yabancı hayranı, yabancı düşmanı ve yabancı uşaklarıyız.”
  • “Yunan mutsuzluğunun temellerinde iki Ulusal Aşağılık Kompleksi yatar. Biri zamanla ilgilidir: atalarla. Ötekisi mekânla ilgilidir: ‘Avrupalılarla’. Belki gereksiz kompleksler bunlar – ama gereksiz olmaları onları daha az gerçek kılmıyor.”
  • “Sonuç olarak biz kimiz? Doğu’nun Avrupalıları mı, Avrupa’nın doğuluları mı?”
  • “Bazen büyük düşünen küçük bir halkız – bazen de küçük düşünen büyük bir halk.”
  • “İlle de herkesi kendimizle kıyaslayacağız. İster istemez. Diğerlerinin varlığı bile bizi rahatsız etmekte. Tehdit oluşturmakta. ‘Etkisiz hale getirilmesi’ gerekmektedir. Bitmek bilmeyen rekabetin yarattığı endişe.”

Künye: Nikos Dimu – Ne Mutsuz Yunanım Diyen!, çeviren: Herkül Millas, İstos Yayın, aforizma, 80 sayfa, 2017

Kolektif – Çağdaş Fransız Felsefesi ve Fenomenoloji Hareketi (2017)

Fransız fenomenoloji ekolü, hem üretken tartışmalar ortaya koymaları hem de klasik fenomenolojiye getirdikleri sağlam eleştirilerle alanda önemli bir role sahip.

Bu kitapta bir araya getirilen makaleler ise, Fransız fenomenologlarının katkılarının derli toplu bir dökümünü sunmaları, aynı zamanda onlar tarafından yürütülen güncel tartışmaları bir araya getirmeleriyle dikkat çekiyor.

Çalışma, Fransız fenomenologların Husserl ve Heidegger’in eserlerine getirdikleri eleştirel perspektifin boyutlarına, buradan hareketle fenomenolojiye nasıl bir kimlik kazandırdıklarına ve en önemlisi de, bu durumun çağdaş Fransız felsefesindeki yerine daha yakından bakmak için iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Jean-Luc Marion, Jean-Claude Monod, Christian Sommer ve Jean-François Courtine.

  • Künye: Kolektif – Çağdaş Fransız Felsefesi ve Fenomenoloji Hareketi, çeviren: Emre Şan, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 104 sayfa, 2017

Kolektif – Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Salgın Hastalıklar ve Kamu Sağlığı (2017)

Özellikle Sanayi devriminden sonra, Avrupa’da devlet yapısı büyük oranda dönüştü.

Bu durum beraberinde “sağlıklı vatandaş” düşüncesinin ortaya çıkmasına ve böylece kamu sağlığı uygulamalarının yaygınlaşmasına vesile oldu.

Dolayısıyla kamu sağlığı ile modernleşme süreci arasında kopmaz bir ilişki var.

Bu kitap ise, salgın hastalıklar ve kamu sağlığı uygulamalarını Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemleri bağlamında izlemesiyle alana önemli bir katkı sunuyor.

Osmanlı’nın ve Cumhuriyet’in genel sağlık politikasını kapsamlı bir şekilde ortaya koyan çalışma, devletin sağlıklı vatandaş yetiştirmek için ortaya koyduğu kurumları, sağlık politikalarının nasıl bir zihniyet değişimine işaret ettiğini ve bireylerin bu amaçla nasıl seferber edildiğini araştırıyor.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Salgın Hastalıklar ve Kamu Sağlığı, editör: Burcu Kurt ve İsmail Yaşayanlar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 254 sayfa, 2017

Susann Sitzler – Kardeşler: Hayatımızın En Uzun İlişkisi (2017)

Kardeşi olanlar şanslıdır. Zira onlar, toplumsallaşmanın ilk adımlarını daha dışarıya çıkmadan deneyimler.

Bu kitabın yazarı gazeteci Susann Sitzler’in de bir öz, iki üvey ve üç yarı kardeşten oluşan kalabalık bir ailesi var.

Dolayısıyla kendisinin, kardeşliğin nasıl zengin bir potansiyele sahip olduğu hakkında söyleyeceği çok şeyi var.

  • Kardeş nedir?
  • Kardeşler birbirlerinden ne zaman rahatsız olurlar?
  • Kardeşlerden nasıl kurtulunur?
  • Kardeşler nereden edinilir?
  • İnsanın kardeşinin olması neden iyidir?

Sitzler, yukarıdaki sorulara yanıt verirken, her ailenin eşsiz ve benzersiz olduğunu, her kardeşlik ilişkisinin kendine özel olduğunu gözler önüne seriyor.

Son yıllarda kardeşlik çalışmaları büyük hız kazanmış durumda.

Kimilerine göre kardeşler, kişiliğin gelişiminde anne babalar kadar önemli rollere sahip.

İşte Sitzler’in çalışması da, her ne kadar kendi kardeşlik deneyiminden yola çıksa da, psikoloji, sosyoloji, tarih ve etnoloji gibi farklı disiplinlerden yararlanmasıyla, kardeşlik konusunda aydınlatıcı ve zengin bir çerçeve sunuyor.

  • Künye: Susann Sitzler – Kardeşler: Hayatımızın En Uzun İlişkisi, çeviren: Atilla Dirim, İletişim Yayınları, kültür, 303 sayfa, 2017

Çetin Altan – Onlar Uyanırken: Türk Sosyalistlerinin El Kitabı (2017)

1960’ların önde gelen siyasi yıldızı Çetin Altan’ın ilkin 1967 yılında yayımlanan ve sosyalist dünya ve toplum düzeninin sağlam bir tasavvurunu sunduğu ‘Onlar Uyanırken’ adlı bu kitabı, Türkiye’nin sosyalist düşünce klasiklerinden.

Kitabın ilk bölümünde, Altan’ın Türkiye’ye, ülkenin toplumsal ve siyasal koşullarına, içinde bulunduğu sorunlara ve bunlara çözüm olarak sosyalizmin ne gibi imkânlar sunduğuna odaklanıyor.

Altan’ın kendine has zekâsı, bilgisi ve tutkusunun, bu bölümün en büyük gücü olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Kitabın ikinci bölümünde ise, Türkiye’nin çeşitli illerinde yaşayan emekçilerin boğuştukları sorunları ve buna dair çözüm önerilerini kaleme aldıkları, Altan’a yazdıkları binlerce mektup içinden kurayla seçilen 80 mektuba yer veriyor.

İşçi, ırgat, şoför, bakkal, terzi ve zanaatkâr gibi emekçilerden gelen bu mektuplar, hem onların sınıf bilincini ve düşüncelerindeki berraklığı ortaya koymaları hem de bir döneme ışık tutmalarıyla ilgi çekiyor.

Çetin Altan’la işçi ve emekçi sınıfların evrensel sorunları ve gündemleriyle karşımıza çıktıkları kitap, sosyalist bilinç ve örgütlenmenin önündeki engellerden biri olan “kuşaklar arası kopukluğa” da ilaç olacak türden.

  • Künye: Çetin Altan – Onlar Uyanırken: Türk Sosyalistlerinin El Kitabı, Yordam Kitap, siyaset, 239 sayfa

Taner Timur – Devrimler Çağı: 1848, 1871, 1917 (2017)

Taner Timur’dan, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla taşan devrimler çağının dönüm noktalarını saptayan, onların zengin mirasını yeniden yorumlayan dört önemli yazı.

Bu yazıların ilk ikisi, ideallerini, vaatlerini gerçekleştirmek yerine, dar burjuva kalıplarına yenik düşen 1789 Devrimi’ne karşı tepki olarak ortaya çıkan, önceleri işçi ve öğrenci ayaklanması olarak başlayıp ardından tüm Avrupa’ya yayılan 1848 Devrimi’ne ve buna karşı gerçekleşen Louis Bonaparte’ın darbesine odaklanıyor.

Taner Timur, 1848 Devrimi’nde yaşananları Marks ve Engels’in ‘Komünist Manifesto’su ve Marx’ın ‘Louis Bonaparte’ın 18. Bruamaire’i çalışmasını merkeze alarak yorumluyor.

Yazıların ikincisi, Bonaparte’ın yirmi yıllık despotizminin sona ermesinin ardından, Almanya’nın Fransa’yı işgal etmesinin ardından Fransızların direniş için kurdukları 1871 Komün deneyimini irdeliyor.

Timur bu süreci de, yine Marx’ın değerlendirmeleri ve dönemin önemli devrimci figürlerinden Lissagaray’ın anıları ışığında irdeliyor.

Timur, kitabının son yazısında da, devrimler çağının son ve kuşkusuz en görkemli duraklarından olan 1917 Sovyet Devrimi’ni işliyor.

Yazar, şu an 100. yılına giren Ekim Devrimi’ni ortaya çıkaran koşulları ve bu deneyimin günümüze nasıl bir miras bıraktığını kapsamlı bir bakışla tartışıyor.

  • Künye: Taner Timur – Devrimler Çağı: 1848, 1871, 1917 (2017), Yordam Kitap, tarih, 142 sayfa, 2017

Eugene Rogan – Osmanlı’nın Çöküşü: Ortadoğu’da Büyük Savaş (1914-1920) (2017)

Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’na katılması, hem imparatorluğun hem de modern Ortadoğu tarihinde büyük dönüşüme, geri döndürülemez bir kırılmaya vesile oldu.

Zira Osmanlıların savaşa girişi, Avrupa savaşını başka herhangi bir olaydan daha fazla etkileyerek, bir dünya savaşına dönüştürmüş oldu.

İşte Ortadoğu tarihi alanında yaptığı önemli çalışmalarla bilinen Eugene Rogan, Osmanlı için sonun başlangıcı olan bu büyük savaşın başından sonuna ve tüm cepheleriyle nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

Rogan bunu yaparken, savaşa giren tarafların strateji ve planlarını da açıklıyor ve daha da önemlisi, Osmanlı’nın sonunu getiren bu büyük savaşın Batı cephesindeki ülkelerin geleceğine nasıl yön verdiğini de gözler önüne seriyor.

Kitapta,

  • Savaştan önce dünyanın düzeni,
  • Savaşın Basra, Aden, Mısır ve Doğu Akdeniz’deki açılış salvoları,
  • Kafkasya ve Sina’da Osmanlı seferleri,
  • Çanakkale Boğazı’na saldırı,
  • Ermenilerin imhası,
  • Gelibolu’da Osmanlı zaferi,
  • Mezopotamya’nın istilası,
  • Kut kuşatması,
  • Arap isyanı,
  • Ve Bağdat, Sina ve Kudüs’ün düşüşünden sonra Osmanlı’nın geri çekilme süreci gibi, birçok önemli konu ele alınıyor.

Künye: Eugene Rogan – Osmanlı’nın Çöküşü: Ortadoğu’da Büyük Savaş (1914-1920), çeviren: Özkan Akpınar, İletişim Yayınları, tarih, 477 sayfa, 2017

Kolektif – Kürt Edebiyatı (2017)

Paris Kürt Enstitüsü’nün kurumsal dergisi olan Études Kurdes, 2000 yılından bu yana, Kürt edebiyatı üzerine önemli yazılar yayımlıyor.

İşte bu kitap da, dergide yer almış yazıları bir araya getiriyor.

Kitap, Kürt edebiyatını tarihsel ve güncel bir bakışla irdelemesi ve bunu yaparken de bu alanda araştırma yapacaklar için zengin perspektifler vermesiyle önemli bir katkı sunuyor.

Çalışmada ele alınan kimi konular şöyle:

  • Ehmedê Xanî edebiyatının dilsel ve kültürel mirası,
  • Kürtlerin ilk yazılı eserleri,
  • Klasik Kürt edebiyatının karakteristik özellikleri,
  • Ehl-i Hak Kürtlerin dini edebiyatı,
  • Goran şiirleri
  • Bextiyar Elî’nin romanlarında büyülü gerçekçilik
  • Irak Kürdistanı’ndaki dilbilimsel politikanın Kürtlerin kültürel birliği üzerine etkileri,
  • İran’daki İslami Şûra Meclisi I. Kütüphanesi’nin elyazması koleksiyonunda yer alan Ehmedê Xanî’nin ‘Mem û Zîn’ destanının bir Osmanlı Türkçesi versiyonunun bir incelemesi.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise, Joyce Blau, Sandrine Alexie, Shahab Vali, Amr Taher Ahmed, Ahmad Hashimzadeh, Estelle Amy de la Bréteque, Geoffrey Haig ve Mustafa Dehqan.

  • Künye: Kolektif – Kürt Edebiyatı, çeviren: Heval Bucak, Avesta Yayınları, edebiyat inceleme, 144 sayfa, 2017

Ferit Edgü – Hakkâri’de Bir Mevsim (2017)

“Söyledim değil mi, teknem kayalara çarpıp battı.

Ve kendimi burada buldum.”

Ferit Edgü’nün ilkin 1977 yılında yayımlanan ‘Hakkâri’de Bir Mevsim’i, bu cümleyle açılıyor.

Özgün atmosferi, sıra dışı karakterleri, gerçekçi ve fantastik öğeleri harmanlamadaki ustalığı ve özellikle olağanüstü dil kullanımıyla öne çıkan roman, yayımlandığı tarihten bugüne Türkiye edebiyatını derinden etkilemiş, yanı sıra dünyanın farklı dillerine çevrilmiş yapıtlardan.

Roman, o zamanlar en fazla eşkıyalık öyküleriyle ülke gündeminde yer edinen, zorlu sosyo-ekonomik ve siyasi şartları pek bilinmeyen ülkenin doğusunu daha görünür kılmasıyla da ayrı bir öneme sahip.

İşte, romanın elimizdeki bu edisyonu, eserin 40. yıl özel baskısı.

‘Hakkâri’de Bir Mevsim’i özel basımı, ciltli, özel kâğıdı ve tasarımıyla görmek ayrı bir güzellik.

Kaçmaz denilen türden, arşivlik bir edisyon.

Künye: Ferit Edgü – Hakkâri’de Bir Mevsim, Sel Yayıncılık, roman, 194 sayfa