Nesim Ovadya İzrail – Osmanlı ve Türkiye Tiyatrosunda Şahinyanlar (2018)

Osmanlı’da 1915-16 yıllarında Ermeni vatandaşlara yönelik tehcir, Osmanlı tiyatrosuna yıllarca emek vermiş Ermeni sanatçıları da vurdu.

Örneğin Şahinyanlar ailesi.

Şahinyanlar, 100 yıla yakın bir süre Osmanlı tiyatro sahnelerinde yer almış, üyeleri adeta tiyatroyla yatıp kalkan, köklü bir aileydi.

İşte Nesim Ovadya İzrail de, Vahan ve Oksen Şahinyan’ı merkeze alarak bu kadim ailenin hikâyesini anlatıyor.

Vahan Şahinyan, 1922’de güvenli görmediği bu toprakları terk ederek Bulgaristan’a göç eder.

Oksen Şahinyan ise, benzer duygularla, o zaman Türkiye toprağı olmayan İskenderun’a göç eder.

Kitap, bu ailenin Osmanlı ve Türkiye tiyatrosuna katkılarını ortaya koyarken, aynı zamanda bu iki tiyatrocuyu ülkeden koparan ortamın ve olayların kapsamlı bir fotoğrafını da çekiyor.

  • Künye: Nesim Ovadya İzrail – Osmanlı ve Türkiye Tiyatrosunda Şahinyanlar, Bgst Yayınları, tiyatro, 271 sayfa, 2018

Chris Brazier – Dünya Tarihi (2018)

Yaşam çamur birikintilerinde kımıldanmaya başlayıp balıklara, sürüngenlere ve nihayet memelilere doğru evrildi.

Ardından sahneye insanlar çıktı ve gezegeni kolonileştirmeye başladı.

İnsanlık tarihi işte o günden bu yana inişli çıkışlı bir seyir halinde yoluna devam ediyor.

Tarihçi Chris Brazier’in elimizdeki kitabı da, bu tarihi belli başlı dönüm noktaları üzerinden ve eleştirel bir bakışla yorumluyor.

Kitabın en güzel yanı, kalın tarih kitapları okumaktan sıkılanlar için iyi bir özet çıkarmasıdır diyebiliriz.

Yani Brazier, dünya tarihi gibi ciltlere yayılacak bir tarihi, görece pek gerekli olmayan ve yorucu ayrıntılardan ayıklayarak 192 sayfa gibi kısa bir hacimde anlatmayı başarıyor.

Firavunlar ve rahibelerden süper güçlere ve barbarlara, Yunan ve Latin dünyasından dinin önlenemez yükselişine, Haçlı seferlerinden yeni dünyanın keşfine, Fransız Devrimi’nden Ekim Devrimi’ne, Dünya savaşlarından kapitalizm ve faşizme pek çok önemli konu, burada.

  • Künye: Chris Brazier – Dünya Tarihi, çeviren: Kübra Kelebekoğlu, Sel Yayıncılık, tarih, 192 sayfa, 2018

W. Hodding Carter – Sifon (2018)

Uygarlık tarihine baktığımızda, temiz suyun evlerimize kadar ulaşması ve evdeki atıkların dışarı taşınması, başka birçok teknoloji düşünüldüğünde görece yeni sayılır.

Hodding Carter, su tesisatına özellikle ilgi duyuyor ve bu ilginin bir neticesi de, tesisat sisteminden önceki ve sonraki dönemi ilgi çekici ayrıntılarla ortaya koyduğu elimizdeki kitabı.

Carter burada, Roma hamamları gibi görece bilgi sahibi olduğumuz sistemler kadar Harappalılar’ın MÖ 3000’de inşa ettiği ilk su tesisatı, Ortaçağ manastırlarında temizlik yöntemleri, Londra’da kanalizasyon sisteminin olmadığı dönemleri ve saraylardaki tuvalet âdetleri de dahil birçok aydınlatıcı konuyu ele alıyor.

Carter bununla da yetinmeyerek, bugünün tesisat sisteminin nasıl evrim geçirdiğini, günümüzde uygulanan, geliştirilmekte olan yöntemleri ve yeni tesisat teknolojilerini de bizimle paylaşıyor.

Kitap, temiz su ve tuvalet sisteminin sağlık alanında olduğu kadar uygarlık tarihinde de nasıl büyük bir fark yarattığını aydınlatmasıyla keyifli bir okuma vaat ediyor.

  • Künye: W. Hodding Carter – Sifon: Su Tesisatçısı Uygarlığı Nasıl Kurtardı?, çeviren: Defne Karakaya, Koç Üniversitesi Yayınları, kültür, 168 sayfa, 2018

Rıza Yıldırım – Geleneksel Alevilik (2018)

“Anadolu’nun bağrında, parça parça yok olan yitik bir hikâyeden bahsediyorum.”

Rıza Yıldırım bu kapsamlı incelemesinde, geleneksel Aleviliğin inanç yapısını ve kültürünü detaylı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kent düzeni ve modern hayat ile karşılaşma, geleneksel Aleviliği de büyük dönüşüme uğrattı ve Alevilik böylece kentli bir form ve içerik kazandı.

Başka bir deyişle geleneksel Alevilik modern Aleviliğe dönüştü.

İşte Yıldırım da, toplamda 170 günü bulmuş birebir görüşmeler yoluyla, kaybolmak üzere olan bu “geleneksel Alevilik bilgisini” kayıt altına almış.

Esas olarak Amasya, Tokat, Çorum ve Sivas’ta gerçekleştirilen bu görüşmeler,  okurunu Anadolu’nun bağrında saklayan dedelerin, babaların, aşıkların, anaların, kamberlerin, sofuların,

“Yol”un taliplerinin, Hak erenlerinin, Ehl-i Beyt aşıklarının, Ali muhiplerinin ve gelip geçmiş erenlerin geride kalan son temsilcilerinin dünyasına davet ediyor.

Çalışma, 2013-2016 yılları arasında yapılan bir projeye dayanıyor.

Proje kapsamında 670 Alevi köyünde 442 kişiyle yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve 295 görüşmenin kayıtları birebir deşifre edilmiş.

Elimizdeki kitabın kaynağı da, toplam 4700 sayfa civarında olan işte bu görüşmenin metinleri.

  • Künye: Rıza Yıldırım – Geleneksel Alevilik: İnanç, İbadet, Kurumlar, Toplumsal Yapı, Kolektif Bellek, İletişim Yayınları, inceleme, 411 sayfa, 2018

Daniel Panzac – Osmanlı Donanması (2018)

Osmanlı’da nüfus, sağlık ve denizcilik konularındaki çığır açıcı çalışmalarıyla uluslararası alanda ün kazanmış Daniel Panzac’ın ‘Osmanlı Donanması’ adlı bu eseri, Türk denizcilik tarihi literatüründe çok önemli bir yere sahip.

Osmanlı donanmasının tam üç buçuk yüz yıllık tarihinde aydınlatıcı bir yolculuğa çıkan Panzac, bu süre zarfında donanmanın hem İmparatorluğun korunması hem de kendini yeni şartlara uyarlama ve yenilenme konularında ne denli mahir bir yapı olduğunu gösteriyor.

Panzac, Osmanlı donanmasının yalnızca başarılarla dolu macerasını değil, gitgide daha Batı’ya bağımlı bir hale gelişinin dinamiklerini ve nihayet çökmüş bir kurum olarak Almanya’nın avucuna nasıl düştüğünü de açıklıyor.

Panzac, Karadeniz’den Ege’ye, Kızıldeniz’den Cezayir’e, Selanik’ten Muha’ya, kalyonlarından zırhlı gemilerine, tersanelerinden leventlerine, korsanlarından Avrupalı mühendislerine, Osmanlı donanmasının serüvenini canlı bir şekilde anlatıyor.

  • Künye: Daniel Panzac – Osmanlı Donanması (1572-1923), çeviren: Ahmet Maden ve Sertaç Canpolat, İş Kültür Yayınları, tarih, 600 sayfa, 2018

Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm (2018)

Henri Lefebvre’den diyalektik materyalizm üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Bunu yaparken praksisi diyalektik materyalizmin çıkış ve varış noktası olarak tanımlayan Lefebvre, hem prakisisi daha berrak bir ifadeye kavuşturmaya hem de onu bilinçli ve tutarlı bir toplumsal pratiğe dönüştürmeye çalışıyor.

Diyalektik materyalizmin bir dogma değil, araştırma ve eylem aracı olduğunu söyleyen Lefebvre, praksisin varlığı ve bilinci tanımlamak yerine onları konumlandırdığını belirtiyor.

Formel mantığın içerikle biçim arasında kurduğu ilişki sorunludur ve eleştiriye açıktır. Formel mantık hem çok fazla hem de çok az içeriğe sahiptir, içerik tökyönlüdür; alınıp kopartılır, hareketsiz kılınır ve metafizik bir düzleme yerleştirilir.” diyen Lefebvre, formel mantığı aşan ama idealizme saplanan Hegelci diyalektiğin sıkı bir Marksist eleştirisini yapıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

Bilgin bilgiyi ilerleterek düşüncenin hareketini tanıtlamış olur; ancak filozof da bilimin değerini tartışma konusu edip intikamını alır. Kesinlik ile üretkenlik arasındaki çelişki şiddetlenir;  bilimin değeri meselesi ve bilgi meselesi ortaya çıkar.”

Yaşamın anlamı, insan potansiyellerinin tam anlamıyla gelişmesinde yatar. Bu olanağı sınırlayan ve felç eden şey doğa değil, toplumsal ilişkilerin sınıfsal karakteridir.”

Formel mantığın içerikle biçim arasında kurduğu ilişki sorunludur ve eleştiriye açıktır. Formel mantık hem çok fazla hem de çok az içeriğe sahiptir, içerik tökyönlüdür; alınıp kopartılır, hareketsiz kılınır ve metafizik bir düzleme yerleştirilir. Bu mantıksal-metafizik postulat tam da  “büyüsel”  düşüncenin postulatına denk düşer: Biçimle içeriğin ilişkisi bir tür ortaklık olarak kavranır. Formel özdeşlik, büyüsel düşüncedekine benzer bir özdeşlik şeması haline gelir. Aslen büyü doktrinlerine ve gizemciliğe karşı yöneltilen formel mantık bu hedefine varamaz, rasyonel kesinlikten yoksun bu türden teorileri gerçek anlamda aşamaz ve onların düzeyinde kalır.”

  • Künye: Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm, çeviren: Barış Yıldırım, Sel Yayıncılık, felsefe, 116 sayfa, 2018

Philippe Mengue – Yürümek, Koşmak, Yüzmek (2018)

Philippe Mengue, doğal fiziksel yetenekleri kadar, sporu da seven, spor tutkunu bir babanın etkisiyle, içine çok erken yaşlarda spor aşkı aşılanmış olmasıyla, hayatı boyunca fiziksel aktivitelere ilgi duydu.

Bu ilginin neticesi olan elimizdeki kitabı ise, yürümek, koşmak, yüzmek gibi fiziksel aktiviteler konusunda, oldukça özgün bir felsefi sorgulama sunuyor.

Mengue burada,

  • Deleueze’da sporun içgüdüsel olarak reddini,
  • Rimbaud’nun Habeşistan günlerini,
  • Rousseau ve Kerouac’taki yola koyulma fikrini,
  • Merleau-Ponty ile Maldiney’e göre “estetik” beden veya görüngübilimcilerin duyumsayan bedeni,
  • Kötülük yazınında Sade’la, Bataille’la ele alınan erotik bedeni,
  • Artaud ile “organsız beden”i,
  • Bedenin Eros aracılığıyla Platon’dan beri en yüce felsefeyle bağlantılı olma halini,
  • Tanrısal tapınma aracı olarak antik spor müsabakalarını,
  • Bedenin denizde aldığı “oluşlar”ı,
  • Ve bunun gibi, spor ve hareket halindeki beden üzerine sistemli pek çok düşünce egzersizi yapıyor.

Künye: Philippe Mengue – Yürümek, Koşmak, Yüzmek: Kaçak Beden, çeviren: Orçun Türkay, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 244 sayfa, 2018

Jonathan Silvertown – Darwin’le Akşam Yemeği (2018)

Tat ve koku alma duyularımızın nasıl evrimleşti?

Peki, evrim, deniz ürünlerinden baharatlara, yeme kültürümüze nasıl yön verdi?

İşte bizi bir akşam yemeği sofrasına konuk eden Jonathan Silverton’ın bu özgün kitabı, evrimin yeme ve içme üzerine etkileri hakkında ufuk açıcı bir çalışma.

Yediğimiz her şeyin evrime dayanan bir geçmişi var.

Süpermarketlerdeki rafların her biri evrimin ürünleriyle dolu, ancak süt ürünlerinin üzerinde yer alan etiket bunu bize Jura Devri’nden kalma son kullanma tarihleriyle hatırlatmaz ya da meyve sebze reyonundaki etiketler, mısırın Kolomb öncesi dönemde Amerikalılar tarafından 6000 yıl boyunca yapay seçilime uğratıldığı gerçeğini açığa vurmaz.

Başka bir deyişle Silvertown’ın burada çok açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi, her alışveriş listesi, her yemek tarifi, her menü ve yemek pişirmek için kullandığımız her malzeme, evrimci anlayışın babası Charles Darwin’le akşam yemeğine üstü kapalı bir davettir.

Silverton’ın kitabında yanıt aradığı kimi sorular şöyle:

  • Kabuklu deniz hayvanlarının tüketilmesi de 70 bin yıl önce Afrika kıtasından göç eden küçük insan gruplarının hayatlarını sürdürmelerine nasıl olanak tanıdı?
  • Tarım, günümüz beslenme düzeninin temelini nasıl oluşturdu?
  • Bitkilerin ve diğer besinlerin kimyasal özelliklerine tepki vermemize olanak tanıyan tat ve koku alma duyularımızın nasıl evrimleşti?
  • Yetiştirdiğimiz mahsullerin evrimleşme sürecinde izlediği rotalar nelerdir?
  • Kendimizi tatlılarla şımartmamız şeker ve yağ tüketmeye yönelik ilkel arzularımızı tatmin etmeye mi yönelik?
  • Yiyeceklerimizi paylaşmanın altındaki evrimsel etken nedir?
  • Yiyeceklerin geleceği ne olacak, genetik modifikasyon yiyeceklerin evrimleşmesi konusunda nasıl bir rol oynuyor?

Künye: Jonathan Silvertown – Darwin’le Akşam Yemeği: Evrim Yeme İçmeyi Nasıl Etkiler?, çeviren: Can Evren Topaktaş, Kolektif Kitap, bilim, 293 sayfa, 2018

Stephen Kotkin – Stalin: İktidar Paradoksları, Cilt 1 (2018)

Soso Cugaşvili, Gürcistan’ın taşrasında yoksul bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi.

Babası ayakkabı tamircisi, annesi ise çamaşırcı ve terziydi.

İlginç zamanlarda yaşamış Cugaşvili, zorluklarla dolu çocukluğundan mücadeleyle örülü gençliğine ve oradan dünya tarihinde iz bırakacak aktörlerden birine, Stalin’e dönüşecekti.

İşte Rus ve Sovyet tarihi uzmanı Stephen Kotkin’in toplamda üç cildi bulan bu kapsamlı kitabı, Stalin’in hayatını, Rusya’nın Sovyetler Birliği’ne dönüşüm süreciyle iç içe geçmiş bir şekilde anlatıyor.

Rusya’daki birçok tarih arşivi ve kütüphanenin yanı sıra Birleşik Devletler’deki konuyla ilgili çok önemli kaynaklarla uzun yıllar süren özgün araştırmaların ürünü olan kitap, hem bu önemli karakterin ortaya çıkış sürecini saptıyor hem de Stalin gibi bir karakterin, tarihin olağanüstü hızda aktığı bir dönemdeki rolünü bütün ayrıntılarıyla aydınlatıyor.

Çalışma, yalnızca Stalin’in değil, önemli ya da önemsiz her bireyin, diğer bireylere göreceli olarak nasıl hem etkin hale geldiklerini ve hem de sınırlandırıldıklarını; yerli kurumların doğasını; düşüncelerin etkileşimini; tarihsel konjonktürü (savaş ya da barış, kriz ya da yükseliş) ve diğerlerinin edim ya da atıllığını detaylarıyla göstermesiyle önemli.

  • Künye: Stephen Kotkin – Stalin: İktidar Paradoksları (1878-1928), Cilt 1, çeviren: Ali Selman, İletişim Yayınları, biyografi, 1096 sayfa, 2018

 

Kadri Yıldırım – Kürt Medreseleri ve Âlimleri (2018)

Kürt medreseleri, Kürt halkının dini ve milli kültürünün şekillendiği ve geliştiği kurumlar olarak bilinir.

Eğitimin Kürtçe yapıldığı bu medreselerden şu ana kadar Selahaddîn Eyyûbî, Seydayê Xanî, Mevlana Halid, Şeyh Ubeydullah Nehrî, Şeyh Said ve Said Nursî gibi pek çok tarihi aktör yetişti.

Kadri Yıldırım’ın uzun yıllar süren çalışmalarının ürünü olan ve toplamda üç cildi bulan bu eser de, Kürt medreseleri ve âlimleri konusunda şu ana kadar yapılmış en kapsamlı çalışma.

Yıldırım kitabında, Kürt medreselerinde teori ve müfredattan beylik medreselerine ve tekkelere bağlı medreselerden hücrelere en az bin yıldır varlık gösteren bu kurumlara dair pek çok bilinmeyeni aydınlatıyor.

Kitabın ilk cildinde medreselerdeki eğitim teori ve müfredat yönleriyle irdeleniyor ve Kürt beyleri tarafından kurulmuş beylik medreselerinin nitelikleri anlatılıyor.

İkinci cilt, tekkelere bağlı medreselere, üçüncü cilt ise, Kürt bölgelerinde çokça bulunan cami ve hücrelere ayrılmış.

Yıldırım bunu yaparken, yalnızca Türkiye’yi değil, İran, Irak ve Suriye coğrafyalarını da kat ediyor, ayrıca Eyyûbiler dönemini de Kürt medrese geleneği içindeki özgün yeri bağlamında irdeliyor.

  • Künye: Kadri Yıldırım – Kürt Medreseleri ve Âlimleri, Avesta Yayınları, tarih, 3 Cilt, 1368 sayfa, 2018