Émile Durkheim – Felsefe Dersleri (2018)

Sosyoloji disiplininin kurucusu Émile Durkheim’ın henüz genç yaştayken lisede felsefe öğretmeni deneyimi olduğunu pek kimseler bilmez.

Evet, Durkheim, 1882 yılında henüz yirmi dört yaşındayken, Fransa’nın küçük nüfuslu bir kasabasına felsefe öğretmeni olarak atanmış ve buradaki lisede felsefe dersleri vermeye başlamıştı.

İşte bu kitap da, Durkheim’ın bu lisedeki öğrencilerinden biri olmuş, daha sonra kendisi de ünlü bir düşünür olacak André Lalande’ın tuttuğu ders notlarını bir araya getiriyor.

Seksen başlık altında toplanan bu notlarda Durkheim’ın anlatımı, psikoloji, mantık, etik ve metafizik gibi geniş bir alanda geziniyor.

Ele aldığı konuları açık, anlaşılır bir üslupla irdelemesiyle dikkat çeken kitap, bunun yanı sıra, Durkheim’ın genç bir entelektüel olarak ne denli yetkin bir düşünce yapısına sahip olduğunu da ortaya koyuyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Her insan kendiyle kuşatılmıştır.”

“Bir ressamın yalnızca resim yapma tutkusu değil aynı zamanda resmettiği insanlara dair de tutkusu olmalı.”

  • Künye: Émile Durkheim – Felsefe Dersleri, çeviren: Dença Kantun ve Adem Beyaz, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 384 sayfa, 2018

Alenka Zupančič – Cinsellik Nedir? (2018)

Yüceltimi, genellikle ikame bir tatmin olarak düşünsek de, Lacan yüceltimin bastırmasız dürtü tatmini olduğunu iddia eder.

Başka bir deyişle, sevişmek yerine yazmak, resim yapmak, dua etmek ve konuşmak gibi eylemler, eksik olan cinsel tatminin yerini alan ikame tatminler değil, bu eylemlerden elde edilen tatmin bizatihi “cinsel”dir.

İşte, daha önce psikanaliz, felsefe ve komedi ilişkisini sorguladığı ‘Komedi: Sonsuzun Fiziği’ ve ‘Neden Psikanaliz’ kitaplarıyla hatırlanacak Alenka Zupančič de, bu saptamadan yola çıkarak cinselliğin doğası ve statüsü üzerine düşünmeye koyuluyor.

‘Cinsellik Nedir?’, cinsellik meselesine yaklaşım tarzımızda, bu meselenin psikanalizin tam anlamıyla felsefi problemlerinden biri olarak ele alınmasını öneriyor.

Zupančič, psikanalizde cinselliğin her şeyden önce gerçekliğe ait süreğen bir çelişkinin ifadesini oluşturan bir kavram olduğunu savunuyor.

Yazar ayrıca, cinselliğin nihai gerçeklik olarak değil, gerçekliğe ait bünyevi bir sapma ya da engel olması vasfıyla, ontolojik açıdan önemli olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Alenka Zupančič – Cinsellik Nedir?, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, psikanaliz, 224 sayfa, 2018

 

Jonathan Wilson – Yabancı: Kalecinin Tarihi (2018)

Kaleci, takımın yerinde duramayan diğer oyuncularına baktığımızda yalnız bir adamdır.

Jonathan Wilson’un bu güzel kitabı da, bu yalnız adamın kültürel tarihi hakkında dört dörtlük bir çalışma.

Kalecinin futbol sahasındaki evrimini kapsamlı bir bakışla irdeleyen Wilson, aynı zamanda Albert Camus, Arthur Conan Doyle, Yevgeny Yevtuşenko, Julian Barnes ve Nabokov gibi, edebiyat dünyasından isimlerin kalecilikle kesişen hikâyelerini bizimle paylaşıyor.

Kitabı alan için önemli kılan bir husus da, Wilson’un bu kitap için gerçekleştirdiği iki yolculuk.

Wilson, Afrika’nın en büyük iki kalecisinin yetiştiği Kamerun’un Bassa bölgesine ve 1986 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde dört penaltı kurtararak tarih yazan Steaua Bükreş kalecisi Helmuth Duckadam’la konuşmak üzere Romanya’ya yolculuk etmiş.

Kitap bütün bunların yanı sıra, kaleciliğe dair pek çok taktik ve teknik bilgi sunarak bizi aydınlatmasıyla da önemli.

  • Künye: Jonathan Wilson – Yabancı: Kalecinin Tarihi, çeviren: Bora İşyar, İthaki Yayınları, futbol, 412 sayfa, 2018

Domenico Losurdo – Tarihten Kaçış (2018)

Komünistlerin, “reel sosyalizm” deneyimine bakarak kendi geçmişlerinden kaçtıkları söylenebilir mi?

Daha açık bir ifadeyle soracak olursak, komünistler tarihlerinden utanmak zorundalar mı?

Domenico Losurdo’ya göre, özellikle Sovyetlerin yıkılışından sonra, komünistlerin savaşmak zorunda kaldığı sorunların başında kendinden nefret etmek yer alıyor.

Yazar, bu utancın hakkını teslim ediyor ve bunu aşmanın yolu olarak da Ekim Devrimi’yle başlayan sosyalizmin görkemli tarihinin eleştirel bir bilançosunu çıkarmak olduğuna inanıyor.

Losurdo, SSCB ve Çin deneyimlerine bakarak bu eleştirel bilançoyu radikal bir şekilde çıkarırken, komünistlerin her şeyden önce, kendi tarihleriyle yüzleşmeleri, ama daha da önemlisi bu tarihin içindeki ideolojik ve kültürel kazanımların daha çok ayırdına varmaları gerektiğini belirtiyor.

Losurdo, kendinden nefret etme yerine özeleştiriyi koyuyor ve bu özeleştirel tutumun komünist kimliğin yeniden kazanılmasının ön koşulu olduğunu söylüyor.

Kitap, sosyalist deneyimin temel hatalarını ortaya koyduğu gibi, sosyalist hareketin geçmişten ne gibi dersler çıkarabileceğini de tartışmasıyla, alan için çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Domenico Losurdo – Tarihten Kaçış: Günümüzde Rus ve Çin Devrimleri, çeviren: Coşkun Erdemir, Yordam Kitap, tarih, 208 sayfa, 2018

Alan Woods ve Ted Grant – Aklın İsyanı (2018)

‘Aklın İsyanı’, Marksist felsefenin temel düşüncelerini açıklayan ve onunla modern dünyadaki bilim ve felsefenin durumu arasındaki ilişkiyi gösteren çok önemli bir çalışma.

Alan Woods ve Ted Grant, asıl olarak, 20. yüzyılda bilim alanında yaşanan önemli gelişmelere diyalektik materyalizmi referans alarak bakıyor.

“Matematik gerçeği yansıtır mı?” ve “Bilimsel yöntem nedir?” gibi soruların yanıtlarının arandığı kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Felsefe ve din,
  • Mantık ve diyalektik,
  • Kuantum mekaniği,
  • Kesinsizlik ve idealizm,
  • Determinizm ve kaos,
  • Marksizm ve özgürlük,
  • Görelilik teorisi,
  • Termodinamiğin ikinci yasası,
  • Büyük patlama,
  • Jeolojinin diyalektiği,
  • Yaşamın ortaya çıkışı,
  • Dinozorlar çağı,
  • İnsansı maymunlar,
  • İnsanın gelişimi,
  • İnsanın gelişiminde alet yapımının rolü,
  • Aklın doğuşu,
  • Marksizm ve Darvincilik,
  • Bencil gen teorisi,
  • Irkçılık ve genetik,
  • Kaos teorisi,
  • Bilgi teorisi,
  • Ampirizmin sınırları,
  • Kapitalizm ve yabancılaşma…

Yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan kitap, yalnızca Marksist felsefe ve bilim arasındaki ilişkiyi daha görünür kılmakla yetinmiyor, aynı zamanda modern bilimin içinde bulunduğu krizi de ortaya koyan, çok iyi bir alternatif bilim tarihi çalışması.

  • Künye: Alan Woods ve Ted Grant – Aklın İsyanı: Marksist Felsefe ve Modern Bilim, çeviren: Ufuk Demirsoy ve Ömer Gemici, Yordam Kitap, bilim, 477 sayfa, 2018

Steven M. Beaudoin – Yoksulluğun Kısa Tarihi (2018)

Yoksulluk dünya tarihinin ilk zamanlarından bugüne süren büyük bir problem.

2001’de, Mozambik, Mascarenha’da 500 binden fazla nüfusa yalnızca bir ambulans hizmet vermekteydi.

Yalnızca bu da değil: Her dört kişiden üçü, günlük 40 cent’ten daha az bir ücretle yaşa mücadelesi veriyordu.

Bu, yoksulluğun korkutucu boyutları hakkında verebileceğimiz pek çok örnekten yalnızca biridir.

‘Yoksulluğun Kısa Tarihi’ de, 16. yüzyıldan başlayarak, yoksulluğun küresel bir sorun haline dönüştüğü döneme uzanarak konuyu geniş bir çerçeveden ele alıyor.

Kitapta,

  • Modern zamanın başlarında yoksullara yapılan yardımlardaki yenilikler,
  • 1500 yılından sonra yoksulluğun küresel bir boyuta ulaşırken ortaya çıkan eğilimlerin nedenleri,
  • 1945’ten bu yana yoksullara yapılan yardımlar,
  • Ve yoksulluğun, bütün dünya için ortaya koyduğu ahlaki sorumluluk gibi birçok konu tartışılıyor.

Kitap, yalnızca yoksulluğa daha yakından bakmak için değil, vahşi kapitalist düzenin dünya çapında yarattığı tahribatın boyutlarını daha iyi kavramak için de birebir.

  • Künye: Steven M. Beaudoin – Yoksulluğun Kısa Tarihi, çeviren: Tugay Kaban, Dedalus Kitap, tarih, 206 sayfa, 2018

Massimo Montanari – Kıtlık ve Bolluk (2018)

Avrupa’nın iki bin yıllık yemek yeme geleneği ve daha da önemlisi yemek yeme alışkanlığının dönüşümünün kültürlerin evriminde nasıl bir rol üstlendiğini ortaya koyan bir inceleme.

Özellikle, Avrupa’da yemeğin tarihinin zıtlıklarla dolu bir tarihe sahip olduğunu ortaya koymasıyla dikkat çeken kitapta,

  • Avrupa’da sınıflar ile yemek arasındaki ilişkiyi,
  • Bölge ve uluslar bağlamında damak tadındaki farklılaşmaları,
  • Yemek yeme konusunda tarihten bugüne uzanan belli başlı sorunları,
  • Yemeğin değişen üretim ve tüketim alışkanlıklarını,
  • Lezzetin, damak tadının evrimini,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konu irdeleniyor.

Künye: Massimo Montanari – Kıtlık ve Bolluk: Avrupa’da Yemeğin Tarihi, çeviren: Mesut Önen ve Biranda Hinginar Çoban, Nika Yayınevi, tarih, 224 sayfa, 2018

Jeanette Winterson – Atlas’ın Yükü (2018)

Aynı zamanda Prometheus’un da kardeşi olan Atlas, Titanların Olymposlu Tanrılara karşı açtıkları savaşta başı çekenlerdendi.

Bilindiği gibi bu savaştan zaferle çıkan Tanrı Zeus, Titanlara ceza yağdırmıştı.

Homeros’un ‘Odysseia’sında, Tanrılar tarafından Atlas’a uygun görülen cezanın gök kubbeyi omuzlarında taşımak olduğunu okuruz.

İşte Jeanette Winterson da bu romanında, Atlas’ın bu trajik öyküsünü yeniden ele alıyor ve bunu modern bir mit olarak kurguluyor.

Yazarın, Atlas’ın trajik cezasını özgün bir metafor olarak yaşadığımız çağ üzerinden yeniden hikâye eden romanı, zamanın ağırlığı altında ezilen bireyin trajedisini, insanın kendi sınırlarıyla yüzleşmesini, fakat bütün bunlara rağmen sınırları zorlama hevesinden ve arayışından inatla taviz vermeyişini anlatıyor.

  • Künye: Jeanette Winterson – Atlas’ın Yükü, çeviren: Dilek Şendil, Sel Yayıncılık, roman, 134 sayfa, 2018

Ümit Kurt – Antep 1915: Soykırım ve Failler (2018)

1915’te Antep’de, birçok Ermeninin ölümüyle sonuçlanan tehcir sürecinde neler yaşandı ve bunda kimler nasıl roller üstlendi?

Ümit Kurt, bu değerli çalışmasında, hem soykırımın izlerini takip ediyor hem de bunda önemli roller üstlendiğini söylediği üç failin; Ali Cenani Bey, Ahmet Faik Erner ve Mehmet Yasin Sani Kutluğ’un dünyasına iniyor

“Belirli koşullar, belirli bir politik iklim ve atmosferde sıradan insanları sıradışı ve örgütlü bir kötülüğün uygulayıcısı yapabilirdi.” diyen Kurt, Ermeni katliamına giden korkunç yolda, bu üç faili harekete geçiren saiklerle katliamın korkunç sonuçları üzerine derinlemesine düşünüyor.

Yazar, alışıldığı gibi “milli görev” yerine getirdikleri bahanesinin ardına sığınan faillerin, asıl sebep ve sonuçları nasıl gizlediğini gözler önüne serdiği gibi, Antep İttihat ve Terakki Kulübü’nün üyeleriyle Antep’in ileri gelenlerinin bu suçtaki ortaklıklarını açık seçik ortaya koyuyor.

Belgeler ve faillerin aileleriyle yapılan görüşmelere dayanan kitap, 1915 Ermeni soykırımının, Antep özelinde sağlam bir incelemesi olarak okunmalı.

  • Künye: Ümit Kurt – Antep 1915: Soykırım ve Failler, İletişim Yayınları, tarih, 215 sayfa, 2018

James Sallis – Willnot Kasabası (2018)

Amerikalı yazar, şair ve müzisyen James Sallis’in, kimi sinemaya da uyarlanmış çok sayıda kurgu eseriyle, şiir, çeviri, makale ve eleştiri kitapları bulunuyor.

Okurlar ise Sallis’i, polisiye roman türüne armağan ettiği özgün karakterlerle de bilir.

‘Willnot Kasabası’nda ise, Sallis’in en iyi karakterlerinden biriyle, Dr. Lamar Hale ile tanışıyoruz.

Kasabanın dışındaki ormanlık alanda, çok sayıda ceset bulunur.

Burada doktorluk yapan Hale de, bu durum karşısında kasabanın diğer sakinleri gibi ve hatta onlardan da daha fazla sarsılmıştır.

Tam da bu esnada Hale, FBI tarafından takip edilmekte olan Bobby Lowndes’i kapısında bulur.

Lowndes görünüşte, doğduğu kasabaya geri dönmüştür.

Fakat Lowndes’in gelişiyle, olaylar daha gizemli ve girift bir hal alacaktır.

‘Willnot Kasabası’, temposu hiç düşmeyen, zengin karakterleriyle göz dolduran, aynı zamanda dramatik yapısıyla da cezbeden sıkı bir polisiye.

  • Künye: James Sallis – Willnot Kasabası, çeviren: Özde Çakmak, Ayrıntı Yayınları, roman, 192 sayfa, 2018