Alexander Kluge ve Oskar Negt – Kamusallık ve Tecrübe (2018)

Alexander Kluge ve Oskar Negt’in önemli çalışması ‘Kamusallık ve Tecrübe’, hem proleter kamusallığını kapsamlı bir şekilde irdeliyor hem de çürüyen burjuva kamusallığına karşıt bir kamusallığın imkânları üzerine düşünüyor.

Yazarların bunu yaparken, gelişmiş kapitalist toplumun iç çelişkilerini ayrıntılı bir şekilde analiz etmeleri, ayrıca, praksis-teori ikiliğini aşma imkânlarını sorgulamaları da, kitabı dikkat çekici kılan hususlardan.

Kluge ve Negt, devrimci teori ve pratiğin bıraktığı mirasın geç kapitalizmin yeni koşullarında ne ifade ettiği hakkında tartışıyor.

Ardından emek süreçleri, dil, medya tekeli, televizyon, gündelik yaşam, emperyalizmin yeni biçimleri, işçi sınıfının mücadele tarihi ve solun yenilgisi gibi konu ve kavramları yeniden yorumlayarak işçi sınıfının bizzat gündelik yaşamın içinde ne gibi üretim kamusallıkları yaratabileceğini irdeliyor.

  • Künye: Alexander Kluge ve Oskar Negt – Kamusallık ve Tecrübe: Burjuva ve Proleter Kamusallığın Analizine Doğru, çeviren: Müge Atala, Nota Bene Yayınları, siyaset, 464 sayfa, 2018

Tanıl Bora – Yeni Dünya Düzeni’nin Av Sahası: Bosna Hersek (2018)

Bosna-Hersek’te bütün dünyanın gözleri önünde büyük bir kıyım yaşandı.

Çok fazla kan döküldü, unutulmaz acılar yaşandı.

Bölge o dönemde, nüfusunun % 10’undan fazlasını bu savaşta kaybetti.

Fakat bu süreci daha da kahredici kılan asıl husus, etnik veya millî esasa dayanmayan, çokuluslu, çokdinli, çokkültürlü bir toplum modeli seçeneğinin, daha bir ihtimal halindeyken boğulmasıydı.

İşte Tanıl Bora da, ilk baskısı savaşın yıkımının bütün sıcaklığıyla sürdüğü 1994’te yapılan bu kitabı, Bosna-Hersek’te yaşananların ayrıntılı bir analizini sunuyor.

Bora, kitabının ilk bölümünde, Boşnak millî kimliğinin oluşumunda toplumsal-kültürel gelenek olarak Müslümanlığın gördüğü işlev, bu kimliğin modern bir millî kimlik olarak sosyalist Yugoslavya’da tekemmül etmiş olması, Bosna Müslümanlığının özgül karakteri ve aynı coğrafyayı paylaştığı öteki kimliklerle ilişkisini ele alıyor.

Yazar kitabının devamında da,

  • Çatışmaların ve müzakerelerin seyriyle, bu seyir içinde cephelerin/tarafların eylem ve düşüncelerinin şekillenmesiyle, Bosna’nın bölünmesini ve yaşanan felâketi,
  • Sırbistan ve Hırvatistan’ın Bosna savaşı sırasındaki durumlarına bağlı olarak, Sırp ve Hırvat milliyetçiliklerinin gelişimini,
  • Dünya politikası açısından Bosna-Hersek bunalımının ne anlama geldiğini,
  • Bosna-Hersek trajedesinin Türkiye’deki politik-ideolojik odaklarca tüketiliş biçimlerini,
  • Ve Bosna-Hersek’in resmî politika, medya ve sağ açısından ‘istismar’ edilmesinin sol kamuoyunda yarattığı tedirginliği ayrıntılı bir biçimde ortaya koyuyor.

Künye: Tanıl Bora – Yeni Dünya Düzeni’nin Av Sahası: Bosna Hersek, İletişim Yayınları, siyaset, 341 sayfa, 2018

Zafer Yılmaz – Yeni Türkiye’nin Ruhu (2018)

Türkiye, her ânı sonu gelmeyecek gibi görünen siyasi ve ekonomik krizlerle dolu bir ülke.

Maalesef bu krizlere yakın zamanda daha şiddetlileri de eklenecekmiş gibi görünüyor.

Zafer Yılmaz da, bu topyekûn kriz halinin, devletin kendisinin basitçe bir kurum olmanın çok ötesine geçerek siyasetin ta kendisi haline gelmesini sağladığını ve her siyasal faaliyetin devletle ilişkisi üzerinden anlaşılmasını siyasetin tüm icracılarına dayattığını belirtiyor.

Yılmaz, çok değerli incelemesi ‘Yeni Türkiye’nin Ruhu’nda, bu saptamadan yola çıkarak Türkiye siyasetinde belirleyici olan güç mücadelesine yön veren duygusal yatkınlıkları, kanaat üretim yapılarını ve baskın tahayyül biçimlerini; başka bir deyişle, siyasal eylemin ve düşüncenin belirleyici koşullarını tartışıyor.

Yılmaz, temelde güç mücadelesi üzerine kurulu bu siyasetin, siyaseti siyasal topluluğun eşit kuruluşuna, haklara ve özgürlükçü siyasal eyleme dair bir mesele olmaktan çıkararak, mütemadiyen bu topluluğu temsil iddiasındaki devletin muhafazasına/bekasına dair bir soruna dönüştürdüğünü ve ayrıca demokratik kurucu siyasal eylemi sürekli kılma çabasının yanında, eşitlik ve özgürlük doğrultusunda hakları genişletmeye çalışan siyasal eylemi ve demokrasiyi kurumsallaştırma gayretini de bastırdığını gözler önüne seriyor.

Yılmaz’ın çalışmasının en çok önemli iki katkısından biri, yaşadığımız dönemin dinamiklerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyması, ikincisi de ümidimizi diri tutabilmemizi sağlayacak imkânları daha görünür kılması.

Zafer Yılmaz, siyasal teori, siyasal düşünceler tarihi, yoksulluk araştırmaları, toplumsal hareketler, otoriterliğin kaynakları gibi konularda çalışıyor.

7 Şubat 2017 tarihinde yayımlanan 686 no’lu kararnameyle, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” barış bildirisini imzaladığı için görevine son verilen Yılmaz, Potsdam Üniversitesi Genel Sosyoloji Kürsüsü’nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam ediyor.

  • Künye: Zafer Yılmaz – Yeni Türkiye’nin Ruhu: Hınç, Tahakküm, Muhtaçlaştırma, İletişim Yayınları, siyaset, 238 sayfa, 2018

Hasan Durna – Sosyal Fobi (2018)

Sosyal kaygı bozukluğunun, başka bir deyişle Sosyal fobinin en büyük zararı, kişiyi toplumdan uzaklaştırması, onu sosyal çevreden yavaş yavaş izole etmesi.

Modern hayatın ilişkiler ve iletişim anlamında beraberinde getirdiği bildiğimiz sıkıntılar da, bu problemin günümüzde artış göstermesindeki etkenlerden.

Uzman psikoterapist Hasan Durna da bu rehber kitabında, sekiz adımda, hastanın kendi başına sosyal fobiden kurtularak psikolojik iyileşme sağlamasını amaçlıyor.

Durna, sosyal bozukluğun ne olduğunu ayrıntılı bir şekilde açıklayarak başlıyor ve devamında da,

  • Sosyal fobi ile yaşama,
  • Sosyal fobi ile başa çıkma,
  • Sosyal fobide aile ve yakınların önemi,
  • Ve çocuklar ile ergenlerde sosyal fobi görünümleri gibi önemli konuları irdeliyor.

Anlaşılır bir dille yazılan kitap, tablolar ve alıştırmalarla detaylandırılıyor, ayrıca akademik çalışmaların günlük yaşama nasıl uyarlanabileceğini de gösteriyor.

Kitabın, yalnızca hastalara değil, sosyal fobiyle ilgilenen okurların, psikoterapi öğrencilerinin ve meslekten kişilere hitap ettiğini de belirtelim.

  • Künye: Hasan Durna – Sosyal Fobi: Kim Korkar Sosyal Fobiden, Pegem Akademi Yayıncılık, psikoloji, 144 sayfa, 2018

Rebecca West – Askerin Dönüşü (2018)

Feminist ve sosyalist yazar Rebecca West’ten, Birinci Dünya Savaşı zamanlarında geçen ve aşka bambaşka bir pencereden bakan sıra dışı bir roman.

Yaşadığı büyük travma sonrasında Chris cepheden geri döner.

Chris ne yazık ki hafızasını kaybetmiştir ve son on beş yılını hiç hatırlayamamaktadır.

Chris’in döndüğü dünyada onu üç kadın beklemektedir.

Varlığını hiç hatırlamadığı güzeller güzeli eşi Kitty, ona gizliden büyük aşk beslemiş kuzeni Jenny ve on beş yıl önceki sevgilisi yoksul Margaret.

Chris, doğal olarak şimdiki eşi Kitty’i değil, yıllar önceki sevgilisi Margaret’i hatırlamaktadır.

Öte yandan Kitty, Chris’in sıradan bir kadın olan Margaret’e yaklaşmasını asla kabullenemez.

Jenny ise, bütün olup bitenleri ne yapacağını bilemez halde izlemektedir.

Bir süre sonra Kitty ve Jenny, gerçek sevginin ne olduğu konusunda Margaret’ten çok şey öğreneceklerdir.

‘Askerin Dönüşü’, savaş hakkında bir roman olsa da, savaşın tahribatını erkeklerin maruz kaldığı yıkımdan ziyade, onları evde bekleyen kadınların yaşadıkları üzerinden vermesiyle muazzam bir hikâye.

Dokunaklı olduğu kadar gerçekçi oluşuyla da öne çıkan roman aşk, evlilik ve kıskançlık temaları üzerinden ilerlese de, dönemin sosyal rollerini, sınıf ilişkilerini ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında büyük dönüşüm geçirmiş dünyayı da sorguluyor.

  • Künye: Rebecca West – Askerin Dönüşü, çeviren: Işılar Kür, Everest Yayınları, roman, 125 sayfa, 2018

William Davies – Mutluluk Endüstrisi (2018)

Mutluluğa karşı olunabilir mi?

Aristoteles mutluluğu –ahlaki açıdan daha geniş anlamıyla– insanlığın nihai amacı olarak görüyordu.

Bu kuşkusuz herkesin katılmayacağı bir yorum.

Nietzsche ise, “İnsanlar mutlu olmak için çabalamaz; bu sadece İngilizlere özgü bir davranıştır,” demişti.

Öte yandan pozitif psikoloji ve mutluluk ölçümü 1990’lardan bu yana siyasi ve ekonomik kültürümüze nüfuz etti ve bugün de, siyasetçilerle yöneticilerin mutluluk ve esenlik mefhumlarını sahiplenme şekline yönelik kaygılar artmış durumda.

Bunun yanı sıra “mutluluk bilimi”, nihayetinde çektikleri ıstıraplardan ötürü insanları sorumlu tutup –tabii dâhiyane bir şekilde onları ilaçla tedavi ederek– sorunu oluşturan koşulları yok sayacak bir konuma gelme riski taşıyor.

İşte William Davies’in şahane çalışması ‘Mutluluk Endüstrisi’, yeni nesil kapitalist sistemin mutluluğumuzu bahane ederek yaşamımızın kontrolünü nasıl ele geçirdiğini gözler önüne seriyor.

Davies, hem büyük şirketlerin, piyasaların ve hükümetlerin, haz ve mutluluk arayışımızdan faydalanarak, tüketim davranışlarımıza nasıl yön verdiğini örnekler eşliğinde açıklıyor hem de bu korkunç kısırdöngüden nasıl kurtulabileceğimizi gösteriyor.

Kitabı, reklamların, motivasyon artırmaya yönelik işyeri terapilerinin, zindelik ve esenlik vaat eden guruların, yaşam koçlarının, spor hocalarının, pozitif psikoloji uzmanlarının ve mutluluk iktisatçılarının yarattığı statüye, güce, kariyere ve paraya odaklanmış bu tüketim sarmalının gerçekte neye hizmet ettiğini daha iyi kavramak isteyenlere şiddetle öneririz.

Kitaptan iki alıntı:

“Zihni izlenip ölçümlenmesi gereken kendine has davranış ve hastalıklara sahip, mekanik ya da organik bir nesne olarak gören bilimsel bakış açısı belki de sıkıntılarımızın çözümünden ziyade onları yaratan köklü kültürel nedenlerden biridir.”

“‘Mutluluk endüstrisi’ güçlüye zayıfın haklarını hatırlatmak yerine zayıfa güçlü olmayı dayatıyor. Rekabet ve acımasızlık sağlıklı sayılıyor.”

  • Künye: William Davies – Mutluluk Endüstrisi, çeviren: Müge Çavdar, Sel Yayıncılık, inceleme, 294 sayfa, 2018

Daniel Chamovitz – Bitkilerin Bildikleri (2018)

Şurası kesin ki, gündelik hayatımızda karşılaştığımız çiçek ve ağaçların son derece incelikli duyu mekanizmalarına pek dikkat etmiyoruz.

1990’lardan bu yana bitki ve insan duyuları arasındaki benzerlikler üzerine düşünen ve çalışan Daniel Chamovitz, ‘Bitkilerin Bildikleri’ adlı bu kitabı, konu hakkında sağlam bir inceleme.

Yazarın uzun yıllara yayılan deneyimlerinin ürünü olan kitabı, bitkilerin gördükleri, kokladıkları, hissettikleri, duydukları ve hatırladıkları üzerine, bitkiler hakkında bizi şaşırtacak, hatta bitkilere dair bakış açımızı kökten değiştirecek ufuk açıcı bir çalışma.

Chamovitz burada, bitki biyolojisindeki en son araştırmaları inceliyor ve bitkilerin gerçekten de duyuları olduğunu iddia ediyor.

Kitap her bölümde bir insan duyusuna odaklanıyor ve bu duyunun insanlardaki işleviyle bitkilerdeki işlevini karşılaştırıyor.

Duyusal bilginin bitkiler tarafından nasıl algılandığını, bitkiler tarafından nasıl işlendiğini ve söz konusu duyunun bitki için ekolojik içerimlerini ayrıntılı bir şekilde açıklayan Chamovitz, ayrıca her bölümde konuyla ilgili hem tarihsel bir perspektif hem de çağdaş bir görüş sunuyor.

Bitkilerin kendilerine has görme, dokunma, duyma, içalgı (propriyosepsiyon) ve bellek niteliklerine daha yakından bakmak isteyenler kitabı muhakkak edinsin.

Bu konuyla ilgilenen okurların, daha önce burada da yer verdiğimiz Stefano Mancuso ve Alessandra Viola imzalı ‘Bitki Zekası‘ adlı kitabı da beğeneceğini düşünüyoruz.

  • Künye: Daniel Chamovitz – Bitkilerin Bildikleri: Dünyaya Bitkilerin Gözünden Bakmak, çeviren: Gürol Koca, Metis Yayınları, bilim, 168 sayfa, 2018

 

Pete Najarian – Belleğin Kızları (2018)

Pete Najarian, Adanalı bir anne ve Diyarbakırlı bir babanın çocuğu olarak 1940’ta New York, Union City’de doğdu.

İlk romanı ‘Son Ermeni’, 1971’de basılan Najarian’ın ‘Belleğin Kızları’ adlı elimizdeki başarılı romanı da 1986 tarihli.

Yazar, hem olay örgüsü hem de üslubuyla oldukça özgün olan romanında, kadın figürleri aracılığıyla geçmişinin izlerini sürüyor ve simgesel bir kadın korosuyla dünü bugüne, ailesinin Anadolu’dan başlayıp Amerika’ya uzanan hayatını da şimdiye bağlıyor.

Roman, başkarakteri Zeke ile Yunan tragedyasındaki koro gibi bir işlev gören yaşlı kadınlar korosu aracılığıyla bize sesleniyor.

Zeke’nin zihninde, çocuk yaşından itibaren gözlerinin önünden gitmeyen ve farklı zamanlar ve farklı mekânlarda farklı görünümlerle karşısına çıkan bir kadın figürü vardır.

Bu figür, kimi zaman Zeke’nin çölde ölen anneannesiyle üst üste binecektir.

Zeke’nin arayışına anneannesi kadar, sanat tarihinin kadın figürleri, rüyalarındaki kadınlar, âşık olduğu kadınlar, annesi eşlik edecektir.

Cinselliğin güçlü bir şekilde sirayet ettiği ‘Belleğin Kızları’, bizi hafızanın ve unutuşun, geçmişin ve şimdinin, rüyanın ve gerçeğin, cinselliğin, şiddetin ve sanatın dünyasına çekiyor.

  • Künye: Pete Najarian – Belleğin Kızları, çeviren: Ece Eroğlu, Aras Yayıncılık, roman, 256 sayfa, 2018

Onur Atalay – Türk’e Tapmak (2018)

Onur Atalay’ın bu önemli çalışması, Kemalizmi, özellikle 1930’lardaki inşa ve gelişim süreci bağlamında, siyasetin dinselleşmesinin, kutsallaşmasının bir örneği olarak irdeliyor.

Atalay bunu yaparken, siyasetin kutsallaşması ile alakalı teorik çerçevenin iki savaş arası Türkiyesi tecrübesini ne oranda açıkladığını ve Türkiye’nin izlediği yolun Faşist İtalya, Nazi Almanya ve Bolşevik Rusya gibi dönemin “siyasal dinlerine” ne kadar benzediğini, hangi noktalarda onlardan ayrıldığını açıklığa kavuşturuyor.

Kemalizmin seküler din boyutunu çok yönlü bir şekilde irdelemesiyle, döneme dair yapılan çalışmalara önemli katkı sunan kitap,

  • Medeniyet, bilim, millet ve sonunda şef kavramlarının kutsallık halesiyle nasıl çevrildiğini,
  • Cumhuriyet’in “yeni insan”ının onlar vasıtasıyla nasıl mayalandığını,
  • Osmanlı’dan ve geleneksel inanç sisteminden kopuşun yarattığı manevi boşluk duygusunun farklı bir tarzda nasıl ikame edildiğini ortaya koyuyor.

Çalışma bütün bu yönleriyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece ilk yıllarını değil bugününü de daha iyi kavramak için sağlam veriler barındırıyor.

  • Künye: Onur Atalay – Türk’e Tapmak: Seküler Din ve İki Savaş Arası Kemalizm, İletişim Yayınları, siyaset, 360 sayfa, 2018

 

 

Bülent Şık – Mutfaktaki Kimyacı (2018)

Bülent Şık, bu aralar gıda sağlığı ve güvenliği konusunda yaptığı çalışmalar kadar, bu konuları işlediği ufuk açıcı yazılarıyla da bizi aydınlatıyor.

Şık şimdi bunu bir adım daha ileriye taşıyarak, yiyip içtiklerimizin ne kadar güvenli olduğu hakkında bir başucu kitabına imza atmış.

Şık burada, çocuk sağlığı ve beslenmesini gıda güvenliği konusunun odak noktasına yerleştiriyor ve bunun yanı sıra, gıda güvenliğiyle ilgili meselelerin hem ekolojiye hem de mutfak kültürümüze nasıl yansıdığını çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.

Kitabın yanıt aradığı kimi sorular şöyle:

  • Çocuk gelişimini bozan kimyasal maddeler gıdalara nasıl bulaşıyor?
  • Çocuklar neden bu kadar hızlı kilo alıyor?
  • Çocukluk çağında görülen obezitenin gerçek nedenleri neler ve çözüm için ne yapılmalı?
  • Toksik kimyasalların gıdalara ve sulara bulaşması neden önlenemiyor?
  • İklim krizi mutfak alışkanlıklarımızı etkileyecek mi?
  • Küresel ısınma sorunu gıda üretim ve tüketim süreçlerinde ne gibi değişimlere yol açacak?
  • Ekmek yemekten vazgeçtiğimizde neleri yitiririz?
  • Zeytin ağaçlarının yokluğu neden hikâyelerimizin de yokluğudur?
  • Medyanın fast food hali ile kötü beslenme arasında bir ilişki var mı?
  • Evde yoğurt yaparak kapitalizmi yıkabilir miyiz?
  • Gıda güvenliğini sağlamaktan sorumlu kamu kurumları ne yapıyor?
  • Gıda ve beslenme sorunlarını çözecek politikaları nasıl oluşturabiliriz?

Barış Akademisyeni Bülent Şık, 2009 yılında öğretim üyesi olarak Akdeniz Üniversitesi’ne geçti.

Üniversitede Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi’nin kuruluş ve faaliyete geçmesi çalışmalarını yürüttü. 2010-2016 yılları arasında aynı merkezde Teknik Müdür Yardımcılığı yaptı.

Gıdalarda ve sularda katkı maddelerinin ve çeşitli toksik kimyasal maddelerin kalıntılarının belirlenmesi üzerine çalışmalar yaptı.

Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nde öğretim üyeliği yaparken 22 Kasım 2016’da çıkarılan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarıldı.

  • Künye: Bülent Şık – Mutfaktaki Kimyacı, Doğan Kitap, sağlık, 288 sayfa, 2018