Zafer Yılmaz – Erdoğan’ın Başkanlık Rejimi (2022)

Türkiye’nin son yirmi yılı, en “kuvvetlinin” zor yoluyla “kuvvetini hak ve itaati vazife şekline dönüştürme” çabasının yol açtığı yıkıcı siyasal ve toplumsal sorunlarla dolu bir ortamda geçti.

Güçlü siyasal, ekonomik ve toplumsal saikler barındıran bu ısrarlı çabanın sonucu olarak Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılına tarihinin en kapsamlı siyasal dönüşümlerden birini yaşayarak giriyor.

Zafer Yılmaz, bu siyasal dönüşümün merkezinde bulunan başkanlık sisteminin adım adım inşa olma tarihini, bu sistemin beraberinde nasıl bir siyasal yapı getirdiğini ve ne türde bir devlet-toplum ilişkisini hayata geçirmeyi hedeflediğini tartışıyor.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında getirilen ve aslında başkanlık sistemleri içerisinde tanımlanması mümkün olmayan bu siyasal rejimin temelde Türkiye toplumunu ne yönde dönüştürmeyi hedeflediğini değerlendiriliyor.

Erdoğan’ın başkanlık sistemi kanun hükmünde kararnamelerle, denge-denetleme mekanizmalarının neredeyse ortadan kaldırılmasıyla, haksızlık/hukuksuzlukla ve aşırı merkeziyetçi bir yapıyla anılıyor.

Bunların her biri, bir toplum için oldukça ciddi bir problemken, Türk tipi başkanlık sistemi bütün bu problemlerle birlikte ayakta durabiliyor.

Yılmaz, ‘Erdoğan’ın Başkanlık Rejimi: İstisnai Cumhuriyetten Parsellenmiş Devlete’ kitabında, Erdoğan rejimini çelişkileriyle birlikte anlamanın yollarını arıyor.

Farklı mecralarda yayımlanmış yazılarını bir araya getiren kitap, böylece kurumsal yıkım, olağanüstü iktidarın inşası, stratejik yasallık, yurttaşlığın marjinelleştirilmesi gibi rejimin farklı bileşenlerine odaklanmayı mümkün kılıyor.

Bunun yanında, cumhuriyetçi demokrasi kavramını öne sürerek bir reçete değilse bile yeni bir başlangıcın toplumsal motivasyonunu rejim tartışmasına dahil ediyor.

Mevcut rejim tartışmalarına nitelikli katkı sunan, öğretici olduğu kadar davetkâr bir çalışma…

Kitaptan bir alıntı:

“Her başlangıç, geriye doğru bir sıçramayı ve geçmişle yeniden hesaplaşmayı, bir başka deyişle geleceğe uzanmak için geçmişin mirasıyla yeniden ilişkilenmeyi gerektirir. Bu başlangıcı bize sunacak miras, belki de Türkiye’de en az anlaşılmış siyasal düşünce olan cumhuriyetçi geleneğin demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde yatıyor.”

  • Künye: Zafer Yılmaz – Erdoğan’ın Başkanlık Rejimi: İstisnai Cumhuriyetten Parsellenmiş Devlete, İletişim Yayınları, siyaset, 238 sayfa, 2022

Kolektif – Yurttaşlık ve Demokrasi (2020)

Demokrasinin ön koşulu, yurttaşları eşitlikçi bir düzlemde bir araya getirmektir.

Fakat bu iki kavram arasında düşündüğümüzden çok daha çetrefilli bir ilişki vardır.

Özellikle bugün karşı karşıya kaldığımız toplumsal, ekonomik ve siyasi sorunlara demokrasi içerisinde bir yanıt bulunmadığı gibi, yurttaşlık kavramı da önemini yitirerek gündelik yaşamın tikel bir sosyalliğe dönüşüyor ve neticede de etnik gerilimler yeniden artıyor.

İşte farklı yazarların katkıda bulunduğu bu derleme de, yurttaşlık ve demokrasi arasındaki zorlu ilişkiyi çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Çalışma, hem bugünün neoliberal demokratik toplumlarını daha iyi kavramak hem de geleceğe dönük normatif bir bakış açısı edinmek açısından çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Armağan Öztürk, Doğancan Özsel, Elif Gazioğlu Terzi, A. Özgür Gürsoy, Efe Baştürk, Bartosz Płotka, İsmet Parlak, Mehmet M. Basmacı, Kemal Bakır, Zafer Yılmaz, C. Cengiz Çevik ve Thomas Aquinas.

  • Künye: Kolektif – Yurttaşlık ve Demokrasi, derleyen: Armağan Öztürk ve Doğancan Özsel, Nika Yayınevi, siyaset, 344 sayfa, 2020

Zafer Yılmaz – Yeni Türkiye’nin Ruhu (2018)

Türkiye, her ânı sonu gelmeyecek gibi görünen siyasi ve ekonomik krizlerle dolu bir ülke.

Maalesef bu krizlere yakın zamanda daha şiddetlileri de eklenecekmiş gibi görünüyor.

Zafer Yılmaz da, bu topyekûn kriz halinin, devletin kendisinin basitçe bir kurum olmanın çok ötesine geçerek siyasetin ta kendisi haline gelmesini sağladığını ve her siyasal faaliyetin devletle ilişkisi üzerinden anlaşılmasını siyasetin tüm icracılarına dayattığını belirtiyor.

Yılmaz, çok değerli incelemesi ‘Yeni Türkiye’nin Ruhu’nda, bu saptamadan yola çıkarak Türkiye siyasetinde belirleyici olan güç mücadelesine yön veren duygusal yatkınlıkları, kanaat üretim yapılarını ve baskın tahayyül biçimlerini; başka bir deyişle, siyasal eylemin ve düşüncenin belirleyici koşullarını tartışıyor.

Yılmaz, temelde güç mücadelesi üzerine kurulu bu siyasetin, siyaseti siyasal topluluğun eşit kuruluşuna, haklara ve özgürlükçü siyasal eyleme dair bir mesele olmaktan çıkararak, mütemadiyen bu topluluğu temsil iddiasındaki devletin muhafazasına/bekasına dair bir soruna dönüştürdüğünü ve ayrıca demokratik kurucu siyasal eylemi sürekli kılma çabasının yanında, eşitlik ve özgürlük doğrultusunda hakları genişletmeye çalışan siyasal eylemi ve demokrasiyi kurumsallaştırma gayretini de bastırdığını gözler önüne seriyor.

Yılmaz’ın çalışmasının en çok önemli iki katkısından biri, yaşadığımız dönemin dinamiklerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyması, ikincisi de ümidimizi diri tutabilmemizi sağlayacak imkânları daha görünür kılması.

Zafer Yılmaz, siyasal teori, siyasal düşünceler tarihi, yoksulluk araştırmaları, toplumsal hareketler, otoriterliğin kaynakları gibi konularda çalışıyor.

7 Şubat 2017 tarihinde yayımlanan 686 no’lu kararnameyle, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” barış bildirisini imzaladığı için görevine son verilen Yılmaz, Potsdam Üniversitesi Genel Sosyoloji Kürsüsü’nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam ediyor.

  • Künye: Zafer Yılmaz – Yeni Türkiye’nin Ruhu: Hınç, Tahakküm, Muhtaçlaştırma, İletişim Yayınları, siyaset, 238 sayfa, 2018

Zafer Yılmaz – Yoksulları Ne Yapmalı? (2012)

  • YOKSULLARI NE YAPMALI?, Zafer Yılmaz, Dipnot Yayınları, siyaset, 420 sayfa

 

Zafer Yılmaz elimizdeki nitelikli çalışmasında, on dokuzuncu yüzyıldan bu yana sosyal bilimlerin önemli araştırma konularından biri olan yoksullar ve yoksulluğa odaklanıyor. Bu alanda yapılan çalışmaların çoğunda görüldüğü gibi, yoksulluğun, ekonomi ve sosyoloji çerçevesinden ziyade siyasal bir bakış açısıyla incelendiği kitap, belirsizlik, güvencesizlik, risk gibi kavramların yoksulluğa ilişkin sorunsalı nasıl ve niçin belirlediğini, bu kavramlar aracılığıyla yoksullarla nasıl mücadele edildiğini ve çalışma ilişkilerini belirsizleştirici süreçlerin günümüzde nasıl ve niçin yaygınlaştırıldığını araştırmasıyla ilgi çekiyor.