Kemal İnal – Çocuk Hakları ve Siyaset (2018)

Çocuk ve çocuk eğitimi, daha çok yetişkinlerin karar vermede belirleyici olduğu bir alandır.

Zira yetişkinlerin idealize ettiği dünyada, çocuk kendisi için iyi olanı bilebilecek yetkinlikte değildir. Oysa çocuğun kendine has bir dünyası vardır ve onun geleceğini tasarlamaya koyulan her yetişkinin öncelikle dikkate alması gereken hakikat de budur.

Başka bir deyişle, her seferinde, biz yetişkinler için iyi olan, acaba çocuk için de öyle midir diye sormak en doğru tutumdur.

Kemal İnal da bu önemli kitabında, demokratik birikimin ve bilimsel gerçeğin gerektirdiği bir şekilde, çocuğun eğitimiyle ilgili süreçlere çocuğun bizzat kendisinin nasıl katılabileceğini ve günümüzde bunun neden vazgeçilmez olduğunu açıklıyor.

Çocukluk döneminin bir an geçilmesi gereken bir ara aşama yerine, kendi içinde değerli bir evre olarak yeniden formüle edilmesi gerektiğini düşünen yazara göre, çocuğun kendisini ilgilendiren süreçlere katılması halinde, alternatif çözümler bulmak imkân dâhilindedir.

Eğitimciler kadar; iyi, kolektif düşünebilen ve eyleyebilen, çevreye duyarlı çocuklar yetiştirmek isteyen her anne babanın okuması gereken bir kitap.

  • Künye: Kemal İnal – Çocuk Hakları ve Siyaset, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 608 sayfa, 2018

Chuck Palahniuk – Zoka (2018)

Chuck Palahniuk’un bu kitabı, yazarın yeni öykülerini sunuyor.

Ama buradaki öykülerin her biri, farklı sanatçıların özgün desenleriyle zenginleşmiş.

Siz bir öyküyü okurken, aynı zamanda bu öyküdeki bir karakteri veya anı tasvir eden resimleri boyayabiliyorsunuz.

Hem içerik olarak hem de görsel açıdan keyifli bir deneyim vaat eden kitabı, tüm öykü tutkunlarına öneririz.

Kitapta çizimleri yer alan sanatçılar ise şöyle: Lee Bermejo, Kirbi Fagan, Duncan Fegredo, Tony Puryear, Alise Gluškova, Marc Scheff, Steve Morris ve Joëlle Jones.

Künye: Chuck Palahniuk – Zoka: Renklendirmeniz İçin Muzır Hikâyeler, çeviren: Funda Öncü, Ayrıntı Yayınları, öykü, 152 sayfa, 2018

Don Norman – Gündelik Şeylerin Tasarımı (2018)

Gündelik hayatta karşılaştığımız pek çok güzel veya çirkin nesne, bunun her zaman ayırdında olmasak da, yaşadığımız ortamın tasarım anlayışı hakkında pek çok ipucu sunar.

Öte yandan uzman değilsek eğer, tasarım bize her zaman uzak bir konudur.

Tasarımı kavramak için onun kıstas ve zeminini öğrenmemiz gerekir.

Don Norman’ın tam da bu konuyla ilgili olan elimizdeki kitabı, gündelik hayattaki tasarımlara dair gözlem ve algılarımızı zenginleştirecek bir perspektif sunuyor ve bu yönüyle de sıradan okura da tasarımcıya da hitap ediyor.

Modern yaşamda hangi tasarımın anlamsız ve kötü, hangi tasarımın iyi olduğunun kıstaslarını açıklayan Norman, gündelik şeyleri iyi tasarım ürünlerine dönüştürmek için gerekli temel ilkeleri ve ürünler üzerinde denetimimizi nasıl sağlayabileceğimizi ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

İlk baskısı ilgiyle karşılanan bu çalışmanın şimdi genişletilmiş bir baskıyla yeniden raflardaki yerini aldığını da belirtelim.

  • Künye: Don Norman – Gündelik Şeylerin Tasarımı, çeviren: Ayşe Mine Şengel, TÜBİTAK Yayınları, tasarım, 363 sayfa, 2018

Kolektif – Edebiyat ve Sosyoloji (2018)

Toplum olmadan edebiyat, edebiyat olmadan toplum olmaz.

Başka bir deyişle, edebiyat ile sosyoloji birbirinden ayrılmaz bir bütündür.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü bünyesinde düzenlenmiş “Sosyoloji Seminerleri”nin ilk kitabı olan bu çalışma, edebiyat ve sosyoloji ilişkisini farklı perspektiflerden irdeleyen makaleleri bir araya getiriyor.

Kitapta,

  • Edebiyatın sosyolojiden veya sosyolojinin edebiyattan nasıl yararlandığı,
  • Türkiye’deki okuma pratiğinin ülkenin sosyolojisine dair neler söylediği,
  • Ve edebiyat ile sosyolojinin birbirini ne şekilde beslediği gibi önemli konular irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Köksal Alver, M. Kayahan Özgül, Kurtuluş Kayalı, Handan İnci, Ayfer Tunç ve Ayşen Şatıroğlu.

  • Künye: Kolektif – Edebiyat ve Sosyoloji, Alfa Yayınları, edebiyat inceleme, 160 sayfa, 2018

Geoffrey Household – Sıfır Teorisi (2018)

Avrupa’nın göbeğinde, herkese illallah dedirten bir diktatör bulunmaktadır.

Üstelik kendine en güçlüsüyüm diyenlerin bile bu diktatöre gücü yetmemektedir.

Günün birinde bir İngiliz aristokrat, bu diktatöre karşı bir suikast planını tasarlamaya başlar.

Başlarda her şey iyi gitmektedir, fakat son anda başarısız olur.

İngiliz, diktatörün işkencecilerinin eline düşer ve şimdi bu işkenceciler onun için ustalıkla hazırlanmış bir ölüm hazırlar.

Bir yerde işler kontrolden çıkar ve İngiliz, işkencecilerinin elinden kurtulmayı başarır.

Şimdi düşmanları ile İngiliz arasında dünyanın birçok noktasına uzanacak gerilim temposu yüksek bir kaçma kovalamaca yaşanacaktır.

İngiliz aristokratın bu süreçte edineceği en değerli bilgi, hiç kimseye güvenemeyeceği ve hiç kimseden centilmenlik bekleyemeyeceğidir.

  • Künye: Geoffrey Household – Sıfır Teorisi, çeviren: Kerem Levent Aytaç, Olimpos Yayınları, roman, 224 sayfa, 2018

Sven Beckert – Pamuk İmparatorluğu (2018)

Pamuk, hem milyonlarca insanın geçim kaynağı oluşuyla hem de 1000-1900 yılları arasında dünyada imalat sanayiinin en önemli girdisi olmasıyla kapitalizm tarihinde de emperyalizm tarihinde de başrol üstlenmiş metalardandır.

Sven Beckert’ın bu önemli çalışması ise, pamuğun uzun macerasından yola çıkarak herkesin zevkle okuyacağı bir dünya tarihi sunuyor.

Kapsamlı oluşuyla da dikkat çeken kitap, pamuğun yüzyıllar boyunca nasıl Hindistan’da refahın ana kaynağı olduğunu, Britanya’da ve Avrupa’da nasıl Sanayi Devrimi’nin kalbinde yer aldığını, Amerika’da köleliğin gelişiminde neden belirleyici olduğunu ve bunun gibi pek çok önemli konuyu irdeliyor.

Modern dünyanın nasıl ortaya çıktığını, kapitalizmin küresel tarihinin nasıl bir seyir işlediğini daha iyi kavramak isteyenler bu kitabı kaçırmasın.

  • Künye: Sven Beckert – Pamuk İmparatorluğu: Tek Bir Meta ile Kapitalizmin Kısa Tarihi, çeviren: Ali Nalbant, Say Yayınları, tarih, 792 sayfa, 2018

Zakes Mda – Adınla Başlar Hayat (2018)

Bu aralar güzel bir hikâye okumak isteyenlere, Güney Afrika’nın en önemli yazarlarından Zakes Mda’nın bu çarpıcı romanını öneririz.

‘Adınla Başlar Hayat’, insanların durduk yere öldürüldüğü, açlığın ve yokluğun doğal karşılandığı bir dünyada, bir yönüyle günümüzde, hayata tutunmaya, onurlarını ve ümitlerini korumaya çalışanların hikâyesini anlatıyor.

Romanın merkezinde, ölümü meslek edinmiş bir adam olan Toloki ile prensiplerinden asla taviz vermeyen, insanlardan uzak yaşamaya tutkun Noria adlı karakterler yer alıyor.

Çocukluk arkadaşı olan Toloki ve Noria’nın yolları, yıllar sonra bir cenazede kesişecektir.

Bu karşılaşma iki karakterin dünyasında, silinmez izler bırakacaktır.

Zakes Mda’nın bu romanının, Güney Afrika’nın en prestijli ödülü olan M-Net Kitap Ödülü’nü kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Zakes Mda – Adınla Başlar Hayat, çeviren: Damla Yeşil, Ayrıntı Yayınları, roman, 208 sayfa, 2018

Mostafa Minawi – Osmanlılar ve Afrika Talanı (2018)

Mostafa Minawi’nin bu önemli çalışması, II. Abdülhamid döneminde Osmanlı’nın Afrika’daki emperyalist yayılmacılık çabalarını kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Bu bağlamda 19. yüzyıl sömürgeciliğin karakteristik özelliklerini irdeleyen Minawi, Osmanlı İmparatorluğu’nun söz konusu dönemin sömürgecilik dünyası içindeki yerini aydınlatıyor.

Bunu yaparken, okurunu Berlin’e, doğu Sahra’ya, Çad Gölü havzasına, Hicaz’a ve ardından yeniden İstanbul’a uzanan uzun bir yolculuğa çıkaran kitap, Osmanlı’nın rekabetçi emperyalizm denemesinin nasıl sonuçlandığını adım adım izliyor.

Zengin arşiv kayıtlarına dayanan kitap, padişahın emriyle çok defa Libya’ya ve Hicaz’a görev yolculukları yapmış bir Osmanlı paşası olan Sadik al-Mouayad Azmzade’nin seyahat günlüklerine de başvuruyor.

Kitabın bir diğer katkısı da, şimdiye değin hakkında yeteri kadar çalışma yapılmamış Hicaz Telgraf Hattı’nın ilginç hikâyesini de aydınlatmasıdır diyebiliriz.

  • Künye: Mostafa Minawi – Osmanlılar ve Afrika Talanı: Sahra’dan Hicaz’a İmparatorluk ve Diplomasi, çeviren: Ayşen Gür, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 232 sayfa, 2018

Abdulrazak Gurnah – Sessizliğe Hayranlık (2018)

Sürgün edebiyatı denince ilk akla gelen yazarlardan olan Abdulrazak Gurnah, bu etkileyici romanında, iki toplum arasında sıkışıp kalmış isimsiz bir anlatıcının hayatına iniyor.

Hikâyenin kahramanı, yıllar önce ülkesi Zanzibar’dan İngiltere’ye göç etmiştir.

Aradan geçen zaman diliminde, hayalini kurduğu akademisyenlik mesleğini icra etmekte olan kahramanımız, İngiliz sevgilisiyle dışarıdan bakıldığında mutlu mesut bir hayat yaşamaktadır.

Fakat işler göründüğü gibi değildir.

Gerçekte kahramanımız, şimdi yaşadığı İngiltere’ye hiçbir zaman kendini tam anlamıyla ait hissedememiş, öte yandan İngiliz toplumunun gözünde nihayetinde bir göçmen olarak kalmıştır.

Kahramanımız, bu arada kalma duygusunu atlatabilmek için doğup büyüdüğü topraklara, Zanzibar’a dönmeye karar verir.

Ama bu yolculuk, kahramanımızın açısından hesapta olmayan krizlere sebep olacaktır.

Zira anavatanındaki ruhsal ve manevi engeller, bütün acımasızlıklarıyla onun karşısına dikilecektir.

Gurnah, etnisite, ırk, cinsiyet, ulus, kimlik ve aidiyet temalarını ustaca işleyen ve bunu yaparken de sınırları ve milliyetleri kat eden sağlam bir hikâye sunuyor.

  • Künye: Abdulrazak Gurnah – Sessizliğe Hayranlık, çeviren: Müge Günay, İletişim Yayınları, roman, 249 sayfa, 2018

Simeon Trayçev Radev – Galatasaray Mekteb-i Sultanisi (2018)

Galatasaray Lisesi, eski adıyla Mekteb-i Sultani, Osmanlı’dan bugüne Türkiye’nin çağdaş eğitim geleneğinin en önemli taşıyıcılarından biri olageldi.

Simeon Trayçev Radev’in anılarından oluşan bu kitabı ise, hem bu önemli okulun tarihi hem dönemin atmosferi ve hem de Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde yaşananlar hakkında harika bir kaynak.

On dokuzuncu yüzyıl boyunca İstanbul ve çevresinde cemaat oluşturan, Radev’in de üyesi olduğu Osmanlı tebaası Bulgarların tarihini anlatarak açılan kitap, bağımsız Bulgar Kilisesi’nin kuruluşu ve

İstanbul’a gönderilen Bulgar gençlerinin eğitimlerine yönelik çalışmalarla ilerliyor.

Kitabın devamında ise,

  • Galatasaray Lisesi’nde nasıl bir eğitim verildiği,
  • Mektebin hocalarının kimlerden oluştuğu,
  • Okulun uluslararası bir okul olmayı başarmasının altındaki etkenler,
  • Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e Galatasaray Lisesi eğitim ve öğretiminde değişiklikler olup olmadığı,
  • Ve lisede nehari (gündüzlüler) ve leyli (yatılılar) öğrenciler arasındaki farkların neler olduğu gibi konular ele alınıyor.

Kitap bu ve benzeri konuları aydınlatırken, dönemin İstiklal Caddesi’ndeki, Cadde-i Kebir’deki yaşam hakkında zengin bir fotoğraf da çekiyor.

  • Künye: Simeon Trayçev Radev – Galatasaray Mekteb-i Sultanisi: Resneli Bulgar Bir Talebenin Hatıraları, 1879-1898, açıklama, çeviri ve notlar: Georgi P. Kostandov, Kronik Kitap, anı, 160 sayfa, 2018