Taner Akpınar – Sendikaların Dönüşümü (2018)

Eskinin anlı şanlı sendikaları, bugün ne oldu da süt dökmüş kedilere döndü?

Hatta bugün sendikaların tümüyle unutulduğunu söylemek abartı sayılmaz.

Acaba bizim sendikalar hakkında bildiklerimizde, başından beri bir eksik mi var?

Mesela sendikaları açıklamak konusunda iki farklı tanıma başvurulur.

Bunlardan birine göre, sendikalar kapitalizme karşı işçilerin hakkını, hukukunu savunur, ikincisine göre ise, sendikalar devrimci hedeflerle kapitalizmi yıkmayı amaçlar.

İşte Taner Akpınar bu iki görüşe de karşı çıkıyor ve sendikaları, egemenlerin yönetsel organları olarak tanımlayıp inceliyor.

Toplumsal ve tarihi süreci bu bağlamda yeniden okumaya girişen Akpınar’a göre, sendikaların geçmişte egemen sınıfların ve devletin hizmetindeki seçkin yönetimsel düşüncenin toplumsal düzen kurgusunun bir parçası olarak ortaya çıktığını savunuyor.

Akpınar bu tezini daha da ileriye taşıyarak, sendikaların kapitalist toplumsal düzene özgü kurumlar olduğunu ve dolayısıyla kapitalist ekonomik yapının belirlediği yönetim olgusuyla ilişkili olarak egemen sınıfların işçi sınıfı üzerinde baskı ve egemenlik kurmasının araçları olduğunu belirtiyor.

Yazar, işçi sınıfının kimi zaman bu sınırların dışına çıkma çabalarına karşın, Türkiye’deki sendikacılık macerasının genel olarak bu nitelikte olduğunu belirtiyor.

Başka bir deyişle sendikalar, bir modernleşme projesi olarak yürütülen kapitalist gelişmenin belli bir aşamasında ortaya çıkan ve işçi sınıfını kapitalist birikim sürecine razı etmek için tasarlanmış kurumlardır.

Akpınar’ın çalışması, sendikaların Türkiye’deki macerasının eleştirel bir okumasını veriyor ve bu yönüyle egemen düzene muhalefet eden kesimlerin tarihsel ve toplumsal geçmişe daha şüpheci ve dolayısıyla daha yapıcı bir bakış geliştirmesine vesile olabilir.

  • Künye: Taner Akpınar – Sendikaların Dönüşümü: Egemenlerin Yönetsel Aygıtları Olarak Sendikalar, H2O Kitap, siyaset, 166 sayfa, 2018

Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası (2018)

Türkiye’de muhafazakârlığın neoliberalizmle ittifakı, en basitinden şehirlerin ranta ve betona teslim edilişine ve doğanın talanına bakıldığında korkunç sonuçlar yarattı.

Gencay Serter de bu önemli çalışmasında, muhafazakârlık ve neoliberalizm ilişkisini tam da mekân bağlamında irdelemesiyle önemli bir çalışmaya imza atmış.

Bilhassa neoliberalizmin otoriter rejimlerle bağ kurduğunda nasıl kusursuzca işlediğini ortaya koymasıyla dikkat çeken çalışma, bu gerçekten yola çıkarak Türkiye’de merkezi veya yerel yönetimlerin mekâna müdahale etme örneklerindeki sert, kural koşul tanımaz tavrını çözümlüyor.

Öte yandan, muhafazakârlar modern kentin mekâna yansıyan simgesel öğelerine karşı fazlasıyla alerjik reaksiyon gösterdiğini ve yine bu anlayışın muhafazakâr bir kent kurmaya çalışırken ilk olarak bu simgelerle hesaplaştığını da biliyoruz.

İşte Serter de, muhafazakâr ideolojinin iç işleyişini çözerek buna neden olan dinamikler konusunda bizi aydınlatıyor.

  • Künye: Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası: Neoliberalizm ve Muhafazakârlık İlişkisinde Mekânın Yeri, Nota Bene Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2018

 

Gary Gutting – Gündelik Hayatta Felsefe Nasıl Kullanılır? (2018)

Gary Gutting bu özgün çalışmasında, okurunu toplumda en etkili üç güç olarak tanımladığı bilim, din ve kapitalizm konularında aydınlatıyor ve bu konulardaki tartışmalara yön veren felsefi ilkeleri, kavramları ve ayrımları açıklıyor.

Bunu yaparken, bilhassa okurlarını felsefi düşünüş araçlarıyla tanıştırmayı amaçlayan ve yaptığı işi “kamu felsefesi” olarak tanımlayan Gutting, akademik felsefenin teknik ve belli bir konuda derinleşmiş eserlerini gündelik hayata uyguluyor.

Kitabın ilk bölümü politik münazaraları, sağlıklı bir düşünüş için kullanılabilecek teknikler geliştirmeye dair bir örnek olarak kullanmanın yollarını anlatıyor.

İkinci bölüm, bilimsel iddiaları değerlendirmeye tabi tutmak için önemli olan mantıksal ilkelere odaklanıyor.

Üçüncü bölüm, bilim insanlarının dikkatini çekmiş çeşitli felsefi konuları ele alıyor.

Dördüncü bölüm, felsefi düşünmenin daha yüksek bir seviyesine geçerek din felsefesinin merkezi sorusunu ayrıntılı bir şekilde inceliyor: “Tanrı inancı akılcı mı?”

Sonraki bölüm, dini inancı tartışmak için ihtiyaç duyulan felsefi araçları sunuyor ve bu konuda sürdürülebilir bir felsefi tartışmada nelerin yer alması gerektiğini gösteriyor.

Altıncı ve yedinci bölüm, mutluluğun doğası, çalışmak, kapitalizmin ahlakı ve eğitim gibi konuların birbirleriyle nasıl sıkı sıkıya alakalı olduklarını gösteriyor.

Kitabın sonraki iki bölümü, modern sanatın değeri ve kürtaj ahlakı hakkında.

Gutting son bölümde ise, felsefe tarihindeki bazı can alıcı noktaları hatırlayarak felsefi düşünüşü açıklıyor ve modern düşüncede felsefenin nasıl bir rol üstlendiğini irdeliyor.

Gündelik hayatın içinde felsefenin bize nasıl kılavuzluk edebileceğine yakından bakmak isteyen okurlar, bu çalışmayı kaçırmasın.

  • Künye: Gary Gutting – Gündelik Hayatta Felsefe Nasıl Kullanılır?, çeviren: Tuğçe Ayteş, The Kitap Yayınları, felsefe, 301 sayfa, 2018

Metin Çulhaoğlu – Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri (2018)

Metin Çulhaoğlu’nun bu kitabı ilkin 1989 yılında, Sovyetler Birliği’nin çöküşüne iki yıl kala kaleme alınmakla birlikte, güncelliğini bugün de koruyan eserlerden.

Yazar burada, beş ayrı bölümde, glasnost ve perestroyka politikalarının hayata geçirilmesiyle birlikte sosyalizmin ve Sovyetler Birliği’nin gidişatını sorguluyor ve bundan ne gibi dersler çıkarabileceğimiz üzerine derinlemesine düşünüyor.

Çulhaoğlu ilk bölümde, 1917’den günümüze uzanan sürece nasıl bir “tarih anlayışı” açısından bakıldığını anlatıyor.

İkinci ve üçüncü bölümler, sanayileşme ve kolektivizasyon süreçleri başta olmak üzere, Sovyet deneyinin günümüzde en çok polemik konusu yapılan evrelerini irdeliyor.

Kitabın son iki bölümü de, doğrudan doğruya beş yıllık glasnost ve perestroyka süreçleri ile ve bu süreçlerin önemli bir aşaması olarak Gorbaçov dönemindeki “çözülüşe” doğru yön alan gelişmelerle ilgili.

Çulhaoğlu’nun çalışması, döneme dair iyi bir fotoğraf çekmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Metin Çulhaoğlu – Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri, Yordam Kitap, inceleme, 256 sayfa, 2018

Carlo Rovelli – Gerçeklik Göründüğü Gibi Değildir (2018)

Burada kısa süre önce ‘Fizik Üzerine Yedi Kısa Ders’ başlıklı çalışmasına da yer verdiğimiz, günümüzün öncü fizik kuramcılarından Carlo Rovelli, şimdi de nesneler, nesnelerin doğası ve dinamiklerini açıklıyor.

Kitabını, kuantum kütle çekimine ve bu konuyla ilgili araştırmaların göz önüne sermekte olduğu garip dünyaya adayan Rovelli, halen sürmekte olan araştırmaların adeta bir canlı yayını eşliğinde, nesnelerin temel doğasına ilişkin ne öğrendiğimizi, ne bildiğimizi ve bugün ne anlamaya başladığımızı anlatıyor.

Yazar, bugün dünya hakkındaki düşüncelerimizi düzenlememizi sağlayan bazı temel fikirlerin Antik Çağ’daki kökenleriyle başlıyor ve 20. yüzyılın iki büyük keşfini, Einstein’ın genel görelilik kuramı ile kuantum mekaniğini, fiziksel içeriklerinin özüne odaklanarak açıklıyor.

Ayrıca, standart kozmolojik modelin Planck uydusundan edinilmiş verilerle doğrulanması (2013) ve pek çoklarının beklediği ama CERN’de bir türlü ortaya çıkmayan üstünsimetrili parçacıklar (2013) gibi doğanın bize sunduğu son işaretleri göz önünde tutarak,  günümüzde kuantum kütle çekimi araştırmalarından doğmakta olan dünya imgesini anlatan çalışma, bu fikirlerin, uzayın tanecikli yapısından zamanın çok küçük ölçeklere inildiğinde yok olmasına, Büyük Patlama fiziğinden kara delik ısısının kaynağına ve bilginin fiziğin temelinde oynadığı rol hakkında gözümüze çarpanlara dek pek çok farklı sonucu tartışıyor.

Tanecikler, kuantum devrimi, kuantum uzayı ve ilişkisel zaman, uzay ve zaman, kuark, ışık parçacıkları, kara deliklerin ısısı, uzay dalgaları ve sonsuzluk gibi temel fiziğin ana gündem ve sorunları hakkında aydınlanmak isteyenler kaçırmasın.

  • Künye: Carlo Rovelli – Gerçeklik Göründüğü Gibi Değildir, çeviren: Tolga Esmer, Can Yayınları, bilim, 272 sayfa, 2018

Kolektif – Psikanaliz ve Göç (2018)

Göç, sadece mecburi bir yer değiştirmeden ibaret değildir, geleceğinizi belirsiz kılan, fakat daha da önemlisi sizi siz yapan bütün bir geçmişinizi tümüyle silip atan bir olgudur.

Göçün benlikte yarattığı asıl yıkım da budur.

Bu önemli kitap ise, İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği (Psike İstanbul) tarafından geçen yıl düzenlenen “Psikanaliz ve Göç” başlıklı bir sempozyuma sunulan bildirilerin iyi bir derlemesi.

Sempozyuma katılan isimler, göçün birey üzerindeki etkilerinden bu etkilerin kişisel ve toplumsal yansımalarına konuyu zengin bir çerçevede irdeliyor.

Kitap her ne kadar psikanalitik bir bakışla bu olguya baksa da, göç çalışmaları alanında çalışanlar kadar genel olarak göç konusuyla ilgilenen her okura hitap ediyor diyebiliriz.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Nesli Keskinöz Bilen, Salman Akhtar, Sverre Varvin, Pınar Limnili Özeren, Ümit Eren Yurtsever, Yavuz Erten, Bella Habip, Melis Tanık Sivri, Nayla de Coster, Yeşim Korkut, Gökhan Oral, Saskia von Overbeck Ottino, Deniz Yükseker, Sibel Mercan, Nuray Türksoy ve Sevil Kural.

  • Künye: Kolektif – Psikanaliz ve Göç: Gitmek mi Kalmak mı?, derleyen: Nesli Keskinöz Bilen, İthaki Yayınları, psikanaliz, 304 sayfa, 2018

Aslıhan Aykaç – Dayanışma Ekonomileri (2018)

Dünyayı sarsan ekonomik krizlere, artan işsizliğe, göç sorununa, belirsizliğin artışına, sağ iktidarların hızla yükselmesine ve demokrasinin yozlaşmasına bakıldığında, küreselleşmenin vaatlerinden hiçbirinin gerçekleşmediği görülüyor.

Bugün yaşadığımız kriz, yalnızca küreselleşme krizi değil.

Bilakis onun zeminini oluşturan kapitalist dünya ekonomisinin ve ulus-devletin krizidir.

Burada daha önce ‘Yeni İşler, Yeni İşçiler‘ adlı kitabına da yer verdiğimiz Aslıhan Aykaç elimizdeki önemli çalışmasında da, kapitalizmin ekonomik yaklaşımına alternatif dayanışmacı bir ekonomi modeli sunuyor.

Kitapta ortaya konan dayanışma seçeneği ise, ekonomik konular yerine toplumsal konulara öncelik veren bir politik ve ekonomik örgütlenmeyi odağına alan yeni bir düşünme biçimi öneriyor.

Kitapta,

  • Üretimde ve bölüşümde dayanışmayı odağına alan ekonomiler ve ağların imkânları ve sınırlarının neler olduğu,
  • Günümüzün çürüyen demokrasileri karşısında “işyeri demokrasisine” vurgu yapmanın önemi,
  • İş ve çalışmanın niteliğinde ortaya çıkan güncel değişimler,
  • Küresel ekonomi içinde emeğin bugünkü durumu,
  • Ve bunun gibi pek çok konu tartışılıyor.

Çalışma, dünyanın farklı yerlerinden dayanışma ekonomilerine örnekler vermesi ve küresel ekonomiye devlet ve piyasa dışındaki alternatifleri tartışmasıyla büyük önem arz ediyor.

Aykaç, kapitalist piyasanın kuralları (arz, talep, tam rekabet ve diğerleri) geniş bir kitlenin ihtiyaçlarını karşılama, dayanışmaya dayalı, çevreye duyarlı ve adil bir üretim sistemi karşısında ikincil konumda olduğu gerçeğini hatırlatıyor.

Yazar, dayanışma ekonomilerinin ise, üretim ve bölüşümü aynı kurumsal ve toplumsal çerçeve içinde birleştirerek toplumun farklı kesimleri arasında ortaya çıkacak çıkar çatışmalarını önlemeyi hedeflediğini belirtiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Gelecek kuşakların politik ve ekonomik örgütlenmesinin öncülü kapitalist dünya ekonomisi ve ulus-devlet olmayacak. İnsanların taleplerini ekonomik kalkınma, eşitlik, siyasi temsil ve demokrasi gibi genel kategorilerde toplamak mümkün değil. Yeni toplumsal hareketlerde gündem yaratan talepler çok daha çeşitlidir ve aynı zamanda kesişimseldir; bu talepleri verimlilik, gelişme veya optimal denge gibi tamamen rasyonel seçeneklerle karşılamak bugünün şartlarında oldukça zordur.” s. 16

“Dayanışma alternatifi tek bir biçimde, standart bir kurumsal yapıda veya tipik bir ekonomik alana ait olarak ortaya çıkmaz. Dayanışma, farklı biçimlerde yereldeki insan kaynağını ve doğal kaynakları kullanarak gelişir.” s.17

“Kapitalist dünya ekonomisinin arızaları sıklaştıkça yerel örgütlenmeler ve toplumsal olana yönelik ilginin yoğunlaşacağı öngörülebilir. Bundan sonraki iş, bu dağınık, düzensiz dönüşümden bir anlam yaratmak olacak.” s. 18-19

“Modern ve çalışkan bir toplumu ortaya çıkaracak lineer ve bütünsel bir yolun evrensel olarak dayatılması yalnızca bir illüzyona yol açar. Modern toplum, içinde bulunduğu toplumsal, çevresel sorunlar ve ekonomik kısıtlarla, bir ideal tip olmaktan çok uzaktır.” s. 19-20

  • Künye: Aslıhan Aykaç – Dayanışma Ekonomileri: Üretim ve Bölüşüme Alternatif Yaklaşımlar, Metis Yayınları, iktisat, 280 sayfa, 2018

Robert A. Dahl – Siyasi Eşitlik Üzerine (2018)

Demokrasi, şimdiye kadar insanoğlunun ortaya koyduğu en eşitlikçi sistemlerden biri olabilir, fakat öylesine kritik kimi eksiklikleri bünyesinde barındırır ki, bu da hâlihazırda onun pek çok tartışmaya konu edilmesinin asıl nedenidir.

Robert Dahl’ın bu güzel kitabı ise, demokrasi tartışmalarının özündeki sorunları açıklamasıyla konu hakkında çok önemli bir çalışma.

Dahl burada, demokrasi aracılığıyla kimin hangi yetkeyle yönettiğini, çoğunluğun onayını almanın bir iktidara gerçek anlamda meşruiyet sağlayıp sağlamadığını; bireylerin siyasi eşitliğinin somut bir zemine mi dayandığı yoksa aksine belirsiz mi olduğu gibi pek çok konuyu irdelerken, aynı zamanda demokrasiye yönelik kimi eleştirilere de yanıt veriyor.

Siyasi eşitlik idealinin mümkün olduğuna inanan yazar, demokrasinin uygulamadaki sorunlarının neler olduğu ve bunların nasıl çözülebileceği üzerine de düşünüyor.

  • Künye: Robert A. Dahl – Siyasi Eşitlik Üzerine, çeviren: A. Emre Zeybekoğlu, Dost Kitabevi, siyaset, 123 sayfa, 2018

Martin Cohen – Felsefi Masallar (2018)

Felsefe, etik ve eğitim konusunda uzmanlaşmış Martin Cohen’in bu dikkat çekici çalışmasının alt başlığı, ‘Felsefenin Gerçek Hikâyesini Oluşturan Karakterleri, Entrikaları ve Gizli Sahneleri Ortaya Koyan Alternatif Bir Tarih’.

Cohen burada, en ünlü ve en ilginç felsefi masalların ve bu masallardaki anlatıların arka planlarını kısaca anlatıyor, ardından orada rol almış karakterleri değerlendiriyor.

Cohen bunu yaparken de, filozoflar ve düşünce okullarını dikkate alıyor ve böylece filozoflar ve felsefe fikirleri için sağlam bir temel sunuyor.

Kitap antik felsefeden başlıyor, ortaçağ felsefesine uzanıyor ve oradan da modern felsefe, Aydınlanma felsefesi, idealistler, romantikler ve günümüz felsefesine uzanıyor.

Kahramanlarının doğaüstü varlıklar yahut kralından köylüsüne insanlar yerine filozoflar olduğu, ayrıca bu filozoflar üzerinden felsefi sistemlerin ayrıntılı bir şekilde açıklandığı özgün bir kitap arayanlar, kaçırmasın.

  • Künye: Martin Cohen – Felsefi Masallar: Felsefenin Gerçek Hikâyesini Oluşturan Karakterleri, Entrikaları ve Gizli Sahneleri Ortaya Koyan Alternatif Bir Tarih, çeviren: Selin Aktuyun ve Mustafa Yalçınkaya, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 352 sayfa, 2018

Mike Davis – Eski Tanrılar, Yeni Bilmeceler (2018)

Amerikalı Marksist tarihçi Mike Davis, tarihsel sosyolojik bir bakışla Karl Marx’ın hem geçmişteki fikirlerinin izini sürüyor hem de Marx’ın dünyanın güncel sorunlarına nasıl yanıt verebileceği üzerine derinlemesine düşünüyor.

“Toplumun devrimci dönüşümüne kimler önderlik edebilir?” ve “Gezegenimizdeki çevresel krizin nedeni ve çözümü nedir?” sorularına Marx’ın fikirlerini referans alarak yanıt vermeye koyulan Davis, kitabının ilk bölümünde Marx’ın ve klasik çerçevedeki diğer sosyalist düşünürlerin paralel bir okumasını yapıyor ve bu düşünürlerin fikirlerinde sınıfsal yeteneklerin ve bilincin nasıl ortaya çıktığını irdeliyor.

Davis, kitaba adını veren ikinci bölümde, Marx’ın ‘Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’ ve ‘Fransa’da Sınıf Mücadeleleri’ adlı eserlerine odaklanıyor ve bunların neden tümüyle devrimci eylemciliğin ivediliği üzerine kurulu bir kazanım olduğunu tartışıyor.

Kitabın üçüncü bölümü, bilim insanı kimliğiyle iklim değişikliği üzerine büyük bir uluslararası tartışmanın fitilini ateşleyen, Marx eleştiricisi Kropotkin’in iklim değişikliğini insanlık tarihinin önemli bir itici gücü olarak saptayan ilk bilim insanı olması üzerine.

Dördüncü bölüm ise, bugünün ekolojik krizi hakkında.

Mike Davis bu son bölümde, iklim değişikliğinin yaratacağı felaketin işçi sınıfı kadar yoksul ülkeleri de nasıl etkileyeceğini anlattıktan sonra, yaklaşan bu felaketi nasıl aşabileceğimizi, sosyalist ve anarşist düşüncenin bunun için sunabileceği pratik çözümleri tartışıyor.

  • Künye: Mike Davis – Eski Tanrılar, Yeni Bilmeceler: Marx’ın Kayıp Teorisi, çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, inceleme, 335 sayfa