Edward J. Erickson – Çanakkale Savaşı: Ateş Altında Komuta (2019)

Ünlü savaş tarihçisi Edward Erickson’un bu özgün çalışması, Çanakkale Savaşı’nı harekât komutanlarının nasıl karar aldıkları üzerinden irdeliyor.

Bilindiği gibi Çanakkale Savaşı üzerine daha önce yapılan çalışmalarda, çoğunlukla savaş stratejik ve taktik düzeyde değerlendirilmişti.

Erickson ise, Çanakkale Savaşı’nı operatif düzeyde ele almasıyla benzerlerinden ayrılıyor.

Kitapta, harekât komutanlarının nasıl kararlar aldıkları, bu süreçteki amaçları, bu amaçlarını hangi yol ve araçlarla ortaya koydukları, nasıl bir denge kurdukları ve bütün bunların savaşın sonucunu nasıl etkilediğini ortaya koyuyor.

Erickson, Osmanlı’nın bu savaşta büyük bir zafer kazandığını, bunun başlıca sebebinin ise bizzat İngiliz ordularının isabetsiz kararlarının olduğunu belirtiyor.

Zira İngiliz komutanlar ısrarla yetersiz varsayımlara dayanan kararlar verip harekâtların koordinasyon ve icrasını astlarına bırakmış, Osmanlı komutanları ise operatif düzeyde onlardan çok daha etkili bir komuta-kontrol bilgisi ve uygulaması sergilemişti.

Künye: Edward J. Erickson – Çanakkale Savaşı: Ateş Altında Komuta, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, İş Kültür Yayınları, tarih, 452 sayfa, 2019

Kolektif – Beklerken (2019)

Bu ülkede adaletin tecelli etmesini, bu kötü gidişatın biraz olsun iyileşmesini bekliyoruz.

Hep bekliyoruz…

Sürekli bir bekleme halindeyiz…

Bu özenli çalışma da, Türkiye’de iktidarla ilişkisi “beklemek” üzerine kurulan bireylerin şimdiyi nasıl deneyimlediğini, bu süreçte geçmiş algısı ve gelecek kurgularının neye dönüştüğünü masaya yatırıyor.

Tartışmanın temel meselesi, bekle(t)menin iktidar tarafından yönetim biçimi olarak kullanıldığı durumlarda bireylerin zaman deneyimlerinin, eylem ve eylemsizliklerinin, iktidarla ilişkilerinin neye dönüştüğü.

Kitapta bu mesele, şu sorular üzerinden irdeleniyor.

  • İktidar bekletmeyi ne tür bir yönetim aracı olarak kullanır?
  • Yasal ve politik iktidar aracı olarak kullandığı durumlarda bu süreç öznenin eylem ve eylemsizliğini nasıl yapılandırır?
  • İktidar özne ilişkisini nasıl değiştirir, iktidarı neye dönüştürür?

Burada, tarihsel anlamda farklı dönemlerdeki pek çok bekletilme ve bekleme pratikleri ele alınıyor.

Erken Cumhuriyet döneminde çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair 677 sayılı Kanun’dan etkilenen Bektaşilerin bekle(til)me süreçlerinden 1980 dönemi sıkıyönetim mahkemesi arşivinin Kürt siyasi mücadelesine ve cezaevindeki gündelik hayat döngüsüne dair verdiği ipuçlarına, 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da olağanüstü hal yönetimi altında yaşamanın dayattığı beklemelerden barış sürecinin belirsizliği içinde beklemek istemeyen Kürt gençlerinin şimdiki zaman eylemselliklerine ve gelecek zamana dair beklentisizliklerine, 2000-2007 arasında süren ölüm oruçları esnasındaki bekleme hallerinden Ergenekon sürecinde Silivri mahkemeleri önünde bekleyen tutuklu yakınlarına, Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde yargılanan tutuklu öğrencilerden cinsiyet değiştirme davasında yasal izin bekleyen trans bireylere ve yasal sürecin kıskacında ülkeden gitmeyi bekleyen mültecilere…

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Zerrin Özlem Biner, Özge Biner, Özlem Durmaz, Aslı İkizoğlu Erensü, Özgür Sevgi Göral, Rabia Harmanşah, Sevcan Karcı, Kemal Vural Tarlan ve Nilgün Toker.

  • Künye: Kolektif – Beklerken: Zamanın Bilgisi ve Öznenin Dönüşümü, derleyen: Zerrin Özlem Biner ve Özge Biner, İletişim Yayınları, siyaset, 229 sayfa, 2019

Mehmet Beşikçi – Cihan Harbi’ni Yaşamak ve Hatırlamak (2019)

Mehmet Beşikçi’nin bu enfes çalışması, modern endüstriyel çağın ilk küresel çatışması olan Birinci Dünya Savaşı’nın insan boyutuna ve hafızasına ışık tutan çok değerli bir inceleme.

Yazar, Cihan Harbi’ne katılan Osmanlı askerlerinin cephe tecrübelerini ve onların bu tecrübeleri nasıl hatırladıklarını gösteriyor.

Kitapta,

  • Birinci Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı askerlerinin kişisel anlatıları,
  • Gayrimüslim askerlerin hafıza kayıtlarına yansıyan kozmopolit tecrübe,
  • Birinci Dünya Savaşı’na katılan askerlerin otobiyografik kayıt tutma nedenleri,
  • Cephelerdeki yaygın sorunlar ve askerlerin bunlarla baş etme mücadelesi,
  • Osmanlı ve İngiliz askerlerinin cephe tecrübeleri ve hafızaları arasındaki farklılıklar,
  • Ve bunun gibi önemli konular ele alınıyor.

Şu ana kadar savaş üzerine yapılmış çalışmalar, çoğunlukla savaşın seyrini ve kazananlarıyla kaybedenlerinin durumunu analiz etmekle yetinmişti.

Oysa bu dönemde, körpe birer genç olarak askere alınan binlerce erkek, hayatta kalabilip eve döndüklerinde artık yıpranmış ve olgunlaşmış yetişkinlerdi.

Beşikçi, böylesine geniş toplumsal kitleleri bu kadar uzun süre ve yoğun biçimde seferber etmiş olan Birinci Dünya Savaşı’nın, savaştaki insan unsurunun kişisel tecrübe ve hafıza boyutu hesaba katılmadan tam olarak anlaşılamayacağı ve anlamlandırılamayacağını belirtiyor.

Ne yazık ki, bu büyük insan kitlesinin savaş tecrübesinin kişisel hatırlama kayıtlarına nasıl yansıdığı meselesi, şu ana kadar Osmanlı-Türk tarihyazımında kapsamlı ve bütünsel şekilde ele alınmadı.

İşte Beşikçi’nin çalışması, tam da bu boşluğu doldurmasıyla büyük önem arz ediyor.

  • Künye: Mehmet Beşikçi – Cihan Harbi’ni Yaşamak ve Hatırlamak: Osmanlı Askerlerinin Cephe Hatıraları ve Türkiye’de Birinci Dünya Savaşı Hafızası, İletişim Yayınları, tarih, 431 sayfa, 2019

Publius Ovidius Naso – Dönüşümler (2019)

Romalı şair Publius Ovidius Naso’nun görkemli yapıtı ‘Metamorphoses’, ilk olarak 1935 yılında Salih Zeki Aktay tarafından ‘Değişişler’ ve daha sonra da ikinci kez, 1994 yılında İsmet Zeki Eyuboğlu tarafından ‘Dönüşümler’ adıyla Latince aslından çevrilerek Türk diline kazandırılmıştı.

Şimdi eser, yepyeni çevirisiyle karşımızda.

‘Metamorphoses’, Ovidius’un yazdığı şaheserlerden ve olgunluk döneminin meyvelerinden biri.

Bu bakımdan diğer eserleri arasında ayrı bir yere sahip.

Çünkü Ovidius bu eseri, hayatının en güzel ve verimli yıllarında, yani yaratıcılığı ve şiire karşı tutkusu zirveye ulaştığında kaleme almıştır.

İS 7. yılda Ovidius sürgün edilmeden kısa bir süre önce bitirdiği ve on beş kitaptan oluşan yapıt, destan türüne özgü bir vezin olan heksametron ile yazılmış.

Burada mitolojiyle iç içe geçerek anlatılan öyküler için Homeros, Hesiodos, antik Yunan tragedya yazarları, İskenderiyeli ve Romalı şairler ve daha pek çok yazar kaynak olarak kullanılmıştır.

Öyküler, mükemmel bir ustalıkla, yer ve zaman bağlamında birbirlerine bağlanarak kesintisiz bir anlatımla akıp giderler.

‘Metamorphoses’, klasik mitolojiyi eserlerinde kullanmış tüm yazarlar ve şairler için eşsiz bir kaynak niteliğinde ve bu açıdan daima bir başyapıt olarak kalacağından kuşku yok.

  • Künye: Publius Ovidius Naso – Dönüşümler I-XV, çeviren: Asuman Coşkun Abuagla, Yapı Kredi Yayınları, 456 sayfa, 2019

Stanley Cohen – Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler (2019)

Özellikle Türkiye gibi ülkeler, zaman zaman ahlaki panik dönemleri yaşamak konusunda pek mahirdir.

Süreç, gazeteciler, din adamları, siyasetçiler ve sözüm ona sağduyulu kişiler, bir durumu, olayı, kişi ya da grubu, toplumsal değerlere tehdit olarak tanımlamalarıyla başlar.

Medya söz konusu özneyi stereotipleştirerek belirli bir tarzda sunmaya katkı sağlar.

İşlem tamamdır: ortada, “bütün bir toplumun” cephe alabileceği dört dörtlük bir “ahlaki problem” vardır.

Stanley Cohen’in çok iyi bir sosyoloji çalışması olan ‘Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler’, işte tam da böylesi bir sürecin nasıl işlediğini bütün dinamikleriyle ele almasıyla önemli.

Cohen, ilk bakışta anlık ve kendiliğinden patlamalar gibi görünen bu ahlaki paniklerin, kaçınılmaz bir tepkiden ziyade inşa edildiğini, bilakis gözümüze sokulacak şekilde icra edildiğini gösteriyor ve kültürel çalışmalardan etiketleme kuramına kadar geniş bir alandan yararlanarak ahlaki paniklerin “doğal” addedilen niteliğini yapı-bozuma uğratıyor.

Bu enfes çalışma, cinsellikten milliyetçiliğe ahlaki panik konusunda sürekli teyakkuz sergilemekten geri durmayan Türkiye’yi de daha iyi kavramamıza vesile olacak türden.

  • Künye: Stanley Cohen – Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler, çeviren: Deniz Türker, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 296 sayfa, 2019

Iain Jackson – Mimarlık Okulunda Hayatta Kalma Kılavuzu (2019)

Özellikle tasarım ve bunun sunumu konusu, birçok mimarlık öğrencisi için kâbus gibidir.

Zira birçok öğrenci, tasarımda benzer hataları yapar, bunun yanı sıra önemli elemanları projelerine yerleştirmeyi unutur.

İşte Iain Jackson’un bu güzel çalışması, tasarımda öğrencilere yardımı dokunacak en önemli ve temel ipuçlarını esprili ve zengin el çizimleri eşliğinde sunuyor.

Öğrencilerin kendilerini daha etkili biçimde ifade etmelerine ve tasarımlarını daha dikkate değer ve doğru biçimde sunmalarına yardımcı olacak kitabın her bir sayfası, mimarlığın temel bilgilerine ilişkin önemli tavsiyeler içeriyor.

Ölçekten yapı bileşenleri ve tasarım ölçütlerine, çizimleri adlandırmadan kronolojik çizim yapmaya ve sözlü sunuma pek çok bilginin kapsamlı biçimde açıklandığı kitabı, tasarım ve düşüncelerin karşı tarafa doğru aktarılabilmesi konularında rehber kitap arayanlara tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Iain Jackson – Mimarlık Okulunda Hayatta Kalma Kılavuzu, çeviren: Özlem Erdoğdu Erkarslan, YEM Yayın, mimari, 156 sayfa, 2019

Ivan Illich – Geçmişin Aynasında (2019)

‘Geçmişin Aynasında’, her şeyden önce Ivan Illich’in ne denli zengin ilgi alanlarına sahip olduğunun en güzel örneklerindendir.

Illich’in bu kitapta odaklandığı zaman dilimi 12. yüzyıl.

Düşünür, bu yüzyıl bağlamında hayal gücü, algı, kavramlar ve imgelem konuları üzerine derinlemesine düşünüyor ve bu kavramları günümüzün sorunlarına nasıl yanıt olabileceğini tartışıyor.

Illich bununla da yetinmeyerek, 12. yüzyılın zihinsel dünyasının bugünkünden hangi yönlerden farklı olduğunu çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

Düşünür kitabına, müştereklerden ne anladığını ve bunun geleneksel toplum ve kıtlık algısıyla ilintisini yazarak başlıyor.

Illich’in burada, en önemli çalışmalarından biri olan ‘Şenlikli Toplum’da yazdıklarına kimi dikkat çekici özeleştiriler getirdiğini de belirtelim.

  • Künye: Ivan Illich – Geçmişin Aynasında, çeviren: Oya Tuğcu Özağaç, Yeni İnsan Yayınevi, felsefe, 224 sayfa, 2019

Veysel Atayman – Şiddetin Mitolojisi (2019)

Şiddet sinemada kendine nasıl yer buluyor?

Daha da önemlisi, filmler şiddeti onu gerçek bağlamından koparıp nasıl estetikleştiriyor?

Veysel Atayman’ın yeni bir baskıyla yayımlanan ve bu alanda bizde yayımlanmış en nitelikli çalışmalardan olan ‘Şiddetin Mitolojisi’, kimi yönetmen ve onların yapımlarından yola çıkarak bu soruya tatmin edici yanıtlar veriyor.

Atayman burada, Martin Scorsese, Sergio Leone, Oliver Stone, David Lynch, Quentin Tarantino ve Stanley Kubrick filmlerinin sosyolojik ve eleştirel bir okumasını yapıyor.

Sinemada şiddetin kendine nasıl yer bulduğu ve bunun bazen açık bazen kapalı yöntemlerle nasıl uygulandığını daha iyi kavramak isteyenler bu kitabı kaçırmasın.

Atayman’ın kitabı ayrıca, ana akım sinema ve sinema terimleri hakkında ek metinlere de yer veriyor.

  • Künye: Veysel Atayman – Şiddetin Mitolojisi, İthaki Yayınları, sinema, 248 sayfa, 2019

Kolektif – Enişte Risalesi (2019)

Aileye dıştan misafir gelen ve asıl yarattığı gerilim buradan kaynaklanan enişte kimdir?

Kültürümüzde eniştenin yeri nedir?

Enişte neden tekinsizdir, neden güvenilmezdir?

İşte bu keyifli derleme, enişte “müessesesi” üzerine düşünen makaleleri bir araya getiriyor ve bu konuda kafamızı karıştıran pek çok soruya yanıt veriyor.

Kitabın ilk bölümü, enişte hakkında araştırma-inceleme mahiyetinde yazılardan oluşuyor.

İkinci bölümde ise, anı ile hikâyeyi harmanlayan, kimi enişteleri yâd eden yazılar yer alıyor.

Özer Çiller’den Erdoğan’a ünlü enişteler, Fiat Doblo erkeği olarak enişteden yabancı damatlara enişte şakalarına pek çok ilgi çekici konu, burada ele alınıyor.

Kitaptan edindiğimiz birkaç bilgi:

Bizde enişte tek kelime olsa da, Farsçada enişte yerine kullanılan üç ayrı kelime var: Kız kardeşin kocası için “damad”, halanın kocası için “şohar”, teyzeninki için “şoharkhale”.

Bir Gercüş sözü: “Enişte gölgesi, geven gölgesi” (Geven: cılız çalı. Yaramaz bir bitki).

Aile ve akrabalık ilişkilerinin ekonomi-politiğini didikleyen antropologlar, “kız alan” konumundakilerin akrabalık hiyerarşisindeki borçlu konumuna dikkat çeker.

Kitapta yazıları bulunan isimler ise şöyle: Emre Akdere, Cihan Aktaş, Tolga Arvas, İmdat Avşar, Tanıl Bora, Funda Şenol Cantek, Mustafa Çiftci, Kadir Dede, Rita Ender, Jared Conrad-Bradshaw, Bağış Erten, Çağatay Hakan Gürkan, Giray Kemer, Metin Solmaz, Ahmet Tulgar ve Taçlı Yazıcıoğlu.

  • Künye: Kolektif – Enişte Risalesi, derleyen: Tanıl Bora ve Mustafa Çiftci, İletişim Yayınları, inceleme, 184 sayfa, 2019

Kolektif – İslami Feminizm (2019)

Ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabilmiş İslami feminizme, hem muhafazakârlar hem de seküler kesim şüpheyle yaklaşır.

İki kesimin bu şüphesinin merkezinde ise, onlara göre İslami feminizmin tezatlık içeren bir yaklaşım oluşudur.

Kadri Yıldırım’ın derlediği bu nitelikli çalışma da, Batılı seküler feminist akımlar nezdinde yeterince “yeterince feminist” bulunmayan, gelenekçi Müslümanlar nezdinde de “yeterince İslami” bulunmayan İslami feminizmin dinamiklerine ve güncel durumuna ışık tutmasıyla önemli.

Kitapta yer alan metinler, feminizmin, bugün Müslüman toplumlarda kadının pratik sahada sosyal ve insani açıdan maruz kaldığı baskılara karşı, başka bir deyişle Müslüman kadını kuşatan kadın karşıtı eril zihniyete eleştirel bir tepki olarak ortaya çıktığı tespitinden hareket ediyor.

Çeşitli ülkelerden, görüşleriyle ılımlı ya da radikal olarak sıfatlanabilecek, kırka yakın öncü sayılan İslami feministin çalışma ve araştırmalarının derlenmesinden oluşan kitap, ağırlıklı olarak Arapça veya Arapçaya çevrilmiş, az bir kısmı da Farsça ve İngilizce metinler barındırıyor.

Kadının itibarını sarsan tefsir, fıkhi uygulamalar ve hurafe hadislere odaklanan ve bu alanlarda bolca örnek içeren eser; özellikle gelenekçi Müslümanlar ile sekülerler arasındaki tartışmaların merkezini oluşturan “çokeşlilik”, “cariyelik”, “erkeğin kadın üzerindeki egemenliği”, “şahitlik”, “boşanma hakkı”, “miras” gibi sosyal hayatın ve hukukun konusu olan kavramları Kur’an ve Sahih Sünnet ışığında irdeliyor, bunun sonucu olarak da yanlış yorum ve uygulamaları eleştiriyor.

Tarih sahnesine 20. yüzyılın sonlarında çıkan İslami Feminizm, henüz Türkiye’de yeni sayılsa da, kuramın düşünsel ve toplumsal kökenleri hakkında aydınlanmak için çok iyi bir kaynak.

Kitap, İslami feminizmin ortaya çıkışı, İslami feminizmin getirdiği yeni yaklaşımlar ve İslami feminizmin belli başlı reform taleplerini açıklamasıyla önemli.

  • Künye: Kolektif – Kabul ile Red Arasında İslami Feminizm, derleyen: Kadri Yıldırım, Avesta Yayınları, feminizm, 392 sayfa, 2019