Jean-Yves Jouannais – Yapıtsız Sanatçılar (2019)

Gözümüzün önünde hep yaratmış yazar ve sanatçılar vardır, zira onlar iddia etmiş, üretmiş ve ortaya koymuşlardır.

Oysa madalyonun öteki yüzündekileri, yani yaratmayı reddetmiş yahut yaratmaktan bunalmış olan yazar ve sanatçıları ise doğal olarak görmeyiz.

İşte bu enfes kitap da, ikinci gruptaki kişiler hakkında.

Burada kimler yok ki:

Sessizliği seçmiş Marcel Duchamp’tan Jacques Vaché’nin sanatsız sanatına, Félicien Marboeuf’ün yazılmamış romanlarından Harald Szeemann’ın Saplantılar Müzesi’ne, Félix Féneon’un üç satırlık haberlerinden Edie Sedgwick’in hızlı yaşamına ve Roland Barthes’ın yarım kalmış sayfalarına…

Jean-Yves Jouannais’in bunun gibi pek çok dikkat çekici örnek barındıran kitabı, yalnızca “yapmamayı yeğleyen” sanatçıların dünyasından ilginç ayrıntılar sunmakla kalmıyor, aynı zamanda okurunu yaratmak, yaratıcı süreç ve ret etmek üzerine derinlemesine düşünmeye de davet ediyor.

Künye: Jean-Yves Jouannais – Yapıtsız Sanatçılar: Yapmamayı Yeğlerim, çeviren: Eda Sezgin, Corpus Kitap, inceleme, 208 sayfa, 2019

Vesna Madžoski – Küratörlük (2019)

Bugün sanat sergisi yapan insanlara küratör diyoruz.

Oysa küratörler Roma İmparatorluğu devrinde, görünüş olarak şimdikinden farklı bir şekilde varlardı.

O dönemde küratörler, reşit olmayanlar, akıl hastaları ve savurganlar gibi, kendi işlerini idare edemeyecek durumdaki insanlara vekil tayin edilen devlet memurlarıydı.

İşleri onları dünyadan ve aslında daha çok kendilerinden korumaktı.

Vesna Madžoski ise bu özgün çalışmasında, küratörlüğün zamanımızda da özünde Roma İmparatorluğu devrinde olduğu gibi bir “koruma” ve “kapatma” işi olduğunu düşünüyor.

Yazar sanat tarihi, felsefe ve antropolojinin yardımıyla üç örnekten yola çıkıyor ve bunların “koruma” söylemiyle yola çıkıp da “gizleme” ve “kapatma” pratiklerinin nasıl ustaca devreye soktuklarını gözler önüne seriyor.

Söz konusu üç örnek şöyle:

  • Almanya’nın Kassel şehrinde beş yılda bir düzenlenen çağdaş sanat sergisi documenta,
  • Her edisyonu dünyanın başka bir yerinde gerçekleştirilen Avrupa çağdaş sanat bienali Manifesta,
  • Ve James Cameron’ın görkemli üç boyutlu filmi Avatar.

Yazar bu üç örneğin her birinin, şiddet, dışlama, sınırlama, bastırma, ayrımcılık, sansür ve ötekileştirme pratikleri yoluyla ötekiyi, farklı olanı dışladığını savunuyor.

Walter Benjamin, “Kültür alanında hiçbir belge yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi niteliğini taşımasın.”* demişti.

Madžoski’nin kitabı, Benjamin’in bu ünlü iddiasının güçlü bir sağlamasını yapması ve her kültür ürününün aynı zamanda bir barbarlık belgesi olduğunu bir kez daha gözler önüne sermesiyle çok önemli.

  • Künye: Vesna Madžoski – Küratörlük: Koruma ve Kapatmanın Diyalektiği, çeviren: Mine Haydaroğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 150 sayfa, 2019

* Walter Benjamin – Pasajlar, çeviri, Ahmet Cemal, Yapı Kredi, 2002, s. 294

Sean Carroll – Higgs: Evrenin Sonundaki Parçacık (2019)

Tanrı parçacığı gibi havalı bir adı da olan Higgs bozonu hem bulunması güç hem de anlaşılması oldukça zordur.

Sean Carroll’ın açık ve anlaşılabilir elimizdeki kitabını ise, konu hakkında harika bir rehber olarak öneriyoruz.

Higgs ne olduğuyla değil ne yaptığıyla önem kazanır.

Higgs parçacığı uzayı kaplayan, adına “Higgs alanı” denen bir alandan doğar.

Bilinen evrendeki her şey, uzayda ilerlerken, Higgs alanı içinde hareket eder; hep oradadır, ardalanda görünmez bir şekilde dolanır ve önem taşır: Higgs olmadan, elektronlarla kuarklar, tıpkı ışık parçacığı olan foton gibi kütlesiz olurdu.

Onlar da ışık hızında hareket eder ve bırakın bildiğimiz anlamıyla yaşamı, atomlarla moleküllerin oluşması bile mümkün olmazdı.

Özetle Higgs alanı, sıradan maddenin dinamikleri açısından etken bir oyuncu değildir ama ardalandaki mevcudiyeti yaşamsaldır.

Carroll kitabında, 1962’de ortaya atılan Higgs parçacığının 50 yıl sonra 2012’de CERN’de saptanmasına uzanan süreci başından sonuna izliyor.

Günümüz parçacık fiziğinin geldiği son nokta olan Standart Modelin son parçasını oluşturan bu parçacığın neden bu kadar önemli olduğu ve Higgs parçacığının keşfinden sonraki adımın ne olacağı, kitapta ayrıntılı şekilde açıklanan diğer önemli konular.

  • Künye: Sean Carroll – Higgs: Evrenin Sonundaki Parçacık, çeviren: Mehmet Moralı, Ginko Bilim Yayınları, bilim, 332 sayfa, 2019

Eileen Power – Ortaçağ İnsanları (2019)

Ortaçağ tarihi üzerine çok şey biliyor olsak da, o dönemin sıradan insanı hakkındaki bilgilerimiz kıttır.

Eileen Power’ın bu enfes çalışması ise, tam da bu boşluğu dolduruyor ve Ortaçağ’da yaşamış insanların dünyasına inen çok iyi bir sosyal tarih çalışmasına imza atıyor.

Kitapta karşımıza çıkan dönem karakterleri şöyle:

  • Şarlman zamanında yaşayan çiftçi Bodo,
  • On üçüncü yüzyıldan seyyah Marco Polo,
  • Chaucer’ın gerçek hayattaki başrahibesi Madame Eglantine,
  • On dördüncü yüzyılda Parisli bir ev hanımı,
  • On beşinci yüzyıldan tacir Thomas Betson,
  • Ve VII. Henry zamanında bir Essex kumaşçısı olan Thomas Paycocke of Coggeshall…

Power bu kişilerin tanıklıklarından yola çıkarak okuruna, o dönemin siyasi, kültürel, ticari, ekonomik ve toplumsal hayatı hakkında pek çok ayrıntı sunuyor.

  • Künye: Eileen Power – Ortaçağ İnsanları: Ortaçağ İnsanları Nasıl Yaşarlardı?, çeviren: İslam Kavas, Kronik Kitap, tarih, 256 sayfa, 2019

Ben Clift – Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi (2019)

Karşılaştırmalı siyasal ekonomi hakkında sağlam bir analitik çerçeve arayanlara bu kapsamlı çalışmayı öneriyoruz.

Ben Clift, karşılaştırmalı siyasal ekonomiyi, siyasal ekonomi alanındaki kilit kavramlardan ve kuramsal tartışmalardan yola çıkarak açıklıyor ve böylece karşılaştırmalı yaklaşımın zaman içinde geçirdiği dönüşümü ayrıntılarıyla kayda alıyor.

Karşılaştırmalı siyasal ekonominin klasik siyasal ekonomideki kökenlerini irdeleyerek kitabına başlayan Clift, ardından karşılaştırmalı siyasal ekonominin uluslararası siyasal ekonomi, disiplinsel politika, kurumsal analiz, çıkara dayalı analiz, düşünsel analiz, devlet, kapitalizm ve refahla ilişkisini ele alıyor.

Clift ayrıca, karşılaştırmalı siyasal ekonomiyi sistematik bir şekilde uluslararası siyasal ekonomi alanına bağlayarak birbirine yakın bu iki alan arasında daha sıkı bir etkileşimi savunuyor.

Zengin kuramsal değerlendirmeler ve gözlemler barındıran çalışma, siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler alanında araştırma yapanlar ile lisans ve lisans üstü öğrencileri için önemli bir kaynak.

  • Künye: Ben Clift – Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi: Devletler, Piyasalar ve Küresel Kapitalizm, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 400 sayfa, 2019

Edward Ashford Lee – Dijital Ruh (2019)

Kimilerine göre teknoloji, insanın bu dünyadaki zorluklarla dolu yolculuğunun en büyük yardımcısıdır, kimilerine göreyse gelecekte insana üstün gelebilecek, hatta onu yok edebilecek büyük bir tehlikedir.

Bu kitabın yazarı Edward Ashford Lee ise, gelecekte bizi bekleyen teknoloji kaynaklı tehlikelerin aksine insan ve teknoloji arasındaki yaratıcı ortaklığın sunabileceği imkânlar üzerine düşünüyor.

Lee bunu yaparken, ilk olarak Platon’un idealler felsefesine kadar gidiyor.

Yazar, teknolojinin insanlar tarafından keşfedilen Platonik ideallerden oluştuğu düşüncesi ile yaratıcı bir süreç olduğu düşüncesini karşı karşıya getiriyor.

Ardından, insanlar ve makineler arasındaki rekabete odaklanarak aslında böyle bir rekabet olmadığını, makine ve insanın evrim sürecinden birlikte geçtiklerini savunuyor.

Lee bununla da yetinmeyerek insan ve makine (teknoloji) ilişkisinin, aslında birbirini tamamlayan bir yin ve yang dengesi olduğunu iddia ediyor.

  • Künye: Edward Ashford Lee – Dijital Ruh: İnsan ve Teknoloji Arasındaki Yaratıcı Ortaklık, çeviren: Avni Uysal, Koç Üniversitesi Yayınları, teknoloji, 392 sayfa, 2019

Peter Watson – Yakınsama (2019)

Ardımızda bıraktığımız yüzyılı, bilimin altın çağını yaşadığı dönem olarak tanımlamak abartı değildir.

Peter Watson’un elimizdeki çalışması da, bilimsel fikirlerin tarihi ve gelişimi üzerine harika bir inceleme.

Yazar bunu da, son dönemde yaygınlık kazanan “yakınsama” yaklaşımını merkeze alarak yapıyor.

Bugün iş, ekonomi, eğitim ve teknoloji gibi çeşitli alanlara egemen olan “yakınsama”nın bilimsel yönden anlamı şu:

Farklı bilimler, farklı başlangıç noktaları ve hiç benzemeyen ilgi alanlarına rağmen bir araya geliyor, böylece egemen anlatıyı, evrenin tarihini anlatmak üzere yakınsıyor ve birleşiyor.

Bu kitapta sunulan fizikle kimya arasındaki yakın ilişkinin gelişimi ve botanikle arkeoloji ilişkisi buna örnek olarak verilebilir.

Özetle Watson, sağlam bir bilimler tarihi sunarken bilimsel disiplinleri birleştirmeye yardımcı olacak bağlantıları inceleyerek özgün bir çalışmaya imza atmış.

  • Künye: Peter Watson – Yakınsama: Evreni Açıklayan En Derin Fikir, çeviren: Eylem Yenisoy Şahin, Kolektif Kitap, bilim tarihi, 552 sayfa, 2019

Kolektif – Katılımcı Demokrasi (2019)

Katılımcı demokrasi kavramı, 1960’larda, Yeni Sol tarafından ortaya atıldı.

Michigan Gölü yakınlarındaki bir kamptan demokrasiye yönelik meydan okuyucu bir bildiri açıklandı.

Yeni Sol hareketi, Demokratik Toplum Öğrencileri Port Huran Bildirisi’ni yayımladılar.

Bu bildiri, ilk kez, mevcut “rızaya dayalı demokrasi”den farklı olarak “katılımcı demokrasi” terimini kullanıyordu.

O zamandan başlayarak giderek popülerleşen bu kavram ve onun vaat ettikleri, bugün demokrasinin içinde bulunduğu derin kriz düşünüldüğünde daha da anlamlı hale geliyor.

Katılımcı demokrasi açık ve gayet basit bir görüşe dayanır, bununla beraber, insanların kendi gündelik yaşamlarını etkileyen kararlarda merkezi bir rol oynaması gerektiği varsayımı bakımından ikna edicidir.

Buna göre demokrasi, sadece bazı kişilerin ötekiler hakkında kararlar verdiği değil, siyasetten etkilenen herkesin müdahil olduğu bir karar verme sürecidir.

İşte bu kitap da, Katılımcı Demokrasi kavramını aradan uzun bir zaman geçtikten sonra yeniden hatırlatma ve onu güncelleme çabasının ürünü.

Kitaba katılan yazarlar, demokrasiyi, demokratikleşmeyi, vatandaşların demokrasiye katılımı önündeki engelleri ve bunların nasıl aşılabileceğini dünyadan pek çok örnek eşliğinde tartışıyor.

Kitabın, konu üzerine hem tarihsel hem de çağdaş anlamda yazılmış en iyi makaleleri bir araya getirdiğini söylemeliyiz.

Burada, radikal ve heretik demokrasiden grup örgütlenmesine, topluluk geliştirme kurumunun doğuşundan işte özgürlüğe, özgürlükçü teknolojiden Yugoslav ademimerkezileşme ve özyönetim sistemine, serbest örgütlenmeden yeni kentsel ekonomiye ve Antik Yunan’da demokrasiye pek çok konu tartışılıyor.

Çalışmanın bunun yanı sıra, Porto Alegre ve Montreal modelleriyle birlikte yeni kentsel ekoloji ve doğrudan demokrasi tartışmalarını ele aldığını da ayrıca belirtmeliyiz.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Dimitrios Roussopoulos, C. George Benello, George Woodcock, Murray Bookchin, Don Calhoun, Stewart Perry, Rosabeth Moss Kanter, James Gillespie, Gerry Hunnius, John McEwan, Arthur Chickering, Christian Bay, Martin Oppenheimer, Colin Ward, Sergio Baierle, Anne Latendresse, Bartha Rodin ve CLR James.

  • Künye: Kolektif – Katılımcı Demokrasi: Demokrasinin Demokratikleştirilmesi Üzerine İncelemeler, editör: Dimitrios Roussopoulos ve C. George Benello, çeviren: Hakan Şahin, Sümer Yayıncılık, siyaset, 360 sayfa, 2019

Dorothy H. Crawford – Ölümcül Yakınlıklar (2019)

Mikroplar yaklaşık 4 milyar yıl önce yeryüzünde görülmeye başladı ve maymunsu atalarımızdan evrimleştiğimizden beri bizimle birlikteler.

Bu minik yaratıklar vücutlarımızı sömürgeleştirerek evrimimizi derinden etkiledi ve çok sayıda atamızın ölümüne neden olan salgın hastalıklara yol açarak tarihimizi şekillendirdi.

İşte mikrobiyolog Dorothy Crawford’ın bu kitabı da, mikropların ortaya çıkışı ile insan ırkının kültürel evrimi arasındaki bağlantıları araştırıyor.

Kitapta önemli salgın hastalıkların tarihsel hikâyesi ile bu hastalıklara neden olan mikroplarla ilgili en son bilgiler bir arada sunuluyor.

Yarattıkları etkiler günümüzün toplumsal ve kültürel olayları bağlamında ele alınarak bu salgın hastalıkların neden tarihin belli dönemlerinde ortaya çıktıklarına ve neden yıkıma neden olduklarına cevap aranıyor.

Mikroplar insanlara kolayca bulaşıp yayılacak şekilde nasıl evrimleştiği, avcı-toplayıcı topluluklardan tarım toplumlarına geçiş neden mikroplara yaradığı, ilk şehirler kurulduğunda hangi koşulların mikropların serpilip palazlanmasına yol açtığı, tarihte yaşanan şiddetli salgın ve kıranların insan toplum ve kültürlerini nasıl etkilediği, mikroplarla etkili bir şekilde mücadele etmeye başlamamızı sağlayan icat ve keşiflerin neler olduğu, hangi mikropları alt ettiğimizi, hangilerinin bizi alt etmeye devam ettiği ve giderek kalabalıklaşan bir dünyada bizi nasıl tehlikelerin beklediği, kitapta açıklanan kimi önemli konular.

  • Künye: Dorothy H. Crawford – Ölümcül Yakınlıklar: Mikroplar Tarihimizi Nasıl Şekillendirdi?, çeviren: Gürol Koca, Metis Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2019

Çiğdem Toker – Kamu İhalelerinde Olağan İşler (2019)

Çiğdem Toker, Türkiye’nin karanlık bir çağda olduğu bugün, gazeteciliğin onurunu koruyan eşine az rastlanır isimlerden.

Toker’in Türkiye’de halkın malının kimlere peşkeş çekildiğini, kamu ihalelerindeki yolsuzluğun korkunç boyutlarını gözler önüne serdiği kitabı ‘Olağan İşler’ de, her şeyden önce araştırmacı gazeteciliğin en iyi örneklerinden biri olmasıyla önemli.

Çalışma, kamu ihalelerinde afet, savaş gibi olağanüstü durumlarda başvurulması gereken usulü gösteren 21/b maddesinin son yıllarda AKP iktidarı tarafından sıklıkla ve sıradan bir yöntem olarak nasıl kullanıldığına odaklanıyor.

“Davetli ihale” diye de anılan bu yöntemle gerçekleştirilen kamu ihaleleri “Olağan İşler”e dönüştürülürken, seksen milyonun ürettiği artı değerin hatırı sayılır kısmı 10-15 şirket arasında adeta paylaştırılıyor.

21/b ile yapılan rekabetsiz, kapalı, devleti zarara uğratan ihalelerin çokluğu ve bir grup firmaya akan kamu kaynaklarının boyutları korkutucu.

Toker’in çalışması, yozlaşmış sermaye ve iktidar çevreleri arasında kurulmuş olan kirli ittifakın yöntemlerini gösterdiği gibi, AKP’li yıllarda bölüşüm ilişkilerinin istatistiklere yansımayan boyutlarına da ışık tutuyor.

  • Künye: Çiğdem Toker – Kamu İhalelerinde Olağan İşler, Tekin Yayınevi, siyaset, 296 sayfa, 2019