Hans Freyer – Sosyolojiye Giriş (2022)

Sosyolojiye özgü düşünce biçimine vakıf olmak isteyenler, bu usta işi çalışmayı kaçırmamalı.

Hans Freyer, bir bilim olarak sosyolojinin ihtiyaç duyduğu “sosyolojik görüş”ü geliştiriyor.

Toplumbilimi ile ilgili güçlük özellikle konusunda yani toplum gerçekliği kavramında saklıdır.

Toplum, bitkiler ya da dil alanı gibi konu olarak sınırlandırılabilen bir tür görünüşler topluluğu değildir.

Toplum, daha çok, doğa veya tarih gibi bir varlık şeklidir. Nasıl ki her maddi cisim doğa yasalarına bağlı olup doğadan sayılıyorsa, nasıl ki zaman çevresinde olup bitenler tarihe özgü oluyorsa, onun gibi, insanoğlunun yaptığı, yarattığı ve geçirdiği her şey toplumda var olmaktadır.

Freyer de burada, bu yollardan sosyolojiye özgü düşünce tarzını belirtiyor ve toplumsal realiteyi tahrif edilmeden, taraflı bir şekilde kavrayabilmeyi sağlamak üzere, bu bilimin gereksinim duyduğu “sosyolojik görüşü” geliştiriyor.

Bu arada uygun düşen yerlerde, halen klasik bir değer taşıyan eski sosyolojik teorilerin düşünce tarzlarına ve objektif sonuçlara işaret ediliyor.

Bu anlamda kitap aynı zamanda Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Max Weber, Auguste Comte, Herbert Spencer, Lorenz von Stein, Wilhelm Heinrich Riehl gibi düşünürlere ait düşünürleri belirtmek bakımından sosyoloji tarihine bir giriş sayılır.

Bununla beraber kitabın asıl ilgi sahası sosyoloji teorileri ve bunların tarihî gelişimi değil; toplumsal realite ve onun içinde yer alan güncel problemler aynı zamanda hukukçuları, idarecileri, iktisatçıları, siyaset adamlarını pratik yönden ilgilendiriyor.

  • Künye: Hans Freyer – Sosyolojiye Giriş, çeviren: Nermin Abadan, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji,  299 sayfa, 2022

Plutarkhos – İskender-Sezar (2022)

Plutarkhos’un bir biyografi ve tarih şaheseri olan ‘İskender-Sezar’, tam metin halinde Türkçede!

Bu değerli eser, dünya tarihinin iki büyük komutanı olan İskender ve Sezar’ın hayatını adım adım takip ediyor.

Plutarkhos Antik Çağ’ın en önemli yazarlarının başında gelir.

Gerek ahlaki ve felsefi denemeleri gerekse de biyografik eserleri ile kendinden sonraki yazarları derinden etkiledi.

Özellikle, ‘Paralel Hayatlar’ başlığı altında toplanan biyografileri Yunan ve Roma dünyasından siyasetçi ve komutanların yaşantılarına ilişkin çok kıymetli bilgiler verir.

Plutarkhos’un biyografilerini kaleme aldığı devlet adamları arasında en dikkat çekici isimler ise hiç şüphesiz İskender ve Sezar’dır.

Plutarkhos İskender ile Sezar’ın hayatlarını aşama aşama kaydeder, yaşadıkları olayları ve bunlar karşısında verdikleri tepkileri yazar.

Bunu bir kronik yazarı telaşıyla değil, filozofvari bir yaklaşımla ele alır, çözümlemeler yapar.

Her ne kadar amacının tarih yazmak değil hayatları kayda almak olduğunu belirtse de adeta bir tarihçi gibi davranır ve kaynaklara başvurmaksızın herhangi bir aktarımda bulunmaz.

Plutarkhos, İskender ve Sezar’ın hem kendilerinin hem de yanlarındakilerin kaleme aldığı eserlerden faydalanarak, kariyer basamaklarını tırmanırken geçirdikleri ruhsal değişimleri, savaşlarda verdikleri mücadeleleri, elde ettikleri gücün insan ruhuna etkilerini ustaca aktarır; bu sırada da okuyuculara örtülü olarak birtakım dersler verir.

Emre Poyraz’ın Eski Yunanca aslından tam metin olarak çevirdiği, açıklayıcı notlarla zenginleştirdiği İskender-Sezar dünya tarihinin bu iki büyük komutanın sadece hayatlarını anlatmakla kalmıyor ayrıca yaşadıkları dönemi incelikli bir şekilde sunuyor.

  • Künye: Plutarkhos – İskender-Sezar (Tam Metin): Paralel Hayatlar, çeviren: Emre Poyraz, Kronik Kitap, tarih, 208 sayfa, 2022

Thomas Nail – Göçmen Figürü (2022)

Yirmi birinci yüzyıl göçmenin yüzyılı olacak.

Yüzyıl başında daha önce görülmemiş sayıda bölgesel ve uluslararası göçmen kayıtlara geçti.

Bugün dünyada 1 milyardan fazla göçmen bulunuyor.

Göçmen, doğası gereği hareketli olmasına rağmen, bir tür durağanlıkla tarif edilmeye yatkındır.

Hareketlerinden ziyade, şu an bulundukları nokta üzerinden tanımlanırlar.

Üstelik bu tanıma dahil bile olamazlar çoğu zaman; özne değil, nesnelerdir: Birilerinin bakış açısından buradan oraya gitmişlerdir, diğerlerinin bakış açısından da oradan buraya gelmişlerdir.

Her ikisine göre de göçmen “başarısız bir yurttaş”tır.

Thomas Nail ‘Göçmen Figürü’nde, bu toplumsal kimliği durağınlıkla değil, devinimle tarif ediyor.

Kimsenin göçmen doğmadığını, göçmen olunduğunu belirterek bir siyasi özne olarak gördüğü göçmenin felsefi tarihini yazıyor.

Ufuk açıcı bir kavramsal çerçeve çizerek cadı avlarından Zapatistalara, toprak parsellemeleri sonucu yersiz yurtsuz kalanlardan barbarlara ve göçmen proletaryaya uzanan bir yelpazede göçmen figürünü bölgesel, siyasi, hukuki ve iktisadi açıdan irdeliyor.

Nail, tarih dışında kalanın kapsamlı bir tarihyazımını yapmaya çalışmak yerine Batı tarihindeki devletlerin ve vatandaşların tarihinde saklı kalmış önemli toplumsal göçmen oluşumlarının sosyal kinetik bir yorumunu sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kimileri için yer değiştirmek sadece geçici bir ihraçtır; yeni fırsatlar, dinlence ve kâr elde etmek demektir. Bazıları içinse bu hareket tehlikeli ve zorakidir, onların ihraçları çok daha ciddi ve kalıcıdır. Günümüzde çoğu insan göç yelpazesinin ‘elverişsizlik’ ile ‘acizlik’ kutupları arasında bir noktaya düşer. Ancak bu yelpazede yer alan bütün göçmenlerin ortak bir noktası vardır: hareketlilik sonucunda her birinin bölgesel, siyasi, hukuki ya da iktisadi statülerini kaybetmiş olmaları.”

  • Künye: Thomas Nail – Göçmen Figürü, çeviren: Dılşa Ritsa Eşli, İletişim Yayınları, siyaset, 332 sayfa, 2022

G. E. R. Lloyd – Eski Yunan’da Bilim (2022)

Bu eşsiz kitap, erken Yunan biliminin derinliklerine inmek için harika fırsat.

Geoffrey Ernest Richard Lloyd’un çalışması, matematiğin astronomi bilimine olan katkısını açıklaması ve tıp ile felsefe arasındaki ilişkiyi sorgulamasıyla özellikle dikkat çekiyor.

Lloyd’un Thales’ten ‘Aristoteles’e Erken Yunan Bilimi’ ve ‘Aristoteles Sonrası Yunan Bilimi’ başlıklı iki ciltlik ‘Antik Kültür ve Toplum’ çalışmasını tek ciltte toplayan eser, Pisagorcular, Presokratik doğa filozofları, Hipokrat yazarları ve Platon aracılığı ile MÖ IV. yüzyıldan kalma bilgi, belge ve bulgular ışığında erken Yunan biliminin derinliklerine iniyor; onun gizli kalmış ve unutulmuş sırlarını gün ışığına çıkarıyor, özellikle de pozitif bilimlerin ilk çiçeklendiği alan olan matematiğin astronomi bilimine olan katkısını açıklamanın yanı sıra tıp ile felsefe arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

Lloyd ayrıca bilim ile felsefe ve bilim ile tıp arasındaki ilişkileri de tartışırken, erken dönem Yunan biliminin sosyal ve ekonomik ortamını ele alarak farklı yazar gruplarının güdülerini ve fikirlerini değerlendiriyor.

Eski Yunan’da Bilim, sadece sosyal bilimlerle ilgilenen bilim insanlarını ve serbest okuyucuyu değil, felsefe ve pozitif bilimlerle de ilgilenen herkesi bilimin geçmişi ve ilk ayak izleri konusunda bilgilendiriyor.

  • Künye: G. E. R. Lloyd – Eski Yunan’da Bilim, çeviren: Fatih Özeş, Say Yayınları, bilim, 432 sayfa, 2022

Cem Gürdeniz – Kültürü ve Görgüsüyle Denizcilik (2022)

Denizcilik kültürü ve görgüsü sonsuz bir okyanustur.

Cem Gürdeniz de bu enfes çalışmasında, her kesimden denizciye, asırlar öncesinden süzülüp gelen mavi kültürün pratik bilgi ve uygulamalarını anlatıyor.

Kitapta,

  • Denizcilik kültürü ve psikososyal etkileşim,
  • Deniz ve denizcilik kültürü unsurları,
  • Deniz arkeolojisi,
  • Denizcilik ve edebiyat,
  • Sinemada ve televizyonda denizcilik kültürü,
  • Amatör denizcilik,
  • Su sporları,
  • Denizcilik örf, adet ve gelenekleri,
  • Denizciliğin gelenekselleşmiş protokol ve nezaket kuralları,
  • Tekne sahibinin mahremiyetine saygı ve davranış usulleri,
  • Ve bunun gibi daha pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

Türkiye’nin denizcileşmeye ihtiyacının önemini tarihsel, toplumsal, kültürel, siyasal, askeri ve psikososyal boyutlarıyla geniş bir perspektiften ele alan önemli bir çalışma.

  • Künye: Cem Gürdeniz – Kültürü ve Görgüsüyle Denizcilik, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 208 sayfa, 2022

Daniel Bensaïd – Davetsiz Misafir: Marx (2022)

‘Davetsiz Misafir: Marx’, Marx’ın ekonomi politik kuramı üzerine harika bir eleştirel inceleme.

Daniel Bensaïd, Marx’ın kuramının kökenlerine iniyor, kuram etrafında dönen tartışmaları ve fikir ayrılıklarını ele alıyor ve Marx’ın düşüncelerinin bugün için neden vazgeçilmez olduğunu gözler önüne seriyor.

Bensaïd, Marx’ın üç eleştiri başlığını, tarihsel akıl, sosyolojik akıl ve bilimsel pozitivizm eleştirisini okurlara sunarken bu konularda gündeme getirilen temel görüşleri ele alıyor: Tarihin sonu felsefesi, proletaryanın kaçınılmaz zaferini ilan eden ekonomik ve toplumsal determinizm, halkların yönelimini tespit ettiğini savunan kesin bilimler.

Bunlar Marx’ın yönelttiği eleştirilerin temelini oluştururken kitabın genel çerçevesini de belirliyor.

Bensaïd, Marx’ın temel eserlerini yeniden ve ısrarla okumanın çağdaş soruları yanıtlamada, günümüz dönüşümlerini ve krizlerini anlamlandırmada, cinsiyet, milliyet, din gibi çeşitli çatışma odaklarının Marksist kuramda nasıl ele alındığının ve güncel olarak hangi bağlamlarda ele alınabileceğinin düşünülmesinde işaret ettiği yolların izini sürüyor.

‘Davetsiz Misafir: Marx’, Marx’ın eleştirel bakış açısının kendi dönemindeki etkilerini tartışırken bunların bugüne, güncelliğe yankılarına kulak vermeye davet ediyor.

  • Künye: Daniel Bensaïd – Davetsiz Misafir: Marx: Eleştirel Bir Serüvenin Güçlü ve Zayıf Yanları, çeviren: Mehmet Sert, Yordam Kitap, inceleme, 480 sayfa, 2022

Frantz Fanon – Afrika Devrimine Doğru (2022)

‘Afrika Devrimine Doğru’, sömürgeciliğin ideolojik ve psikolojik saldırıları hakkında muazzam analizler barındırıyor.

Kitap, Frantz Fanon’un Cezayir devrimi sürecinde yazdığı deneme, makale ve mektuplarını bir araya getiriyor.

Fanon’un en aktif yıllarında yazdığı; bağımsızlık fikri, Afrika Birliği tahayyülü ve giderek kabaran Cezayir Devrimi dalgasının ortasında kaleme aldığı deneme, makale ve mektuplardan oluşan derleme, sömürgeciyle tarihi hesaplaşmayı mücadelenin ayak sesleriyle eşzamanlı olarak kayda geçiriyor.

Sömürgeciliğin ideolojik ve psikolojik saldırılarını faş eden yetkin analizlerle, yekvücut bir Üçüncü Dünya’nın savaş günlükleri geniş bir perspektifte sunuluyor.

Katliamın ve işkencenin normalleştirildiği bir coğrafyada akıl hastalıklarını tedavi etmenin beyhudeliğini, Avrupalı doktorların iliklerine işlemiş önyargıları gözlemleyen Fanon, FLN saflarına katılarak gözünü önce Cezayir sokaklarına ardından tüm Afrika’ya dikiyor; Kara Kıta’da bütüncül bir hareket örgütlemek adına bir silaha dönüştürdüğü satırlar, savaşı anbean yaşayan bir devrimcinin seyir defterine evriliyor.

Mücadele tüm şiddetiyle sürerken çuvaldızı “kendi mahallesine” batırmaktan da geri durmuyor: Cezayir Savaşı barikat başlarında göğsünü bağımsızlık adına siper edenlerle tüm şiddetiyle sürerken solun ve entelektüellerin tavrını sorguluyor.

Bir psikiyatrist, yazar, entelektüel ve devrimcinin gözünden ırkçılık, eşitsizlik, insan hakları ihlalleri ve kimlik sorunlarının hâlâ güncelliğini koruyan gerçekliğine ışık tutacak ‘Afrika Devrimine Doğru’, ilk kez Türkçede.

  • Künye: Frantz Fanon – Afrika Devrimine Doğru, çeviren: Sanem Işıl Aytuğ, Sel Yayıncılık, siyaset, 192 sayfa, 2022

Aziz Küçük – Filantrokapitalizm (2022)

Büyük şirketlerin hayırseverlik projeleri, özünde kapitalizmin sömürüsünü örtme işlevi üstenir.

Aziz Küçük; Carnegie, Rockefeller, Ford ve Gates Vakfı gibi filantropik vakıfların rolünü, çalışma biçimlerini ve toplumsal kontrol amacıyla geliştirdikleri programları gözler önüne seriyor.

Kapitalizmin ortaya çıkardığı eşitsizlikler üzerine kurulu olan modern filantropi (hayırseverlik), toplumsal sorunları sadece cömertlikle değil yatırım ve planlama yoluyla bilimsel yöntemlerle çözmeyi hedefler.

Günümüzde şirket-vakıf işbirliğine dayanan eğilimin somut biçimlerinden biri olarak filantrokapitalizm ise emeğin ve doğal kaynakların sömürülmesi yoluyla biriktirilen kârların, işletme yaklaşımları dolayımıyla görünüşte sosyal refahın iyileştirilmesi, gerçekte ise çıkar yönelimli kullanılmasını ifade ediyor.

Bu kitap Carnegie, Rockefeller, Ford ve Gates Vakfı gibi sırasıyla çelik, petrol, otomobil ve bilişim endüstrilerinde elde edilen kârlarla oluşturulan büyük Amerikan vakıflarının filantropik hedeflerle 19. yüzyılın sonlarından itibaren başta sağlık, eğitim, tarım, beşeri ve sosyal bilimler olmak üzere birçok alanda yol açtıkları değişim ve dönüşümü farklı bir mercekle ele alıyor.

Amerikan vakıflarının faaliyetlerinin ABD’nin askeri, siyasi ve kültürel hegemonyası bağlamında ele alınmadıkça tam anlamıyla anlaşılamayacağının ileri sürüldüğü kitapta, vakıfların modern kapitalizmin bir ürünü olarak halk sağlığının ve tıbbın kurumsallaşmasına, bilimin ve kültürün yeniden üretimine, Amerikan iç ve dış politikasının oluşturulmasına kadar birçok alanda hangi saiklerle hareket ettikleri ve nasıl bir rol oynadıklarına ışık tutuluyor.

Kitapta, dünya ve özellikle de Türkiye bağlamında vakıfların yürüttükleri programların akademik literatürde pek değinilmeyen sistematik bir analizi, detaylı bir kaynak ve arşiv çalışması ile ortaya koyuluyor.

  • Künye: Aziz Küçük – Filantrokapitalizm: Rockefeller, Ford & Gates Vakfı ve Türkiye, Siyasal Kitabevi, siyaset, 280 sayfa, 2022

Thomas Martin – Antik Roma (2022)

Küçük bir kent devleti olarak ortaya çıkmış Roma, tarihin en uzun ömürlü emperyal güçlerinden biri haline geldi.

Antik Yunan ve Roma tarihi alanında en önemli isimlerden olan Thomas Martin, Romalıların yükseliş ve çöküşü üzerine her kitaplıkta bulunması gereken enfes bir çalışmaya imza atmış.

MÖ 8 yüzyılın ortalarında küçük bir kent yerleşmesinden üç kıtaya yayılarak Akdeniz havzasının tümüne egemen, emperyal bir güce evrilen Roma, tarihin en uzun ömürlü devletlerinden biri.

Bugün uzayı fethetme yolunda dev adımlarla ilerleyen uygarlığımız Antik Roma’ya maddi ve manevi alanlarda pek çok şey borçludur.

Etrüskler ve Yunanların etkisiyle kendine özgü parlak bir uygarlığın yaratıcısı olan Romalılar için bazı tarihçilerin dillendirdiği “Hepimiz bir parça Romalıyız” söylemi bu gerçeğin çarpıcı bir ifadesidir.

Martin, Roma’nın kent olarak kuruluşundan İmparator I. Iustinianus dönemine kadarki tarihini anlattığı bu kitabında Romalıların yükseliş ve çöküşünü mercek altına alıyor.

Akıllara durgunluk veren bu destansı yükseliş ve inanılmaz trajik çöküşün nedenlerinin izini sürüyor.

Onların aile, dinsel inançlar, gelenek görenekler gibi toplumsal ve etik değerlerini masaya yatırmakla, antik dünyanın kuşkusuz en görkemli uygarlığına farklı bir bakış açısı kazandırıyor.

Gözlem ve incelemelerini ustaca bir yaklaşımla yapan yazar, antik yazarlara ve metinlere sıklıkla atıfta bulunarak tarihçileri ana kaynaklara eğilmeye teşvik ediyor.

Roma’nın sürekli değişen talih ve yazgısının kolay anlaşılır bir üslupla özlü bir panoramasının sunulduğu eser, Eskiçağ tarihçileri ve arkeologlar için olduğu kadar, Roma hukuku, Hristiyanlık tarihi ve Hristiyan ilahiyatına ilgi duyanlar için de önemli bir el kitabı ve başvuru kaynağı niteliğini taşıyor.

  • Künye: Thomas R. Martin – Antik Roma: Romulus’tan Iustinianus’a, çeviren: Samet Özgüler, Bilge Kültür Sanat Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2022

Slavoj Žižek – Çatlak Nerede? (2022)

“Zenginler aslında yoksullar yoksul oldukları için zengindirler.”

Slavoj Žižek, kapitalizmin yarattığı ekonomik sefalet nedeniyle büyük yıkımlar yaşayan üçüncü dünya yoksulları için acil harekete geçme çağrısında bulunuyor.

İçinde bulunduğumuz küresel durumda, eko-proleterleri ön plana çıkarmamız gerektiğini belirten Žižek, klasik anlamıyla kapitalist şekilde sömürülmeseler dahi ekolojik el-koyma ve ekonomik sefalet nedeniyle büyük acılar çeken 3. Dünya yoksullarının yaşadıklarının kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Doğal kaynaklarının yabancı piyasalar adına yağma edildiği için çevreleri yıkıma uğramış, geleneksel yaşam tarzlarının yerini kendi toprağında evsiz kalan mültecilerin kırılgan varoluşunun aldığını söyleyen Žižek’e göre, zengin ülkeler problemlerle daha iyi başa çıkmaktadır.

Yine düşünüre göre, yoksulların aslında zenginleşmesi gerektiğini öne süren liberal-kapitalist düstur, Hegel’in soyut düşünme şeklinde ifade ettiği modelinin bir örneğidir.

Kitaptan bir alıntı:

“Günümüzün küresel dünyasında, gelişmiş olan ile az-gelişmiş olan birbirine bağlıdır; zenginler aynı zamanda yoksullarla olan ilişkileri (yani onların kaynaklarını sömürmeleri, ucuz emek güçlerini kullanmaları, vs.) sebebiyle zengindirler: Zenginler aslında yoksullar yoksul oldukları için zengindirler.”

  • Künye: Slavoj Žižek – Çatlak Nerede?: Marx, Lacan, Kapitalizm ve Ekoloji, çeviren: İrem Taşcıoğlu, Encore Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2022