Massimo Pigliucci – Saçmalığın Daniskası (2022)

Bilim, insanlığın en destansı girişimlerinden biri olageldi.

Şeytanların musallat olduğu bir dünyada karanlığı bir nebze de olsa savuşturmamızı sağlayan bir mum ışığı görevi gördü.

İçinde yaşadığımız bu ‘hakikat sonrası’ çağda etrafımızı kuşatan sahte haberler, ‘alternatif gerçekler’ ve başka zırvalıklarla başa çıkabilmek için bugün felsefi düşünceyle taçlanmış bir bilime, daha önce belki de hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyuyoruz:

  • Aşılar gerçekten otizme yol açıyor mu?
  • 11 Eylül saldırıları içerden yapılmış olabilir mi?
  • Bilimin iddialarını sorgusuz sualsiz kabul etmemiz mi gerekiyor?
  • Akıllı tasarım görüşü, evrim kuramının alternatifi olabilir mi?
  • Bilim gerçekten yanlışlamalarla mı ilerler?
  • Bilim de bir din midir?
  • Bilim yapmakla ‘bilimcilik’ yapmak arasındaki sınır nerede çizilebilir?
  • Bu kadar insan bir şeye inanıyorsa bunun bir hikmeti gerçekten var mıdır?
  • Uzmanlara güvenmeli miyiz?
  • Onlara güvenmeyeceksek kime güveneceğiz?
  • Bilim yanılmaz mı?

Tanınmış felsefeci, bilim insanı ve kuşkucu Massimo Pigliucci, bilimin, sözdebilimin ve bu ikisi arasındaki sınırda yer alan ‘bilimsi’ disiplinlerin dünyasında okuru aydınlatıcı ve eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor.

Bilimi sözdebilimden ayırmanın yollarını, güncel örnekler üzerinden giderek ve kendine özgü mizahi diliyle anlatıyor.

UFO’lardan, SETI projesine ve iklim değişikliği meselesinin özüne, yaratılışçıların kullandıkları ikna taktiklerinden ‘bilimciler’in kibrine ve medyanın zırvalıklarına kadar uzanan birçok konuda, eleştirel düşünceye giriş dersi niteliğinde bir çalışmayla karşımıza çıkıyor.

Safsatalardan tarafgirliklere, bilim insanlarının beşeri zaaflarının ürünü gülünç olaylardan, insanların hayatına mal olabilen hurafelere uzanan yolda felsefesiz bir bilimin neden tehlikeli, bilimsiz bir felsefeninse neden etkisiz olacağını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Massimo Pigliucci – Saçmalığın Daniskası: Bilimi Zırvalıktan Nasıl Ayırırız, çeviren: Ekrem Berkay Ersöz, Fol Kitap, bilim, 448 sayfa, 2022

Anthony D. Smith – Milliyetçilik ve Modernizm (2022)

Milliyetçilik son iki yüzyıla damgasını vurmuş en önemli akımlardan ve olgulardan biri.

Salıverildiğinde taraftarlarına göre ‘şanlı’ zaferlere ulaştırabilen ama tarihin de gösterdiği üzere ne varsa önüne katıp götürebilen, sonu gelmez ‘kanlı’ husumetlere yol açıp komşuyu komşuya kırdıran, nehrin iki yakasını ateşten bir perdeyle ayıran korkutucu ve dizginlenemez bir güce sahip.

Üstelik bugün de sağ ve salim. 20. yüzyıla yaralı çehresini kazandırmış, iki dünya savaşının altında imzası olan bu güç, yüzyılın sonlarındaki öngörülerin aksine zayıflamak şöyle dursun, başta Doğu Avrupa, Kafkasya, Yakındoğu ve Ortadoğu olmak üzere, dünyanın dört bir yanında bugün tekrar yükselişe geçti.

  • Peki, bu yükseliş nasıl açıklanabilir?
  • Milletler ve milliyetçilik, modernliğin bize armağanı olan yeni bir olgu mu, yoksa kökleri tarihin derinlerine mi uzanıyor?
  • Milliyetçiliğin çeşitleri neler?
  • İnsanları ortak bir amaç etrafında kenetleyip seferber edebilen milliyetçi hareketler bu güçlerini nelerden alıyor?

Milliyetçilik çalışmaları alanının kurucusu ve önde gelen tarihsel sosyologlardan Anthony D. Smith, bu kitapta, milliyetçiliğin ve millet fikrinin soykütüğünü çıkarma girişimleriyle hesaplaşıyor.

Gellner, Mann, Anderson, Armstrong, Geertz, Giddens, Hobsbawm, Kedourie, Hroch, Holowitz gibi alanın önde gelen isimleriyle girdiği tartışmada milliyetçiliğin unsurlarını ve bu olguyu ele alan teorilerin zayıf ve güçlü yanlarını ortaya koyuyor.

Milliyetçilik ile modernizmin tarihte iç içe geçmiş anlatısının dolaşık yumaklarını çözerek, bize bugünü ve yakın geleceği anlamamıza da izin veren, kolay okunur bir yol haritası sunuyor.

  • Künye: Anthony D. Smith – Milliyetçilik ve Modernizm, çeviren: Fahri Bakırcı, Fol Kitap, sosyoloji, 456 sayfa, 2022

Karin A. Fry – Kafası Karışmışlar İçin Arendt (2022)

Hannah Arendt, yirminci yüzyılın en etkili siyaset kuramcılarından biri olarak kabul ediliyor.

Yazıları bir dereceye kadar anlaşılır olsa da, çalışmalarının muazzam genişliği, onun düşüncesiyle ilk kez karşılaşan okurların özel bir çaba göstermesini gerekli kılar.

‘Kafası Karışmışlar İçin Arendt’, bu son derece önemli siyaset düşünürüne açık, özlü ve anlaşılır bir giriş sunuyor.

Arendt’le ilk kez karşılaşan okurlar için hazırlanan bu kitap, onun kuramı ve en önemli çalışmalarıyla birlikte, düşünceleri hakkındaki başlıca eleştirileri ve tartışmaları da tematik bir düzen ve sistematik bir akış içinde sergileyerek, Arendt’in siyaseti yeni bir biçimde tasavvur etmeye dönük tutarlı bir çerçeve arayışını ortaya koyuyor.

  • Künye: Karin A. Fry – Kafası Karışmışlar İçin Arendt, çeviren: Arif Geniş, Dipnot Yayınları, siyaset, 228 sayfa, 2022

Paul Nurse – Yaşam Nedir? (2022)

‘Yaşam Nedir?’ biyoloji alanındaki beş büyük fikri açıklayarak yaşamın işleyişine dair berrak bir bakış açısı kazandırıyor.

Nobel Ödüllü bilim insanı Paul Nurse kitapta yaşamı, biyolog olmayanların da anlayacağı şekilde tanımlamak gibi zor bir görevi üstleniyor.

Biyolojinin temelindeki beş büyük fikri –hücre, gen, doğal seçilim, kimya ve enformasyon olarak yaşam– tane tane açıklayıp tüm canlıların ortak keşif yolculuğunun haritasını çiziyor.

Hücre bölünmesini denetleyen bazı genlerin kâşifi Nurse, biyolojinin derinliklerine dalıp ‘yaşam’ın olmazsa olmaz beş özelliğini gün ışığına çıkarıyor.

  • Künye: Paul Nurse – Yaşam Nedir?: Beş Adımda Biyolojiyi Anlamak, çeviren: Şiirsel Taş, Domingo Kitap, bilim, 184 sayfa, 2022

Zygmunt Bauman ve Leonidas Donskis – Akışkan Kötülük (2022)

Kötülüğe dair yeni bir şey yok, ezelden beri bizimle birlikte.

Ancak günümüzde akışkan-modern dünyamızı karakterize eden türde yeni bir kötülük söz konusu.

Daha önceki katı modernite biçimlerini karakterize eden kötülük, baskı araçları üzerinde tekel oluşturan ve zaman zaman korkunç derecede vahşi ve barbar amaçlarına ulaşmak için ellerindeki araçları kullanan devletlerin elinde yoğunlaşmıştı.

Buna karşılık, çağdaş akışkan-modern toplumlarımızda, kötülük tamamen daha yaygın ve aynı zamanda daha görünmez hale geldi.

“Akışkan kötülük”, insan etkileşiminin ve ticaretin akışkan-modern biçimleri tarafından dokunan kumaşın dikişlerinde, insanların birlikte yaşama dokusunda ve rutin işleyiş süreçlerinde gizlenir.

Şiddetli bireyselleşme, insanlar arası bağların gücünü aşındırırken, kötülük, acımasız rekabetin ve karşılıklı yabancılaşmanın işbirliği ve dayanışmanın yerini aldığı, tamamen kuralsızlaştırılmış ve özelleştirilmiş bir sosyal alanın kara deliklerinde gizlenir.

Mevcut haliyle kötülüğü tespit etmek, ortaya çıkarmak ve direnmek zordur.

Sıradanlığıyla bizi baştan çıkarır ve sonra aniden dışarı fırlar, görünüşte rastgele vurur.

Sonuç, mayın tarlasına benzeyen sosyal bir dünyadır: Patlayıcılarla dolu olduğunu ve patlamaların er ya da geç olacağını biliyoruz ama ne zaman ve nerede patlayacakları hakkında hiçbir fikrimiz yok.

Zygmunt Bauman ve Leonidas Donskis kötülüğün hem daha sıradan hem de daha sinsi hale geldiği, insanlığı hayallerinden, alternatif projelerden ve muhalefet gücünden arındırma noktasına ulaştığı bu yeni coğrafyada okura rehberlik ediyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Leonidas Donskis – Akışkan Kötülük, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2022

Silvia Federici – Ücret Patriyarkası (2022)

Ev içindeki kadının görünmez emeğinin sömürüsüne dikkat çekerek mevcut ücret sistemindeki gelir paylaşımının adaletsizliğini görünür kılan ve Marksist teorinin feminist bir perspektifi içselleştirmek zorunda olduğunun farkına varılması açısından da önemli bir eşik olan uluslararası “Ev İşi İçin Ücret” hareketinin kurucularından Silvia Federici, Marx’ın başlıca metinlerinde öne çıkan ve basitçe ihmalle veyahut eril bakışın getirdiği gafletle açıklanması imkânsız yapısal boşluklara ilişkin teorik saptamalarını ‘Ücret Patriyarkası: Marx, Toplumsal Cinsiyet ve Feminizm Notları’nda geliştiriyor.

Federici, 1970’li yıllarda kapitalist ekonominin yeniden canlanmasının ve dolayısıyla da güçlenen toplumsal muhalefetin sönümlenmesinin altında cinsiyetçi bir işbölümünün sağladığı yalıtılmışlık içinde kadınların mahkûm edildiği bir ücretsiz emek rejiminin ya da kendi tabiriyle ücret patriyarkasının yattığına dair eleştirel yaklaşımını koruyarak, fabrikaya hasredilen “üretken emek” karşısında yeniden üretici emeğin hem tali hem de tabi kılınması ama asıl önemlisi bu yönden bakıldığında potansiyel “devrimci özneler” olarak kadınların yok sayılması handikapının güncelliğini vurguluyor.

  • Künye: Silvia Federici – Ücret Patriyarkası: Marx, Toplumsal Cinsiyet ve Feminizm Notları, çeviren: Reha Kuldaşlı, Sel Yayıncılık, feminizm, 152 sayfa, 2022

Susan Orlean – Hayvanlar Üzerine (2022)

‘Kütüphanelerin Bilinmeyen Dünyası’nın yazarı Susan Orlean’ın bu kitabında kolektif varlığımıza anlam katan ve onu zenginleştiren türler arasındaki bağlantıları keşfedeceksiniz.

Hayvanlarla nasıl etkileşime girdiğimiz meselesi, çağlar boyunca filozofların, şairlerin ve doğa bilimcilerinin zihnini kurcaladı.

Orlean ise altı yaşındayken bir güvercinle ilgili yazıp resimlediği kitaptan beri hayvanların bizimle nasıl yaşadığına ve bize nasıl uyum sağladığına dair her türlü hikâyenin büyüsüne kapıldı.

Maceralarını kariyeri boyunca denemeler yazarak sorgulayan Orlean’ın bu kitabında neler yok ki?

New Jersey’de bahçesinde yirmi üç evcil kaplan besleyen bir kadın, İzlanda’nın buzla kaplı sahillerinde serbest kalmamak için direnen bir balina, Fas’taki çalışkan eşekler, gösteri köpeği Biff’in yoğun programı, tavukların popülerliği, kuşların yol bulmadaki ustalıkları, Afganistan’da savaşın ağır şartlarını yüklenen katırlar, Küba’da değer kazanan öküzler…

Her bir hikâyeyi okurken hem şaşıracak hem de gezegenimizdeki komşularımıza bir adım daha yaklaşacaksınız.

  • Künye: Susan Orlean – Hayvanlar Üzerine, çeviren: Berke Kılıç, The Kitap Yayınları, hayvanlar, 240 sayfa, 2022

Hartmut Rosa – Dünyanın Kontrol Edilemezliği (2022)

“Modern” dediğimiz yaşam biçiminin temelinde, dünyayı kontrol edilebilir hâle getirme arzusu yatar.

Ancak dünyayı tam manasıyla deneyimlememiz, kontrol edilemeyenle karşılaştığımızda gerçekleşir; o zaman hareket ettiğimizi ve canlı olduğumuzu hissederiz.

Her şeyin kontrol altında olduğu, planlandığı ve tüm yönlerine hâkim olunan bir dünya, heyecansız bir dünya olurdu.

Hayatlarımız, kontrol edebildiklerimizle kontrolümüz dışındakiler arasındaki bir dengedir.

Ancak biz, geç modern insanlar, dünyayı her yönüyle kontrol edilebilir hâle getirmeye çalıştığımız için, dünyayı fethetmemiz, sömürmemiz veya üzerinde hâkimiyet kurmamız gereken nesneler bütünü olarak görürüz.

Tam da bu nedenle “hayat”, canlı hissetme ve dünyayla gerçekten karşılaşma deneyimi, her zaman elimizden kaçıyor gibi görünür.

Bu da hüsrana, öfkeye ve hatta umutsuzluğa yol açar.

Rosa’ya göre “rezonans”içinde olmak kontrolümüzün ötesindeki şeylere açık olmamızı gerektirir.

Rosa’nın toplumsal hızlanma ve yabancılaşma üzerine çığır açan çalışmasının devamı niteliğindeki bu kısa kitap, sosyal bilimlerle ve modern toplumsal yaşamın doğasıyla ilgilenen herkesin ilgisini çekecek nitelikte.

  • Künye: Hartmut Rosa – Dünyanın Kontrol Edilemezliği, çeviren: Mücahid Kaya, Albaraka Yayınları, inceleme, 144 sayfa, 2022

Steve Fuller – Hakikat Sonrası (2022)

Hakikatin kurumsal tarihi ve son zamanlarda sıklıkla tartışılan “hakikat sonrası” kavramı üzerine çok önemli bir çalışma.

Steve Fuller, hakikat sonrasının popülist koşullarında rol oynayan meseleleri net bir bakışla açıklıyor.

‘Hakikat sonrası’nın belirleyici özelliği, görünüş ile gerçeklik arasında hiçbir zaman tam olarak ayırt edilemeyen ayrımdır.

Bu aslında hakikat sonrasında en güçlü görünüşün nihayetinde gerçeklik yerine geçtiği anlamına gelir.

Kısacası bir güç oyunudur bu.

Hakikat sonrası (post-truth) terimi her ne kadar Trump ve Boris Johnson gibi politik figürlerle hayatımıza girmiş olsa da, kökleri felsefe, sosyoloji ve politik teorinin derinliklerinde yatıyor.

Felsefede Platon’dan Kuhn ve Popper’a uzanan bu tarih, klasik sosyolojide Makyavelci geleneğe ve Pareto’ya dek uzanmaktadır.

İnsan kaynaklarının doğuşu, medya, tarih ve ekonominin epistemik yapılarla etkileşimi; kısacası bilginin tarih boyu kuramsal ve kurumsal ağlar içerisindeki dolaşımı kitabın temel sorunu.

Kitap, hakikat sonrası durumunun hem politika ve iktisat hem de bilim ve felsefe açısından anlamını Fuller’in özgün bakış açısıyla ele alıyor.

  • Künye: Steve Fuller – Hakikat Sonrası: Güç Oyunu Olarak Bilgi, çeviren: Emre Bilgiç, Fol Kitap, siyaset, 328 sayfa, 2022

David Benatar – İnsanın Çaresizliği (2022)

  • Hayatımızın sahiden bir anlamı var mı yoksa –dostlar arasındaki avutucu söz ve küçük yaşam bilgeliklerini saymazsak– tamamen anlamdan mahrum bir sürecin içinde miyiz?
  • Çaresizliğimizin ne kadar farkındayız?
  • Ölüm denilen kaçınılmaz son bizim için kötü bir şey midir?
  • Ölümsüzlük hayalleri insanlık adına bir ilerleme sayılabilir mi?
  • Her türlü içinden çıkılmaz durum göz önüne getirildiğinde, ölümleri intiharla hızlandırmak daha mı iyi olur?

İnsanın dünyaya gelişindeki temel çaresizlik durumunu gizleyen felsefe gelenekleri ve hattâ “açıklık ve netlik” konusunda övünen kimi analitik filozoflar hayatın anlamına dair bu temel sorular karşısında suskun kaldılar.

Ağır sorular önlerine geldiğinde ya kaçamak yollara başvurdular ya da popüler ve kişisel gelişim yazarları gibi rahatlatıcı, iyimser cevaplar üretme eğiliminde oldular.

‘İnsanın Çaresizliği’, okuyucularını daha açık ve net bir şekilde düşünmeye davet ediyor.

Benatar, hayatlarımızın bir anlamı olsa da ne kadar önemsiz varlıklar olduğumuzu hatırlatıyor.

Karamsarlık olarak adlandırılan süreç esasında gerçeğin bütününü görebilmektir.

Benatar yaşamın geçiciliğini, mutlu görünen yaşamların kalitesinin fazlasıyla düşük olduğunu, insanın büyük acı ve hastalıkları karşısında evrenin kayıtsız tutumunu çözümlerken diğer taraftan aşama aşama ilerleyen kendi mantıksal ve özgün perspektifini okura sunuyor.

  • Künye: David Benatar – İnsanın Çaresizliği, çeviren: Cansu Özge Özmen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 247 sayfa, 2022