Johann Chapoutot – İtaat Serbest (2023)

Reinhard Höhn, Nazi Almanyası’nda bir komutan ve III. Reich’ı kuran entelektüellerden biriydi.

Almanya’nın mağlubiyetinin ardından birkaç yıl gizlendikten sonra 1950’lerde bir yönetim okulu kurdu.

Ülkenin savaş sonrası liderlerinin büyük çoğunluğu, yani 600.000’in üzerinde yönetici –uzaktan eğitim alan 100.000 kişi buna dahil değildir– bu okulda eğitim gördü ve “insan yönetimi”ni, yani başka bir deyişle hiyerarşik iş organizasyonunu öğrendi.

Buna göre yönetici, belirlenmiş hedefleri elde etmek için hangi yollara başvurulacağını seçmekte özgürdü, ki III. Reich’ı yeniden silahlandırırken, Slav halklarını aç bırakırken ve Yahudi soykırımını gerçekleştirirken takip ettiği yol buydu.

Önde gelen Nazizm uzmanlarından Johann Chapoutot, ‘İtaat Serbest’te “başarı” tanımını sorgularken, günümüz kurumsal yönetim ilkeleri, uygulamaları ile Nazizm arasındaki derin bağlantıları inceliyor.

  • Künye: Johann Chapoutot – İtaat Serbest: Nazizmden Bugüne Yönetim, çeviren: Yurtsay Mıhçıoğlu, Alfa Yayınları, tarih, 352 sayfa, 2023

Candan Türkkan – İstanbul’u Doyurmak (2023)

İstanbul, yüzlerce yıl Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, günümüzdeyse Türkiye’nin finansal kalbi olan, tarihî, kültürel ve ekonomik açıdan her zaman önemli bir şehir.

Candan Türkkan, ‘İstanbul’u Doyurmak’ta “iaşe”nin, iktidarın kendini var etme araçlarından biri olduğu tespitinden hareket ediyor; söz konusu tespitin yüzyıllar içinde bu toprakların kendine has ekonomi politiğiyle nasıl dönüşüp ne gibi sosyal ve siyasi sonuçlar yarattığını ele alıyor.

Osmanlı döneminde İstanbul’un iaşesine ilişkin birincil kaynakları, tarihî, antropolojik ve coğrafi çalışmaları kullanarak gıda sisteminin özelliklerini belirleyen Türkkan, bu sistemin 19. yüzyıldaki çözülüşünü takip ederek Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geniş bir tarihsel süreçte gıda rejiminin son derece etraflı bir analizini yapıyor.

1980’lerden itibaren gündelik hayatta/ ekonomide yaşanan dönüşüm ve değişimlerin, neoliberal politikaların, küreselleşmenin, sermaye piyasalarının, tedarik zincirlerinin izini sürerek İstanbul’un nasıl doyurulduğunun/doyduğunun günümüzdeki dinamiklerine daha yakından bakıyor.

Üstelik hem farklı bir gıda sistemi hem de farklı bir gıda rejimi vaat eden “karşı hareketleri”, alternatif yaklaşımları da ihmal etmeyerek.

İstanbul’un olduğu kadar Türkiye’nin de gerek tarihini gerek iaşe kültürünü, değişen beslenme politikalarını anlamak için çok önemli bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“(…) gıdanın nasıl üretildiğinin, hangi gıdaların üretildiğinin, üretim yerlerinden tüketim noktalarına nasıl taşındıklarının, nerede ve nasıl alınıp satıldıklarının, onları kimlerin işleyip tükettiğinin, tüm bunların siyasi sorular olduğunu ve dolayısıyla siyasi bünyenin nasıl tesis edildiğinin, egemenle tebaa arasındaki ilişkinin doğasının –kimin, kimi, nasıl yönettiğinin ve bu yönetimin neyi gerektirdiğinin– göstergeleri olduklarını savunuyorum.”

  • Künye: Candan Türkkan – İstanbul’u Doyurmak: Gıda İaşesinin Politik Ekonomisi, İletişim Yayınları, inceleme, 238 sayfa, 2023

Evrim Altuğ – Türkiye’nin Sanat Hafızası (2023)

Elinizdeki çalışma 1954 yılında göreve gelen, Milliyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin (1929-1979) kararıyla ilk sayısı 29 Eylül 1972’de yayımlanarak okurlara gazeteyle ücretsiz sunulan Milliyet Sanat dergisinin oluşturduğu hafıza ile, Türkiye ve dünyayla geçirdiği biçimsel, içeriksel ve editoryal dönüşümü özetliyor.

Kitap, önce gazete eki, ardından aylık ve bağımsız bir yayın olarak okuruyla buluşan Milliyet Sanat dergisinin tanıklık ettiği, ifade özgürlüğünden yana bir ısrarla saf tuttuğu sosyal, siyasal, kültürel ve sanatsal gelişmelerden, gelecek nesillerin çıkarına ‘ibretlik bir harman’ sunuyor.

Derginin yerel ve küresel düzeyde ele aldığı kişi ve konuların günümüz ve geleceğe dönük eleştirel vizyonu, kitabın içerdiği nice yazılı ve görsel alıntıyla da belgeleniyor.

‘Türkiye’nin Sanat Hafızası’, Akal Atilla, Zeynep Oral, Ülkü Tamer, Tuğrul Eryılmaz ve Filiz Aygündüz’ün yazı işleri ve yayın yönetmenliği dönemlerinde deneyimledikleri değişken kültür, düşünce, politika ve eleştiri akımları ile bıraktığı etkileri geleceğe dönük bir hafıza yoklaması olarak Milliyet Sanat dergisinin arşivlerinden geleceğe yöneltiyor.

10’ar yıllık periyodik derlemeler hâlinde, Cumhuriyet’in 100. yılına armağan olarak sunulan kitap, ‘sanat gazeteciliği’ ekolü olarak Milliyet Sanat’ın edebiyat, sahne sanatları, sinema, görsel sanatlar, arkeoloji, tasarım ve müzik ile yeni binyılın farklı yaratıcılık alanlarının bütün emekçileri için ne tür bir ifade, öğrenim, eleştiri ve arşiv kaynağı olduğunu gözler önüne seriyor.

Milliyet Sanat dergisinin 50 yıllık tarihine çok sesli bir okuma yapan çalışma, aynı zamanda ‘Türkiye’nin Sanat Hafızası’nı, basın şehidi İpekçi’nin ‘çoğulcu demokrasi’ idealine sadakatle, asıl katkı unsuru ve sahibi saydığı okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: Evrim Altuğ – Türkiye’nin Sanat Hafızası, Milliyet Yayınları, sanat, 432 sayfa, 2023

Ulrich Trumpener – Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu 1914-1918 (2023)

  • Birinci Dünya Savaşı arifesinde ve savaş esnasında Berlin, Bâbıâli’nin kendi politikalarını oluşturmasında mutlak söz sahibi miydi?
  • Almanlar, Osmanlı silahlı kuvvetlerini ne derece kontrol ediyorlardı?
  • Almanların Türk topraklarındaki ekonomik gücünün boyutu ve savaş boyunca temin ettikleri kazanç neydi?
  • Reich Hükûmeti’nin ve Alman ekonomik çıkarlarının Osmanlı İmparatorluğu’na istinaden geliştirdikleri uzun vadeli planlar nelerdi?

Türkiye’de 120 yılı aşkındır Alman nüfuzunun boyutları tartışılıyor.

Almanların Osmanlı İmparatorluğu üzerinde gerçekten de pek çok eserde iddia edildiği kadar etkili ya da baskın olup olmadığını sorgulayan Ulrich Trumpener, ticaretten diplomasiye imparatorluğun Birinci Dünya Savaşı’ndaki serüvenini irdeliyor.

Bunun dışında yazar 1913’ten 1918’e kadar Osmanlı idaresini, İttihat ve Terakkî Fırkası’nın mahiyeti ve başarılarının içyüzüne değiniyor.

  • Künye: Ulrich Trumpener – Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu 1914-1918, çeviren: İbrahim Tolga Kara, Selenge Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2023

Teğmen Selim Bey – Bir Türk Subayının Sefer Defteri (2023)

Osmanlı ordusunda I. Mızraklı Süvari Alayının bir subayı olan Teğmen Selim Bey, Fransa’da bir hava kuvvetleri subayı olarak eğitime gönderilmesini beklerken kendisini birdenbire savaşın içinde buluyor.

İstanbul’dan Süloğlu’na geliyor (6 Ekim 1912).

Oradan, Bulgarlarla çatışa çatışa, geri çekile çekile Çatalca’ya, oradan da İstanbul’a dönüyor.

Tuttuğu günlükleri Paris’te Fransızca olarak yayımlatıyor (1913).

Teğmen Selim Bey, yalnızca yaşadığı olayları, tanıklıklarını aktarmakla yetinmiyor, aynı zamanda Osmanlı’nın çöküşü ve bugün de hâlâ çağdaş uygarlık düzeyine ulaşamayışımız hakkında da bize ışık tutan önemli saptamalarda bulunuyor:

“Kimi benden su istiyor, kimi ekmek… Emir erimle mataralarımızı ve eyer kuburlarımızı boşaltıyoruz. Hiçbir şeyim kalmadı ve bana hâlâ yalvarıyorlar. Bu bahtsızlara cesaretlerini toplamalarını, hasta arabası bulacakları Hasköy’e kadar sürüklenmelerini söylüyorum. Zavallılar! Bu yiğit insanlardan kim bilir kaçı yalnızca yaralarından değil, açlıktan ve bakımsızlıktan ölmek için orada kaldı…”

“Yol –atlarımızın dizlerinin üstüne kadar çamura battıkları bataklığa bu adı verebilirsek– sahipleri tarafından ağırlıklarını hafifletmek için rasgele atılmış her çeşitten araç gerece bakarak seçilebiliyordu. Ordumuzun yollara ektiği tüm bu malzeme, zavallı milletimizden acımasızca sökülüp alınan milyonlarca vergiyi temsil etmektedir. Yalnızca Alman markalarını görüyoruz ve her an borçlarımızın Berlin’de yutulduğunu düşünüyorum. Kalbimde aşırı bir öfke var ve bu öfkenin kendimde olduğu gibi herkeste olmasını istiyorum… Felaketlerimizin büyük bir bölümünün sorumluluğu bizde, yani Türk ordusunun subaylarındadır. Milletin ekmeğini yedik ve ona bizden beklediği hizmetleri verebilecek kapasitede değiliz. Barış zamanlarında savaşa nasıl hazırlanacağımızı bilmiyorduk, bizi doğrudan ilgilendirmeyen şeylerle meşguldük; Türkiye’yi bir anayasa vererek kurtardığımıza inandık, ama asıl görevimiz olan güçlü ve eğitimli bir ordu yaratmak üzerine her zaman düşünmedik.”

  • Künye: Teğmen Selim Bey – Bir Türk Subayının Sefer Defteri: Mızraklı Süvari Teğmen Selim Bey’in Günlükleri (Ekim–Aralık 1912, Süloğlu’dan Çatalca’ya), çeviren: A. Kadir Paksoy, Doruk Yayınları, anı, 104 sayfa, 2023

Kai Bird ve Martin J. Sherwin – Amerikalı Prometheus (2023)

Nolan’ın Oppenheimer filmine ilham veren eser Türkçede.

‘Amerikalı Prometheus’, bilim uğruna güneşin ateşini insanlara veren adamın hikâyesini anlatıyor.

‘Amerikalı Prometheus’, atom bombasının babası olarak kabul edilen parlak ve karizmatik fizikçi J. Robert Oppenheimer’ın ilk tam kapsamlı biyografisi.

Günümüzde hâlâ önemli bir konu olan, atomik maddelerin uluslararası örgütler tarafından kontrol edilmesine dair bir teklif kaleme alan Oppenheimer, hidrojen bombasına karşı çıktığı gibi Hava Kuvvetleri’nin nükleer savaş planlarını hep eleştirdi.

Atom karşıtı bu tür çıkışları yüzünden, 1950’lerin şimdilerde çoktan unutulmuş çalkantılı döneminde Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı Lewis Strauss, süper bombanın en büyük savunucusu Edward Teller ve FBI Direktörü J. Edgar Hoover’ın hep hedefinde oldu.

ABD’nin nükleer sırları konusunda kendisine güvenilemeyeceği söylendi.

Christopher Nolan tarafından sinemaya uyarlanan Pulitzer ödüllü bu eser Oppenheimer’ın hayatını ve yaşadığı dönemi en ince ayrıntısına kadar irdeliyor.

Amerika’daki ve yurtdışındaki arşivlerden, FBI kayıtlarından, Oppenheimer’ın dostları, ailesi ve meslektaşlarıyla yapılan söyleşilerden hareketle ortaya. çıkarılan bu kitap oldukça yorucu bir araştırmanın ürünü.

Nolan’ın kitapla ilgili yorumu kısa ve net:

“Bilim ve hükümetler arasında karmaşık bir ilişki vardır ve bu ilişki daha önce hiç Oppenheimer’ın hikâyesindeki kadar açık şekilde gözler önüne serilmemiştir.”

  • Künye: Kai Bird ve Martin J. Sherwin – Amerikalı Prometheus: J. Robert Oppenheimer’ın Başarı ve Acı Dolu Öyküsü, çeviren: Uğur Gülsün, İthaki Yayınları, biyografi, 912 sayfa, 2023

Wilhelm Schmid – Hediye Vermek ve Hediye Almak Üzerine (2023)

“Hediye emeği paket yapılmadan çok önce başlar, paket açılınca sona ermez”

Bayramlarda, yılbaşlarında, doğum günlerinde, yıl dönümlerinde sevdiklerine hediye almak âdettendir.

Ama birine hediye vermek için bu vesileleri beklemek gerekmez illa.

Bazen sevdiğine değer verdiğini göstermenin, bazen birinden af dilemenin, bazen de arzu edilen bir şeye ya da konuma ulaşmanın yoludur hediye.

Hediye vermek güzel ama zahmetlidir.

Hayatı güzelleştiren ve zenginleştiren bu sanat bilgi, beceri ve incelik gerektirir.

  • Doğru hediye nasıl seçilir?
  • Maddi ve manevi hediyelerden hangisi daha makbuldür?
  • Hediye almak, kişiye doğrudan karşılık verme yükümlülüğü getirir mi?
  • Hediye beğenilmezse ne olur?
  • Birine sevgi, dostluk, zaman ve dikkat hediye etmek ne anlama gelir?
  • Hediye vermek mi, yoksa hediye almak mı insanı daha mutlu eder?
  • Cömertliğin hediye vermekle ilişkisi nedir?
  • En iyi hediye, en pahalı olan mıdır?
  • Aşk ilişkilerinde hediyenin yeri ve rolü nedir?
  • Arkadaşlık kendi başına bir hediye midir?
  • İnsan kendisine hediye vermeli midir?

Wilhelm Schmid, ‘Hediye Vermek ve Hediye Almak Üzerine’de hediyelerin gündelik hayatımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunu gösteriyor.

Yazar hediye seçiminde özenli ve ölçülü olmanın önemini vurgularken, farklı durumlarda uygun hediyeyi bulmak için değerli tüyolar veriyor.

  • Künye: Wilhelm Schmid – Hediye Vermek ve Hediye Almak Üzerine, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, inceleme, 72 sayfa, 2023

Kemal Arı – Büyük Mübadele (2023)

1919-1922 tarihleri arasında yaşanan Milli Mücadele’nin kazanılmasının ardından Anadolu’daki Rumların bir kısmı Yunan ordusu ile birlikte yaşadıkları toprakları terk etmeye başladı.

Lozan Barış Konferansı toplandığında nüfus değişimi (mübadele) konusu ivedi olarak gündeme geldi ve Türkiye ve Yunanistan, savaş sonrası ortaya çıkan azınlık sorunlarının bir nüfus mübadelesi ile çözülmesini kabul etti.

Komisyonların tartışmalı konularda uzlaşma sağlamasıyla, 30 Ocak 1923 günü Türk ve Rum Nüfus Mübadelesi’ne İlişkin Sözleşme ve Protokol imzalandı.

Mübadele zorunlu olacak ve İstanbul dışında yaşayan Rum Ortodoks Türk uyruklular ile Batı Trakya dışında yaşayan Müslüman Yunan uyrukluları kapsayacaktı.

Kemal Arı bu çalışmasıyla, Türk-Yunan Savaşı’nın hemen sonrasında gerçekleştirilen mübadelenin 100. yılında, ağırlıkla Türkiye’ye zorunlu göç ile göçe ilişkin sorunları doğrudan yaşamış insanlara, toplumsal oluşumlara ve bu oluşumların siyasal düzeyde yansımalarına odaklanıyor.

  • Künye: Kemal Arı – Büyük Mübadele, İş Kültür Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2023

Einar Neumann ve Einar Wigen – Bozkır Geleneği (2023)

Einar Neumann ve Einar Wigen, milattan önce dördüncü binyıldan günümüze değin Avrasya bozkırlarındaki siyasal örgütlenmeyi kapsamlı bir şekilde izah ederek uluslararası ilişkiler çalışmalarındaki Avrupamerkezciliğe karşıt bir yaklaşım sergiliyor.

Sosyal teorinin yanı sıra çeşitli arkeolojik ve tarihî ikincil kaynaklardan yararlanan yazarlar, ‘bozkır geleneği’ olarak adlandırdıkları kavramın tarih öncesini, tarihini ve etkisini tartışıyorlar.

Ayrıca uluslararası ilişkiler perspektifinden kaleme aldıkları bu çalışmada, bozkır geleneğinin erken dönem Avrupa devlet inşasındaki rolünü teferruatlı bir şekilde ele almalarının yanı sıra Türkiye ve Rusya gibi devletlerdeki siyasetin, bozkır geleneğinin giderek daha da baskınlaşan Avrupa geleneği ile melezleşmesi kapsamında nasıl anlaşılacağını açıklıyorlar.

Ozan Çiftci’nin titiz çalışmasıyla dilimize kazandırılan ‘Bozkır Geleneği: Ruslar, Türkler ve Avrupa Devlet İnşası’ adlı eser, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi çalışmalarında oldukça gölgede kalmış bir fenomen olan bozkır siyasal geleneğine ışık tutarak, bu geleneğin günümüz Türkiye ve Rusya’sında politikayı hâlâ etkileyen kalıntılar olarak varlığını sürdürdüğü iddiası bağlamında oldukça başarılı ve son derece ilgi çekici bir anlatı sunuyor.

  • Künye: Einar Neumann ve Einar Wigen – Bozkır Geleneği: Ruslar, Türkler ve Avrupa Devlet İnşası: MÖ 4000’den MS 2018’e, çeviren: Ozan Çiftçi, Selenge Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2023

Sencer Ayata – Arayan Toplum, Ayrışan Siyaset (2023)

AKP iktidarı nasıl kök saldı, toplumu ve ülkeyi nasıl dönüştürdü?

Sencer Ayata, Erdoğanlı yıllarda otoriterleşme sorunlarını enine boyuna tartışıyor.

Her biri Türkiye’yi ve dünyayı yakından ilgilendiren konuları irdeleyen bu kitaptaki söyleşiler sırasıyla pandemi sonrası dünyayı, yoksulluk ve eşitlik sorununu, Z kuşağını, siyasal ittifaklar, kutuplaşma, sosyal demokrasi, yolsuzluk ve yozlaşma, manevi çöküntü, sosyal sınıflar ve bilgi ekonomisi gibi bugün yoğun olarak tartışılan konuları merkezine alıyor.

Kitap sadece Türkiye merkezli değil, aynı zamanda dünyanın yaşadığı muhtelif sorunları tartışmasıyla da dikkat çekiyor.

2020 yılının Mart ayında T24’ün önerisiyle Metin Kaan Kurtuluş, profesör Sencer Ayata’yla bir söyleşi dizisine başlar: Pandeminin, dünyanın ve Türkiye’deki gelişmelerin değerlendirildiği bu söyleşilerde pandemi sonrası dünya, yoksulluk ve eşitlik, gençlik, siyasal ittifaklar, kutuplaşma, sosyal demokrasi, yolsuzluk ve yozlaşma, sosyal sınıflar gibi başlıklar ele alınacaktır.

Üç yıla yayılan bu söyleşilerin kitaba dönüşmesi esnasında 14 ve 28 Mayıs seçimleri Türkiye gündemine düşünce, seçim sonuçlarını tartışan son bir söyleşi kitaba eklenir…

ODTÜ’de uzun yıllar akademik çalışmaları bulunan, iki dönem parlamentoya giren ve CHP yönetiminde görev üstlenen Türkiye’nin önde gelen sosyologlarından Sencer Ayata’nın güncel siyaset ve toplum yapısı üzerine yaptığı değerli gözlem ve değerlendirmeler, Türkiye’nin dününe, bugününe ve yarınına ışık tutacak nitelikte.

  • Künye: Sencer Ayata – Arayan Toplum, Ayrışan Siyaset: Dünden Yarına Türkiye, söyleşi: Metin Kaan Kurtuluş, Doğan Kitap, söyleşi, 280 sayfa, 2023