Brian M. Fagan ve Nadia Durrani – Meraklısına Tarihöncesi Dünya (2023)

‘Meraklısına Tarihöncesi Dünya’, Afrika’daki kökenlerimizden endüstrileşme öncesinin görkemli uygarlıklarına ve yakın geçmişin şehirlerine uzanan insanlığın tarihöncesinin çarpıcı hikâyesini aktarıyor.

İki arkeolog ve deneyimli tarih yazarı, uzak atalarımızın Eski Dünya’ya yayılmasını, Homo sapiens’in ortaya çıkışını, ondan çok sonra Avrupa, Avrasya, Asya ve Amerika’ya kalıcı olarak yerleşmesini anlatıyor.

Avcı toplayıcılardan sonra dünyanın çeşitli bölgelerinde çiftçilik ve hayvan evcilleştirmenin kökenlerine odaklanıyor, bu yeni ekonomilerin insan varoluşunu nasıl da çarpıcı bir biçimde değiştirdiğini gözler önüne seriyor.

Kudretli hükümdarları ve ideolojilerini, uygarlıkların yükselişiyle düşüşünü ve pek çoğunun maruz kaldığı uzun kuraklığın yıkıcı etkilerini anlatarak tarihöncesi dünyanın neden modern dünya için önemli olduğuna cevap arıyor.

Tarihöncesi geçmişimizin insanlığın kökenlerinden günümüze dek uzanan bir değerlendirmesini küresel bir bakışla, sade olmakla beraber keyifli bir üslupla sunan kitap, insanlığın erken tarihinin hikâyesi ve onun modern dünyayla bağlantısını merak edenler için harikulade bir kılavuz.

  • Künye: Brian M. Fagan ve Nadia Durrani – Meraklısına Tarihöncesi Dünya: İnsanlığın Erken Tarihinin Hikâyesi, çeviren: Ilgın Yıldız, Nova Kitap, bilim, 264 sayfa, 2023

Oğuz İnel – Pharmakon (2023)

‘Pharmakon’ felsefenin merkezinde yer almış kimi kavramları yeniden yorumlayan ilgi çekici bir eser.

Oğuz İnel kaygının doğası, ölüm korkusu, arzunun paradoksu ve aşk kavramlarını mitoloji ve bilimden de ilham alarak irdeliyor.

Yazar, söz konusu kavramları iki bölümde inceliyor.

Birinci bölümde aşk, arzu, ölüm ve kaygı, ikinci bölümde ise zaman, Tanrı ve özgürlük kavramları üzerinde durulmuş.

Birinci bölümdeki kavramlar “varoluşsal”, ikinci bölümdekiler ise “metafizik” kavramlar.

  • Künye: Oğuz İnel – Pharmakon, Doruk Yayınları, felsefe, 128 sayfa, 2023

Adam Phillips – Değişmeyi İstemek Üzerine (2023)

Psikanalitik teorinin önemli isimlerinden Adam Phillips’in ‘Değişmeyi İstemek Üzerine’ adlı kitabı, hayatlarımızı değiştirmeye yönelik evrensel dürtüyü odağına alıyor.

Değişimle ilgili eğilimlerimizi, değişmeyi isterken gerçekte ne yönde değiştiğimizi, ne ölçüde istediğimiz yönde değişebileceğimizi keşfe çıkan iyi bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Daima değişiyoruz ve değişme şeklimizi seçmek, hatta tasarlamak istiyoruz. Değişim, siyaset veya terapi yoluyla, din veya spor yoluyla, üretkenlik veya büyüme yoluyla, ilişkiler veya ilişkilerden uzak durma yoluyla, sanat veya bilim yoluyla aranabilir. Değişimin bir arzu nesnesi olduğu aşikârdır, gerçi asıl istenen değişim, tercih edilen yönde gerçekleşecek bir değişimdir. Hayatlarımızın sürekli ileriye doğru giden bir hikâye olmasını istiyoruz. Ancak değişim, belirsiz bir arzu nesnesi olarak büyüleyici olduğu kadar dehşet verici de olabilir.

Kendimiz için isteyebileceğimiz değişim türlerini nasıl keşfedeceğiz? Ve eğer mümkünse, bu mevcut değişim biçimlerini diğer insanların bizi ikna etmeye hevesli olduğu değişimlerden nasıl ayırabiliriz?”

  • Künye: Adam Phillips – Değişmeyi İstemek Üzerine, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2023

Yağmur Birdal – Erkek Adalet Kıskacında Kadınlar (2023)

Neredeyse düne kadar normal görülen kadına şiddetin feministlerce deşifre edilerek suç niteliği kazanması ve bu şiddete yönelik kamusal müdahaleye ilişkin ihtiyaç çağrısı, bugün toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamadığı koşullarda halen karşılığını tam olarak bulamadı.

Toplum tarafından güvenli addedilen evleri içinde sistematik şiddete ve eziyete maruz kalan kadınlar, tarih boyunca hemcinslerinin yaptığı gibi, bu şiddete dur diyebilmek için bazen kocalarını, partnerlerini, aile fertlerini öldürmekten başka çıkar yol bulamıyor.

Yenin içinde kalması gereken bu “görünmez” eziyete ömür boyu katlanmaları, sabretmeleri toplum tarafından meşru kabul edilirken, işkencecisini öldüren bu kadınlar, hem o noktaya gelene kadar resmi yardım ve müdahale çağrılarının yanıtsız ve etkisiz kalmasıyla, hem de olay akabinde kendilerini bu noktaya getiren özgül koşulların ve yaşadıkları sürecin yarattığı travmatik tahribatın gözardı edilmesiyle geleneksel hukuka içkin cinsiyetçi ayrımcılığa maruz bırakılarak hukuk içinde bir kez daha örseleniyor.

Feminist adli ve klinik psikolog Lenore Walker’ın ortaya attığı “örselenmiş kadın sendromu” kavramı bu kadınların eylemlerini olması gerektiği gibi bütüncül bir bakış açısıyla görme ve değerlendirme imkânı yaratıyor.

Eril hukukun, bu çağrıya kulak verdiğinde, sosyo-kültürel ve psikolojik de dahil olmak üzere kadınları çevreleyen koşulları gözeten, cinsiyete duyarlı mekanizmalarla “erkek değil, gerçek adalet”i sağlama ihtimalinin kapısını aralıyor.

Yağmur Birdal, “örselenmiş kadın sendromu” ve kadın suçluluğu kavramının dünya kriminoloji literatürüne girişini ve tuttuğu yeri farklı ve karşıt yaklaşımlarla birlikte ele alırken, Türkiye’de kocasını öldüren kadınların yargılanmasındaki adil olmayan süreç ve unsurları da örnekleriyle gözler önüne seriyor.

Basına da yansıyan bu tür davaların vekilliğini üstlenen avukatlarla yürüttüğü araştırma sonucunda, sistemin neden ve nasıl işlemediğini, resmi makamların cinsiyetçi reflekslerini, daha farklı bir yargılama süreci için meşru müdafaa, mazeret nedeni, haksız tahrik gibi kavramların nasıl ele alınması gerektiğini de açıklıkla ortaya koyuyor.

Hukukçular kadar her yaştan kadının da okuması gereken ufuk açıcı bir çalışma…

  • Künye: Yağmur Birdal – Erkek Adalet Kıskacında Kadınlar: Örselenmiş Kadın Sendromu ve Feminist Kriminoloji, Sel Yayıncılık, hukuk, 212 sayfa, 2023

Fatih Yeşil ve Yüksel Çelik – Osmanlı Modernleşmesinde Tereddüt ve Teceddüt Yılları (2023)

Bu çalışma Devlet-i Aliyye’nin gölgesinin uzadığı, eski kudretinden hızla uzaklaştığı ve zevâle yaklaştığı yılların hikayesidir.

Çalışmanın temel hedefi, malumu ilamdan ziyade Devlet-i Aliyye’nin 1768-1908 yılları arasındaki modernleşme çabalarını diğer bir ifadeyle teceddüt (reform, ıslahat, yenilik) azminin giderek güçlendiği fakat tereddütlerini de tam anlamıyla gideremediği devrin siyasi tarihini çok yönlü olarak değerlendiriyor.

On sekizinci yüzyılda yaşanan Aydınlanma, Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilâli, mikro ölçekte idari zihniyetin, rejim biçimlerinin, sosyal yapının, kentleşmenin, fert-devlet ve üretim-tüketim ilişkilerinin; makro ölçekte ise devletlerarası münasebetlerin çerçevesinin yeniden belirlenmesini zorunlu kıldı.

On dokuzuncu yüzyılın siyasi-sosyal mecrasını belirleyen bu süreç, küresel ölçekteki radikal değişimleri tercihten ziyade zarurete dönüştürdü.

On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı tarihini ‘az gelişmişlik’ parantezine alarak ve küresel çaptaki değişim ve dönüşümü göz ardı ederek bu süreci Osmanlıların zafiyeti perspektifinden değerlendirmek, Batı-merkezci modernleşme paradigmasının aşırı parlatıldığı döneme mahsus, sorunlu bir yaklaşım.

Osmanlı dünyasındaki sınaî, kültürel, sanatsal ve sosyal gelişmeleri dışarıda bırakan, salt siyasi olayların ve özellikle de savaşların sonuçları esas alınarak yapılan periodizasyonun da gerçekçi olmadığı ve birçok soruyu cevaplamakta yetersiz kaldığı açık.

On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı tarihi, her alanda kabuk değiştiren, Kānûn-ı kadîm ile sembolize edilen idari zihniyetini, geleneksel kurumlarını ve sosyal yapısını zamanın ruhu doğrultusunda dönüştüren büyük bir imparatorluğun ‘en uzun yüzyılı’nın sancılı hikayesidir.

‘Osmanlı Modernleşmesinde Tereddüt ve Teceddüt Yılları (1768-1908)’, çoklu modernleşme süreçlerinin mevcudiyeti, her devlet ve toplumun farklı iç dinamiklerinin bulunduğu ve değişim-dönüşümün evrensel bir olgu olduğu gerçeğinden hareketle, Devlet-i Aliyye’nin yaklaşık 150 yıllık ayakta kalma mücadelesini ve modernleşme çabalarını diğer bir ifadeyle ‘tereddüt ve teceddüt yıllarını’ ele alıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“İnsanlık tarihini salt Batı medeniyetini merkeze alarak değerlendiren ve oluşturduğu akademik tekellerle modernleşme sürecini temellük eden, bu sürece entegrasyonda geciken devlet ve toplumları ötekileştirip az gelişmiş yapılar ya da bağımlı değişkenler kategorisinde yargılayan anlayış, artık geçerliliğini yitirmiştir. Bu bağlamda Batı eksenli ve Avro-Amerikan merkezci tekçi-tekelci modernleşme paradigması doğrultusunda Osmanlı devlet aklını, bürokratik birikimini, iç dinamiklerini, değişimin-dönüşümün tabii bir ihtiyaç olduğunu ve özellikle dış dünyaya entegre olma konusundaki çabalarını göz ardı ederek kaleme alınmış siyasi-sosyal tarih anlatılarının artık pek de anlamlı olmadığı üzerinde geniş bir mutabakat mevcuttur.”

  • Künye: Fatih Yeşil ve Yüksel Çelik – Osmanlı Modernleşmesinde Tereddüt ve Teceddüt Yılları (1768-1908), Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 424 sayfa, 2023

David Farrier – Ayak İzleri (2023)

“On bin yıl ya da on milyon yıl sonra dünya nasıl bir yer olacak? Bizim hakkımızda ne tür hikâyeler anlatılacak?”

‘Ayak İzleri: Geleceğin Fosillerinin Peşinde’de ödüllü yazar David Farrier, çok uzak bir geleceğe ne tür izler bırakacağımızı araştırıyor.

Modern uygarlık olarak, okyanusları kirleten plastik maddeler, toprağın altına gömülen nükleer atıklar ya da gezegeni boydan boya kat eden milyonlarca kilometrelik yollar gibi zamanın etkisine direnebilecek pek çok şey yarattık.

Ürettiğimiz karbon belki de atmosferde 100.000 yıl boyunca kalacak ve şehirlerimizin kalıntıları da bundan milyonlarca yıl sonra bile bir kaya katmanı olarak varlığını sürdürmeye devam edecek.

Geleceğin fosilleri, yirmi birinci yüzyılda nasıl yaşadığımıza dair birçok gerçeği açığa çıkarabilir.

Edebiyat, sanat ve bilimin iç içe geçtiği ‘Ayak İzleri’, bizi uzak gelecekteki torunlarımızın mit ve hikâyelerinde nasıl hatırlanacağımızı düşünmeye davet ediyor.

Baltık Denizi’nden Büyük Set Resifi’ne, Tazmanya’daki bir buz çekirdeği laboratuvarından devasa Şanghay şehrine dek uzanan seyahatlerinden sonra Farrier, hızla değişen ve değişirken de insan kavrayışının ötesinde sonuçlar doğuran bir dünyayı anlatıyor.

Uyarıda bulunurken her şeye rağmen umudu da elden bırakmayan ‘Ayak İzleri’, sadece gelecek hakkındaki düşüncelerinizi değil, günümüz dünyasına bakışınızı da değiştirecek türden bir çalışma.

  • Künye: David Farrier – Ayak İzleri: Geleceğin Fosillerinin Peşinde, çeviren: Özlem Özarpacı, Minotor Kitap, bilim, 304 sayfa, 2023

Özgü Çilli – Osmanlı’da Eğlence (2023)

‘Osmanlı’da Eğlence’, tüm dinî, etnik, sosyal statü çeşitliliği içinde İstanbul toplumunun kültürel beslenme kanallarını, eğlence dünyasını bize canlı biçimde sunuyor.

Özgü Çilli, bu değerli araştırmasında, dinî mensubiyetin şekillendirdiği farklı yaşam gelenekleri ile eğlenceler arasındaki ilişkileri, kadınların bu etkinlikler üzerinden sosyal hayata dahil olma imkân ve çabalarını, modernleşme hareketinin eğlence hayatında yarattığı değişimleri, yönetimin ve aydınların bu yeni süreçteki rol ve tutumlarını aktarıyor.

Osmanlı döneminde İstanbul’un eğlence hayatını ele alırken, çalışmasının merkezine sosyal ve kültürel etkinlikler içindeki insanı yerleştiriyor.

Bir anlamda Karagöz’den ziyade, Karagöz üzerinden Karagöz’e giden seyirciyi anlatıyor.

Tüm dinî, etnik, sosyal statü çeşitliliği içinde İstanbul toplumunun kültürel pratiklerinin neler olduğu, bu pratiklerin toplumda ürettiği gerilim ve tepkiler, yönetimin bunlara yönelik tavrı ve müdahalelerinin ne yönde olduğunu ortaya koyan kitap, aynı zamanda Cumhuriyet’in nasıl bir sosyal-kültürel ortam üzerinde kurulduğunu ortaya koymasıyla da ayrıca önemli.

Kitaptan bir alıntı:

“İnsanların sadece kendi hemcinsleriyle sosyalleşebildiği Osmanlı toplumunda eğlence dönemlerinde bahşedilen geçici özgürlüğü içselleştirememiş bireylerin davranışlarının bir uçtan diğer uca savrulabildiği görülür. Yüzyıllar boyunca geleneksel gösterilerde, bastırılmış her türlü duygunun serbestçe dışavurumuna alışan ve bu gösterileri seyirci olarak izlemeleri konusunda herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmayan bireyler, 19. yüzyılın modernleşmiş dünyasına özgü yeni kültürel ortamlarda da önceleri eski alışkanlıklarını muhafaza etmeye çalışmıştır. Ancak bu yeni hayatın adab-ı muaşeret kuralları yavaş yavaş kendilerini dayatmış, eğlence esnasında her şeyin mubah görülmesi olgusu, yerini belli bir görgüye bırakmıştır.”

  • Künye: Özgü Çilli – Osmanlı’da Eğlence: İstanbul’un Sosyal ve Kültürel Hayatından Manzaralar, İletişim Yayınları, tarih, 199 sayfa, 2023

Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Yılı (2023)

29 Ekim 1923’te ilan edilen ve yüzüncü yaşını kutladığımız Cumhuriyet’in en yoğun yılı kuşkusuz ilk yılıdır.

Yıllarca süren savaşlardan, salgın hastalıklardan, geçim sıkıntısından yorgun düşmüş bir halk…

Siyasi tartışmalar, ekonomik sorunlar, nüfus mübadelesi, idari yapıdan eğitime, yargı sisteminden belediyelere kadar her alanda yapılan yenilikler, Anayasa’nın kabulü, halifeliğin kaldırılması, laiklik yönünde yapılan köklü değişimler ve ülkenin yeniden inşa edilmesi…

Tüm bunlar olurken bir yandan da günlük yaşam yeni kitapların yayımlanması, sinemalarda gösterilen filmler, tiyatro oyunları, konserler ve spor karşılaşmalarıyla devam eder.

Bütün zorluklara karşın umut hep vardır, bayramlar da kutlanır, Hıdırellez’de mesire alanlarına da gidilir, balo salonlarında dans da edilir.

Cumhuriyet’in ilk yılında, muhalif seslerin yanı sıra, Meclis’te mebusların, Gazi Paşa’yı karşılayan halkın, grevlerde işçilerin, genel afla salınan mahkûmların, valiliğe şikâyete giden kadın ve çocukların, kısaca her kesimden halkın ortak sloganı şudur: “Yaşasın Cumhuriyet!”

Bu görkemli dönemin belli başlı siyasi ve ekonomik gelişmelerinin yanı sıra tüm bu ayrıntıları okura yansıtmayı amaçlayan ‘Cumhuriyet’in İlk Yılı’ kitabı, o yıllarda çıkan gazete ve dergilerin titiz bir taraması yapılarak Banu İşlet, Binnur Mörel Büyükertan ve Eser Demirkan tarafından hazırlandı.

Cumhuriyet’in kurulduğu yıl yaşanan olayların kronolojik bir sırayla sunulduğu kitap, Cumhuriyet’in ilk yıllarını o dönem yaşanan önemli siyasi ve toplumsal anlarla anlatıyor.

29 Ekim 1923 – 29 Ekim 1924 arasındaki o günlerde Türkiye’de neler oluyor, toplum nasıl yaşıyor, neler konuşuyor, neler seyrediyor, nasıl eğleniyordu?

Tüm bu soruların cevapları’Cumhuriyet’in İlk Yılı’nda.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Yılı (29 Ekim 1923 – 29 Ekim 1924), hazırlayan: Banu İşlet, Binnur Mörel Büyükertan ve Eser Demirkan, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2023

Michelle Nijhuis – Türleri Kurtarmak (2023)

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, insanlık en nihayetinde yıkıcı bir gerçeğin farkına vardı: Hızla sanayileşen ve küreselleşen toplumlar, pek çok hayvan türünü yok olmaya sürüklüyordu.

Başarılı bilim gazetecisi Michelle Nijhuis, modern doğa koruma hareketinin tarihini, bu harekette rolü olan Aldo Leopold ve Rachel Carson gibi önemli aktivistlerin ve biliminsanlarının hayatlarına ve fikirlerine dokunarak gözler önüne seriyor.

Amerikan bizonu gibi meşhur türleri kurtarmak için verilen erken dönemli savaşlardan, bugün türlerin yaşam hakkını savunmak için daha büyük ölçekte sergilenen küresel çabaya kadar her şeyi anlatırken doğa koruma hareketinin ırkçılık ve sömürgecilikle gölgelenen karanlık yanlarını da ortaya çıkarıyor.

Türler yok olmaya devam ederken ve iklim değişikliğinin etkileri katlanarak artarken, ‘Türleri Kurtarmak’, doğa koruma hareketinin nasıl tüm türleri koruyacak bir girişime dönüştürülebileceğini gösteriyor; buna kendi türümüz de dahil.

Kitapta, çevre hareketinin tarihi tüm çalkantıları, tutkuları ve sorunlarıyla ele alınıyor.

  • Künye: Michelle Nijhuis – Türleri Kurtarmak: Soyların Tükendiği Bir Çağda Yaşam Savaşı, çeviren: Emre Can Petek, Nova Kitap, bilim, 392 sayfa, 2023

Gaston Bachelard – Yeni Bilimsel Tin (2023)

‘Yeni Bilimsel Ruh’, Gaston Bachelard’ın epistemoloji ve bilim tarihi üzerine yazdığı bir kitap.

Relativistik fizik, kuantum fiziği, Öklid dışı geometri ile ilgileniyor ve Descartes’ın felsefesini eleştiriyor.

Bachelard, fizikçi Werner Heisenberg’in belirsizlik ilkesinden yola çıkarak determinizm ve indeterminizm problemini analiz ediyor, ayrıca bilimde devrim kavramını kuramlaştırıyor.

‘Yeni Bilimsel Tin’, Gaston Bachelard’ın Bachelard olmaya başladığı, kendi kıvamını bulduğu kitaptır.

Nasıl Kepler ve özellikle Galileo’nun geliştirdiği yeni epistemoloji, filozofunu Descartes’ta bulmuşsa, geometride Lobaçevski ve fizikte Einstein’la başlayan değişmenin epistemolojisini de Bachelard, bu kitabından itibaren teorileştirmiş, söz konusu gelişmelerden bilim felsefesi açısından önemli sonuçlar çıkarmıştır.

Vardığı nokta ise modern bilimin artık Descartesçı epistemolojiyi geride bıraktığı, aştığı saptamasıdır.

İşte bu noktadan sonra, Bachelard’ın velut epistemolojik üretimi geleneksel felsefenin rasyonalizm ve ampirizm, gerçekçilik ve uzlaşımcılık gibi ikiliklerini bir sentez içinde aşmaya yönelir.

‘Yeni Bilimsel Tin’, Bachelard’ın kendine özgü rasyonalizminin, tarihsel kopuş teorisi ve epistemolojik pedagojisinin nüve halinde ortaya çıktığı yapıtıdır.

Filozofu anlamak için ilk önce ve en dikkatle okunması gereken eserinin bu olduğu söylenebilir.

  • Künye: Gaston Bachelard – Yeni Bilimsel Tin, çeviren: Alp Tümertekin, Minotor Kitap, felsefe, 152 sayfa, 2023