Rebecca Bryant, Daniel M. Knight – Geleceğin Antropolojisi (2024)

İnsanı insan yapan niteliklerin başında kuşatıcı ve keskin bir zaman bilincinin geldiği fikri öteden beri felsefede, dinlerde ve mitolojilerde önemli bir yer tutuyor.

Hatta insanı geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bir köprü, bir düğüm noktası olarak görmek, sayısız kültürde insanın kendine ve dünyaya bakışının önemli bir parçasını oluşturageldi.

Böyle olmasına rağmen sosyal bilimlerin ve özellikle de insanı konu edindiğini iddia edegelmiş antropolojinin geçmişe ve şimdiye odaklanarak geleceği büyük ölçüde ihmâl ettiği, hatta bu ihmalin antropolojinin geleceğini de kuşkulu hâle getirdiği yönünde eleştiriler bir süredir daha yüksek sesle dillendiriliyor.

Bu kitap, insanı ve kültürleri anlamada geleceğin ve gelecek bilincinin oynadığı role odaklanıyor.

Aristoteles ve Augustinus’tan Husserl, Heidegger, Ricoeur, ve Schatzki’ye kadar uzanan bir düşünce geleneğinin ışığında, geleceğin bizim için hazırladıklarını ve bizim geleceğe hazırlanma tarzlarımızı ortaya koyarak, geleceği antropolojiye dâhil etmenin ve antropolojiyi geleceğe taşımanın koşullarını belirlemeyi amaçlıyor.

İnsanı gündelik pratikleri içinde gelecekle, henüz olmamış olanla, “olandan başka”yla kurduğu ilişki üzerinden ele almanın, “yeni” ve geleceğe miras bırakılabilecek bir sosyal antropoloji geliştirmenin olanağını araştırıyor.

  • Künye: Rebecca Bryant, Daniel M. Knight – Geleceğin Antropolojisi: Felsefi Bir Soruşturma, çeviren: Asena Pala, Fol Kitap, antropoloji, 264 sayfa, 2024

Melanie Klein – Nesne İlişkileri (2024)

Metis Yayınları’nın daha önce yayımladığı ‘Haset ve Şükran’ı da kapsayan bu kitap, Melanie Klein’ın 1946’dan 1960’taki ölümüne dek yazdığı metinleri bir araya getiriyor.

Nesne ilişkileri kuramının köşe taşlarını oluşturan yazılar birlikte okunduğunda Klein’ın düşüncesini bütün boyutlarıyla tanıma imkânı sunuyor.

Kitapta psikanalizin kuramsal ve klinik alanlarına dair katkıların yanı sıra, psikanalitik edebiyat incelemesi sayılabilecek, biri Oresteia diğeri Julien Green’in bir romanı üstüne iki yazı ve ruh sağlığı konularının herkesin anlayabileceği bir dille anlatıldığı yazılar yer alıyor.

  • Künye: Melanie Klein – Nesne İlişkileri: Haset ve Şükran ve Diğer Yazılar (1946-1963), çeviren: Menekşe Arık, Metis Yayınları, psikanaliz, 440 sayfa, 2024

Kolektif – O da Kızını Öptü ve Gitti (2024)

Eşi Savcı Doğan Öz’ü bir suikast ile kaybeden öğretmen, avukat ve hâkim Sezen Öz’ün insanı nefessiz bırakan adalet mücadelesinin peşine düşüyoruz bu kitapta.

Sakin bir ruha sahip olan ve çağrılmadığı yere gitmeyen bir kadının ülkenin tüm meydanlarına ulaşacak bir adalet çığlığı yaratması alıştığımız düşünme biçimleriyle algılanamayabilir belki.

Davaları büyük çağrılar, yüksek bir ses tonu ve öfkeli bir erkek performansına yakıştırmakta acele ederiz genellikle.

Oysa Sezen Öz, bütün o büyük davalara, adil bir dünya özlemine, hak mücadelesine, demokratik ve sosyal bir cumhuriyete hep munis bir öfke, barışçı bir mücadele duygusu, sükûnet içinde bir ataklık, gürültüsüz bir kararlılık ve ısrar kazandırmış bir öncüdür.

Bir kaybın yasını tutmaktan, bir cinayetin peşine düşmeye, bir yargıya, bir düzene; bir toplum ve ülkeye uzanan davasının, onun hayatında, yorgun bir kayıtsızlıkla tamamlanmaması bu ülkede umudun kendine anlaşılması zor mucizeler yarattığını da göstermektedir bir yandan.

Kendini açmaktaki, derdini söylemekteki ısrarı içinde bir türlü dinmeyen bir yangının huzursuzluğunu teskin etmek değil aslında.

İçinde adalete dair hesabı görülmemiş bir davanın ancak bütün bir toplumla paylaşıldığında azalacağını da biliyor elbette.

Bir cinayetle beraber yola çıkan adalet arayışı artık hukuk ve yargı ile de hesaplaşmaya dönüşmüş, davasının içinde her türlü şiddeti barındırmaya alışmış bir ülkeyle; bugünün bütün siyasetçi, iş insanı görünümlü dünyası ile hesaplaşmaya kadar uzandığını görecek kadar farkında her şeyin.

Nitekim onun davası çoktan bir cinayeti aşmış ve bugünün güçlerine uzanmış durumdadır.

Kitabın ilk bölümü Sezen Öz’le yapılan bir mülakata dayanıyor, ikinci bölüm, Orhan Gazi Ertekin’in yazıları ile Orhan Tüleylioğlu’nun bir yazısının yer aldığı değerlendirmelerden oluşuyor.

Kitaba tanıklıklarıyla katkıda bulunan isimler ise şöyle: Türkan Elçi, Fethiye Çetin, Eren Aysan, Bengi Heval Öz.

  • Künye: Kolektif – O da Kızını Öptü ve Gitti: Türkiye’nin Cinayet Endüstrisi, hazırlayan: Orhan Gazi Ertekin, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2024

Lisa Genova – Hatırla! (2024)

Lisa Genova’dan nasıl hatırladığımıza, neden unuttuğumuza ve anılarımızı muhafaza etmek için neler yapabileceğimize yönelik büyüleyici bir inceleme.

  • Hiç geçen hafta izlediğiniz filmdeki aktörün ismini hatırlayamayınca panik oldunuz mu?
  • Peki ya odaya ne yapmak için girdiğinizi hatırlayamadığınızda?

Eğer kırklı yaşlarınızdaysanız, muhtemelen bu ufak şeyler sizi güldürmek yerine tedirgin ediyor.

Tüm bunların Alzheimer’ın ya da demansın habercisi olduğunu düşünseniz de, bu örneklerdeki unutma eylemi tamamen normal.

Çünkü hafıza ne kadar harika olsa da mükemmel olmaktan uzaktır ve unutmak, insan olmanın en tabii parçasıdır.

Nörolog ve edebiyatçı Lisa Genova, ‘Hatırla! Hafıza Bilimi ve Unutma Sanatı’nda anılarımızı nasıl ürettiğimizi ve onları nasıl hatırlamaya devam edebileceğimizi inceliyor.

Bu kitapta, hangi hatıraların geçici olarak oluşurken hangilerinin sonsuza kadar silineceğini; neden bazı anıların saniyeler içinde unutulurken (mesela şifreler) bazılarının sonsuza kadar unutulmamak üzere kodlandığını (mesela düğününüz); anıların duygu, uyku, stres durumları ve çeşitli bağlamlara göre nasıl değişebildiğini göreceksiniz.

Hafızanız için öğrenilmiş beklentiler oluşturduğunuzda, onunla çok daha iyi bir ilişki kurarsınız.

Bu, unutmaktan korktuğunuz bir hayatı tamamen değiştirebilir.

  • Künye: Lisa Genova – Hatırla!: Hafıza Bilimi ve Unutma Sanatı, çeviren: Tuna Sena Kara, Nova Kitap, bilim, 200 sayfa, 2024

Mehtap Serim – Bir Modernlik Zemini (2024)

Klasik mimarlık ve sanat tarihyazımında “barok” çokluk ya estetik bir kategori ya da bir dönem adı olarak anılır.

Başlangıçta, alışıldık olanın dışındaki her şeyi işaret ederken, sonradan eksik, sapkın gibi olumsuz bir anlam kazandı.

On dokuzuncu yüzyılda, dönemselleştirici tarih anlatısında kabaca 1600-1750 yılları arasında Avrupa’da baş gösteren sanatsal üretimi adlandırmak için kullanılırken, giderek dönemin, kültür sınıfına sokulabilecek tüm pratiklerinin ardında yatan motivasyonu açıklar bir kavrama dönüşür.

Barok, pratik içinden varolur.

Faili, nasıl yapılması gerektiği sorusuna soyut kategoriler değil, halihazırda yaptıkları üzerinden yanıt bulur.

Kuramsal kıstaslardan azadedir.

Nerede duracağını hiç bilmez.

O yüzden aşırılık içinde bir araya gelmiş yığın görüntüsü verir üretimi.

Karmaşayı çözmeyi sağlayacak, güven telkin eder bir kılavuz da yoktur.

Bu haliyle barok, farklı okumalara elverişli, tahrip gücü yüksek bir metafordur.

Mehtap Serim ‘Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık’ta, yerleşik tarihyazımına eleştirel mesafeyle, gelişim seyrini izlediği baroğu Batı’nın ve hatta dünyanın ilk modernitesi olarak nitelendiriyor.

Bilginin, insan ve nesnenin değişime uğramadan tanımlı güzergâhlar arasından akmasını sağlayacak kanalların henüz inşa edilmediği erken modern dünyada disiplinsiz bir anlamanın köklerini bulurken bizleri uçsuz bucaksız bir imgeler koleksiyonu içinde gezintiye çıkarıyor.

  • Künye: Mehtap Serim – Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık, Sel Yayıncılık, mimari, 264 sayfa, 2024

Arend Lijphart – Demokrasi Modelleri (2024)

Arend Lijphart karşılaştırmalı siyaset, anayasa hukuku ve seçim sistemleri konusunda bir başvuru eseri olan ‘Demokrasi Modelleri’nde, dünya çapındaki demokratik kurumların geniş ve derin bir analizini sunuyor.

1945’ten 2010’a uzanan dönemdeki otuz altı demokrasiyi titizlikle inceleyen Lijphart, hangi tür demokrasinin nasıl işlediğine dair önemli sonuçları ortaya koyuyor.

  • Künye: Arend Lijphart – Demokrasi Modelleri: Otuz Altı Ülkede Yönetim Biçimleri ve Performansları, çeviren: Güneş Ayas, Utku Umut Bulsun, Minotor Kitap, siyaset, 408 sayfa, 2024

Hamid Naficy – Aksanlı Sinema (2024)

Hamid Naficy bu kitapta, uzun yıllar süren bir çalışmayla ve sayısız çok dilli, çok uluslu metin ve filmden süzerek, sinema alanında boşluğu hissedilen bir metin ortaya koyuyor.

Sürgündeki Üçüncü Dünya Sinemacılarının bir o kadar da Avrupalı, Amerikalı, Rus, Kanadalı sinemacının 60’lardan bu yana “Batı”da gerçekleştirdikleri filmleri çözümlerken, bu filmlere onların varoluş öykülerine de yaklaşımlarının bir parçası olarak işaret ediyor Naficy.

Onun “Aksanlı Sinema” olarak tanımladığı bu tür, “Egemen Sinema”ya karşı bir duruş.

Yerinden yurdundan edilmişlerin kimlik yolculuklarının ve kimlik mücadelelerinin alegorik ve eleştirel öyküsü.

Bu anlamda ‘Aksanlı Sinema’ sürgüne ait ve diyasporal filmlerin özgün estetik ve politik üslupları kadar yeni kavramlarla da sinemanın teorik ufkunu genişletiyor.

  • Künye: Hamid Naficy – Aksanlı Sinema: Sürgüne Ait ve Diyasporal Film Yapımı, çeviren: Onur Orhangazi, Ayrıntı Yayınları, sinema, 550 sayfa, 2024

Stefan Rebenich – Antik Çağ (2024)

  • Antik Çağ nedir?
  • Atina demokrasisi nasıl işledi?
  • Romalılar hangi tıbbi bilgilere sahiplerdi?
  • Roma İmparatorluğu neden çöktü?
  • Yunan trajedi ve komedyalarının siyasi bir işlevi var mıydı?
  • Köleler ve azat edilmişlerin yaşamları nasıldı?
  • Bir çocuğun doğumunda hangi kutlamalar yapılırdı?
  • Hıristiyanlığın yükselişini kolaylaştıran faktörler nelerdir?

Stefan Rebenich en önemli 101 soruya bazen şaşırtıcı yanıtlar verirken her bir sorunun yanıtı bir sonraki soruyu merak etmenizi sağlıyor.

Antik Çağ’a dair bilmek istediğiniz pek çok şeyi burada bulacaksınız.

  • Künye: Stefan Rebenich – 101 Soruda Antik Çağ, çeviren: Burcu Öztürk, Say Yayınları, tarih, 184 sayfa, 2024

Karen Horney – Çağımızın Tedirgin İnsanı (2024)

Karen Horney; Adler, Fromm ve Sullivan gibi sosyal psikolojik kişilik teorisi geliştirmiş ve bu teoriyi yaygınlaştırmış önde gelen psikiyatristlerdendir.

Berlin Psikanaliz Enstitüsü’nde Karl Abraham ve Hanns Sachs tarafından analiz edildikten ve yetiştirildikten sonra Franz Alexander’ın davetiyle ABD’ye gitti; önce Chicago Psikanalist Enstitüsü’nde, daha sonra çeşitli kuruluşlarda üst düzey yönetici olarak çalıştı.

Bilim çevrelerinde takdirle karşılanmış ve eserler üretmiş bir bilim kadınıdır.

Geniş bir kitlenin anlayabileceği bir dille yazılmış ‘Çağımızın Tedirgin İnsanı’, bugünün kültüründe nevrozluğun oluşma şekillerini inceleme konusu yapan öncü kitaplardan biri oldu.

Karen Horney’e göre Freud’da bireyin karşılaştığı sorunların biyolojik bir yönelişle ele alınmasına karşılık sosyolojik yöneliş eksik kalmıştır.

Freud sosyal olayları daha çok psikolojik etkenlerle ve psikolojik etkenleri de daha çok biyolojik etkenlerle açıklamaya çalıştı.

Horney’e göre “nevrozlar, insanlığın kültürel gelişme için ödemek zorunda kaldığı bir bedeldir”, karakter gelişiminde meydana gelen değişikliklerin sebebi de budur.

Horney, elinizdeki kitapta şöyle bir uyarıda bulunuyor: “Kültürel olarak belirlenmiş güçlükleri şiddetli bir şekilde hisseden kimseler –özellikle çocukluk yaşantılarında bu gibi güçlüklerin etkisini şiddetle duymuş olanlar–, bunun sonucu olarak da bu güçlüklerin içinden çıkamayanlar ya da kişiliklerinden çok şey yitirerek çıkabilenler büyük bir olasılıkla nevrotiktirler. Onları kültürümüzün üvey çocukları olarak niteleyebiliriz.”

  • Künye: Karen Horney – Çağımızın Tedirgin İnsanı, çeviren: Ayda Yörükân, Doğu Batı Yayınları, psikoloji, 282 sayfa, 2024

Kolektif – Akışkan Modern Dünyada Yönetim (2024)

Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” olarak tanımladığı içinde yaşadığımız çağ, her alanda muazzam belirsizliklerle karakterize olur.

Bunun en önemli neticelerinden biri, bireylerin referans alabilecekleri yerleşik toplumsal yapı, kurum ve örgütlerden mahrum kalmasıdır.

Böylesi bir belirsizlik hali, yönetim kuramından ve onun denetim ve öngörülebilirlik gibi vaatlerinden önemli ölçüde ayrışır.

Dahası akışkan modernlik çağında “yönetim”, ait olduğu profesyonel alanın sınırlarını çoktan aşıp özel hayatın neredeyse tüm alanlarını kuşatır hale gelmiştir.

Akışkan modernliğin öngörülemezliği ile yönetimin vaat ettiği denetim arasındaki karşıtlık, ister istemez bazı soruları akla getirir:

  • Yönetsel pratik, akışkan modernliğin olumsuz etkilerinin önüne geçebilir mi?
  • Akışkan modernliğin şu an içinde bulunduğu dehşet verici durumun sorumlusu, hayatımızın her alanında yönetime duyduğumuz sarsılmaz inanç olabilir mi?
  • Eğer öyleyse, yönetime olan yaklaşımımızı değiştirebilir miyiz?

Örgüt ve yönetim bilimciler Jerzy Kociatkiewicz ile Monika Kostera, mimar ve kentsel çalışmalar uzmanı Irena Bauman ve çağımızın en önemli sosyologlarından Zygmunt Bauman bireycilik, tüketim kültürü, toplumsal eşitsizlikler ve iklim değişikliğinin belirleyici olduğu bu “fetret devri”ndeki başlıca sorunların çözümünde “yönetim” kavramının oynadığı merkezi rolü, heterotopya, mezo-düzey örgütlenme, yöneticisiz yönetimler, üretken tüketicilik gibi ufuk açıcı kavramlar ışığında tartışmaya açıyorlar.

  • Künye: Zygmunt Bauman, Irena Bauman, Jerzy Kociatkiewicz, Monika Kostera – Akışkan Modern Dünyada Yönetim, çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 160 sayfa, 2024