Paul Mason – Faşizmi Nasıl Durdururuz (2024)

Paul Mason ‘Faşizmi Nasıl Durdururuz’ kitabında hem çağdaş faşizmin tüyler ürpertici portresini, hem de faşizm olgusunun tarihini ortaya koyuyor.

Faşizmin geçmişte bıraktığımız bir korku hikâyesi değil, güncel sorunlardan beslenen, kapitalist düzenin bağrında büyüyen ve bu sebeple de yinelenen bir kâbus olduğunun altını çiziyor.

Yazar, tehlikeyi göstermekle kalmıyor, yeni aşırı sağa direnmek ve onu yenmek için radikal ve umut dolu bir yol da öneriyor.

Tarih bize faşizmi besleyen koşulları ve onun nasıl başarıyla aşılabileceğini gösteriyor.

Yaşadığımız bütün zorluklara, kırılmalara rağmen adil, eşit, özgür bir toplum yaratma fırsatımız var.

Bunu yapabilmek için kendimize şu soruyu sormalıyız: Nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz ve bu konuda ne yapacağız?

Kitaptan bir alıntı:

“Karakteristik olarak tarihçiler faşizmi üç bakış açısından çalıştılar: Bir ideoloji, bir hareket ve bir rejim olarak. Bu üç bakış açısının her biri kabul edilebilir olmakla birlikte, bu kitabın önermesi, faşizmin yalnızca bir sürecin çıktısı olarak ele alındığında bütünüyle anlaşılabileceğidir: Bilhassa, milyonlarca insanın hayatını karışıklık içinde bırakıp öz saygılarına gölge düşüren, bir dizi yalana inanmaları için özlem yaratmakla kalmayıp onları bizatihi bu yalanların yaratılması ve yayılmasının etkin bir parçası kılan bir sürecin.

Yanıtlamaya çalışacağımız sorular şunlar: Şu anda bu süreci işleten nedir, geçmişte neydi ve onu nasıl durdurabiliriz?”

  • Künye: Paul Mason – Faşizmi Nasıl Durdururuz: Tarih, İdeoloji, Direniş, çeviren: Doğuş Çakan, Minotor Kitap, siyaset, 376 sayfa, 2024

Tim Wolff – Sapiens’in En Büyük Başarıları (2024)

‘Sapiens’in En Büyük Başarıları’, insanın kısa tarihini anlatıyor ama biraz farklı bir tarzda; yer yer alaycı, esprili bir dille ve hiç sözünü esirgemeden.

Birkaç bin yıllık insan uygarlığına şöyle bir göz atmanın şimdi tam sırası.

Evet, insan, iklim felaketinden ötürü belki de gezegeni ve kendini mahvetmek üzere, ama yaptığı iyi şeyler de var.

Tim Wolff, Homo sapiens’in gezegene egemen olduğu süre içerisinde kaydettiği en büyük başarıları soğukkanlı bir tavırla değerlendiriyor.

İnsanın en eski en büyük buluşu olan ekmekten en yeni en büyük buluşu olan cep telefonuna kadar pek çok konu üzerinde durduktan sonra sıra onun asıl en büyük başarısına geliyor: Gelecek.

Wolff’e göre insan evrim sürecine müdahale ederek kendine bir gelecek yaratmış ve daha iyisini yaratabilecek tek canlı türü.

Ama bunun farkına varması ve gerçekten istemesi gerekiyor…

  • Künye: Tim Wolff – Sapiens’in En Büyük Başarıları: Başarısızlığa Uğramış Bir Canlı Türünün En Büyük 10 Buluşu, çeviren: Gülderen Pamir, Say Yayınları, bilim, 120 sayfa, 2024

Pierre Bourdieu – Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik (2024)

‘Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik’, Bourdieu’nün 2000-2001 yılı arasındaki Collège de France derslerini bir araya getiriyor.

Bourdieu burada, bilimi tarihsel ve sosyolojik bir analize tabi tutuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Nesnem olarak aldığım dünyanın içinde olduğumu ve onun tarafından içerildiğimi biliyorum.

Bir bilim insanı olarak, toplumsal dünyadaki hakikat mücadelelerinde ne yaptığımı bilmeden, bu mücadelelerde yer aldığımı bilmeden bir pozisyon alamam; tek hakikat, hakikatin hem akademik dünyada hem de bu akademik dünyanın nesnesi olarak toplumsal dünyada bir mücadele nesnesi olduğudur. Tam da bundan ötürü bilimi tarihsel ve sosyolojik bir analize tabi tutmak bana hiç olmadığı kadar gerekli gözüktü.

Amaçlarımdan biri, bilimsel bilgiyi ortadan kaldırmak ya da itibarsızlaştırmak için değil, aksine onu daha güçlü bir kontrole tabi tutmak ve güçlendirmek için bilginin öznesine karşı yönlendirilebilecek bilgi araçlarını sağlamaktır.

Diğer bilimlere toplumsal temelleri sorusunu yönelten sosyoloji bu sorgulamadan kendisini muaf tutamaz.

Toplumsal dünyaya, ifşa eden, maskeyi düşüren, gizli olanı açığa çıkaran bir bakış atan sosyoloji kendisine de aynı şekilde bakmaktan kaçınamaz.

Buradaki amaç, sosyolojiyi yok etmek değil, aksine ona hizmet etmek, daha iyi bir sosyoloji yapmak için sosyolojinin sosyolojisinden istifade etmektir.”

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik: Collège de France Dersleri 2000-2001, çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 206 sayfa, 2024

Müge Alaçam Böcek – Mültecilik (2024)

‘Mültecilik: Teori ve Pratik Üzerinden Bir İnceleme’, mülteciliğin insan haklarıyla olan ilişkisine yurttaşlık, egemenlik, sınır ve güvenlik kavramları bağlamında ve Hannah Arendt’in “haklara sahip olma hakkı” çerçevesinden yaklaşıyor.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği incelemesi üzerinden de teori ile pratiğin bir araya gelme koşullarını tespit ediyor.

Bu kitabın en değerli yanlarından biri, insan hakları ile mülteci sorunu veya -en geniş anlamda- göç sorunu arasındaki gerilimli ilişkiyle ilgili tartışmayı (çoğunlukla pozitivistlerin hâkim olduğu) hukuki düzeyden teorik düzeye çıkarması.

Bu yöntem, bir “yabancının” ne olduğu ve ne yapmasına izin verildiğine dair yerleşik yargıları alt üst etmeyi mümkün kılmaktır.

Göç araştırmalarında proje çağrılarının belirleyici olduğu, terminolojinin başka hiçbir yerde olmadığı kadar havada uçuştuğu bir dönemde yazar, insanlar arasındaki yapısal eşitsizlikleri teorik-politik bir temelden vazgeçmeden gerçekçi bir şekilde tasvir ediyor.

  • Künye: Müge Alaçam Böcek – Mültecilik: Teori ve Pratik Üzerinden Bir İnceleme, Nika Yayınevi, inceleme, 270 sayfa, 2024

Kolektif – Asiler Devri (2024)

İmparatorlukların yıkılıp ulus-devletlerin kurulduğu 20. yüzyıla varan süreçte Osmanlı, Habsburg, Romanov ve Kaçar imparatorluklarının sınırlarına büyük bir hareketlilik hâkimdi.

Kalıplaşmış siyasi hayat baştan aşağıya değişiyordu.

‘Asiler Devri’, bu süreçte Balkanlar’dan Kafkasya ve Ortadoğu’ya uzanan geniş bir coğrafyayı şiddet yoluyla şekillendiren eşkıyaların, isyancıların, çetecilerin ve eylemcilerin izini sürüyor.

Ramazan Hakkı Öztan ve Alp Yenen’in derlediği çalışma, Kafkas eşkıyalar ile Balkan devrimcilerin, İranlı çeteciler ile İttihatçıların kurulu düzeni ihlal etmelerine yol açan koşulları ve eylemlerinin sonuçlarını, çeşitli vakalar üzerinden tarihsel ve biyografik yaklaşımlarla ele alıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kapsayıcı ve kullanışlı bir kategori olarak ‘asiler’ söz konusu mudur? Ve özellikle yaygın oldukları veya özellikle önemli bir rol oynadıkları bir dönemi anlamlı bir şekilde tanımlayabilecek bir şey –bir ‘asiler devri’– mevcut mudur? […] Bir anlamda, imparatorlukların cephelerinde ihlalci siyaset yapan marjinal figürler olabilirlerdi, fakat tarihsel anlamda hiç de marjinal değillerdi. Tam tersine, imparatorluğun sona ermesinde ve bir dizi ardıl devletin ortaya çıkmasında çok önemli bir rol oynadılar.”

Kitaba katkıda bulunan yazarla şöyle: Jack A. Goldstone, Alp Yenen, Ramazan Hakkı Öztan, Houri Berberian, Jeronim Perovic, Olmo Gölz, Anna Vakali, Toygun Altıntaş, İlkay Yılmaz, Aline Schlaepfer, Benjamin C. Fortna, Jordi Tejel, Erik Jan Zürcher.

  • Künye: Kolektif – Asiler Devri: İmparatorluk Cephelerinde İsyancılar, İhtilalciler ve Çeteciler, derleyen: Ramazan Hakkı Öztan, Alp Yenen, çeviren: Emrullah Ataseven, İletişim Yayınları, tarih, 469 sayfa, 2024

Fasih Dinç – Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum (2024)

Modernleşme ve merkezileşme yönelimiyle birlikte toplum ve daha önce pek de hesaba katılmayan toplumsal gruplar daha okunabilir, daha tahmin edilebilir kılınmak istenmiş, bu da ister istemez yöneticilerin bizatihi toplumsal kurumlarla ilişki kurma biçimlerini dönüştürmüştür.

Fasih Dinç, ‘Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum’ kitabında aşiretler, cemaatler, sınır ve yerel elitler gibi kavram ve olgular üzerinden esasen bu dönüşümün dinamiklerini inceliyor.

Osmanlı’nın İran sınırındaki iki önemli toplumsal grupla, Caf aşireti ve Nasturî cemaatiyle ilişkisinin hem bir modernleşme programı bağlamında iç dinamiklerle hem de 19. yüzyıldan 20. yüzyılın başına bir dizi önemli dış dinamikle beraber dönüşümünü ele alıyor.

İdare tekniğinin değişimiyle sınır algısının nasıl dönüştüğünü gösterirken devlet-toplum ilişkilerine de bu dürbünden bakabilen önemli bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin bir savunma projesi olan merkezileşme programı, o güne dair var olan devlet-toplum ilişkilerinin ve toplumun kendi içindeki ilişkilerin yanı sıra birçok kavram ve olgunun anlam ve fonksiyonunu yeniden şekillendirdi. Bu bağlamda Osmanlı-İran sınırında bulunan Caf aşireti ile Nasturî cemaati ise meydana gelen gelişmelerin pasif nesneleri olmaktan ziyade en azından kendi bölgelerindeki gelişmelerin gidişatını etkileyen birer aktif aktördüler.”

  • Künye: Fasih Dinç – Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum: Caf Aşireti ve Nasturî Cemaati (1839-1914), İletişim Yayınları, tarih, 300 sayfa, 2024

Rainer Funk – Erich Fromm’un Önemi (2024)

Erich Fromm’un hümanist ve bilimsel fikirlerine bugün neden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu, onun son asistanı ve edebi mirasının yöneticisi Rainer Funk, araştırmacı Hamid Lechhab tarafından yöneltilen 100 soruya verdiği cevaplardan oluşan bu kitapta açıklıyor.

Fromm’la olan kişisel deneyimlerinden yola çıkarak başta Fromm’un düşünce dünyasında devrim yaratan sosyal psikoloji kavramına odaklanıyor ve insanların teknik, ekonomik ve toplumsal değişimler karşısındaki tutumunu, özgürlük ve bağlanma sorununu Fromm’un hayatı ve çalışmaları çerçevesinde günümüz için anlamlı kılacak tespitlerle ortaya koyuyor.

  • Künye: Rainer Funk – Erich Fromm’un Önemi: Neden Ondan Vazgeçemiyoruz? (Hamid Lehhab ile Rainer Funk Söyleşisi), çeviren: Rumeysa Oğuz, Say Yayınları, söyleşi, 104 sayfa, 2024

Kolektif – Piyasa, Sandık ve Başkan Arasında (2024)

‘Piyasa, Sandık ve Başkan Arasında’, Türkiye ekonomisinin AKP iktidarı dönemindeki dönüşüm-tıkanma diyalektiğini inceliyor.

Hem, rejimin genel ekonomi-politik niteliğini analiz eden, hem de söz konusu sürecin özgül cephelerine eğilen bir inceleme bu.

Ekonominin farklı cepheleri ve sorunsalları; ihale rejimi ve kayırmacılık; savunma sanayiinin gelişimi ve kendince bir “başarı hikâyesi” oluşturan işlevi; refah devletinin performansı, sosyal yardımlar ve yoksulluk; eğitimin dönüşümü ve “kalite” sorunu; kadınların eğitim ve istihdamındaki gelişmelerle cinsiyet eşitliğindeki gerileme arasındaki ikilem ve tabii otoriter keyfîliğin etkileri.

Türkiye ekonomisinin AKP iktidarı dönemindeki yapısal analizine, büyük genellemelerin ve ezberlerin ötesine geçen, eleştirel, dikkatli bir bakış.

Hasan Tekgüç ve Alper H. Yağcı’nın hazırladığı derlemede ayrıca Serkant Adıgüzel, Pelin Akyol, Güneş A. Aşık, Melike Bozkurt, Gözde Çörekçioğlu İshakoğlu, Mustafa Kaba, H. Emrah Karaoğuz, Murat Koyuncu’nun yazıları yer alıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“AKP iktidarı, kendinden önceki hükümet döneminde tasarlanan IMF destekli ekonomik programı miras edinerek uyguladı ancak erken döneminden itibaren bu mirası kendine uyarlama çabaları ve akabinde önemli kırılmalar gösterdi. 2009 küresel krizinden sonra ise gevşeyen para politikası ve kredi genişlemesine dayalı bir model, uluslararası kuruluşların çıpaları olmadan takip edildi ve AKP’nin en uzun ekonomik büyüme dönemi (2010-2017) aslında bu model altında gerçekleşti.”

  • Künye: Kolektif – Piyasa, Sandık ve Başkan Arasında: Türkiye’de Ekonomik Dönüşüm ve Tıkanma, derleyen: Hasan Tekgüç, Alper Yağcı, İletişim Yayınları, siyaset, 261 sayfa, 2024

Siddhartha Mukherjee – Hücrenin Şarkısı (2024)

‘Tüm Hastalıkların Şahı’ ve ‘Gen’in Pulitzer ödüllü yazarı Siddhartha Mukherjee insan olmanın anlamına dair bir başyapıtla geri dönüyor.

‘Hücrenin Şarkısı’ 1600’lerde, birbirlerinden iki yüz kilometre uzakta çalışan münzevi bir tekstil tüccarıyla sıra dışı bir bilginin el yapımı mikroskopları sayesinde yaşam içindeki yaşamı ya da kendi verdikleri ismiyle hücreyi keşfetmeleriyle başlıyor.

Mukherjee hikâyenin izini günümüze kadar sürerek, hücreye dair kavrayışımızın ve onu manipüle etme becerimizin (modern tıp) sadece bilimi değil, insana dair hemen her şeyi değiştirdiğini gösteriyor.

Ve nihayetinde bizleri genleri düzenlenmiş embriyoların tasarlandığı, hücre naklinin doğal ile geliştirilmiş olan arasındaki sınırların bulanıklaştıracak şekilde kullanıldığı bir geleceğin sarp kayalıklarına götürüyor.

Yaklaşan bir devrim, yazılmamış bir tarih (ve bir gelecek) var: ‘Hücrenin Şarkısı’, bu devrimle birlikte açığa çıkan hücrelerin, hücreleri biçimlendirme kabiliyetimizin ve tıptaki dönüşümün tarihi.

  • Künye: Siddhartha Mukherjee – Hücrenin Şarkısı: Dönüşen Tıp ve Yeni İnsan, çeviren: Barışcan Ersöz, Domingo Yayınevi, tıp, 512 sayfa, 2024

Ulbe Bosma – Şekerin Tarihi (2024)

Uzun tarihlerinin çok büyük bölümünde insanlar rafine şeker olmadan da yaşamlarını gayet güzel sürdürdüler.

Ne de olsa rafine şeker, tüketmeye mecbur olduğumuz bir besin değil.

Toz şeker ilk kez MÖ 6. yüzyılda üretildi, ama yine de sonraki 2500 yıl boyunca çoğu halkın beslenme rejiminde marjinal bir ürün olarak kaldı.

Sonra birdenbire her yere yayıldı.

Şeker nasıl oldu da yediğimiz tüm besinlerin içine sızmayı başardı, hastalıkları ve ekolojik krizi besleyip büyüttü?

Şeker; sanayileşme, emek göçü ve beslenme değişiklikleri yoluyla bazı kültürleri yok edip, bazı kültürleri ise sıfırdan yaratarak her kıtada yaşamı dönüştürdü.

Şeker servet kazandı, hükümetleri yozlaştırdı ve teknokratların politikalarını şekillendirdi.

Dünyayı değiştirecek sonuçlar doğuran özgürlük çığlıklarını kışkırttı.

Ulbe Bosma, mütevazı şeker kristalini, küresel tarihin ve içinde yaşadığımız dünyanın çeşitli yönlerini anlamamızı sağlayacak güçlü bir prizmaya dönüştürüyor.

  • Künye: Ulbe Bosma – Şekerin Tarihi: Bu Tatlı Madde 2000 Yıl Boyunca Politikalarımızı, Sağlığımızı ve Çevremizi Nasıl Değiştirdi?, çeviren: Yavuz Alogan, Say Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2024