Sherry Turkle – Yeniden Konuşalım (2024)

Aslında konuşmuyoruz!

Önde gelen yazar ve araştırmacı Sherry Turkle, -otuz yılı aşkın kariyerinin son altı yılında yoğunlaştığı- dijital çağın üzerine yaptığı çalışmasında rahatsız edici bir gerçeği gün yüzüne çıkarıyor: Evde, işte, siyasette ve aşkta, metinlerin veya e-postaların sunduğu sanal iletişim imkânlarının cazibesine kapılarak gerçek bir diyalog yerine iletişimimizi zayıflatan bir çemberde dönüp duruyoruz.

Aslında konuşmuyoruz, iletişimimiz güçlü bir bağdan yoksun kalıyor.

‘Yeniden Konuşalım’, yüz yüze iletişimin azalmasının duygusal zekâ, empati ve derin ilişkiler üzerindeki etkilerini inceliyor.

Teknolojinin insanlar arasındaki iletişimi nasıl değiştirdiğini, bu değişimin insanların duygusal bağlarını nasıl etkilediğini ve derin, anlamlı ilişkiler kurmak için hangi adımların atılması gerektiğini anlatıyor.

Turkle, evlerde, okullarda ve işyerlerinde yaptığı araştırmaların ışığında, teknolojinin bizi nereye taşıyabileceği konusunda daha derin bir anlayış kazandığımızı ve şimdi tam da insanca bağlarımızı yeniden güçlendirme zamanı geldiğini söylüyor.

İnsanlığın en temel ve özgün eylemi olan konuşmayı tekrar hatırlamak için bir çağrıda bulunuyor.

İşte bu yüzden, bu eserle birlikte Yeniden Konuşalım!

  • Künye: Sherry Turkle – Yeniden Konuşalım: Dijital Çağda Birebir İletişimin Önemi, çeviren: Nurşen Erdoğan, Sola Unitas Yayınları, inceleme, 416 sayfa, 2024

Mark Changizi – Doğayı Dizginlemek (2024)

Dil ve müziğin kökenlerine üzerine çok iyi bir inceleme.

Mark Changizi, Changizi’nin, dil ve müziğin evrimsel dinamiklerini açıklayarak bizi kuyruksuz maymunlardan ayıran şeyin ne olduğunu gözler önüne seriyor.

Bilimsel fikir birliği, insan konuşmasını anlama yeteneğimizin yüzbinlerce yılda geliştiği yönündedir.

Daha yürümeden konuşmaları anlamayı öğreniyoruz ve çok büyük miktarda bilgiyi sadece duyarak sorunsuz bir şekilde özümseyebiliyoruz.

Çocuklar okumayı çok küçük yaşta öğrenirler ve bilgileri, işittiklerinden çok daha hızlı bir şekilde okuyarak özümseyebilirler.

Oysa okumak için gelişmediğimizi biliyoruz çünkü yazı sadece birkaç bin yaşında.

Mark Changizi, insan konuşmasının çok özel olarak doğanın seslerini kullanmak için “tasarlandığını” gösteriyor; bu sesler, kolayca anlamak için milyonlarca yıl boyunca evrimleştirdiğimiz seslerdir.

Hangi dil olursa olsun, konuşmamız çok açık bir şekilde doğanın seslerine dayanmaktadır.

  • Künye: Mark Changizi – Doğayı Dizginlemek: Dil ve Müzik Nasıl Doğayı Taklit Ederek Kuyruksuz Maymunu İnsana Dönüştürdü? çeviren: Ozan Karakaş, Alfa Yayınları, bilim, 264 sayfa, 2024

Fatma Müge Göçek – Doğu’nun Batı ile Karşılaşması (2024)

Osmanlı İmparatorluğu, kritik değişim anlarına kendi sistemi içinde çeşitli yanıtlar üreterek 600 yıl hayatta kaldı.

Fakat 18. yüzyılda Batı’nın bilimsel devrimi, aydınlanması ve farklı coğrafyaları keşfi, Osmanlı İmparatorluğu için yeni yanıtlar gerektiren bir dönemin kapısını araladı.

Doğu ve Batı yeni bir dünya düzeninin arifesinde, gelenek ile modern arasında birbirlerini yeniden tanıdı, tanımladı.

Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin seyahatnamesi Osmanlıların Batı’ya, Batı’nın Osmanlılara bu yeni bakışının örneğini sunuyor.

Yeme içme kültüründen eğlenceye, diplomatik protokollerden devletlerarası ilişkilere farklılıklar ve benzerlikler onun elçiliğinde su yüzüne çıkıyor.

Fransa’daki Turqueire modası ile Osmanlı’da matbaanın kurulması bu dönemde nüveleniyor.

Mehmed Çelebi’den sonra giden elçiler, kültürel aktarım ve yayılım için bir momentum etkisi yaratarak Osmanlı dünya görüşünü şekillendiren aktörler hâline geliyor.

Osmanlı-Türkiye modernleşme tarihinin siyasi ve kültürel sacayaklarını incelikle ören bu kitap, Batı’nın teknolojide ilerlemesi, ticari yayılması karşısında Osmanlı İmparatorluğu’nun bundan nasıl etkilendiğini özlü bir biçimde anlatıyor.

  • Künye: Fatma Müge Göçek – Doğu’nun Batı ile Karşılaşması: 18. Yüzyılda Fransa ve Osmanlı İmparatorluğu, çeviren: Nur Çetiner, Fol Kitap, tarih, 232 sayfa, 2024

Hadas Thier – Halk İçin Kapitalizm Reheri (2024)

‘Halk İçin Kapitalizm Rehberi’, kapitalizmin krizlerinin yükünü neden her zaman yoksulların ve işçi sınıfının çektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Kapitalist eşitsizliğin gizemini herkes tarafından anlaşılır bir anlatımla gözler önüne seren Hadas Thier, finansal krizlerin temel nedenlerini anlamamıza yardımcı oluyor.

Anaakım iktisatçılar kapitalizmi gezegenimizi süsleyen en büyük sistem olarak tanıtıp, ardından piyasanın sihirli güçlerini anlama işini “uzmanlara” bırakmamız gerektiğini söylüyorlar.

Bu anaakım yorumcuların bizi bu yönde ikna etme çabalarına rağmen, birçoğumuz bu sistemin neden bu kadar büyük bir eşitsizlik ve kendi çevresel yıkımına karşı ahlâksızca bir umursamazlık ürettiğini sorguluyoruz.

‘Halk İçin Kapitalizm Rehberi’, Marksist kavramlara bir giriş niteliğinde olmanın ötesinde, radikal bir ekonomi kuramına dayanarak tam da bu sorulara herkesin anlayacağı yanıtlar öneriyor.

  • Künye: Hadas Thier – Halk İçin Kapitalizm: Rehberi Marksist İktisada Giriş, çeviren: İsmail Ferhat Çekem, İletişim Yayınları, siyaset, 359 sayfa, 2024

Serpil Sancar – Siyasetin Cinsiyeti (2024)

Türkiye’de kadınları siyasal alana sokmayan, onları araçsallaştıran, “başkanın kadınları” ya da vitrin mankeni konumuna indiren eril siyasetin ötesine nasıl geçilebilir?

‘Siyasetin Cinsiyeti’, kadınların siyasal hayata katılımının önündeki engelleri, cinsiyet eşitliği mücadelesinde kadınların yapabileceklerini, dünyada ve Türkiye’de birikmiş tecrübeleri, farklı kadın hareketlerinin stratejilerini, dinin kadınların baskı ve kontrol altında tutulmasındaki rolünü ele alıyor, Kürt siyasal hareketi dışında bütün partilerin nasıl kadınları bilerek, sistematik olarak siyasal alanın dışında tuttuklarına, genel ve yerel seçimlerde, parti organlarında, sivil alanda şirket yönetim kurullarında kadın adaylar için verilecek kota mücadelesinin önemine dikkat çekiyor.

Kadınlar adına hareket edecek eril siyasi failler beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Sancar şöyle diyor:

“Cumhuriyet tarihi boyunca ana-akım siyasal kadrolar İslam dininin, özellikle Sünni mezhebinin kadın ve aile anlayışıyla doğrudan mücadele etmemiş, bu kesimlere hep siyasi partilerin yedek gücü olarak bakılmıştır. Bu durum İslam dininin kadınlar üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküme yeterince karşı çıkılmamasına, sessizce geçiştirilmesine yol açmıştır. İslama dayanan dini patriyarka ile modernist laikçi muhafazakârlığa dayalı patriyarka, iki farklı uçta ama kadın hakları konusunda benzer sonuçları doğuran siyasetler oldular; kadın-erkek eşitliğinin evrensel normlarından yana göründüler, ilgili siyasi belgelere imza attılar ama gereğini yerine getirmediler.”

  • Künye: Serpil Sancar – Siyasetin Cinsiyeti: Cinsiyetçiliğe Karşı Kadın Hakları Siyaseti, Metis Yayınları, siyaset, 496 sayfa, 2024

Walter Scheidel – Büyük Düzleyici (2024)

‘Büyük Düzleyici’ gelir ve servet eşitsizliğinin tarihsel dinamiklerine ilişkin harikulade bir çalışma.

İnsanların yerleşik hayata geçtiği günden beri maddi eşitsizlik uygarlıkların en temel ve belirgin özelliklerinden biri olageldi.

Çok büyük bir zenginlik çok küçük bir zümrenin elinde toplanırken diğerleri kitleler hâlinde açlık ve sefalet içinde hayatta kalma mücadelesi verdiler.

Bu durum o kadar yaygın biçimde kanıksandı ve dünyanın olağan hâli olarak görüldü ki herkesin kapısını er ya da geç çalacak olan ölüm, birçok kültürde her türlü eşitsizliği en sonunda ortadan kaldıran tek gerçek eşitleyici olarak algılandı.

Hatta insanın ölümlü oluşu eşitsizliğin mağdurlarına zaman zaman huzur bile verdi.

  • Peki, tarihte maddi eşitsizliklerin ortadan kalktığı zamanlar olmadı mı?
  • Bundan sonra olamaz mı?
  • Olursa bunun bedeli ne olacak ve biz buna hazırlıklı mıyız?

Walter Scheidel, birçok ödül kazanan, maddi eşitsizlik sorununa sarsıcı bir bakış getirdiği bu abidevi çalışmasında, işte bu temel sorulara bir yanıt arıyor.

Tarih boyunca eşitsizliği ortadan kaldıran, zengin ile yoksulu ayıran servet dağlarını dümdüz eden, yüz yüze gelenlere kıyamet saatinin geldiğini düşündüren mahşerin gerçek dört atlısıyla bizi tanıştırıyor: büyük savaşlar, devrimler, salgınlar ve devletlerin yıkılışı.

Primat atalarımızın yaşadığı Afrika’nın savanlarından, Amerika’nın en eski yerli uygarlıklarına, Uzakdoğu ve Mezopotamya’nın kültürlerinden Avrupa’nın Ortaçağına ve bugünün modern dünyasına kadar, bu yıkıcı güçlerin bireylerin ve ulusların kaderini nasıl durmaksızın yeniden şekillendirdiğini ve oyun alanını nasıl eşitlediğini gözler önüne seriyor.

Bir anlatıdan ziyade manifesto niteliği taşıyan bu kitap, herkesin bildiği sırları ifşa etmenin ne denli zahmetli bir iş olduğunu da gösteriyor.

  • Künye: Walter Scheidel – Büyük Düzleyici: Taş Devri’nden Bugüne Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi, çeviren: S. Erdem Türközü, Fol Kitap, siyaset, 696 sayfa, 2024

Kolektif – Gitmek ve Dönmek Arasında (2024)

Üniversitede okurken yurtdışı hayali kuran gençler, her sene artan sayıda mesleki sicil kaydı almak için başvuran doktorlar, hayatına başka ülkelerde devam eden sanatçılar, gazeteciler, akademisyenler, yazılımcılar, mühendisler…

Bu kitapta okuyacağınız 13 makale günümüz Türkiye’sinin önemli meselelerinden biri olan yüksek nitelikli kişilerin göç ve hareketlilik pratiklerine odaklanıyor.

Farklı bilimsel arka planlardan gelen yazarlar, yüksek nitelikli göç olgusunu basitçe bir kayıp-kazanç hesabı çerçevesinde değerlendirmekten kaçınarak; meselenin hem bireysel tercihler hem de yapısal sorunlar çerçevesinde nasıl şekillendiğini gösteriyorlar.

Yüksek nitelikli kişiler yabancı ülkelere göç ettikleri gibi, koşullar ve beklentilerdeki değişimle beraber köken ülkelerine de dönebiliyorlar.

Bu nedenle bu kitapta beyin göçü sorunu, “gidenler” ve “dönenler” meselesine odaklanmak üzere Türkiye’den yurtdışına ve Türkiye’ye geri göç olarak iki ayrı bölümde ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Didem Danış, Elif Aktaş-Çelik, Zeynep Yanaşmayan, Adem Yavuz Elveren, Gülay Toksöz, Nursel Durmaz Bodur, Burçe Orhan, Güzin Ağca Varoğlu, Gülay Türkmen, Elif Keskiner, Zehra Hopyar, Filiz Künüroğlu, Meltem Yılmaz Şener, Nilay Kılınç, Ulaş Sunata, Yasemin Erdoğan.

  • Künye: Kolektif – Gitmek ve Dönmek Arasında: Türkiye’de Yeni Nesil Beyin Göçü, derleyen: Didem Danış, Nika Yayınevi, inceleme, 352 sayfa, 2024

Fabrizio Casaretto – Aile Arşivinden Sébah & Joaillier Fotoğrafhanesi (2024)

Osmanlı İmparatorluğu fotoğraf sanatıyla, keşfinden kısa süre sonra tanıştı.

Doğu’ya ulaşan gezgin fotoğrafçıların 1840’larda çektiği ilk görüntülerden sonra, 1850’lerden itibaren Grande Rue de Pera’da yerli stüdyolar açılmaya başladı.

Sébah & Joaillier, Pera’da Tomtom Mahallesi’nde kökenleri 1857 yılına kadar uzanan bir fotoğrafhaneydi.

Pascal Sébah’ın ana kurucusu olduğu stüdyo Polycarpe Joaillier’nin katılımıyla ortaklık döneminde altın çağını yaşadı, Osmanlı döneminin en önemli fotoğraf stüdyosu ve bir dünya markası oldu.

Çekici, gizemli ve Oryantalizmle süslü şehir manzaraları, binaları, sokak tipleri ve birçok dış mekân güzelliklerini dünyaya tanıttı, ödüller kazandı.

‘Sébah & Joaillier Fotoğrafhanesi’nin muhteşem mirası, Joaillier ailesinin torunlarından Fabrizio Casaretto’nun koleksiyonu sayesinde bu kitapla gün yüzüne çıkmaktadır.

  • Künye: Fabrizio Casaretto – Aile Arşivinden Sébah & Joaillier Fotoğrafhanesi / The Sébah & Joaillier Photography Studio From The Family Archive, çeviren: Sylvia Zeybekoğlu, İş Kültür Yayınları, fotoğraf, 2024

Sibel Zandi Sayek – Osmanlı İzmir’i (2024)

On dokuzuncu yüzyıl İzmir’i “Doğu’nun Batısı ve Batı’nın Doğusu” olarak sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi bir kavşak niteliğindeydi.

Muazzam bir değişimin çalkantılarını yaşıyor, bir yandan zenginleşiyor, diğer yandan da yeni sorunlarla karşı karşıya kalıyor, yeni kurumlarla donanıyor, fiziksel olarak da yenileniyordu.

Sibel Zandi-Sayek, Osmanlı İzmir’i adlı çalışmasında, 1840-1880 arasında İzmir’in yaşadığı bu köklü dönüşümü, farklı kentsel aktörler arasındaki ilişkileri mercek altına alarak inceliyor: bürokratlar, dinî cemaatler, etnik gruplar, yabancılar, gazeteciler ve kent sakinleri.

Çalışma, 19. yüzyılın ortalarında yoğunlaşan hızlı değişim döneminde, İzmir’deki yapılı çevreyi, çeşitli yerel aktörlerin kentsel politika ve uygulamaları şekillendirmek ve görece etki ve konumlarını korumak için mücadele ettiği bir alan olarak öne çıkarıyor.

Gündelik hayatın biçimlenişini yurttaşlık, kentsel aidiyet gibi kavramlar etrafında ele alıyor.

İzmir’i kendi bağlamı içinde yorumlayarak, hassas dengeler üzerine kurulu bir dünyayı özgün bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“19. yüzyılın ortalarında İzmir’i özellikle büyüleyici kılan şey, kent modernleşmesinin dinamiklerine ve bu dinamiklerin geçici, değişken ve çatışmalı niteliğine açılan bir pencere olmasıydı.”

  • Künye: Sibel Zandi Sayek – Osmanlı İzmir’i: Çokuluslu Bir Limanın Yükselişi (1840-1880), çeviren: Gül Tunçer, İletişim Yayınları, tarih, 327 sayfa, 2024

Hazal Papuççular – Cumhuriyet’in Dış Politikası (2024)

Hazal Papuççular’ın Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılına ithafen, bir kaynak kitap olarak yazdığı ‘Cumhuriyet’in Dış Politikası’, 100 yıllık dönemi kendi içinde anlamlı zaman dilimlerine bölüp, bu bölümler arasındaki dengeyi gözeten ama bir yandan da bu 100 yıllık dönemi neredeyse baştan sona kat eden sorunları da unutmayan bir çalışma.

Yazarın, Türkçe ve yabancı dillerde yüzlerce eseri, belgeyi, haberi tarayarak ve Türk dış politikasına farklı perspektiflerden bakarak kaleme aldığı eser, 100 yılın hem panoraması hem de dökümü niteliğini taşıyor.

Papuççular, 100 yılı ayırdığı her dönemin içinde, uluslararası düzeydeki belirleyici olayları, Türkiye’nin küresel/bölgesel süreçlerdeki yerini, iç ve dış politika sürekli etkileşim halinde olduğu için o dönemde iç siyasette yaşanan gelişmelerin etkisini, dış politikanın yapıcısı konumundaki aktörleri, kurumları ve bunlardaki değişimleri ele alırken, dış siyasetin iktisadi alt yapısını da unutmuyor.

‘Cumhuriyet’in Dış Politikası’nı değişimleri, kopuşları ve süreklilikleriyle birlikte, bütünlüğü içinde takip etmek isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak eser.

  • Künye: Hazal Papuççular – Cumhuriyet’in Dış Politikası: Olaylar, Aktörler, Kurumlar (1923-2023), İş Kültür Yayınları, siyaset, 520 sayfa, 2024