Maurice Merleau-Ponty – Algının Fenomenolojisi (2025)

Maurice Merleau-Ponty’nin ilk olarak 1945’te yayımlanan bu eseri, insanın dünyayla ilişkisinin özünü bedensel deneyim üzerinden yeniden tanımlıyor. Yazar, bilinci soyut bir düşünme etkinliği olarak değil, dünyaya yönelmiş yaşayan bir varlık olarak ele alıyor. Fenomenoloji geleneğinden hareketle, algının bilginin temeli olduğunu savunuyor. Ona göre insan, dünyayı önce düşünerek değil, bedeninin yönelimiyle kavrıyor. Görmek, dokunmak, işitmek yalnızca duyusal süreçler değil; varoluşun aktif biçimleri olarak açıklanıyor.

Merleau-Ponty, Kartezyen zihin-beden ikiliğini reddediyor. Beden, zihnin taşıyıcısı değil, anlamın ilk kurucusu haline geliyor. Algı, özne ile nesne arasındaki ayrımı aşan bir birlik alanı olarak düşünülüyor. Bu nedenle dünya, bilinç tarafından temsil edilen bir nesneler toplamı değil; insanın beden aracılığıyla sürekli yeniden kurduğu bir “yaşantı ufku” oluyor. Zaman, mekân ve ötekiyle ilişki de bu yaşantının dokusunda yer alıyor. Yazar, bilincin dünyayı açıklamaktan çok, onun içinde yer alarak anlam kazandığını vurguluyor.

‘Algının Fenomenolojisi’ (‘La Phénoménologie de la Perception’), fenomenolojiyi salt teorik bir felsefe olmaktan çıkararak gündelik deneyimin merkezine taşıyor. Merleau-Ponty’nin dili hem felsefi hem edebi bir yoğunluk taşıyor; algının dokusunu betimleyerek insan varoluşunun karmaşıklığını görünür kılıyor. ‘Algının Fenomenolojisi’, insanın hem özne hem nesne olarak dünyada bulunma biçimini açıklıyor. Böylece düşünmekle yaşamak arasındaki mesafeyi kapatarak, felsefeyi yeniden bedensel ve yaşanır bir etkinlik haline getiriyor.

  • Künye: Maurice Merleau-Ponty – Algının Fenomenolojisi, çeviren: Emine Sarıkartal, Eylem Hacımuratoğlu, Minotor Kitap, felsefe, 592 sayfa, 2025

Cătălin Pavel – Bizi İnsan Yapan Hayvanlar (2025)

Cătălin Pavel’in bu kitabı, insanın doğayla ve özellikle hayvanlarla kurduğu ilişkiyi arkeolojik bulgular üzerinden yeniden düşündürüyor. Yazar, hayvanları yalnızca ekonomik ya da biyolojik birer unsur olarak değil, insanın kimlik ve anlam üretme süreçlerinin asli ortakları olarak görüyor. Kürk, kuyruk ve tüy imgeleri kitabın eksenini oluşturuyor; bunlar hem maddi kültürün izlerini hem de insan zihninin sembolik yaratıcılığını temsil ediyor. Arkeozoolojik kalıntılar, kemikler, süs eşyaları ve sanat nesneleri aracılığıyla, insanın hayvanlarla kurduğu çok katmanlı ilişkinin tarih boyunca nasıl evrildiği gösteriliyor.

Pavel’e göre hayvanlar, insanın düşünme biçimini, duygusal deneyimini ve toplumsal örgütlenmesini biçimlendiriyor. İnsan kültürünün tarihi, aslında insan-hayvan ortaklığının tarihiyle iç içe geçiyor. Köpeklerin sadakati, kedilerin gizemi, kuşların özgürlük imgesi ya da atların güç sembolü oluşu hem biyolojik hem kültürel bir miras taşıyor. Bu ilişkilerde hayvanlar insanın yalnızca yansıması değil; aynı zamanda onun dünyayı anlamlandırma aracına dönüşüyor.

‘Bizi İnsan Yapan Hayvanlar: Arkeolojide Kürk, Kuyruklar ve Tüyler’ (‘Animalele care ne fac oameni. Blană, cozi și pene în arheologie’), doğa ile kültür arasındaki sınırın geçirgen olduğunu savunuyor. Arkeolojik izler, insanın hayvanlarla birlikte ürettiği anlam dünyasının kalıntılarını barındırıyor. Pavel, bu bulgular üzerinden insanı tanımlamanın yeni yollarını arıyor. Hayvanların insan tarihindeki yerini yeniden yorumlarken, insanın kendi doğallığını unutmuş modern benliğine de bir ayna tutuyor. Bu nedenle eser hem bilimsel hem felsefi bir sorgulama niteliği taşıyor.

  • Künye: Cătălin Pavel – Bizi İnsan Yapan Hayvanlar: Arkeolojide Kürk, Kuyruklar ve Tüyler, çeviren: Metin Ömer, Gordium Yayıncılık, tarih, 363 sayfa, 2025

Ferda Yıldırım – Hukuk Felsefesi (2025)

Ferda Yıldırım bu kitabında, hukuk felsefesini yalnızca bir kavramlar dizgesi olarak değil, çağdaş düşüncenin merkezindeki bir sorgulama alanı olarak ele alıyor. Yazar, “hukuk felsefesi bugün hâlâ neden önemlidir?” sorusunu temel eksen olarak belirliyor ve bu soruya birbirine bağlı üç düzlemde yanıt arıyor. İlk bölümde hukuk felsefesinin temel kavramları ve sorunları tanıtılırken, ikinci bölüm hukukun tarihsel, toplumsal, ahlaki ve politik bağlamlardaki konumunu açığa çıkarıyor. Son aşamada ise, çağdaş tartışmaların yoğunlaştığı alanlarda hukuk, ahlak ve toplumsal düzen arasındaki gerilimler eleştirel bir bakışla inceleniyor.

Kitap, hukuk felsefesine yalnızca bir “giriş” sunmuyor; aksine, onun felsefi zeminini sorgulayan, bilgi ve değer alanlarını kesiştiren bir düşünme biçimi öneriyor. Hukuku yalnızca normlar sistemi olarak değil, anlamı, meşruiyeti ve insani boyutlarıyla kavranması gereken dinamik bir yapı olarak değerlendiriyor. Bu yaklaşım, felsefeyi hukukun dışsal bir yorumu olmaktan çıkarıp, onun içsel gerilimlerini açığa çıkaran bir düşünsel araç haline getiriyor.

Yazarın kuşatıcı yöntemi, analitik titizliği normatif sorgulamayla ve eleştirel duyarlılıkla birleştiriyor. Hukukun mantıksal, epistemolojik ve etik temellerine yönelen bu inceleme, felsefi düşünmenin hukuk alanında neden vazgeçilmez olduğunu yeniden gösteriyor. ‘Hukuk Felsefesi’, modern toplumun adalet, özgürlük ve sorumluluk kavrayışlarını sorgulayan bir zemin kurarak, hukuk ile felsefe arasındaki diyalogu güncel bir bağlamda yeniden inşa ediyor.

  • Künye: Ferda Yıldırım – Hukuk Felsefesi: Çağdaş Bir Tartışma, Say Yayınları, hukuk, 200 sayfa, 2025

Bruno Latour – Gaia ile Yüzleşme (2025)

Bruno Latour’un bu eseri, insan ile yeryüzü arasındaki ilişkiyi köklü biçimde yeniden düşünmeye çağırıyor. Latour, antroposen çağında yaşanan iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda düşünsel ve siyasal bir kırılma olduğunu savunuyor. “Gaia” kavramını mitolojik bir figürden ziyade, insan eylemlerine tepki veren canlı bir sistemin felsefi simgesi olarak ele alıyor. Bu bağlamda Gaia, doğadan ayrı bir varlık değil; insanla sürekli etkileşim içinde olan, sınırları ve istikrarı insani faaliyetlerle şekillenen bir yeryüzü bütünlüğünü temsil ediyor.

Latour’a göre modernlik, “doğa” ve “toplum” arasındaki yapay ayrımı üzerine kurulmuş bir yanılsamadır. Bilimsel ilerleme ve ekonomik büyüme, bu ayrımı meşrulaştırarak insanı dünyanın merkezine yerleştirmiştir. Ancak iklim değişikliği bu merkezin çöktüğünü gösteriyor. Artık insan, doğayı dışsal bir nesne gibi yönetemiyor; aksine, Gaia’nın güçleriyle karşı karşıya geliyor. Latour, bu durumu “yeni iklim rejimi” olarak adlandırıyor: bir dönemde, insanın jeolojik bir kuvvete dönüştüğü, doğanın ise politik bir özne haline geldiği bir çağ.

‘Gaia ile Yüzleşme: Yeni İklim Rejimi Üzerine Sekiz Konferans’ (‘Face à Gaïa: Huit conférences sur le nouveau régime climatique’), bu dönüşümün düşünsel sonuçlarını tartışıyor. Latour, çevre politikalarının yalnızca teknik çözümlerle değil, yeni bir ontolojiyle –yani insan ve dünya arasındaki varlık ilişkisini yeniden kurmakla– ele alınması gerektiğini söylüyor. Gaia’yı “kırılgan ama tepkisel bir varlık” olarak görerek, insanı da yeryüzünün parçası ve sorumlusu haline getiriyor.

‘Gaia ile Yüzleşme’, bilimin, siyasetin ve felsefenin sınırlarını zorlayan bir ekolojik düşünme denemesi olarak, çağımızın en temel sorusunu soruyor: İnsan, dünyanın efendisi mi yoksa onunla birlikte var olan kırılgan bir varlık mı?

  • Künye: Bruno Latour – Gaia ile Yüzleşme: Yeni İklim Rejimi Üzerine Sekiz Konferans, çeviren: Kağan Kahveci, Livera Yayınevi, felsefe, 440 sayfa, 2025

Berk Celayir – Analitik Felsefe Yazıları (2025)

 

Bu eser, çağdaş analitik felsefenin en temel meselelerine odaklanarak düşünsel berraklık ve kavramsal derinliği bir araya getiriyor. Berk Celayir, klasik felsefi soruları güncel yaklaşımlarla yeniden değerlendirirken, açıklama, anlam, ahlak, bilinç, eylem, toplumsallık ve metafizik gibi alanlar arasında güçlü bir diyalog kuruyor. Kitap, yalnızca teorik tartışmaları aktarmakla kalmıyor; farklı felsefi gelenekler arasındaki sınırları aşan özgün bir yorum alanı açıyor.

İçerdiği bölümler, analitik felsefenin kapsamını geniş bir perspektiften sunuyor: Açıklama Olmadan Anlamanın İmkânı, anlam ve açıklama ilişkisini tartışarak bilginin sınırlarına dair yeni bir sorgulama başlatıyor. “Ahlaki Yükümlülüklerimizin Kapsamı Sadece Yapabileceklerimizle mi Sınırlıdır?” başlıklı bölüm, etik sorumluluğun sınırlarını tartışıyor. “Donald Davidson’ın Eylem Teorisi’nin Bir Eleştirisi ve Ortak Taahhütler ve Sosyal Gruplar” yazıları, bireysel niyet ile kolektif eylem arasındaki karmaşık bağı açığa çıkarıyor. “Ölümün ve Ölümsüzlüğün Değeri Üzerine Bazı Tartışmalar” ise, yaşamın anlamı, ölümün değeri ve ölümsüzlüğün paradoksları üzerine analitik bir değerlendirme sunuyor.

Bilinç ve metafizik alanlarında yer alan “Fizikalizme Karşı Bilgi Argümanı”, “Panpsişizmin Türleri ve Problemleri ve Panpsişizm Hassas Ayarı Açıklayabilir mi?” bölümleri, zihin felsefesiyle teoloji arasında yeni köprüler kuruyor. Son bölümdeki “Şüpheci Teizm ve Olasılıkçı Tanrı Argümanları”, Tanrı’nın varlığı, kötülük problemi ve olasılıkçı teistik savunuların tutarlılığı üzerine odaklanıyor.

‘Analitik Felsefe Yazıları: Temel Sorunlar Üzerine Bazı Tartışmalar’, akademik bir derinliği korurken açık, sistemli ve erişilebilir diliyle analitik düşüncenin Türkiye’deki gelişimine katkı sunuyor. Okurunu yalnızca düşünmeye değil, düşünmenin biçimlerini yeniden sorgulamaya davet ediyor.

  • Künye: Berk Celayir – Analitik Felsefe Yazıları: Temel Sorunlar Üzerine Bazı Tartışmalar, Akademim Yayıncılık, felsefe, 144 sayfa, 2025

Carl F. Petry – Memlük Sultanlığı (2025)

Carl F. Petry’nin bu eseri, Orta Doğu tarihinin en özgün siyasal oluşumlarından biri olan Memlük Sultanlığı’nı kapsamlı bir biçimde ele alıyor. Yazar, 13. yüzyıl ortasında kurulan bu devletin kökenlerini, toplumsal yapısını ve siyasal kurumlarını yalnızca kronolojik olaylar üzerinden değil, derinlemesine bir tarihsel çözümleme çerçevesinde inceliyor. Petry’ye göre Memlük Sultanlığı, askeri kölelik sistemine dayanan fakat aynı zamanda İslam dünyasında kültürel ve entelektüel bir merkez haline gelen benzersiz bir yönetim biçimidir.

‘Memlük Sultanlığı: Bir Tarihçe’ (‘The Mamluk Sultanate: A History’), Bahri (1250–1382) ve Burji (1382–1517) dönemlerini karşılaştırmalı biçimde ele alarak, yönetici elitin değişen karakterini ve toplumsal dengeyi açıklıyor. Petry, Memlük sisteminin gücünü ordunun disiplininden ve sultan otoritesinin merkezileşmesinden aldığını, ancak bu yapının iç rekabet, taht mücadeleleri ve ekonomik krizlerle sürekli sarsıldığını vurguluyor. Aynı zamanda Memlüklerin Haçlılar ve Moğollar karşısında İslam dünyasının savunucusu olarak kazandığı tarihsel rolün, meşruiyetlerinin temel unsuru olduğunu belirtiyor.

Eser, yalnızca siyasi tarih anlatımıyla sınırlı kalmıyor; Kahire’nin kentleşmesi, medrese ve vakıf kurumlarının yükselişi, sanat ve mimarinin gelişimi gibi konularla da Memlük uygarlığının kültürel dokusunu ortaya koyuyor. Petry, bu yönüyle Memlüklerin “savaşçı köleler” klişesinin ötesinde, karmaşık bir siyasal zekâ ve kültürel üretkenlik sergileyen bir medeniyet olduğunu gösteriyor.

Kitap, hem akademik derinliği hem de bütüncül yaklaşımıyla, Memlüklerin dünya tarihindeki yerini yeniden değerlendiren temel bir başvuru eseri niteliği taşıyor.

  • Künye: Carl F. Petry – Memlük Sultanlığı: Bir Tarihçe, çeviren: Bekir Çelikcan, Fol Kitap, tarih, 544 sayfa, 2025

Raymond Tallis – El (2025)

Raymond Tallis bu kitabında, insanın varoluşunu elin felsefi, biyolojik ve kültürel anlamları üzerinden inceliyor. Ona göre el, yalnızca biyolojik bir organ değil; insanı doğadan ayıran, düşüncenin, dilin ve kültürün gelişmesini mümkün kılan bir varlık koşuludur. Tallis, insan elinin evrimsel sürecini anlatırken, bu uzvun hem dünyayı kavrama hem de anlamlandırma yeteneğinin kökeninde yattığını savunuyor. Nesneleri tutmak, yapmak ve dönüştürmek yalnızca fiziksel bir etkinlik değil, bilinçle kurulan bir ilişki biçimi olarak yorumlanıyor.

Tallis, insanın “alet yapan hayvan” tanımını yeniden değerlendiriyor: El, aleti yaratıyor ama aynı zamanda düşüncenin de aracına dönüşüyor. Bu açıdan el, insan zihninin dış dünyaya uzanan bir uzantısı. Ressamın fırçası, müzisyenin parmak hareketleri ya da bilim insanının deney düzenekleri hep bu bedensel zekânın ifadeleri. Tallis, elin bu yaratıcılığını, insanın sembolik düşünce kapasitesiyle ilişkilendiriyor. Yazının, sanatın ve bilimin temelinde, elin eyleme döktüğü soyut düşünme yetisi bulunuyor.

Yazar, felsefe, nöroloji ve estetikten beslenen disiplinler arası bir yaklaşım kurarak elin yalnızca işlevsel değil, varoluşsal bir anlam taşıdığını öne sürüyor. El, insanın dünyayla kurduğu mesafeli ama bilinçli temasın simgesi haline geliyor. Tallis, bu teması “kendinin farkında olan beden” fikriyle birleştirerek, insanı ne salt doğanın bir parçası ne de yalnızca düşünce varlığı olarak konumlandırıyor.

‘El: İnsanla İlgili Felsefi Bir İnceleme’ (‘The Hand: A Philosophical Inquiry into Human Being’) , bedensel varoluşun düşünsel derinliğini açığa çıkaran özgün bir felsefi inceleme. İnsanı anlamak için zihinden önce, elin izini sürmeyi öneriyor.

  • Künye: Raymond Tallis – El: İnsanla İlgili Felsefi Bir İnceleme, çeviren: Ebru Kılıç, İş Kültür Yayınları, felsefe, 360 sayfa, 2025

Juhani Pallasmaa – Tenin Gözleri (2025)

‘Tenin Gözleri’ (‘The Eyes of the Skin’), mimarlığın uzun zamandır görsel algıya aşırı bağımlı hale geldiğini savunarak başlıyor. Juhani Pallasmaa, modern mimari tasarımın gözü merkeze koyduğunu, diğer duyuların ise geri planda bırakıldığını söylüyor. Bu durumun mekân deneyimini yüzeyselleştirdiğini ve insan ile çevresi arasındaki duygusal bağı zayıflattığını vurguluyor.

Kitap, tüm duyuların mimarlık deneyiminde eşit derecede önemli olduğunu ileri sürüyor. Dokunma, işitme, koku ve hatta bedenin mekâna yerleşmesini sağlayan kinestetik duyumlar; yapının hafızayla, zamanla ve insan bedeniyle kurduğu ilişkiyi belirliyor. Pallasmaa’ya göre iyi mimarlık, mekânın sadece nasıl göründüğünü değil, insanın içinde nasıl hissettiğini de düşünerek tasarlanıyor.

Eserde bedenin mimarlığın merkezine yerleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor. İnsan, mekânı yalnızca uzaktan seyretmiyor; içinde yürüyerek, duvarlara dokunarak, yankıları duyarak yaşıyor. Bu nedenle mimarlık, duyuların bütünlüğünü gözeten bir “yaşantı sanatına” dönüşüyor. Hafıza, duygu ve hayal gücü, mimari algının ayrılmaz bir parçası olarak ele alınıyor.

Son olarak Pallasmaa, mimarın görevinin yalnızca yapı inşa etmek değil, insanın dünyadaki varoluşunu zenginleştiren duyusal ortamlar yaratmak olduğunu belirtiyor. Mimarlığın amacı, insan bedenine ve ruhuna dokunan bütüncül bir mekânsal deneyim üretmek olarak tanımlanıyor.

  • Künye: Juhani Pallasmaa – Tenin Gözleri: Mimarlık ve Duyular, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, İnka Kitap, mimarlık, 136 sayfa, 2025

Christophe Bonneuil, Jean-Baptiste Fressoz – Antroposen Olayı (2025)

Bu eser, insan faaliyetlerinin gezegen üzerinde çağ açıcı bir etki yarattığı Antroposen kavramını tarihsel, siyasal ve toplumsal bir çerçevede ele alıyor. Yazarlar, Antroposen’in sadece son yüzyılda ortaya çıkan bir teknolojik dönüşüm değil, modern dünyanın başlangıcından beri kapitalist genişleme, sanayileşme ve sömürgecilikle bağlantılı uzun bir süreç olduğunu savunuyor.

‘Antroposen Olayı’ (‘L’événement Anthropocène’), çevresel krizlerin “yanlışlıkla” oluştuğu iddiasını eleştiriyor. Politika yapıcılar, şirketler ve devletlerin tarih boyunca ekolojik zararları bilerek görmezden geldiğini, büyüme ve güç arayışının gezegeni bugünkü noktaya getirdiğini vurguluyor. “Bilmeden yaptık” anlatısının, mevcut sistemlerin masumiyetini korumak için üretildiği belirtiliyor.

Yazarlar, çevresel değişimleri yalnızca teknolojinin doğal sonucu olarak görmek yerine, iktidar ilişkilerini, ekonomik modelleri ve tüketim kültürünü sorgulayan bir perspektif öneriyor. Doğa ve insan ilişkisi, özellikle fosil yakıt ekonomisi üzerinden yeniden tartışılıyor. Antroposen, insanlığın ortak suçu değil; güç eşitsizlikleri, sömürgecilik ve endüstriyel sermaye birikimiyle şekillenen bir süreç olarak ele alınıyor.

Son bölümde kitap, yeni bir politik hayal gücüyle, daha adil ve sürdürülebilir bir dünya için ekolojik dönüşümlerin zorunluluğunu öne çıkarıyor. Ekolojik yıkımın aktörlerini görünür kılmanın, çözüm üretmenin ilk adımı olduğu savunuluyor.

  • Künye: Christophe Bonneuil, Jean-Baptiste Fressoz – Antroposen Olayı: Yerküre, Tarih ve Biz, çeviren: Alp Tümertekin, İş Kültür Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2025

Kolektif – Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar (2025)

Bu kitap post-Keynesyen ve heterodoks ekonomi alanında, Türkiye’de bugüne dek yayımlanmış en kapsamlı başvuru kaynaklarından biri.

‘Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar: Post-Keynesyen Ekonomi Ansiklopedisi’ (‘Elgar Encyclopedia of Post-Keynesian Economics’), post-Keynesyen ekonominin temel kavramlarını ve gelişimini bütüncül biçimde ele alıyor. Louis-Philippe Rochon ve Sergio Rossi’nin editörlüğündeki bu eser, geleneksel ana akım ekonominin soyut varsayımlarına karşı daha gerçekçi bir yaklaşım sunuyor. Para, bankacılık ve finansın ekonomik sürecin merkezinde yer aldığını vurguluyor. Keynesyen etkin talep düşüncesi, belirsizlik ve istihdam sorunları üzerinden ekonominin nasıl işlediğini yeniden yorumluyor. Bu sayede büyümenin, gelir dağılımının ve toplumsal refahın piyasanın kendi kendine ulaşacağı bir sonuç olmadığını gösteriyor.

Ansiklopedi ekonomik düşünceyi tarihsel bağlamıyla birlikte inceliyor. Finansal krizlerin sadece teknik aksaklıklar değil, ekonomik düzenin yapısından kaynaklanan sonuçlar olduğunu belirtiyor. Devletin ekonomi içindeki işlevi yeniden tanımlanıyor ve maliye politikalarının istihdamı, üretimi ve toplumsal dengeyi koruma açısından önem taşıdığı anlatılıyor. Para arzının özel bankaların kredi yaratma süreçleriyle ilişkilendiği ve finansal sistemin toplumsal etkilerinin göz ardı edildiğinde kırılganlığın arttığı ifade ediliyor.

Bu çalışma, heterodoks ekonomi içindeki farklı görüşleri bir araya getirerek tartışma alanını genişletiyor. Post-Keynesyen yaklaşımın eleştirel yönü korunurken çözüm odaklı politika önerileri de sunuluyor. Böylece hem akademi hem politika yapıcılar için alternatif bir düşünme çerçevesi oluşturuyor. Ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, toplumsal ve tarihsel koşullarla şekillenen bir süreç olduğunu vurguluyor. Post-Keynesyen ekonomi, gerçek dünyanın sorunlarına bakarak yanıt üretmeye devam ediyor.

  • Künye: Kolektif – Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar: Post-Keynesyen Ekonomi Ansiklopedisi, editör: Louis-Philippe Rochon, Sergio Rossi, çeviren: Ali Utku Barış, Mustafa Sacid Öztürk, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 796 sayfa, 2025