Kolektif – Aleviler ve Cumhuriyet (2025)

Bu çalışma, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Alevilerle arasındaki karmaşık ve gergin ilişkiyi derinlemesine inceliyor. Bir tarafta, Cumhuriyet’in merkezi ve Sünni kimliği içinde, kendi çıkarlarını gözetirken sürekli mağduriyet söylemi geliştiren ve Aleviliği Cumhuriyet’e karşı bir tehdit olarak sunan çevreler ele alınıyor. Bu kesimlerin, Alevileri çelişkili bir biçimde hem “celladına aşık” olarak yaftaladığı hem de Cumhuriyet’in bekası için Alevileri seferber etmeye çalıştığı vurgulanıyor. Aynı zamanda, kendi yakınındaki sorunlara kayıtsız kalıp Alevilerin inançlarını istismar eden veya bu ayrımcı tutumları görmezden gelen “has yurttaşlar”ın körlüğü eleştiriliyor.

Diğer tarafta ise, Cumhuriyet’in ulus anlayışında Alevilere atfedilen çelişkili ve aşağılayıcı kimlikler sergileniyor. Aleviler, duruma göre “saf Müslüman” olarak yüceltilirken, başka zamanlarda “sapık” veya “dinsiz” olarak damgalanıyor. Yine duruma göre “öz be öz Türk” ilan edilirken, farklı zamanlarda “Kızılbaşlıkla” suçlanıp ahlaksızlıkla itham ediliyorlar. Bu tutumlar, Alevilerin Cumhuriyet’in idealize edilmiş ulus kimliğini kirleten, sorunlu ve ıslah edilmesi gereken bir unsur olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Sonuç olarak Aleviler, sömürgeci bir bakış açısıyla incelenen, antropolojik bir nesneye indirgenirken, Cumhuriyet’in kendisi de bu durumdan etkileniyor.

Bu kitap, yüz yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilerin yaşadığı bu çetrefilli dengeyi takip ediyor. Bu denge gergin çünkü Cumhuriyet’in tarihi, Alevilerin teo-politik varlığını sürekli bir inkâr sürecini içeriyor. Aynı zamanda bu tarih kanlı çünkü Cumhuriyet’in Selçuklu mirasını sahiplenmesiyle başlayan ve Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi gibi katliamlara uzanan bir zulüm, ayrımcılık ve yok etme geçmişini barındırıyor. İşte bu temel izlekler üzerinden kitap, geleceğe yönelik yeni bir anlayış arayışında olanlar için şu kritik soruyu soruyor: Alevilerle Cumhuriyet arasında yeni bir denge mi kurulmalı, yoksa Cumhuriyet’in kendisi mi yeniden tanımlanmalı?

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ahmet Kerim Gültekin, Ayhan Yalçınkaya, Cem Kara, Cemal Salman, Çiğdem Boz, Deniz Yonucu, Evrim Can İflazoğlu, Hakan Mertcan, Hüseyin Kırmızı, İhsan Koluaçık, İlkay Kara, İlbey C. N. Özdemirci, Mehmet Ertan, Mehmet Kendirci, Mehtap Tosun, Orhan Gazi Ertekin, Ozan Çavdar, Reha Çamuroğlu, Sefa Feza Arslan ve Ümit Çetin.

  • Künye: Kolektif – Aleviler ve Cumhuriyet, derleyen: Ayhan Yalçınkaya, Dipnot Yayınları, inceleme, 508 sayfa, 2025

Angela Pabst – Atina Demokrasisi (2025)

Angela Pabst’ın bu kitabı, Antik Atina’da gelişen ve Batı siyasi düşüncesinin temellerini oluşturan demokrasi sistemini kapsamlı bir şekilde inceleyen bir çalışma. ‘Atina Demokrasisi’ (‘Die Athenische Demokratie’) Atina demokrasisinin doğuşunu, gelişimini, temel kurumlarını, işleyişini, toplumsal ve kültürel bağlamını ve nihayetinde çöküşünü detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, demokrasinin ortaya çıkışındaki sosyal ve ekonomik faktörleri, Kleisthenes reformlarının önemini, halk meclisi (Ekklesia), halk mahkemeleri (Dikasteria) ve halk konseyi (Boule) gibi temel demokratik kurumların yapısını ve işlevlerini ayrıntılı olarak açıklar. Ayrıca, vatandaşlık kavramının sınırlarını, köleliğin demokrasideki yerini ve kadınların siyasi hayata katılımının neden engellendiğini de sorgular.

Pabst, Atina demokrasisinin sadece siyasi bir sistem olmadığını, aynı zamanda belirli değerlere ve uygulamalara dayanan bir yaşam biçimi olduğunu vurgular. Kitap, ifade özgürlüğü (parrhesia), eşitlik ilkesi (isonomia) ve hukukun üstünlüğü gibi demokratik ideallerin Atina toplumunda nasıl hayata geçirildiğini ve bu ideallerin karşılaştığı zorlukları analiz eder. Ayrıca, demokrasinin altın çağı olarak kabul edilen Perikles döneminin özelliklerini, bu dönemdeki siyasi ve kültürel gelişmeleri ve Peloponez Savaşı’nın demokrasi üzerindeki yıkıcı etkilerini de inceler. Pabst, Atina demokrasisinin eleştirilerini de göz ardı etmez ve özellikle Platon ve Aristoteles gibi düşünürlerin demokrasiye yönelik itirazlarını ve bu itirazların günümüzdeki tartışmalar için taşıdığı önemi değerlendirir.

Kitap, Atina demokrasisinin MÖ 4. yüzyılda Makedonya İmparatorluğu’nun yükselişiyle birlikte kademeli olarak zayıflamasını ve ortadan kalkmasını da ele alır. Pabst, demokrasinin çöküşündeki iç ve dış faktörleri, oligarşik eğilimleri ve demokratik kurumların karşılaştığı yapısal sorunları analiz eder.

Sonuç olarak bu kitap, Antik Atina demokrasisinin karmaşık ve çelişkili doğasını anlamak için önemli bir kaynaktır. Pabst, titiz bir araştırmaya dayanan bu çalışmasıyla, Atina demokrasisinin hem güçlü yönlerini hem de zayıflıklarını ortaya koyarak, günümüzdeki demokratik tartışmalara da ışık tutuyor.

  • Künye: Angela Pabst – Atina Demokrasisi, çeviren: Emre Karatekeli, Runik Kitap, tarih, 114 sayfa, 2025

Didier Eribon – Reims’e Dönüş (2025)

Didier Eribon’un ‘Reims’e Dönüş’ (‘Retour à Reims’) adlı kitabı, yazarın yıllar sonra doğduğu şehre, Reims’a dönmesiyle başlayan kişisel bir sosyolojik inceleme. Eribon, bu dönüşle birlikte, ailesinin ve özellikle işçi sınıfı kökenli babasının hayatına dair unutulmuş ya da görmezden gelinmiş anıları yeniden ziyaret eder. Kitap, sadece bireysel bir geçmişe dönüş hikayesi değil, aynı zamanda sınıf, cinsiyet, cinsel yönelim ve siyaset gibi sosyolojik kavramlar üzerinden Fransız toplumunun derinlemesine bir analizidir. Eribon, kendi kişisel deneyimleri aracılığıyla, işçi sınıfının yaşadığı sosyal ve ekonomik değişimleri, sol siyasetin dönüşümünü ve homofobinin toplumsal kökenlerini sorgular.

Eribon, Reims’a dönüşüyle birlikte, ailesinin yaşamındaki sessizlikleri ve bastırılmış duyguları fark eder. Özellikle babasıyla olan ilişkisi, sınıf farklılıkları ve siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle mesafeli ve karmaşıktır. Yazar, babasının komünist geçmişini ve zamanla bu ideolojiden uzaklaşmasını, işçi sınıfının yaşadığı hayal kırıklıklarını ve sağ popülizme yönelişini anlamaya çalışır. Bu süreçte, kendi entelektüel kimliği ile ailesinin işçi sınıfı kökenleri arasındaki gerilimi de dürüstçe ele alır. Eribon, üniversite eğitimi alarak ailesinden farklı bir sosyal dünyaya adım atmasının, ailesiyle olan bağlarını nasıl etkilediğini ve bu durumun kendisinde yarattığı yabancılaşma hissini sorgular.

Kitap, sadece ailesinin hikayesi üzerinden değil, aynı zamanda Eribon’un kendi cinsel yönelimini keşfetme ve kabullenme süreci üzerinden de toplumsal normları ve homofobiyi eleştirir. Yazar, eşcinsel kimliğini ailesinden uzun süre saklamak zorunda kalmasının, toplumsal baskının ve aile içi beklentilerin bir sonucu olduğunu ifade eder. Reims’a dönüşü, bu geçmişle yüzleşmesine ve kendi kimliğini daha bütünlüklü bir şekilde anlamasına yardımcı olur. Eribon, kişisel deneyimleri aracılığıyla, homofobinin sadece bireysel bir önyargı olmadığını, aynı zamanda toplumsal yapılar ve söylemler tarafından nasıl üretildiğini ve sürdürüldüğünü gösterir.

‘Reims’e Dönüş’, kişisel olanın politik olduğunu bir kez daha kanıtlayan etkileyici bir eserdir. Eribon, kendi hayat hikayesi üzerinden, Fransız toplumunun sınıf, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi temel meselelerini derinlemesine analiz ederken, okuyucuyu da kendi toplumsal konumunu ve önyargılarını sorgulamaya davet eder. Kitap, sosyolojik düşünce ile kişisel anlatıyı ustaca birleştirerek, hem akademik çevrelerde hem de geniş okuyucu kitlesi tarafından büyük ilgi gördü.

  • Künye: Didier Eribon – Reims’e Dönüş, çeviren: Şule Çiltaş, Tellekt Kitap, sosyoloji, 192 sayfa, 2025

Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu (2025)

Göçebe koyun çobanı ve atlılardan oluşan Oğuz boyu, nasıl oldu da Anadolu’ya egemen oldu?

Claude Cahen’in bu kitabında kitabı, 11. yüzyılın sonlarından 14. yüzyılın başlarına kadar Anadolu’nun siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel tarihini kapsamlı bir bakışla inceliyor. ‘Osmanlılardan Önce Anadolu’ (‘La Turquie pré-ottomane’), bu dönemde Anadolu’da hüküm süren çeşitli Türk beyliklerinin, Bizans İmparatorluğu’nun ve diğer güçlerin arasındaki karmaşık ilişkileri detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, Malazgirt Savaşı’nın ardından Anadolu’ya yönelik Türk göçlerini, bu göçlerin bölgedeki demografik yapıyı nasıl değiştirdiğini ve kurulan ilk Türk beyliklerinin özelliklerini analiz eder.

Cahen, Danişmendliler, Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular ve Selçuklular gibi önemli Türk beyliklerinin kuruluş süreçlerini, birbirleriyle olan mücadelelerini ve Bizans İmparatorluğu ile olan ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde inceler. Kitap, bu beyliklerin siyasi örgütlenmelerini, yönetim yapılarını, ekonomik faaliyetlerini ve kültürel gelişmelerini ele alır. Ayrıca, Haçlı Seferleri’nin Anadolu üzerindeki etkilerini ve bu seferlerin bölgedeki siyasi dengeleri nasıl değiştirdiğini de değerlendirir.

Cahen, Anadolu’nun bu dönemdeki sosyal yapısını, farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşama biçimlerini ve kültürel etkileşimlerini de inceler. Kitap, Türklerin Anadolu’ya yerleşimiyle birlikte İslam kültürünün bölgedeki yayılışını, sufi hareketlerini ve dini kurumların gelişimini ele alır. Aynı zamanda, Bizans kültürünün Anadolu’daki varlığını ve Türklerle olan kültürel alışverişini de değerlendirir. Ticaret yollarının ve kervansarayların ekonomik hayattaki rolünü, şehirlerin gelişimini ve kırsal bölgelerdeki yaşamı da analiz eder.

‘Osmanlılardan Önce Anadolu’, Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu öncesindeki dönemini anlamak için temel bir başvuru kaynağı. Cahen, Bizans ve Türk kaynaklarını titizlikle kullanarak, bu karmaşık ve önemli dönemin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel dinamiklerini aydınlatır. Kitap, Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu’na nasıl evrildiğini anlamak isteyen herkes için değerli bir okumadır.

  • Künye: Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu, çeviren: Erol Üyepazarcı, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı ortak yayını, tarih, 496 sayfa, 2025

Şafak Nakajima – Ölümün İzinde (2025)

Ölüm, insanlık tarihi boyunca hem merak hem de korku uyandıran bir olgu olmuştur. Doğum gibi hayatın doğal bir parçası olan ölüm, bilinmezliğiyle insanı tedirgin eder. Ancak, doğumun kabullenildiği gibi ölümün de aynı doğallıkla karşılanabileceği bir anlayış geliştirilebilir.

Bir biyopsikososyal tıp doktoru ve yas danışmanı olan Şafak Nakajina ‘Ölümün İzinde’ adlı bu kitabı, bilgi ve deneyimlerini okuyucularla paylaşmak amacıyla kaleme almış. Mesleği gereği, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiye defalarca tanıklık etmiş. O çizgiyi aşıp geri dönenlerle de geri dönme şansı olmayanlarla da yan yana olmuş.

Bu süreçte, bir doktorun görevinin sadece fiziksel acıyı dindirmek veya hayat kurtarmak olmadığını, aynı zamanda ölümle yüzleşenlere ve yas sürecindeki insanlara duygusal destek sağlamak olduğunu fark etmiş.

Kitap, ölümün biyolojik, psikolojik ve felsefi boyutlarına odaklanarak, ölüm üzerine düşünmeyi daha erişilebilir kılan bir yolculuğa eşlik ediyor.

Hayat, kayıplarla dolu bir yolculuk olsa da her acı, insanı bir adım daha olgunlaştırır ve güçlendirir. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez; bu zorlu süreç de zamanla hafifleyecek ve yerini huzura bırakacaktır. Ölümle yüzleşmek, yaşamı daha iyi anlamak için bir fırsat olabilir. Bu yolculukta kendine karşı sabırlı olmak, yaşanılan ve paylaşılan her anın kıymetini bilmek önemlidir.

  • Künye: Şafak Nakajima – Ölümün İzinde: Sonlu Bir Hayatta Sonsuz Sorgular, Doğan Kitap, psikoloji, 248 sayfa, 2025

Johannes G. Deckers – Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatı (2025)

‘Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatı’ (‘Frühchristliche und Byzantinische Kunst’) adlı bu kitap, Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarından Bizans İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar uzanan geniş bir zaman diliminde üretilen sanatı inceleyen kapsamlı bir çalışma. Johannes G. Deckers’in burada, Erken Hıristiyan ve Bizans sanatının gelişimini, farklı dönemlerdeki özelliklerini, etkileşimlerini ve önemini detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, mimari, heykel, mozaik, fresk, ikonalar ve el yazmaları gibi çeşitli sanat dallarını kapsar ve bu sanat dallarının Hıristiyan inancının ve Bizans kültürünün ifadesinde nasıl kullanıldığını analiz eder.

Deckers, Erken Hıristiyan sanatının, Roma İmparatorluğu’nun geç dönem sanatından nasıl etkilendiğini ve Hıristiyan inancının sembolizmini nasıl benimsediğini açıklar. Kitap, katakomplar, bazilikalar ve mozaikler gibi Erken Hıristiyan sanatının önemli örneklerini inceler ve bu eserlerin Hıristiyan toplumunun yaşamı ve inançları hakkında nasıl bilgiler verdiğini gösterir. Ayrıca, Bizans sanatının, Erken Hıristiyan sanatından nasıl evrildiğini ve kendine özgü bir stil geliştirdiğini de ele alır. Bizans sanatının, imparatorluk gücünü ve Hıristiyan inancını ifade etmek için nasıl kullanıldığını ve ikonalar, mozaikler ve mimari gibi önemli eserlerini analiz eder.

Kitap, Bizans sanatının farklı dönemlerindeki özelliklerini ve bu dönemlerin siyasi ve kültürel bağlamlarını da inceler. Örneğin, Justinianus dönemi, Makedonya Rönesansı ve Paleologos Rönesansı gibi dönemlerin sanatındaki değişimleri ve bu değişimlerin nedenlerini açıklar. Ayrıca, Bizans sanatının, Batı Avrupa ve İslam dünyası gibi diğer kültürlerle olan etkileşimlerini de ele alır ve bu etkileşimlerin Bizans sanatının gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu gösterir.

‘Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatı’, Erken Hıristiyan ve Bizans sanatına ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak. Deckers, bu kitapta, sanat eserlerini sadece estetik açıdan değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel bağlamlarıyla birlikte inceler. Kitap, okuyuculara, Erken Hıristiyan ve Bizans sanatının zenginliğini ve önemini keşfetme fırsatı sunar.

  • Künye: Johannes G. Deckers – Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatı, çeviren: Ömer İpek, Runik Kitap, sanat tarihi, 144 sayfa, 2025

Tim Ingold – Çizgiler (2025)

Tim Ingold’un bu kitabı, çizgilerin insan düşüncesindeki ve pratiklerindeki çok yönlü rolünü keşfeden kapsamlı bir incelemedir. ‘Çizgiler: Kısa Bir Tarih’ (‘Lines: A Brief History’), çizgilerin sadece görsel bir unsur olmadığını, aynı zamanda düşünme, hareket etme, anlatma ve anlama biçimlerimizi şekillendiren temel bir kavram olduğunu savunur. Kitap, çizgilerin tarih boyunca farklı kültürlerde ve disiplinlerde nasıl kullanıldığını ve yorumlandığını inceler.

Ingold, çizgilerin sadece nesneleri temsil etmek için değil, aynı zamanda hareketleri, ilişkileri ve süreçleri ifade etmek için de kullanıldığını vurgular. Örneğin, yürüme, dans etme, dokuma ve çizim gibi pratikler, çizgilerin hareket ve süreçle olan yakın ilişkisini gösterir. Kitap, çizgilerin bu farklı kullanımlarının, insan deneyimini ve dünyayı anlama biçimimizi nasıl etkilediğini araştırır.

Ingold, çizgilerin tarih boyunca farklı kültürlerde ve disiplinlerde nasıl yorumlandığını ve kullanıldığını da inceler. Örneğin, Antik Yunan’da çizgiler, geometrik şekillerin ve müzikal armonilerin temelini oluştururken, Aborijin kültürlerinde çizgiler, şarkıların ve hikayelerin anlatımında önemli bir rol oynar. Kitap, çizgilerin bu farklı yorumlarının, farklı kültürlerin ve disiplinlerin dünyayı anlama biçimlerini nasıl şekillendirdiğini gösterir.

‘Çizgiler’, çizgilerin insan düşüncesindeki ve pratiklerindeki çok yönlü rolünü keşfeden ve okuyucuları çizgilerin dünyasına farklı bir bakış açısıyla bakmaya davet eden düşündürücü bir eserdir.

  • Künye: Tim Ingold – Çizgiler: Kısa Bir Tarih, çeviren: Deniz Çiftçi, Livera Yayınevi, inceleme, 288 sayfa, 2025

Héloïse Lhérété – Zekâ Nedir? (2025)

Héloïse Lhérété’in bu kitabı, zekânın ne olduğu sorusuna çok yönlü bir bakış açısı sunan, bilimsel ve felsefi bir inceleme. ‘Zekâ Nedir?’ (‘Qu’est-ce que l’intelligence?’), zekânın tek bir tanımının olmadığını, aksine farklı bağlamlarda ve farklı türlerde ortaya çıkan karmaşık bir olgu olduğunu savunur. Kitap, zekânın evrimsel kökenlerinden yapay zekânın yükselişine, insan zekâsının çeşitliliğinden hayvan zekâsının inceliklerine kadar geniş bir yelpazede konuları ele alır. Lhérété, zekânın sadece problem çözme yeteneği olmadığını, aynı zamanda yaratıcılık, uyum sağlama, öğrenme ve sosyal etkileşim gibi unsurları da içerdiğini vurgular.

Kitapta, zekânın evrimsel süreçteki rolü ayrıntılı olarak incelenir. Lhérété, zekânın, canlıların çevrelerine uyum sağlamalarına ve hayatta kalma şanslarını artırmalarına yardımcı olan bir adaptasyon olduğunu belirtir. Farklı türlerin zekâ seviyeleri arasındaki farklılıkları ve bu farklılıkların evrimsel nedenlerini açıklar. Ayrıca, insan zekâsının evrimsel kökenlerini ve insanı diğer canlılardan ayıran özellikleri tartışır.

Lhérété, yapay zekânın yükselişini ve bunun zekâ anlayışımız üzerindeki etkilerini de ele alır. Yapay zekânın ne olduğu, nasıl çalıştığı ve insan zekâsıyla nasıl karşılaştırıldığı gibi konuları inceler. Yapay zekânın potansiyelini ve sınırlılıklarını değerlendirir. Ayrıca, yapay zekânın etik ve toplumsal sonuçlarını tartışır.

Kitapta, insan zekâsının çeşitliliği ve farklı zekâ türleri de incelenir. Lhérété, geleneksel zekâ testlerinin sınırlılıklarını ve zekânın sadece bilişsel yeteneklerle ölçülemeyeceğini vurgular. Duygusal zekâ, sosyal zekâ ve yaratıcı zekâ gibi farklı zekâ türlerini ele alır. Ayrıca, kültürel farklılıkların zekâ anlayışımızı nasıl etkilediğini tartışır.

Lhérété, hayvan zekâsının inceliklerini de keşfeder. Farklı hayvan türlerinin zekâ seviyeleri ve yetenekleri arasındaki farklılıkları inceler. Hayvanların problem çözme, iletişim kurma ve sosyal etkileşimdeki zekâlarını gösteren örnekler sunar. Ayrıca, hayvan zekâsının insan zekâsıyla nasıl karşılaştırıldığını tartışır.

‘Zekâ Nedir?’, zekâ hakkında kapsamlı ve düşündürücü bir eser. Lhérété, okuyucuları zekânın karmaşıklığı ve çeşitliliği hakkında düşünmeye teşvik eder. Kitap, zekânın ne olduğu, nasıl çalıştığı ve nasıl evrimleştiği hakkında yeni bir bakış açısı sunar.

  • Künye: Héloïse Lhérété – Zekâ Nedir?, çeviren: Ezgi Uğur, Mona Kitap, bilim, 336 sayfa, 2025

Sezer Seçer Fidan – Hitit Nehir Tanrı(ça)ları (2025)

Sezer Seçer Fidan’ın ‘Hitit Nehir Tanrı(ça)ları’ adlı eseri, Hitit yazılı kaynaklarında şimdiye dek sınırlı bir bakış açısıyla incelenmiş olan Nehir Tanrıçalarını etraflıca ele alıyor. Bu inceleme, yalnızca Nehir Tanrıçalarını değil, su ve suyun kutsallığıyla bağlantılı tüm tanrı gruplarını da kapsıyor. Hitit arşivlerindeki çivi yazılı metinlerin detaylı bir şekilde incelenmesiyle, Nehir Tanrıçalarının tüm adları belirlenmiş, cinsiyetleri tespit edilmiş, dinsel rolleri ve işlevleri ortaya çıkarılmış ve Hitit tanrı topluluğundaki konumları saptanmıştır. Nehir Tanrıçalarının etkileşimde olduğu diğer tanrı grupları da kitapta önemli bir yer tutuyor. Kitapta, bu tanrıların dinsel yönlerinin yanı sıra, onlarla birlikte anılan nehirlerin coğrafi konumları da inceleniyor.

Fidan’ın bu çalışması, coğrafi bir unsur olarak “nehir”in kutsallığını ve farklı nehirleri temsil eden tanrı/tanrıçaları, Hitit çivi yazılı metinlerinin tamamını tarayarak ortaya koyuyor. Mitolojiden bayram ritüellerine, siyasi metinlerden mektuplara, kanunlardan dualara kadar çeşitli metin türleri inceleniyor. Ayrıca, Hitit Kaya Anıtları bölümüyle, bu anıtların çoğunun suyun kutsallığıyla ilişkili olduğu vurgulanıyor.

  • Künye: Sezer Seçer Fidan – Hitit Nehir Tanrı(ça)ları, Kabalcı Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2025

Yasin Karaman – Timaios Okumaları (2025)

Klasik metinler, zaman içinde biriken yorum katmanlarıyla adeta birer labirente dönüşür. Bu durum, onların özüne ulaşmayı zorlaştırır. Platon’un ‘Timaios’ adlı eseri de bu kaderi paylaşır. Yasin Karaman, bu karmaşık metni sadece felsefe değil, aynı zamanda matematik tarihinin temel sorunlarından biri açısından ele alarak derinlemesine inceliyor. Proklos’tan Aristoteles’e, Hegel’den Popper’e, Derrida’dan Kristeva’ya kadar ‘Timaios’un çekimine kapılan düşünürlerin yorumlarını titizlikle inceleyerek, metne dair yorumların soy ağacını çıkarıyor. Bu çalışma, ‘Timaios’un Platon’u anlamak için neden bu kadar önemli olduğunu ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteren entelektüel bir pusula niteliğinde.

‘Timaios’, Platon’un evrenin kökeni, doğası ve yapısı üzerine derin düşüncelerini içerir. Eserde, idealar kuramı, evrenin yaratılışı, matematiksel oranlar ve kozmoloji gibi konular ele alınır. Platon, evrenin bir zanaatkar (demiurgos) tarafından idealar dünyasından örnek alınarak yaratıldığını savunur. Bu yaratılış sürecinde, matematiksel oranlar ve geometrik şekiller önemli bir rol oynar. ‘Timaios’, Platon’un kozmolojisinin ve doğa felsefesinin temelini oluşturur ve antik çağdan günümüze kadar pek çok düşünürü etkilemiştir.

‘Timaios’ta ele alınan önemli kavramlardan biri de “khōra”dır. Khōra, Platon’un evrenin yaratılışında kullandığı, ne varlık ne de yokluk olarak tanımlanabilen üçüncü bir ilkedir. Bu kavram, Platon’un idealar kuramı ve evrenin yapısı üzerine derin felsefi tartışmalara yol açmıştır. Karaman, ‘Timaios’un yorum şeceresini çıkarırken, khōra kavramının farklı düşünürler tarafından nasıl ele alındığını ve yorumlandığını da inceliyor. Bu inceleme, khōra’nın Platon’u anlamak için neden bu kadar önemli olduğunu ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteriyor.

Karaman’ın çalışması, ‘Timaios’un sadece felsefe tarihindeki önemini değil, aynı zamanda düşüncenin doğasını ve işleyişini de anlamamıza yardımcı oluyor. Kitap, klasik metinlerin nasıl yorumlandığını, farklı düşünürlerin aynı metne nasıl farklı anlamlar yükleyebildiğini ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteren bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Yasin Karaman – Timaios Okumaları: Khōra, Matematik, Göstergebilim, Akademim Yayıncılık, felsefe, 236 sayfa, 2025