Tali Sharot, Cass R. Sunstein – Bir Daha Bak (2025)

Tali Sharot ve Cass R. Sunstein’ın ‘Bir Daha Bak: Hep Orada Olanı Fark Etmenin Gücü’ (‘Look Again: The Power of Noticing What Was Always There’) adlı eseri, gündelik hayatımızda sıklıkla gözden kaçırdığımız, aslında her zaman mevcut olan şeylere nasıl yeniden dikkat etmeye başlayabileceğimizi araştırıyor. Alışkanlıkların, rutinlerin ve önyargıların dünyayı algılama biçimimizi nasıl etkilediğini ve bu durumun hem olumlu hem de olumsuz sonuçlarını ele alıyor. Kitap, “alışma” olarak adlandırılan psikolojik bir olguya odaklanarak, bu olgunun hayatımızın farklı alanlarındaki etkilerini inceliyor.

Yazarlar, insanların çevrelerindeki değişiklikleri ve fırsatları fark etme yeteneklerinin zamanla nasıl azaldığını açıklıyor. Alışkanlıklar, tanıdık olana karşı duyarlılığımızı azaltırken, yeniliklere ve farklılıklara karşı farkındalığımızı da zayıflatıyor. Bu durum, hem kişisel ilişkilerimizden iş hayatımıza, hem de toplumsal sorunlara yaklaşımımıza kadar pek çok alanda kendini gösteriyor. Kitap, bu olumsuz etkileri aşmanın yollarını ve “tekrar bakma”nın önemini vurguluyor.j

Sharot ve Sunstein, “tekrar bakma”nın sadece bireysel bir çaba olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu da belirtiyorlar. Medya, eğitim ve politika gibi alanlarda, insanların farklı perspektifleri görmesini ve eleştirel düşünmesini teşvik edecek mekanizmaların oluşturulması gerektiğini savunuyorlar. Kitap, alışkanlıkların ve önyargıların yarattığı körlüğü aşmak için, bilinçli bir çaba, merak duygusu ve farklılıklara açıklık gibi değerlerin önemini vurguluyor.

‘Bir Daha Bak’, sadece bir sorun tespiti yapmakla kalmıyor, aynı zamanda çözüm önerileri de sunuyor. Yazarlar, insanların çevrelerindeki güzellikleri ve fırsatları yeniden keşfetmeleri için pratik adımlar öneriyorlar. Bu adımlar arasında, rutinleri kırmak, farklı bakış açılarını deneyimlemek, merak duygusunu canlı tutmak ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmek yer alıyor. Kitap, okuyucuları daha bilinçli, farkında ve katılımcı bir yaşama davet ediyor.

Sonuç olarak, ‘Bir Daha Bak’, alışkanlıkların ve önyargıların dünyayı algılama biçimimizi nasıl etkilediğini ve bu durumun sonuçlarını anlamak için önemli bir eser. Kitap, “tekrar bakma”nın önemini vurgulayarak, okuyuculara daha bilinçli, farkında ve katılımcı bir yaşam için ilham veriyor.

  • Künye: Tali Sharot, Cass R. Sunstein – Bir Daha Bak: Hep Orada Olanı Fark Etmenin Gücü, çeviren: Ezgi Başer Akgürgen, Domingo Kitap, psikoloji, 252 sayfa, 2025

Donald J. Robertson – Sokrates Gibi Düşünmek (2025)

Donald J. Robertson’ın ‘Sokrates Gibi Düşünmek: Modern Dünyada Bir Yaşam Biçimi Olarak Antik Felsefe’ (‘How to Think Like Socrates: Ancient Philosophy as a Way of Life in the Modern World’) adlı kitabı, Sokrates’in felsefi yaklaşımını ve yaşam tarzını modern okuyuculara aktaran bir eser. Kitap, Sokrates’in düşünce yapısını, değerlerini ve erdemlerini incelerek, günümüz dünyasında nasıl daha anlamlı ve tatmin edici bir yaşam sürebileceğimize dair pratik öneriler sunuyor.

Robertson, Sokrates’in Atina’sını canlı bir şekilde betimliyor ve onun yaşadığı dönemin sosyal, politik ve kültürel atmosferini okuyuculara aktarıyor. Sokrates’in halkla olan etkileşimleri, sorgulayıcı yaklaşımı ve değerlere olan bağlılığı, onun felsefesinin temelini oluşturuyor. Kitap, Sokrates’in “sorgulanmamış bir yaşam yaşanmaya değmez” ilkesini vurgulayarak, okuyucuları kendi değerlerini ve inançlarını sorgulamaya teşvik ediyor.

‘Sokrates Gibi Düşünmek’, sadece felsefi bir inceleme değil, aynı zamanda pratik bir rehberdir. Kitap, Sokrates’in düşünce yapısını ve yöntemlerini kullanarak, modern dünyadaki sorunlara nasıl yaklaşabileceğimizi gösteriyor. Sokrates’in diyalektik yöntemi, eleştirel düşünme becerileri ve ahlaki değerlere odaklanması, günümüz insanı için de önemli dersler içeriyor.

Robertson, Sokrates’in öğretilerini modern psikoloji ve terapi teknikleriyle de ilişkilendiriyor. Sokrates’in duygusal kontrol, öz disiplin ve iç huzur gibi konulara verdiği önem, günümüzdeki psikolojik yaklaşımlarla paralellik gösteriyor. Kitap, Sokrates’in felsefesinin sadece antik bir düşünce sistemi olmadığını, aynı zamanda modern insanın kişisel gelişimine ve iyiliğine katkıda bulunabileceğini savunuyor.

‘Sokrates Gibi Düşünmek’, Sokrates’in yaşamını ve felsefesini anlamak için kapsamlı bir kaynak sunuyor. Kitap, okuyucuları Sokrates’in düşünce dünyasına davet ederek, onlara daha anlamlı ve tatmin edici bir yaşam için ilham veriyor. Sokrates’in erdemleri, değerleri ve sorgulayıcı yaklaşımı, modern dünyada da rehberlik etmeye devam ediyor.

  • Künye: Donald J. Robertson – Sokrates Gibi Düşünmek: Modern Dünyada Bir Yaşam Biçimi Olarak Antik Felsefe, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Beyaz Baykuş Yayınları, felsefe, 344 sayfa, 2025

William Clare Roberts – Marx’ın Cehennemi (2025)

William Clare Roberts’ın ‘Marx’ın Cehennemi: Kapital’in Siyaset Teorisi’ (‘Marx’s Inferno: A Political Theory of Capital’) adlı kitabı, Karl Marx’ın ‘Kapital’ adlı eserinin özgün ve kışkırtıcı bir yeniden yorumunu sunuyor. Roberts, ‘Kapital’i sadece bir ekonomi eleştirisi olarak değil, aynı zamanda modern dünyada özgürlüğün önündeki zorluklara ve imkanlara dair kalıcı öneme sahip bir politik teori eseri olarak yeniden ele almamız gerektiğini savunuyor. Kitap, Marx’ın ‘Kapital’ boyunca Dante’nin ‘İlahi Komedya’sının yapısını nasıl kullandığını ve eseri, kapitalist üretim tarzının “sosyal cehennemine” bir iniş olarak nasıl kurguladığını inceliyor.

Roberts, Marx’ın ‘Kapital’deki devrim veya kapitalizm sonrası toplumun doğasına dair ayrıntılı reçeteler vermekten kaçınmasını, onun “neo-cumhuriyetçi” bir insan özgürlüğü tanımına bağlılığıyla açıklar. Bu hedef, işçi sınıfının evrensel cumhuriyetçi öz-kurtuluşu, toplumsal hayatın tüm alanlarında evrensel cumhuriyetçi yönetim tarafından güvence altına alınması ve geliştirilmesi, Marx’ın kendisini bu gelecekteki devlet için bir yasa koyucu olarak konumlandırmasına, ayrıntılı kurallar ve kurumlar, karar alma prosedürleri veya benzerlerini önermesine karşı çıkar.

Kitap boyunca Roberts, Marx’ın ‘Kapital’de kullandığı edebi ve felsefi referansları derinlemesine inceler ve eserin sadece bir ekonomik analiz değil, aynı zamanda ahlaki ve politik bir argüman olduğunu gösterir. ‘Marx’ın Cehennemi’, ‘Kapital’i, modern dünyadaki özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelelerini anlamak için temel bir kaynak olarak yeniden keşfetmek isteyen herkes için önemli bir okuma sunuyor.

  • Künye: William Clare Roberts – Marx’ın Cehennemi: Kapital’in Siyaset Teorisi, çeviren: A. Kadir Gülen, Fol Kitap, siyaset, 424 sayfa, 2025

Rebecca Solnit – Yol Aşkı: Yürümenin Tarihi (2025)

Rebecca Solnit’in ‘Yol Aşkı: Yürümenin Tarihi’ (‘Wanderlust: A History of Walking’) adlı eseri, yürümenin insan deneyimindeki derin ve çeşitli rolünü keşfeden kapsamlı bir inceleme. Kitap, yürümenin fiziksel bir aktiviteden çok daha fazlası olduğunu, aynı zamanda düşünce, yaratıcılık, sosyal etkileşim ve politik eylemle iç içe geçmiş bir eylem olduğunu savunuyor. Solnit, yürümenin tarih boyunca farklı kültürlerde ve zamanlarda nasıl anlamlandırıldığını ve deneyimlendiğini inceler.

Kitapta, yürümenin felsefi ve edebi boyutlarına da değinilir. Yürümenin, düşünce süreçlerini nasıl etkilediği, doğayla olan ilişkiyi nasıl şekillendirdiği ve bireyin kendi iç dünyasıyla nasıl bir diyalog kurmasına yardımcı olduğu üzerinde durulur. Solnit, antik Yunan filozoflarından romantik dönem şairlerine, modern yazarlara kadar birçok farklı figürün yürümeye bakış açısını ve yürüme eylemini nasıl anlamlandırdığını ele alır.

‘Yol Aşkı’, sadece bireysel yürüyüş deneyimlerine değil, aynı zamanda toplumsal ve politik yürüyüşlere de odaklanır. Yürümenin, protesto hareketlerinde, dini hac yolculuklarında ve diğer toplumsal eylemlerde nasıl bir rol oynadığına dair örnekler sunulur. Solnit, yürümenin bir deneyim olarak insanları nasıl bir araya getirdiğini, dayanışma duygusunu nasıl güçlendirdiğini ve toplumsal değişim için nasıl bir araç olabileceğini vurgular.

Kitapta, şehirlerin ve kırsal alanların yürüme deneyimini nasıl etkilediği de incelenir. Solnit, modern şehir planlamasının yürüme alanlarını nasıl kısıtladığını, otomobil odaklı ulaşımın insanları yalıttığını ve yürümenin önemini nasıl göz ardı ettiğini eleştirir. Yürüme dostu şehirlerin ve toplulukların önemine dikkat çeken Solnit, yürümenin sadece bireysel sağlık için değil, aynı zamanda toplumsal sağlık ve refah için de önemli olduğunu savunur.

‘Yol Aşkı’, yürümenin sadece fiziksel bir eylem olmadığını, aynı zamanda zihinsel, duygusal ve toplumsal bir deneyim olduğunu gösteren zengin ve düşündürücü bir eserdir. Kitap, yürümenin insan hayatındaki derin anlamını ve önemini anlamak için yeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Yol Aşkı: Yürümenin Tarihi, çeviren: Elvan Kıvılcım, Minotor Kitap, inceleme, 544 sayfa, 2025

André Laks – Boşluk ve Nefret (2025)

André Laks’ın ‘Boşluk ve Nefret: Eskiçağda Olumsuzluğun Tarihçesi İçin Saptamalar’ (‘Le vide et la haine: Éléments pour une histoire archaïque de la négativité’) adlı eseri, Batı düşüncesinin temel kavramlarından biri olan “nefret”in kökenlerini ve evrimini antik Yunan felsefesi ve edebiyatı üzerinden inceliyor. Laks, nefretin sadece duygusal bir tepki olmadığını, aynı zamanda toplumsal, politik ve metafizik boyutları olan karmaşık bir olgu olduğunu öne sürüyor. Kitap, nefretin antik Yunan’daki çeşitli ifadelerini, Homeros’un destanlarından Platon’un diyaloglarına kadar geniş bir yelpazede ele alıyor.

Laks, nefretin kökeninde, yaşam ve ölüm arasındaki temel karşıtlığın yattığını savunuyor. Ona göre, nefret, yaşamın sürdürülmesi ve korunması için gerekli bir duygudur. Ancak, bu duygu, kontrol altına alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Kitapta, nefretin, öfke, kıskançlık, intikam gibi diğer duygularla olan ilişkisi de inceleniyor. Laks, bu duyguların, nefretin farklı biçimlerini oluşturduğunu ve her birinin kendine özgü anlamları olduğunu belirtiyor.

Eser, nefretin sadece bireysel bir duygu olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir olgu olduğunu vurguluyor. Laks, antik Yunan toplumunda nefretin, siyasi çekişmelerde, savaşlarda ve sosyal çatışmalarda önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Ona göre, nefret, toplumsal düzeni tehdit eden unsurlara karşı bir savunma mekanizması olarak da işlev görebilir. Ancak, bu mekanizma, yanlış yönlendirildiğinde veya abartıldığında, toplumun dokusunu zedeleyebilir.

Laks, nefretin metafizik boyutunu da ele alıyor. Ona göre, nefret, sadece bu dünyadaki varlıklara değil, aynı zamanda tanrılara ve kozmik düzene de yönelebilir. Kitapta, tanrıların insanlara karşı duyduğu nefretin mitolojik örnekleri inceleniyor. Laks, bu örneklerin, nefretin evrensel bir ilke olduğunu ve sadece insanlara özgü olmadığını gösterdiğini savunuyor.

Sonuç olarak, Laks’ın eseri, nefretin karmaşık ve çok boyutlu bir olgu olduğunu ve Batı düşüncesinin temel kavramlarından biri olduğunu gösteriyor. Kitap, nefretin kökenlerini ve evrimini antik Yunan felsefesi ve edebiyatı üzerinden inceleyerek, bu duygunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunuyor. Laks, nefretin sadece olumsuz bir duygu olmadığını, aynı zamanda yaşamın sürdürülmesi ve korunması için gerekli bir tepki olduğunu vurguluyor. Ancak, bu duygunun kontrol altına alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini de belirtiyor.

  • Künye: André Laks – Boşluk ve Nefret: Eskiçağda Olumsuzluğun Tarihçesi İçin Saptamalar, çeviren: Hakan Yücefer, Akademim Yayıncılık, felsefe, 128 sayfa, 2025

Tobias Rose-Stockwell – Öfke Makinesi (2025)

Tobias Rose-Stockwell’in ‘Öfke Makinesi: Teknoloji Hoşnutsuzluğu Nasıl Yayıyor?, Demokrasimizi Nasıl Etkiliyor?, Bu Konuda Ne Yapabiliriz?’ (‘Outrage Machine: How Tech Amplifies Discontent, Disrupts Democracy and What We Can Do About It’) adlı kitabı, teknolojinin öfke ve hoşnutsuzluğu nasıl körüklediğini, demokrasiyi nasıl sekteye uğrattığını ve bu konuda neler yapabileceğimizi derinlemesine inceliyor. Rose-Stockwell, sosyal medyanın ve dijital platformların algoritmalarının, insanları kutuplaştıran, ayrıştıran ve öfke dolu tepkilere yol açan içerikleri nasıl öne çıkardığını ve bunun toplumsal sonuçlarını gözler önüne seriyor. Kitap, teknolojinin sadece bir araç olmadığını, aynı zamanda insan davranışlarını ve toplumsal etkileşimleri şekillendiren güçlü bir aktör olduğunu vurguluyor.

Rose-Stockwell, öfke ve hoşnutsuzluğun, sosyal medyada nasıl bir “performans” haline geldiğini ve insanların bu platformlarda nasıl sürekli olarak “daha fazla öfkeli” içerik tüketmeye teşvik edildiğini anlatıyor. Bu durumun, insanların gerçek hayatta birbirleriyle olan ilişkilerini zayıflattığını, farklı görüşlere tahammülsüzlüğü artırdığını ve sonuç olarak demokrasinin temelini oluşturan diyalog ve uzlaşma zeminini zayıflattığını belirtiyor.

Kitap, teknolojinin bu olumsuz etkilerine karşı neler yapabileceğimizi de ele alıyor. Rose-Stockwell, bireylerin ve toplumların bu konuda bilinçlenmesinin önemini vurguluyor ve teknoloji şirketlerine, algoritmalarını daha etik ve yapıcı bir şekilde tasarlama çağrısında bulunuyor.

‘Öfke Makinesi’, teknolojinin toplumsal etkileri üzerine önemli bir tartışma başlatıyor. Rose-Stockwell, okuyucuları, teknolojinin sadece sunduğu imkanlara değil, aynı zamanda yarattığı sorunlara da dikkat etmeye ve bu sorunlara karşı çözümler üretmeye davet ediyor. Kitap, teknolojinin geleceğinin, sadece teknoloji şirketlerinin değil, aynı zamanda bireylerin ve toplumların da elinde olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Tobias Rose-Stockwell – Öfke Makinesi: Teknoloji Hoşnutsuzluğu Nasıl Yayıyor?, Demokrasimizi Nasıl Etkiliyor?, Bu Konuda Ne Yapabiliriz?, çeviren: Barış Satılmış, Buzdağı Yayınevi, inceleme, 512 sayfa, 2025

Frantz Fanon – Fanon Kitabı (2025)

Frantz Fanon’un bu kitabı, yazarın külliyatından seçilmiş önemli metinleri bir araya getirerek, onun düşünce dünyasına kapsamlı bir bakış sunmayı amaçlıyor. Azzedine Haddour’un editörlüğünü üstlendiği bu derleme, Fanon’un sömürgecilik, ırkçılık, kimlik, şiddet ve özgürlük gibi temel kavramlara dair görüşlerini içeren yazılarından oluşuyor. Kitap, Fanon’un sadece bir düşünür değil, aynı zamanda bir eylem adamı ve bir devrimci olarak da nasıl etkili olduğunu gözler önüne seriyor.

‘Fanon Kitabı’, Fanon’un en bilinen eseri olan ‘Yeryüzünün Lanetlileri’nden (‘Les Damnés de la Terre’) bölümlerin yanı sıra, ‘Siyah Deri Beyaz Maskeler’ (‘Peau noire, masques blancs’) ve diğer önemli yazılarından da seçkiler sunuyor. Bu metinler aracılığıyla, Fanon’un sömürgeciliğin insan üzerindeki psikolojik ve toplumsal etkilerini nasıl analiz ettiğini, sömürge halklarının özgürlük mücadelesini nasıl desteklediğini ve şiddetin bu mücadeledeki rolünü nasıl değerlendirdiğini anlıyoruz. Kitap, Fanon’un sadece sömürgeciliğe karşı değil, aynı zamanda ırkçılığa, eşitsizliğe ve insanlık onurunu hiçe sayan her türlü baskıya karşı nasıl mücadele ettiğini gösteriyor.

‘Fanon Kitabı’ Fanon’un düşüncelerinin günümüzde de hala etkisini koruduğunu ve onun postkolonyalizm ve özgürlük mücadelelerine dair görüşlerinin, postkolonyalizm çalışmalarına önemli bir katkı sağladığını vurguluyor. Kitap, Fanon’un metinlerinin postkolonyalizm ve etkisini koruduğunu ve onun düşüncelerinin, ezilen halkların mücadelesine ilham vermeye devam ettiğini gösteriyor.

  • Künye: Frantz Fanon – Fanon Kitabı: Seçme Yazılar, hazırlayan: Azzedine Haddour, çeviren: Utku Özmakas, Dipnot Yayınları, siyaset, 314 sayfa, 2025

Leon M. Lederman, Christopher T. Hill – Simetri (2025)

Leon M. Lederman ve Christopher T. Hill’in ‘Simetri: Evrenin Görkemi’ (‘Symmetry and the Beautiful Universe’) adlı kitabı, evrenin temel yapı taşlarını ve bu yapı taşlarını bir arada tutan güçleri anlamak için simetri kavramının önemini vurgulayan bir eserdir. Kitap, fiziğin en derin sorularına cevap ararken, simetrinin evrenin düzeninde nasıl bir rol oynadığını ve güzellik kavramının bilimsel düşünceyle nasıl iç içe geçtiğini inceliyor. Lederman ve Hill, parçacık fiziğinden kozmolojiye kadar uzanan geniş bir yelpazede, simetrinin evrenin oluşumu ve evrimi üzerindeki etkilerini ele alıyorlar. Kitap, okuyucuyu, evrenin en küçük parçacıklarından en büyük yapılarına kadar her şeyin simetri prensipleriyle yönetildiği bir dünyaya götürüyor.

Kitap, simetri kavramının sadece görsel bir olgu olmadığını, aynı zamanda fiziksel yasaların temelini oluşturduğunu açıklıyor. Yazarlar, simetrinin korunumu yasalarıyla nasıl ilişkili olduğunu ve bu yasaların evrenin işleyişini nasıl belirlediğini anlatıyorlar. Kitap, parçacık fiziğinin standart modelini ve bu modelin simetri prensiplerine nasıl dayandığını ayrıntılı bir şekilde inceliyor. Okuyucular, kuarklar, leptonlar, bozonlar gibi temel parçacıkların ve bu parçacıklar arasındaki etkileşimleri sağlayan kuvvetlerin simetriyle nasıl ilişkili olduğunu bu kitapta keşfedebilirler. Lederman ve Hill, simetri kavramının sadece fiziksel dünyayı değil, aynı zamanda matematiksel ve estetik düşünceyi de nasıl etkilediğini gösteriyorlar.

Kitap, evrenin Big Bang’den günümüze kadar olan evrimini ve bu süreçte simetrinin nasıl bir rol oynadığını ele alıyor. Yazarlar, evrenin ilk anlarından itibaren simetri prensiplerinin nasıl işlediğini ve bu prensiplerin galaksilerin, yıldızların ve gezegenlerin oluşumunu nasıl etkilediğini anlatıyorlar. Kitap, kozmolojinin en güncel sorularına da değinerek, evrenin geleceği ve karanlık madde gibi konulara simetri perspektifinden yaklaşıyor.

Lederman ve Hill, simetri ve güzellik kavramlarının bilimsel düşünceyle nasıl iç içe geçtiğini ve bu kavramların evreni anlamak için nasıl bir yol haritası sunduğunu vurguluyorlar. Kitap, fiziğe ve evrene ilgi duyan herkes için anlaşılır ve ilgi çekici bir şekilde yazılmış bir eserdir.

  • Künye: Leon M. Lederman, Christopher T. Hill – Simetri: Evrenin Görkemi, çeviren: Barış Akalın, Vakıfbank Kültür Yayınları, bilim, 456 sayfa, 2025

Victor J. Stenger – Bilim Tanrı’yı Buldu mu? (2025)

Victor J. Stenger’in ‘Bilim Tanrı’yı Buldu mu?: Evrende Amaç Araştırmasında Son Bulgular’ (‘Has Science Found God?: The Latest Results in the Search for Purpose in the Universe’) adlı kitabı, bilimsel kanıtların evrende bir amaç veya Tanrı’nın varlığına işaret edip etmediği sorusunu ele alıyor. Stenger, bilimsel keşiflerin, evrenin doğal süreçlerle açıklanabileceğini ve doğaüstü bir varlığa ihtiyaç olmadığını gösterdiğini savunuyor. Kitap, fizik, kozmoloji, biyoloji ve nöroloji gibi farklı bilim dallarından elde edilen kanıtları inceleyerek, Tanrı’nın varlığına dair iddiaları eleştiriyor.

Stenger, evrenin başlangıcı, yaşamın kökeni, bilincin doğası ve evrenin ince ayarı gibi konuları ele alarak, bu konularda bilimsel açıklamaların doğaüstü açıklamalarla rekabet ettiğini gösteriyor. Ona göre, bilimsel kanıtlar, evrenin ve yaşamın doğal süreçlerle ortaya çıktığını ve bu süreçlerin Tanrı’nın müdahalesine ihtiyaç duymadığını gösteriyor. Stenger, evrenin ince ayarı iddiasını da eleştirerek, evrenin yaşamı desteklemek için özel olarak tasarlanmadığını, aksine yaşamın evrenin koşullarına uyum sağladığını savunuyor.

Kitap, dinin bilimle uyumlu olduğu veya bilimin Tanrı’nın varlığını kanıtladığı iddialarına karşı çıkıyor. Stenger, bilimin, dinin iddialarını test edebileceğini ve bu testlerin genellikle dinin iddialarını desteklemediğini belirtiyor. Ona göre, bilim ve din farklı alanlarda faaliyet gösteriyor ve birbirleriyle çatışmaları gerekmiyor. Ancak, dinin doğaüstü iddiaları, bilimsel kanıtlarla çeliştiğinde, bilimin tercih edilmesi gerektiğini savunuyor. Stenger, bilimin, evrenin ve yaşamın doğal süreçlerle nasıl ortaya çıktığını ve nasıl işlediğini anlamak için en iyi araç olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Victor J. Stenger – Bilim Tanrı’yı Buldu mu?: Evrende Amaç Araştırmasında Son Bulgular, çeviren: Orhan Düz, Beyaz Baykuş Yayınları, bilim, 416 sayfa, 2025

Walter Benjamin, Theodor W. Adorno – Pasajlaşmalar (2025)

Bu kitap, Walter Benjamin ve Theodor W. Adorno arasındaki yoğun ve karmaşık entelektüel ilişkiyi belgeleyen bir mektup derlemesidir. Bu mektuplaşmalar, ilk kez Türkçede.

Kitap, Adorno ve Benjamin’in felsefe, edebiyat, sanat, kültür ve siyaset gibi geniş bir yelpazedeki konulara dair görüşlerini ve tartışmalarını ortaya koyuyor. Mektuplar, iki düşünürün birbirlerinin çalışmalarına yaptıkları eleştirileri, yorumları ve önerileri içeriyor. Bu yazışmalar, onların düşünce süreçlerini, entelektüel gelişimlerini ve birbirlerine olan etkilerini anlamak için benzersiz bir kaynak sunuyor.

Kitap, Adorno ve Benjamin’in özellikle önemli yapıtı “Pasajlar Projesi” eserinin minyatür bir modeli olarak tasarlayıp yazdığı “Baudelaire” yazıları oluşturmakta. Mektuplar, bu eserin kavramsal çerçevesinin nasıl şekillendiğini, hangi düşünsel etkileşimlerden beslendiğini ve hangi zorluklarla karşılaşıldığını gösteriyor. Adorno ve Benjamin’in mektupları, sadece entelektüel bir diyalog değil, aynı zamanda kişisel bir ilişkiyi de yansıtıyor. Onların birbirlerine duydukları saygı, hayranlık, eleştiri ve zaman zaman da hayal kırıklığı, mektupların satır aralarında hissediliyor. Kitap, iki düşünürün sürgün yılları, maddi sıkıntıları ve siyasi baskılar altında yaşadıkları zorlukları da gözler önüne seriyor.

Özetle bu kitap, Adorno ve Benjamin’in düşüncelerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini anlamak için temel bir kaynak olarak kabul ediliyor. Kitap, 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden ikisinin entelektüel mirasına dair değerli bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Walter Benjamin, Theodor W. Adorno – Pasajlaşmalar, çeviren: Suat Kemal Angı, Cem Yayınevi, mektup, 153 sayfa, 2025