Hafize Alkurt Orbay, Aynur Civelek – Antik Roma Dünyasında Beslenme (2024)

Bu çalışma, Roma İmparatorluğu döneminde yemeğin hayatın merkezinde yer aldığını ve toplumun tüm kesimleri için önemli bir sosyal ve kültürel faaliyet olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap, sadece yemek tarifleriyle sınırlı kalmayıp, Roma mutfağının tarihsel gelişimini, farklı bölgelerdeki mutfak kültürlerini ve beslenmenin sosyal statü ile olan ilişkisini de kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Antik Yazarların Gözünden Yemek: Kitap, dönemin ünlü yazarlarının yemek hakkındaki gözlemlerini ve tariflerini bir araya getirerek, Romalıların sofralarına dair canlı bir tablo çiziyor.

Gündelik Hayatta Yemek: Romalıların günlük yaşamlarında yemeklerin ne kadar önemli bir yer tuttuğu, sofra adabı, yemek saatleri ve özel günlerde hazırlanan yemekler gibi konular detaylı bir şekilde inceleniyor.

Mutfak ve Mutfak Ekipmanları: Roma mutfaklarının yapısı, kullanılan malzemeler ve yemek hazırlama teknikleri hakkında detaylı bilgiler veriliyor. Amforalar, değirmenler, ocaklar gibi mutfak araç gereçleri ve bunların kullanımı hakkında görsel materyallerle desteklenmiş bilgiler sunuluyor.

Beslenme ve Sosyal Statü: Yemeğin Roma toplumundaki sosyal statüyle olan ilişkisi, farklı sosyal sınıflardaki insanların beslenme alışkanlıkları ve sofralarındaki farklılıklar inceleniyor.

Besin Çeşitliliği ve Tarifler: Kitapta, Romalıların tükettiği çeşitli besinler, içecekler ve yemek tarifleri yer alıyor. Bu tarifler, günümüzde de deneyebileceğiniz lezzetli ve tarihi değeri olan yemekler sunuyor.

Arkeolojik Kanıtlar: Kitapta, Roma’da ve özellikle Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulara yer veriliyor. Bu bulgular, Roma mutfağı hakkında önemli bilgiler sunarken, aynı zamanda görsel bir şölen de sunuyor.

  • Künye: Hafize Alkurt Orbay, Aynur Civelek – Antik Roma Dünyasında Beslenme: Mutfak, Sofra, Depolama ve Ekipman, Sakin Kitap, tarih, 264 sayfa, 2025

Patrick J. Casement – Yolda Öğrenmek (2025)

Patrick J. Casement ‘Yolda Öğrenmek’ adlı kitabında, kendi terapötik deneyimlerini ve öğrenme süreçlerini samimi bir şekilde paylaşarak, psikanalizin dinamik ve gelişimsel bir alan olduğunu vurgular.

Kitapta, Casement, klasik psikanalitik tekniklerin yanı sıra, daha deneysel ve kişisel yaklaşımların önemini de vurgular. Terapi sürecinde, hem terapistin hem de hastanın sürekli bir öğrenme içinde olduğunu ve bu öğrenmenin karşılıklı bir etkileşimle gerçekleştiğini belirtir.

Kitabın ana temaları:

Terapinin Dinamik Doğası: Casement, terapinin statik bir süreç olmadığını, sürekli değişen ve gelişen bir etkileşim olduğunu vurgular. Terapistin de tıpkı hasta gibi öğrenen ve büyüyen bir birey olduğunu belirtir.

Hastanın Önemli Rolü: Casement, terapide hastanın aktif rolünü vurgular. Hastanın kendi deneyimlerini ve duygularını keşfetmesi ve anlamlandırması için terapistin ona rehberlik etmesi gerektiğini savunur.

Terapistin Sürekli Öğrenmesi: Casement, terapistlerin de sürekli öğrenmesi gerektiğini ve kendilerini geliştirmeleri gerektiğini vurgular. Kendi deneyimlerini ve hatalarını paylaşarak, diğer terapistlere de ilham verir.

Terapideki İnsanlık Hali: Casement, terapinin sadece teknik bir süreç olmadığını, aynı zamanda insan ilişkileri ve duygusal bağlar üzerine kurulu bir süreç olduğunu belirtir. Terapistin de bir insan olduğu ve kendi duygularını ve deneyimlerini terapi sürecine yansıtabileceğini kabul eder.

Casement, psikanalizi daha insancıl ve dinamik bir hale getiriyor, terapistlere, kendi deneyimlerini ve duygularını terapide kullanma konusunda cesaret veriyor.

Hastaların terapide daha aktif bir rol oynayabileceklerini gösteren kitap, psikanaliz alanında çalışanlar ve terapi sürecinde ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğinde. Casement’in samimi ve içten yaklaşımı, psikanalizin daha insancıl ve anlaşılır bir hale gelmesine katkıda bulunur.

  • Künye: Patrick J. Casement – Yolda Öğrenmek: Psikanaliz ve Psikoterapi Üzerine Düşünceler, çeviren: Elif Kayurtar, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 300 sayfa, 2025

Serdar Korucu – Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler (2025)

Serdar Korucu’nun yeni kitabı, Türkiye Ermenilerinin 1970’lerden 1990’lara uzanan çalkantılı dönemini, hem kişisel anlatılar hem de dönemin siyasi ve sosyal atmosferini inceleyerek mercek altına alıyor.

ASALA eylemleri, 12 Eylül darbesi ve PKK gibi önemli olayların Ermeni toplumunu nasıl etkilediği, bu etkilerin bireysel hayatlara yansımaları ve toplumun maruz kaldığı baskı, kitapta derinlemesine analiz ediliyor. Bunlar vasıtasıyla maruz kaldığı baskıyı gözler önüne seren kitap, 12 Eylül döneminde Türkiye’de birçok Ermeni’nin de polis ve mahkeme süreçlerinden geçtiğini, hatta işkence gördüğünü ortaya koyuyor.

Korucu, dönemin basınından derlediği verilerle birlikte, 22 farklı bireyin yaşadıklarını aktararak, o dönemde yaşananları canlı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bu kitap, sadece bir topluluğun tarihini değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için de önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Serdar Korucu – Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler: Olaylar Tanıklıklar, Aras Yayıncılık, söyleşi, 284 sayfa, 2025

Nader Sohrabi – Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet (2025)

Nader Sohrabi’nin ‘Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet’ adlı eseri, 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da yaşanan siyasi ve sosyal dönüşümleri, özellikle de devrim ve meşrutiyet kavramlarını merkeze alarak inceler. Sohrabi, bu iki devletin benzer tarihsel süreçlerden geçmesine rağmen, farklı sonuçlara ulaşmasının nedenlerini araştırır.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat Fermanı ile başlayan modernleşme çabalarını ve bu süreçte yaşanan iç çatışmaları detaylı bir şekilde analiz eder. İran’da ise, Batılılaşma hareketlerinin ve meşrutiyet mücadelesinin Osmanlı’ya göre farklı bir seyir izlediğini gösterir. Sohrabi, her iki devlette de yaşanan devrim ve anayasa girişimlerinin başarısız olmasının nedenlerini, Batılılaşma anlayışlarındaki farklılıklar, toplumsal yapılar ve dış güçlerin etkileri gibi çeşitli faktörlere bağlar.

Yazar, bu iki devletin deneyimlerinin, modernleşme sürecindeki zorlukları ve engelleri anlamak için önemli bir kıyaslama noktası olduğunu vurgular. Kitap, sadece tarihsel bir inceleme olmaktan öte, günümüzde de devam eden siyasi ve sosyal dönüşümlerin anlaşılmasına katkı sağlayan önemli bir çalışma olarak öne çıkar.

Kitabın temel noktaları:

  • Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da 19. ve 20. yüzyıllarda yaşanan siyasi ve sosyal dönüşümler
  • Devrim ve anayasacılık kavramlarının bu iki devletteki yeri ve etkileri
  • Batılılaşma süreçlerindeki farklılıklar ve sonuçları
  • Toplumsal yapıların siyasi dönüşümler üzerindeki etkisi
  • Dış güçlerin rolü

Sonuç olarak bu eser, Osmanlı ve İran’ın modernleşme süreçlerini karşılaştırmalı bir perspektifte ele alarak, bu iki önemli devletin tarihsel deneyimlerinin günümüz dünyası için önemli dersler içerdiğini gösteriyor.

  • Künye: Nader Sohrabi – Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet, çeviren: Ülke Evrim Uysal, İş Kültür Yayınları, tarih, 535 sayfa, 2025

Anthony Sattin – Göçebeler (2025)

‘Göçebeler’, 12.000 yıllık bir zaman diliminde göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihine olan etkilerini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Yazar, sadece coğrafi olarak yer değiştiren değil, aynı zamanda düşünce ve kültürleriyle de sürekli hareket halinde olan bu toplulukların hikayelerini anlatıyor.

Sattin, göçebe yaşam biçiminin sadece bir yaşam tarzı olmadığını, aynı zamanda bir dünya görüşü, bir düşünce sistemi olduğunu vurguluyor. Göçebe kavimlerin, imparatorluk sınırlarının ötesinde kendi krallıklarını ve imparatorluklarını kurduklarını, ticaret ağlarını genişlettiklerini ve hatta medeniyetlerin gelişimine önemli katkılarda bulunduklarını belirtiyor. Scythianlar, Xiongnu, Persler, Hunlar, Araplar, Moğollar, Mughal ve Osmanlılar gibi birçok göçebe kavmin tarihsel süreçteki etkilerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, göçebe yaşam biçiminin sadece coğrafi bir hareketlilik değil, aynı zamanda bir düşünce ve yaşam biçimi olduğunu vurguluyor. Sattin, göçebe kavimlerin tarih boyunca siyasi, ekonomik ve kültürel olarak nasıl önemli bir rol oynadığını ve modern dünyayı şekillendirmede nasıl etkili olduğunu gösteriyor.

Kitabın temel noktaları:

Göçebe yaşam biçiminin tarihsel süreci: 12.000 yıldır devam eden göçebe yaşamının insanlık tarihine olan etkileri.

Göçebe kavimlerin kültürel ve siyasi etkileri: Scythianlar, Xiongnu, Moğollar gibi kavimlerin dünya tarihine olan etkileri.

Göçebe yaşam biçiminin modern dünyaya etkisi: Göçebe kavramlarının günümüzdeki anlamı ve önemi.

Yerleşik yaşamla göçebe yaşam arasındaki ilişki: İki farklı yaşam biçiminin birbirini nasıl etkilediği ve şekillendirdiği.

Sonuç olarak, ‘Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler’ kitabı, göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihindeki yerini ve önemini gözler önüne seren kapsamlı bir çalışma. Kitap, sadece tarih meraklıları için değil, aynı zamanda antropoloji, sosyoloji ve kültür çalışmalarıyla ilgilenen herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Anthony Sattin – Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2025

Frédéric Lenoir – Bilgelik (2025)

Bu kitap, günümüz insanının giderek artan karmaşıklık ve belirsizlik içinde aradığı bilgelik kavramını derinlemesine inceliyor. Kitap, farklı kültürlerden ve dönemlerden bilge kişilerin ve filozofların düşüncelerini bir araya getirerek, bilgeliğin ne olduğu, nasıl elde edileceği ve modern dünyada nasıl uygulanabileceği sorularına cevap arıyor.

Kitapta Ele Alınan Başlıca Konular:

Bilgeliğin Tanımı: Lenoir, bilgeliği sadece bilgi birikimi olarak değil, aynı zamanda yaşam deneyimi, içsel huzur ve başkalarına karşı empati gibi çok boyutlu bir kavram olarak tanımlıyor.

Farklı Kültürlerde Bilgelik: Antik Yunan filozoflarından Doğu felsefesine, farklı kültürlerde bilgeliğin nasıl algılandığı ve ifade edildiği inceleniyor.

Modern Dünyada Bilgeliğe İhtiyaç: Günümüzün hızlı ve karmaşık yaşamında bilgeliğin neden daha da önemli hale geldiği ve modern insanın hangi zorluklarla karşılaştığı ele alınıyor.

Bilgeliğe Ulaşmanın Yolları: Meditasyon, felsefe, sanat, doğa ile iç içe olma gibi bilgeliğe ulaşmada kullanılan farklı yöntemler ve teknikler inceleniyor.

Bilgeliğin Günlük Hayatta Uygulamaları: Bilgeliği günlük hayata nasıl entegre edeceğimiz, daha iyi kararlar almak, daha mutlu ve anlamlı bir yaşam sürmek için bilgeliğin nasıl kullanılacağı gibi konulara değiniliyor.

Lenoir’ın amacı, okuyuculara bilgeliğin ne olduğu, nasıl elde edileceği ve günlük hayatta nasıl uygulanacağı konusunda kapsamlı bir rehber sunmak. Kitap, karmaşık dünyada kaybolmuş hisseden insanlara, iç huzur, anlam ve mutluluk arayışlarında yol göstermeyi amaçlıyor.

  • Künye: Frédéric Lenoir – Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik, çeviren: Yusuf Yıldırım, İş Kültür Yayınları, inceleme, 96 sayfa, 2025

Alain Corbin – Terra Incognita (2025)

Alain Corbin’in ‘Terra Incognita’ adlı eseri, 18. ve 19. yüzyıllarda insanların bilgi eksiklikleri ve yanlış inançları üzerine odaklanıyor.

Yazar, bu dönemlerde dünyanın pek çok bilinmeyen köşesinin olduğu ve insanların bu bilinmeyenlere karşı duydukları merak ve korkunun nasıl şekillendiğini inceliyor.

Corbin, o dönemde volkanlardan kutuplara, okyanusların derinliklerinden stratosfere kadar pek çok doğal fenomenin insanlar tarafından nasıl anlaşıldığını veya yanlış anlaşıldığını detaylı bir şekilde anlatıyor. Bu bölgeler hakkındaki bilgilerimizin sınırlı olması, insanların hayal güçlerini harekete geçirerek mitler, efsaneler ve korkular yaratmasına neden olmuş.

Kitap, cehaletin sadece bir eksiklik değil, aynı zamanda insanlık tarihinin ilerlemesinde önemli bir rol oynadığını savunuyor. Bilinmeyen korkusu, insanların keşfetme arzusunu körükleyerek bilimsel gelişmelere zemin hazırlamış. Corbin, bu dönemlerdeki cehaletin, günümüzdeki bilgi çağında bile hala karşımıza çıkan bazı tutum ve davranışların kökenlerini anlamamıza yardımcı olduğunu vurguluyor.

Kitabın temel noktaları:

Bilinmeyenin gücü: 18. ve 19. yüzyıllarda dünya hakkında bilinenlerin sınırlı olması, insanların hayal güçlerini harekete geçirdi ve mitolojik anlatılara yol açtı.

Keşiflerin etkisi: Yeni keşifler, insanların dünyayı anlama şekillerini kökten değiştirmiş ve eski inançları sorgulamalarına neden oldu.

Cehaletin bilimsel gelişime etkisi: Bilinmeyen korkusu, insanların yeni bilgiler edinme arzusunu artırarak bilimsel keşiflere öncülük etti.

Günümüzle bağlantı: Kitap, geçmişteki cehaletin izlerinin günümüzde de görülebileceğini ve bu durumun modern toplumları nasıl etkilediğini tartışıyor.

Sonuç olarak, ‘Terra Incognita’ sadece bir tarih kitabı değil, aynı zamanda insan doğası ve bilgi arayışımız hakkında derinlemesine düşünmemizi sağlayan bir eser. Corbin, cehaletin sadece olumsuz bir kavram olmadığını, aynı zamanda insanlık tarihinde ilerlemenin de önemli bir parçası olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Alain Corbin – Terra Incognita: On Sekizinci ve On Dokuzuncu Yüzyılda Cehaletin Tarihi, çeviren: Utku Özmakas, Kolektif Kitap, tarih, 216 sayfa, 2025

François Debrix, Alexander D. Barder – Biyopolitikanın Ötesi (2025)

‘Biyopolitikanın Ötesi’ adlı kitap, 11 Eylül saldırılarından sonra şekillenen yeni dünya düzeninde şiddet, dehşet ve terörün biyopolitik anlayışın ötesine nasıl geçtiğini inceler. Başka bir deyişle korku ve dehşetin birer araç olmaktan çıkıp kendi başına amaç hâline geldiğini irdeliyor. François Debrix ve Alexander Barder, bu yeni düzende yaşamın ve ölümün, savaşın ve korkunun nasıl yeniden tanımlandığını ve geleneksel biyopolitiğin bu yeni gerçeklikleri açıklamada yetersiz kaldığını savunurlar.

Kitap, biyopolitiğin insan yaşamının yönetimi üzerine odaklanırken, bu yeni düzende şiddetin daha çok bedenlerin imhasına ve insanlığın yok edilmesine yönelik olduğunu vurgular. Yazarlar, bu durumu açıklamak için “dehşet”, “agonistik egemenlik” gibi kavramları kullanırlar.

  • 11 Eylül sonrası dünya düzeninde şiddetin doğası değişti.
  • Biyopolitika, bu yeni şiddet biçimini açıklamada yetersiz kalıyor.
  • Yeni düzende dehşet ve korku, siyasi bir araç olmaktan öte, bir amaç haline geldi.
  • İnsan yaşamının korunması yerine, insanlığın yok edilmesi hedefleniyor.

‘Biyopolitikanın Ötesi’ kitabı, uluslararası ilişkiler ve siyaset felsefesi alanında çalışanlar için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan şiddet ve terör üzerine yeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: François Debrix, Alexander D. Barder – Biyopolitikanın Ötesi: Dünya Siyasetinde Teori, Şiddet ve Dehşet, çeviren: Serap Güneş, Fol Kitap, siyaset, 272 sayfa, 2025

Lucien-Lévy Bruhl – Gelişmemiş Toplumlarda Zihinsel İşlevler (2025)

Lucien Lévy-Bruhl, ‘İlkel Toplumlarda Zihinsel İşlevler’ adlı çalışmasında, Batı’nın rasyonel düşünce sisteminden farklı olarak, ilkel toplumların üyelerinin “mistik zihin” dediğimiz farklı bir zihinsel yapıya sahip olduğunu öne sürüyor.

Bu görüşe göre, ilkel insanlar nesne ve olayları, Batılıların yaptığı gibi bağımsız olarak değil, mistik bir bütünlük içinde görürler.

Nedensellik ilişkileri de Batı’daki gibi doğrusal değil, sihir ve tabu gibi kavramlarla açıklanır.

Lévy-Bruhl’un bu görüşleri, döneminde büyük tartışmalara yol açmış ve günümüzde de geçerliliği sorgulanan bir konu olmuştur. Bazı bilim insanları, bu görüşün ilkel toplumlara yönelik önyargılı olduğunu savunurken, diğerleri kültürler arası farklılıkları anlamak için önemli bir adım olduğunu düşünmektedir.

Özetle, Lévy-Bruhl, çalışmasıyla Batı merkezli düşünceye meydan okuyarak, farklı kültürlerin zihinsel süreçlerinin de farklı olabileceğini göstermiştir. Ancak bu görüş, günümüzde de tartışılmaya devam ediyor.

  • Künye: Lucien-Lévy Bruhl – Gelişmemiş Toplumlarda Zihinsel İşlevler, çeviren: Ayşe Meral, Albaraka Yayınları, antropoloji, 416 sayfa, 2025

Güven Gürkan Öztan – Merkez’den “Uç”lara (2025)

‘Merkez’den “Uç”lara: Neoliberal Dönemde Sağ Siyaset” kitabı, 1983-2002 yılları arasında Türkiye’de sağ siyasetin 12 Eylül darbesinin yarattığı siyasal mimari içinde nasıl şekillendiğini ve geliştiğini derinlemesine inceliyor.

Bu dönemde, merkez sağ içindeki rekabet giderek artarken, neoliberal politikaların etkisiyle doktriner sağın yükselişi gözlemlendi.

1990’lar, özellikle SSCB’nin çözülmesi ve Batı’dan gelen neoliberal rüzgarlarla birlikte, Türkiye’de sağ siyasetin daha da sağa kaydığı bir dönem oldu. Bu süreçte, siyaset-bürokrasi-mafya ilişkileri, Kürt sorunu ve tarikatların güçlenmesi gibi konular önemli bir yer tuttu.

Kitap, bu dönemdeki siyasi dönüşümlerin, 2002’den itibaren iktidara gelen AKP hükümetlerinin politikalarını anlamanın anahtarı olduğunu ortaya koyuyor.

Bu kitap, Türkiye’nin yakın siyasi tarihini anlamak isteyenler için önemli bir kaynak niteliğinde.

12 Eylül darbesinden sonraki dönemde Türkiye’de yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümlerin, günümüz Türkiye’sini şekillendirdiği gerçeğini vurguluyor. Özellikle, neoliberalizmin Türkiye’deki sağ siyasete etkisi, siyaset-bürokrasi-mafya ilişkileri, Kürt sorunu ve tarikatların yükselişi gibi konulara odaklanarak, bu dönemin karmaşık siyasi yapısını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Güven Gürkan Öztan – Merkez’den “Uç”lara: Neoliberal Dönemde Türkiye’de Sağ Siyaset (1983-2002), Ayrıntı Yayınları, siyaset, 352 sayfa, 2025