Kenneth M. Setton – XVII. Yüzyıl Dünyasında Venedik, Avusturya ve Türkler (2022)

Avrupa’yı kasıp kavuran Otuz Yıl Savaşları sürecinde Osmanlı ne durumdaydı?

Kenneth Setton, 1618-1648 zaman aralığında Osmanlı ve Venedik arasındaki siyasi ve diplomatik ilişkileri incelediği özgün çalışmasıyla karşımızda.

1645-1669 yılları arasında gerçekleşen Girit Savaşı’nda adayı Türklere kaptıran Venedik, 1684’te Mora Savaşı’yla birlikte Babıali ile tekrar karşı karşıya gelmiş ve savaş Venedik Cumhuriyeti’nin Mora’yı fethiyle sonuçlanmıştı.

Amerikalı tarihçi Kenneth M. Setton, Venedik-Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilişkileri, 1618 -1648 yılları arasında Avrupalı güçler arasında gerçekleşen Otuz Yıl Savaşları’nın sunduğu arka plandan hareketle ele alarak bu ilişkilerin kısa ancak bir o kadar yoğun bir incelemesini sunuyor.

Kitap, XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ve Venedik arasındaki siyasi ve diplomatik ilişkiler üzerinde araştırma yapanlar veya bu dönemi ayrıntılarıyla öğrenmek isteyenler için eşsiz bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Kenneth M. Setton – XVII. Yüzyıl Dünyasında Venedik, Avusturya ve Türkler, çeviren: Arif Erbil, Albaraka Yayınları, tarih, 600 sayfa, 2022

Vincent Barnett – Rus İktisadi Düşünce Tarihi (2022)

Rus ve Sovyet ekonomisinin on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki tarihsel gelişimi hakkında eşsiz bir çalışma.

Vincent Barnett, Rus iktisat düşünürlerinin politik düşünceyi nasıl etkilediklerini de ortaya koyuyor.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği’nin 1980’lerin sonunda çöküşü, kapitalist demokrasi için âdeta bir zafer havası yarattı.

Barnett, kitabında, Rus ve Sovyet ekonomik düşüncesinin on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki tarihsel gelişiminin ilk kapsamlı açıklamasını sunmakla beraber Rus iktisadi düşüncesinin yirmi birinci yüzyılda evrilebileceği formları da değerlendiriyor.

Yazar, aynı zamanda, geniş bir tarihî kaynak yelpazesinden yararlanmak suretiyle, klasik, neoklasik, tarihsel, sosyalist, liberal ve Marksist okullar dâhil olmak üzere farklı düşünce kollarını inceliyor.

Rus iktisat düşünürlerinin politik düşünce üzerindeki etkilerini de ele alan kitap, 1870 öncesini, Çarlık ekonomisini, geç Çarlık dönemini, savaş dönemini, Bolşevik ekonomisini, Stalinist ekonomiyi ve son olarak 1940 sonrası Rus ekonomisini kapsıyor.

En önemli Rus iktisatçılarının çalışmalarını ayrıntılı bir zaman çizelgesinde sunmak ve tarihsel süreksizliklerin bir disiplin olarak Rus ekonomisinin kurumsal yapısı üzerindeki etkilerini analiz etmek suretiyle Barnett’ın kitabı, iktisat tarihi ve Rus ekonomik düşüncesinin evrimiyle ilgilenen herkes için temel bir metin teşkil ediyor.

  • Künye: Vincent Barnett – Rus İktisadi Düşünce Tarihi, çeviren: Yılmaz Aksu, Albaraka Yayınları, iktisat, 250 sayfa, 2022

Kolektif – İslam Dünyasında Hat ve Mimari (2022)

Hüsnühat, İslam sanatının ve mimarisinin ayrılmaz parçasıdır.

Bu kapsamlı derleme ise, farklı dönemlere ve coğrafyalara ait hüsnühat kitabelerini her yönüyle incelemesiyle, konu açısından çok değerli bir çalışma.

İslam dünyasının hemen her coğrafyasında camiler, tekkeler, kütüphaneler, çarşılar ve daha nice mekânlar hüsnühat metinleri ile donatılmıştır.

Hüsnühat, bir süsleme unsuru olmanın ötesinde mekâna her yönüyle ebedî bir anlam aşılamaya da yardımcı olur.

Bu kitap, mimari mekânın hüsnühattı nasıl şekillendirdiğini incelerken hüsnühattın da mekânın inşasında ve aynı zamanda sahip olduğu anlamı kazanmasında nasıl rol oynadığını ele alıyor.

Mekânlar, Üslup / İçerik, Baniler, Sanatkârlar, Bölgeler ve Modernleşme olmak üzere altı ana başlıktan oluşan kitap, çeşitli dönemlere ve coğrafyalara ait hüsnühat kitabelerini her yönüyle inceliyor.

Alanında usta birçok araştırmacı, konuları Çin’den İspanya’ya; ele aldıkları dönem itibarıyla da İslam’ın ilk yıllarından 21. yüzyıl başına kadar değişen makalelerle elinizdeki eserin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.

  • Künye: Kolektif – İslam Dünyasında Hat ve Mimari, editör: Irvin Cemil Schick ve Mohammad Gharipour, çeviren: Ayşen Anadol, Albaraka Yayınları, sanat, 682 sayfa, 2022

Richard Sorabji – Benlik (2022)

Benlik, yalnızca bir bilinç akışından mı ibarettir?

Klasik dönem Yunan düşüncesinin yanı sıra Batı ve Doğu felsefelerinden yararlanan Richard Sorabji, ‘Benlik’te bireysel benlik denen şeyin gerçekten var olup olmadığı sorusuna ek olarak “benlik” denen şeyin yalnızca bir bilinç akışından mı ibaret olduğu sorusuna yanıt arıyor.

Sorabji’ye göre benlik, yeri tam saptanamayan bir ruh veya ego değil, varlığı apaçık görülebilen bedenlenmiş bir bireydir.

Dolayısıyla ona göre “benlik” salt bir bilinç akışından farklı olarak, yalnızca bir bilince değil, aynı zamanda bir bedene sahip olan bir entitedir.

Sorabji, kitapta “benlik” fikrinin tarihsel izini sürmekle birlikte, benliğe ilişkin bu fikirlerin yaşam ve ölüm tasavvurları üzerindeki etkilerini de inceliyor ve okura şu soruları sormaktadır:

Ölümden korkmalı mıyız?

Bireyselliğimiz yaşama şeklimizi ne şekilde etkilemelidir?

Sorabji, ‘Benlik’te, Doğu’dan ve Batı’dan çeşitli felsefe okullarının benliğe ilişkin görüşlerini yetkin bir şekilde özetlemek suretiyle okura, gelecekteki felsefi tartışmaların ön saflarında yer alacak bir konu olarak “benlik” ile ilgili yeni ufuklar sunuyor.

  • Künye: Richard Sorabji – Benlik: Bireysellik, Yaşam ve Ölüme Dair Antik ve Modern Görüşlerler, çeviren: Burcu Bora, Albaraka Yayınları, felsefe, 524 sayfa, 2022

Kolektif – Psikanalizin Kara Kitabı (2022)

Günümüzde Fransa ve dünyanın en Freudyen ülkesi olan Arjantin dışında psikanaliz hemen her yerde kısmen marjinalize olmuş durumda.

Bu çerçevede psikanalizin “resmî tarihi” de ortaya çıkarılan yeni bulgular eşliğinde sorgulanıyor.

Birçok klinisyen, psikanalizin terapötik etkililiğinin oldukça düşük olduğunu savunuyor.

Psikanalizin bir felsefe olarak meşruiyeti de aynı şekilde giderek daha tartışılır hâle geldi.

Bu kitap, psikanalize (bir diğer ifade ile Freudyen psikolojiye) ilgi duyan herkes için erişilebilir ve içinde çeşitli görüşler barındıran, kapsamlı bir araştırma sunuyor.

Dünyanın en iyi psikanaliz uzmanları arasında yer alan kırk yazar, zamanı çoktan gelmiş bir tartışmayı başlatıyor: Freud yalan mı söyledi?

Psikanaliz gerçekten iyileştirir mi?

Ne olduğumuzu anlamanın en iyi yolu psikanaliz midir?

Bu ve benzeri daha birçok soru için bu kitap vazgeçilmez bir referans kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Catherine Mayer, Mikkel Borch-Jacobsen, Jean Cottraux, Didier Pleux ve Jacques Van Rillaer – Psikanalizin Kara Kitabı, çeviren: Ece Ergin, Albaraka Yayınları, psikoloji, 526 sayfa, 2022

Immanuel Kant – Aydınlanma Nedir? (2022)

Kant’ın ‘Aydınlanma Nedir?’i, Aydınlanma düşüncesinin en temel ve aynı zamanda en büyüleyici metnidir.

Eldeki kitap ise hem bu metni hem de Aydınlanma üzerine düşünmüş pek çok önemli Alman düşünürün görüşlerini sunmasıyla ayrı bir öneme sahip.

Kant’ın en kısa ve öz metinlerinden olmakla birlikte, aynı zamanda Kant düşüncesinin yoğun, kritik ağırlıklı dokusundan kışkırtıcı retoriğiyle sıyrılan “Aydınlanma Nedir?”in, Aydınlanma düşüncesinin büyüleyici ve zorlayıcı bir temel metni olduğu bugün hemen herkesçe kabul edilen bir gerçek.

Bu kitap, Kant’ın “Aydınlanma Nedir?” makalesi başta olmak üzere, bu soruya çeşitli şekillerde temas etmiş yahut cevap vermiş Erhard, Hamann, Herder, Lessing, Mendelssohn, Riem, Schiller, Wieland gibi önemli Alman düşünürlerin görüşlerinin bir derlemesini sunuyor.

Kitap, Kant veya Aydınlanma felsefesinin yanı sıra siyaset ve tarih gibi disiplinlerde araştırma yapan her okur için temel bir kaynak.

  • Künye: Immanuel Kant – Aydınlanma Nedir?, çeviren: Mehmet Barış Albayrak, Albaraka Yayınları, felsefe, 92 sayfa, 2022

Max Picard – Sessizliğin Dünyası (2022)

Gürültü ve hız terörünün her tarafı kuşattığı bugün, sessizlik üzerine düşünmenin vaktidir.

Max Picard, buradaki enfes denemelerinde, sessizliği en az söz kadar, insanı şekillendiren bir fenomen olarak ele alıyor.

Sessizlik, yalnızca insanların konuşmaya son vermesinden doğmaz.

Sessizlik, kişinin yalnızca [söyleyeceği] sözden vazgeçmesinden, uygun olduğunda takınacağı bir tavırdan daha fazlasıdır.

Sessizlik, sözün bittiği yerde başlar; ama söz bittiği için başlamaz.

O zaman fark edilir olur.

Sessizlik, başlı başına bir fenomendir.

Sessizlik, sözün kesilmesiyle özdeş değildir, indirgenmiş bir şey de değildir; kendiliğinden oluşan bir bütündür, söz gibi yaratıcıdır ve söz gibi insanları şekillendirir; ancak [söz ile] aynı ölçülerde değildir.

Sessizlik, insanlığın temel yapıtaşlarındandır.

Elinizdeki kitap, okuru “sessizlik içeren bir dünya görüşüne” ulaştırmayı amaçlamadığı gibi, sözünü sakınmasına da yönlendirmemelidir.

Nitekim insan, ilkin sözüyle insandır; sessizliğiyle değil.

Söz, sessizlikten üstündür, ancak sessizlikle olan ilişkisini kaybettiğinde körelir.

İşte bu yüzden, bugün üzeri örtülü sessizlik dünyası, sessizlik adına değil; söz uğruna yeniden açığa çıkarılmalıdır.

  • Künye: Max Picard – Sessizliğin Dünyası, editör: Ahmet Faruk Çağlar, Albaraka Yayınları, inceleme, 200 sayfa, 2022

Cicero – İyi ve Kötü Şeylerin Gayeleri Üzerine (2022)

Cicero’nun yaklaşık 2000 sene önce yazdığı bu eser, Türkçe olarak okuyucuyla ilk defa buluşuyor.

‘İyi ve Kötü Şeylerin Gayeleri Üzerine’, Cicero’nun Helenistik dönem felsefesinde başat yer tutan ahlak üzerine tartışmalara önemli katkı sunuyor.

Marcus Tullius Cicero, Roma tarihinin en büyük devlet adamı ve filozoflarından biriydi.

Siyaset ve felsefe üzerine yazdığı eserler çağlar boyunca okundu, birçok siyasetçi ve filozofa ilham verdi.

Felsefe eserleri, sadece Roma düşünce tarzının değil; aynı zamanda Yunan felsefesinin Latince üzerinden sonraki çağlara aktarılmasını sağlayan en önemli kaynaklar arasında yer alır.

‘İyi ve Kötü Şeylerin Gayeleri Üzerine’ adlı eseri, hem Helenistik dönemde öne çıkan Epikourosçuluk, Stoacılık ve Antiokhosçu Akademeiacılık arasındaki ahlak üzerine tartışmaları aktarıyor hem de Cicero’nun sorgulayıcı bakış açısını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Cicero İyi ve Kötü Şeylerin Gayeleri Üzerine, Çeviren: C. Cengiz Çevik, Albaraka Kültür Yayınları, felsefe, 317 sayfa, 2022

Zbigniew Kotowicz – R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları (2022)

Psikiyatri kurumuna meydan okumuş R. D. Laing’in çalışmaları üzerine harikulade bir eleştirel inceleme.

Zbigniew Kotowicz, aynı zamanda devrim yaratmış kimi anti-psikiyatri denemelerini de kapsamlı şekilde ele alıyor.

1960’lı ve 1970’li yıllarda R. D. Laing’in radikal ve vizyoner fikirleri, tanının bilimsel olarak anlamsız olduğu iddiasıyla psikiyatri kurumuna meydan okudu.

Bu görüşler psikiyatri pratiğindeki düşüncelerde ve deliliğin anlamında bir devrim yarattı.

‘Bölünmüş Benlik’ten ‘Düğümler’e, Laing’in çalışmaları kısa süre içinde hemen herkes tarafından tanınmasını sağladı.

‘R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları’, çağdaş bir perspektiften Laing’in çalışmalarının kapsamlı bir değerlendirmesini sunuyor.

En üretken olduğu on yıla odaklanarak yazar, Laing’in teorik yazılarının gerekçelendirilmiş bir eleştirisini yapıyor ve ilk eserleri üzerinde etkili olan fenomenoloji ve varoluşçuluk ile kişilerarası iletişim çalışmalarına etki eden Amerikan aile etkileşimi araştırmalarını ve Sartre dâhil Laing’in düşüncesine tesir eden etkenlerin izini sürüyor.

Kitap aynı zamanda, deneysel bir terapi topluluğu olan Kingsley Hall’ü, Almanya’daki Sosyalist Hastalar Kolektifi ve İtalya’daki tüm psikiyatri sisteminin yeniden şekillendirilmesi gibi diğer anti-psikiyatri denemelerine paralel olarak ele alıyor.

  • Künye: Zbigniew Kotowicz – R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları, çeviren: Beyza Konuk, Albaraka Yayınları, psikiyatri, 172 sayfa, 2022

Peter Berger ve Thomas Luckmann – Modernite, Çoğulculuk ve Anlam Krizi (2022)

Modern çoğulculuk anlamı ve bilgi kavrayışımızı nasıl tehlikeli bir biçimde dönüştürdü?

Peter Berger ve Thomas Luckmann, hem modern dönemde ortaya çıkan anlam krizinin izini sürüyor hem de bu krizden nasıl çıkılabileceğine dair bir yol haritası sunuyor.

Anlam, bir beden içerisinde bireyleşen ve bir şahıs olarak sosyalleşen insanın bilincinde inşa edilir.

İnsanlık tarihinin her döneminde görülen yüksek anlam katmanları hem gündelik hayata karşılık gelen hem de gündelik hayatı aşan alanla ilgili krizlerin üstesinden gelinmesinde önemli bir rol oynar.

Fakat modern dönemde anlamın üretilmesi ve iletilmesi derin bir kriz içerisine girdi.

Yazarlara göre, modern çağda bireysel ve toplumsal düzlemde anlam krizini oluşturan en önemli faktör, modern sekülarizm değil; modern çoğulculuktur.

Zira modern çoğulculuk, aklıselim bilgiye zarar verdi.

Dünya, toplum, yaşam ve kimlik başta olmak üzere, hemen her şey çoklu sorgulamalara tabi tutuldu, bunlara dayanak oluşturan anlam ve değer sistemlerinin “sorgulanmaksızın kabul edilme” statüsü ortadan kalktı.

Berger ve Luckmann’a göre bütün sosyal ve psikolojik sonuçları ile birlikte sorgulanmaksızın kabul edilen şeylerin kaybının en belirgin görünümü ise din alanında gerçekleşti.

  • Künye: Peter L. Berger ve Thomas Luckmann – Modernite, Çoğulculuk ve Anlam Krizi: Modern İnsanın Yönelimi, çeviren: Mustafa Derviş Dereli, Albaraka Yayınları, sosyoloji, 108 sayfa, 2022