Tom Robbins – Villa Meçhul (2009)

‘Parfümün Dansı’, ‘Sirius’tan Gelen Kurbağa’ ve ‘Dur Bir Mola Ver’, Amerikalı romancı ve öykücü Tom Robbins’in Türkçede daha önce yayımlanmış kitapları.

Robbins, Uzakdoğu mitolojisiyle renklenen elimizdeki romanı ‘Villa Meçhul’de, Vietnam savaşından sonra kayıplara karışan üç askerin yaşadıklarını hikâye ediyor.

Uyuşturucu ticaretiyle geçimlerini sağlayan askerlerden birinin, günün birinde yakalanması, üç kafadarın hesaplarını alt üst edecektir.

Robbins, karakterlerinin maceralarına, kocaman bir göbeği ve genital organları olan yarı tanrı, yarı hayvan Tanuki ve gösteri sanatçısı Lisa Ko gibi özgün karakterleri de dâhil ederek kurgusunu zenginleştiriyor.

  • Künye: Tom Robbins – Villa Meçhul, çeviren: Şebnem Kaptan Göktaş, Ayrıntı Yayınları, roman, 249 sayfa

Ahmet Tuncer Sümer – Adsız Kahramanlar (2018)

Gülay Ünüvar (Özdeş), Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga ve Tuncer Sümer’le birlikte THKO’nun (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kuruluş çalışmalarına katılır ve ilk kurucuları arasında yer almış bir isimdir.

Ayrıca Ünüvar, ODTÜ’deki öğrenciliği sırasında hem uzun bir süre ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü (SFK) içinde farklı çalışmalarda bulunur hem de uzun sürmese de Türkiye İşçi Partisi’nin de (TİP) üyesi olur.

İşte bu kitap, Ünüvar’ın öğrencilik yılları ile THKO dönemine ilişkin anılarından oluşuyor.

Ünüvar burada, bu döneme ilişkin anılarını bizimle paylaşırken, aynı zamanda o dönemde mücadelenin içinde bulunmuş, adı sanı bilinmeyen pek çok adsız kahramanı karşımıza çıkarıyor.

Böylece çalışma, Türkiye yakın tarihinin çok yakıcı bir döneminde yaşananlara ışık tuttuğu gibi, söz konusu adsız kahramanları da okurlarına bir kez daha hatırlatmasıyla çok önemli.

  • Künye: Ahmet Tuncer Sümer – Adsız Kahramanlar: Gülay Ünüvar (Özdeş) Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 208 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat (2018)

Savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar…

Hayatın büyük krizlerle boğuştuğu bugün, ayrı ayrı bireyler olarak nasıl bir küresel sorumluluk alabiliriz?

Zygmunt Bauman, tam da çaresizliğimizin doruğa ulaştığı bu dönemde ne gibi çıkış yolları yaratabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Bauman “Akışkan hayat”ı, kısaca, sürekli belirsiz koşullarda yaşanan kararsız, riskli bir hayat olarak tanımlıyor.

Akışkan bir toplumda, eylemin koşulları ve bunlara karşılık versin diye tasarlanmış stratejilerin hızla eskidiğini, aktörler bunları düzgünce öğrenecek fırsatı dahi bulamadan köhnediğini söyleyen Bauman’a göre, geçmişte başarıyla hayata geçirilmiş stratejilere ve taktiksel hamlelere dayanmak amacıyla deneyimlerden dersler çıkarmanın, bundan dolayı hatalıdır.

Kitaptan birkaç alıntı:

“‘Akışkan modernlik’, içinde üyelerinin davranışlarını alışkanlıklara ve rutinlere dönüştürme fırsatı dahi bulamadan hızla değiştirdiği bir toplumdur. Hayatın ve toplumun akışkanlığı birbirini besler ve pekiştirir. Akışkan yaşam, aynı akışkan modern toplum gibi uzun süre biçimini veya rotasını koruyamaz.”

“Akışkan bir modern toplumda, bireysel başarılar katılaşıp kalıcı varlıklara dönüşemez çünkü kısa sürede varlıklar yükümlülüklere, beceriler engellere dönüşüverir.”

“Akışkan modern toplumda, atık imha endüstrisi, akışkan yaşamın ekonomisi içinde belirleyici konumları ele geçirir. Bu toplumun bekası ve üyelerinin refahı, hangi ürünlerin atılacağını hızla belirlemeye ve atıkların hızlı, etkin bir şekilde imha edilmesine bağlıdır. Bu toplumda evrensel kullan-at ilkesinden muaf kalabilecek hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey onun kollarından kurtulamaz.”

“Akışkan modern toplumda yaşam, gerçek hayatta oynanan kötü ve sinsi bir sandalye kapmaca oyunudur. Yarışın esas ödülü, yok edilenlerin saflarına atılmaktan (geçici surette) kurtulmak ve atıkların arasına konmaktan kaçınmaktır. Ve rekabetin küreselleşmesiyle birlikte, koşu artık küresel bir pistte yapılmak zorundadır.”

“Merkezcil ve merkezkaç, yerçekimsel ve itici güçler; huzursuz olanları yerine tutmak ve hoşnutsuzluğun huzursuzluğa dönüşmesini engellemek üzere bir araya gelirler. Karşılarına yığılan zorlukları yenmeye çalışacak kadar öfkeli ve çaresiz olanlar yasadışı ilan edilme ve toplumdan dışlanma riskini alırlar. Cesaretlerinin bedelini de bedensel ıstıraplar ve fiziksel travmalarla öderler.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 208 sayfa, 2018

Kurtul Gülenç – Frankfurt Okulu (2015)

Frankfurt Okulu, çağdaş sosyal bilimler felsefesinde bir dönüm noktasına tekabül eder.

Kurtul Gülenç’in kitabı, Frankfurt Okulu’nun önde gelen düşünürlerinden Max Horkheimer’ın fikirlerini merkeze alarak, bu ekolün görüşlerini ana çizgileriyle göstermekte, çağdaş sosyal bilimler felsefesinin kimi güncel sorunları konusunda kimi öneriler sunmakta.

Frankfurt Okulu’nun geleneksel felsefeye getirdiği eleştiri ve ekolün eleştirel toplum felsefesi; Frankfurt Okulu’nun toplum, kapitalist toplum, tarih, birey ve doğaya bakışı; Frankfurt Okulu’nun pozitivizm ve ampirik sosyal araştırmalar eleştirisi, Gülenç’in burada tartıştığı kimi konular.

  • Künye: Kurtul Gülenç – Frankfurt Okulu: Eleştiri, Toplum ve Bilim, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 288 sayfa, 2015

Kıvanç Tanrıyar – Aykırı Cinsellikler (2018)

Kıvanç Tanrıyar ilgi çekici çalışması ‘Aykırı Cinsellikler’de, erken dönem Türkçe edebiyatta cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin kendine nasıl yer bulduğunu inceliyor.

Tanrıyar bu amaçla Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nahid Sırrı Örik, Reşat Nuri Güntekin, Reşad Ekrem Koçu gibi pek çok ismin eserlerini irdelediği gibi, Tanzimat’tan Abdülhamid rejimine,  Mütareke döneminden Cumhuriyete kadar geniş bir zaman diliminde hareket ediyor.

Kitapta,

  • Nahid Sırrı Örik’te heteronormatif eşiğe yenik düşen figürler,
  • Reşat Nuri Güntekin’de erkeklik iffeti sembolü olarak Hz. Yusuf,
  • Toplumsal örgütlenme biçimi olarak kadınlararası homososyal arzu ve başkaldıran lezbiyenlik,
  • Lezbiyenlik ve cinsel coğrafya,
  • Toplumsal sözleşmeyi aşan kadınlararası homososyal arzu,
  • Tanzimat’tan erken dönem Cumhuriyete trans erkeklik temsilleri,
  • Savaş makinesi ve heteroseksüel matris gölgesinde erilleşme,
  • Genel ahlakın kırmızı çizgisine direnme biçimi olarak Transgender,
  • Ve Abdülhamid dönemi hakikat rejimine direnen bir yapı olarak queer aile gibi, birçok konu tartışılıyor.

Künye: Kıvanç Tanrıyar – Aykırı Cinsellikler: Türkçe Edebiyatta Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 352 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Avrupa (2018)

“Avrupa keşfettiğiniz bir yer değildir; Avrupa bir misyondur/görevdir, yaratılacak, yapılacak, inşa edilecek bir şeydir.”

Zygmunt Bauman bu kısa ama etkili metninde, Avrupa ve Avrupalılık macerasını enine boyuna tartışıyor ve geleceğin Avrupası üzerine düşünüyor.

Bauman, Avrupa’nın bir macera yeri olduğunu ve onu keşfetmeye, icat etmeye veya çağırmaya dönük bitmek bilmez maceraların mekânı olduğunu belirtiyor ve bu maceranın tarihsel seyrini adım adım izliyor.

İmparatorluk geçmişinin Avrupa’ya nasıl bir miras ve gölge bıraktığını tartışan Bauman, bunun devamında da Avrupa’da sosyal devletin yükseldiği süreci ve oradan, özgürlükçü nitelikleriyle örnek gösterilen kıtanın güvenlik devleti anlayışına teslim olduğunu tartışıyor.

Bauman, ideallerini yitirmiş Avrupa’ya dair karanlık bir tablo çiziyor, fakat Avrupalılık değerlerinin yaşamasına elverişli bir dünyanın nasıl kurulabileceği üzerine de düşünüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Avrupa: Bitmeyen Bir Macera, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 160 sayfa, 2018

Friedrich Schlegel – Eleştirel Fragmanlar: Felsefi Aforizmalar (2018)

Romantik bir şair ve yazar olmasının yanı sıra, bir kültür tarihçisi, eleştirmen ve dilbilimci olarak da bildiğimiz Friedrich Schlegel’in, 1797’de dönemin etkili yayın organlarından olan Lyceum dergisinde yayınlanan ‘Eleştirel Fragmanlar’ı, kısa bir süre sonra birçok tartışmanın fitilini ateşleyecekti.

Zira 37 sayfadan oluşan 127 aforizma barındıran bu eser, yepyeni ve tümüyle özgün bir düşünsel hareketin, yani romantizmin öncüsü olacak, romantik düşünceyi derli toplu bir projeye, bir tür öncü harekete dönüştürecekti.

“Sanatçı olarak adlandırdığımız kişilerin çoğu, aslında doğanın sanat eserleridirler.” diyen Schlegel’in, felsefe ve şiirin muhteşem bir bireşimi olarak tanımlayabileceğimiz aforizmaları, yüzyıllar öncesinden bizi etkilemeye devam ediyor.

Aforizmaların bu baskısı, kitaba dair kapsamlı bir önsöz, bir kronoloji ve ekler eşliğinde yayınlanmış.

  • Künye: Friedrich Schlegel – Eleştirel Fragmanlar: Felsefi Aforizmalar, çeviren: Kerem Duymuş, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 96 sayfa, 2018

Güven Gürkan Öztan – Türkiye’de Militarizm (2018)

Militarizmin kavramsal boyutundan başlayarak militarizmin Türkiye’deki serüvenini çok yönlü bir bakışla inceleyen iyi bir analiz.

Güven Gürkan Öztan, güncellenmiş baskısıyla yeniden yayınlanan kitabına, Türkiye’de militarizm konusundaki tartışmaların seyrini irdeleyerek başlıyor.

Yazar devamında da,

  • Türkiye’de milli kimliğin inşası sürecindeki militarist eğilimleri ve bunların etkilerini,
  • Türkiye’de militarizmi besleyen iki ana damar olan ordu ve erkekliği,
  • Uluslaşma sürecinde “ideal” kadının inşasındaki militarist öğeleri,
  • Soğuk Savaşın başlangıcında militarist örüntünün oluşma serüvenini,
  • Kore Savaşı sürecindeki militarist propagandayı,
  • “Milli Dava” olarak Kıbrıs meselesiyle militarizm arasındaki ilişkiyi,
  • Türkiye’deki askeri müdahalelerin militarizmin oluşumundaki etkileri,
  • Siyasal İslam’dan Kürt sorununa, 1990’lar Türkiye’sinde militarizmin etkilerini,
  • 12 Eylül’den AKP Türkiye’sine, Türk milliyetçilikleri arasındaki hegemonya mücadelesini,
  • “Yeni Osmanlıcılık” ve İslam-Türk sentezci milliyetçiliği,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Öztan’ın eserini, Türkiye gibi, militarist zihniyet ve pratiklerin toplumun her alanına sindiği bir ülkede, okunması elzem çalışmalardan biri olarak tavsiye ediyoruz.

Kitabın, Suavi Aydın imzalı, militarizmin Türkiye’deki macerasını dünyadaki örnekleriyle karşılaştırmalı ve tarihsel bir perspektifle ele aldığı aydınlatıcı bir sunuş yazısıyla açıldığını da belirtelim.

  • Künye: Güven Gürkan Öztan – Türkiye’de Militarizm: Zihniyet, Pratik, Propaganda, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2018

Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm (2018)

Frederick Beiser, Alman İdealizmi, Alman Romantizmi, İngiliz Aydınlanması ve genel olarak 19. yüzyıl felsefesi konusundaki çalışmalarıyla, dünya çapında ün sahibi bir felsefeci.

Beiser’in bu kapsamlı çalışması da, 1790 ile 1800 arasındaki on yıllık zaman diliminde modern Alman politik düşüncesinin nasıl biçimlendiğini incelemesiyle çok değerli.

Beiser, bu on yıl zarfında, Fransız Devrimi karşısında oluşan reaksiyon, Almanya’da liberalizm, muhafazakârlık ve romantizm gibi üç karşıt politik geleneğin ortaya çıkmasına neden olduğunu ve bu geleneklerden her birinin, modern Alman politik düşüncesinin on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki gelişiminde merkezî rol oynadığını belirtiyor.

Yazar, bu geleneklerin köken ve bağlamlarını belirleyerek temel politik ideallerine dair bir analiz ortaya koyuyor.

1790’ların belli başlı politik düşünür ve hareketlerinin bir incelemesi niteliğinde olan çalışmada her bölüm, bu on yılın merkezî figürlerini, bunların politik teorilerinin kökenlerini, Fransız Devrimi karşısındaki tepkilerini ve savundukları düşüncelerde politikanın önemini tartışıyor.

Kitabın en dikkat çekici katkısı ise, Alman düşüncesinin on sekizinci yüzyıl ve hatta Fransız Devrimi boyunca apolitik olduğu yönündeki, hâlâ hâkim olan görüşe temelden karşı çıkması.

Beiser, 1790’lardaki Alman felsefesinde hâkim olan politik amacı ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm: Modern Alman Politik Düşüncesinin Doğuşu (1790-1800), çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 576 sayfa, 2018

John Ralston Saul – Küreselleşmenin Çöküşü (2018)

Kapitalizmin içinde bulunduğu bugünkü kriz, kolay kolay aşılacakmış gibi görünmüyor.

Son kırk yılın politikalarının bizi nereye götüreceğine dair uzun yıllardır ikazlarda bulunan bir grup insan neredeyse hiç dikkate alınmazken, bu başarısızlığı yaratan insanlar, konumlarında ısrarcı olmaya devam ediyor.

İşte Kanadalı yazar John Ralston Saul de bu kitabında, küreselleşmenin yaşadığı güncel krizin ülke ülke izini sürüyor.

Birçok ülkede siyasi ve ekonomik düşünce düzeninde önemli etkileri bulunan ve kimilerinin “kahin” olarak tanımladığı Saul, kitabında Türkiye’nin ekonomik ve siyasi yapısını da irdeliyor.

Ekonominin bir din haline gelmesinin bizi kıyısına getirdiği uçurum, küreselleşme taraftarlarının gerçekleşmeyen vaatleri, ilerleme ideolojisinin çarpıklıkları, gelecekte bizi nelerin beklediği ve daha fazlası, burada.

Kitaptan Türkiye ile ilgili birkaç alıntı:

“Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 2002 senesinde iktidara gelip ekonomik reformlarına başladığında, ulusal gelirin % 36’sına %1’lik bir dilim hükmediyordu. 2016 senesine geldiğimizde, bu % 1’lik dilim, ulusal gelirin % 55’ine sahip oldu.”

“Bunların hiçbiri başka seçenekleri araştırma yoluna gitmediler. Araştırılmaz; çünkü hükümetler, devletin şirketlerini siyasî ya da kişisel olsun eşe dosta satmakla meşguldürler.”

“Sahip olduğu karmaşıklık ve dinamizmle Türkiye Avrupa’nın pek çok sorunundan paçayı kurtarmayı başardı. Lâkin, bu süreçte kendisine zarar da verdi. Ekonomilerin zenginleşebilmesi, herkesin güven duyduğu yasal bir sistemin başat rol oynadığı istikrarlı, açık ve şeffaf toplumlara bağlıdır.”

“Hükümetlerin istikrar ve dahil ediciliğin egemen olduğu bir atmosferi sağladığı durumda bölgesel, kültürel ve hatta siyasî farklılıklar canlı bir ekonomi için önemlidir. Sakin dahil edişler, her yerde tüm hükümetlerin birincil sorumluluğudur. Yirminci yüzyılda yeniden öğrendik ki, merkezî ya da yukarıdan aşağı bir iktidarı veyahut da belirli bir etnik ya da siyasî grubun egemenliğini vurgulayarak herhangi bir ekonomik avantaj sağlayamayız.”

  • Künye: John Ralston Saul – Küreselleşmenin Çöküşü: Dünyanın Yeniden Keşfi, çeviren: Erdem İlgi Akter, Ayrıntı Yayınları, iktisat, 416 sayfa, 2018