Sohrâb Sepehrî – Sekiz Kitap (2015)

“Uzaklarda

Bir kuğu sıçramış apansız uykudan

Yıkıyor lâcivert tozu beyaz kanadından” – Ağartı (s. 22)

Şair ve ressam Sohrâb Sepehrî, modern İran şiirinde metafizik şiiri ve Uzakdoğu mistisizmini temsil eden öncü isimlerden.

Bu önemli derleme, ilki 1953, sonuncusu da 1977’de yayınlanmış, benzersiz bir lirizmle örülü Sepehrî’nin sekiz kitabı bulan bütün şiirlerini sunmakta.

Mehmet Kanar’ın usta işi çevirisiyle.

  • Künye: Sohrâb Sepehrî – Sekiz Kitap, çeviren: Mehmet Kanar, Ayrıntı Yayınları, şiir, 304 sayfa, 2015

Recep Memişoğlu – Kivamini Tutturamaduk (2019)

“Deniz her vuruşunda dalgalarını duvara

Aldı haykırışların bir parçasını da

Aldı götürdü

Yaydı Karadeniz’e”

Bu dizeler, kendisi de zamanında Karadeniz’de devrimci faaliyetler içinde yer almış İbrahim Karaca’ya ait.

Recep Memişoğlu’nun kaleme aldığı ‘Kivamini Tutturamaduk’ ise, Rize’deki 1980 öncesinde devrimci duygularla yola çıkmış gençlerin hikâyesini anlatıyor.

Recep Memişoğlu’nun devrimci mücadelesi, Pazar’da Halkevi yönetimine girmesiyle hareketlenir.

Memişoğlu bu dönemde Dev-Genç, Devrimci Yol ile militan düzeyde ilişki kurar.

1981 yılının Ocak ayında Çamlıhemşin Kale köyünden 10 yoldaşıyla birlikte yakalanır.

Örgüt üyeliğinden 15 yıl ceza alan Memişoğlu, normal hayatına ancak 1988’de başladı.

İşte Memişoğlu’nun elimizdeki anıları, bu inişli çıkışlı olayların kapsamlı bir dökümünü sunuyor.

Kitap, Rize bağlamında Karadeniz’de devrimci mücadelenin ilgi çekici bir fotoğrafını çekmesiyle büyük öneme haiz.

Memişoğlu anlatımını, mücadeleye katılmış sıra dışı insanların hikâyeleri ve bu süreçte yaşanan ilginç olaylarla harmanlamış.

Rize’nin devrimci geçmişini aydınlatan bu tanıklık, Rize başta olmak üzere Karadeniz’e bambaşka bir çerçeveden bakmak için çok iyi bir fırsat.

  • Künye: Recep Memişoğlu – Kivamini Tutturamaduk, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2019

Abram de Swaan – Kitle Katliamları (2019)

Abram de Swaan’ın bu derinlikli kitabının konusu, kitlesel imha eylemlerinin insanlığa ve uygarlığa dair bize neler söyleyebileceğidir.

Swaan burada, katillerin ve kurbanların doğrudan karşı karşıya geldikleri, yakın mesafeden yapılan, büyük çaplı, orantısız şiddet eylemlerinin mevcut nefreti, korkuları ve öfkeyi artırarak nasıl daha fazla şiddete yol açtığını irdeliyor.

Kitapta işlenen yaklaşık yirmi katliamdan bazıları şöyle:

  • Belçika’nın Kongo’da 2 milyon sivilin hayatına mal olan katliamı,
  • Japon işgalcilerin Nanking katliamında yüz binlerce Çinliyi yok edişi,
  • Nazilerin 6 milyon Yahudiyi katledişi,
  • Endonezya’daki askeri darbenin ardından yaklaşık 1 milyon komünistin öldürülmesi,
  • Pakistan ordusunun 1 milyon Bangladeşliyi katletmesi,
  • yüzyılın sonunda Sırp birliklerinin binlerce Boşnak Müslümanı katletmesi,
  • 1995 yılında Ruanda’da Hutu Gücü hareketinin neredeyse 1 milyon Tutsi ve Hutu’yu katletmesi…

Swaan böylesi korkunç katliamları inceliyor, bu cinai cinnetlerin hangi koşullar altında patlak verdiğini ve en önemlisi de sıradan bireylerin bu vakalarda yer almak için sonunda nasıl birer gönüllüye dönüştüklerini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Abram de Swaan – Kitle Katliamları: Cinai Bölmeler, çeviren: Mine Karataş, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2019

John Urry – Mekânları Tüketmek (2018)

Sosyoloji profesörü John Urry’nin bundan tam yirmi yıl önce Türkçeye çevrilmiş bu çalışması, kente bakışımıza yeni bir boyut kazandıran, kent sosyolojisi alanında güncelliğini bugün de koruyan eserlerden.

Kitap şimdi, nihayet yeni bir baskıyla raflardaki yerini aldı.

Urry burada, sanayileşmeyle birlikte kentlerde gelişen doğadan kopuk yeni yaşam tarzının izini sürüyor ve bu tarzın hem kentsel alanda ve banliyölerde hem de kırsal alanda yarattığı muazzam değişimi gözler önüne seriyor.

Urry bunu yaparken, ortaya dört tez koyuyor.

Bunlar, özetle şöyle:

  • Yerler artan bir biçimde, malların ve hizmetlerin karşılaştırıldığı, değerlendirildiği, satın alındığı ve kullanıldığı tüketim merkezleri olarak yeniden yapılandırılmaktadır.
  • Yerlerin kendileri bir anlamda, özellikle görsel açıdan tüketilmektedir. Burada önemli olan, hem ziyaretçiler hem de yerel insanlara yönelik çeşitli tüketici hizmetlerinin sağlanmasıdır.
  • Yerler kelimenin gerçek anlamında tüketilebilmektedir; insanların bir yere ilişkin anlamlı buldukları şey (endüstri, tarih, binalar, yazın, çevre) zaman içinde kullanılarak azalmakta, bitirilmekte veya tüketilmektedir.
  • Yerelliklerin bazı kimlikleri tüketmesi de olasıdır; sonuçta böylesi yerler, gerçekten de neredeyse her şeyin tüketildiği yerlere dönüşürler. Bu tüketim ziyaretçiler veya yerel insanlar ya da her ikisi açısından da geçerli olabilir.

Ayrıca yerin değişen çözümlemesiyle, özellikle 1970’lerin sonu ve 1980’lerde ekonomik açıdan neredeyse her yerin olağanüstü dönüşümüyle de ilgilenen Urry, görsel açıdan yer tüketimi üzerinde de duruyor; mal ve hizmet tüketimi çözümlemesindeki kimi nosyonlarla yer tüketimini birleştiriyor.

  • Künye: John Urry – Mekânları Tüketmek, çeviri: Rahmi G. Öğdül, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 384 sayfa, 2018

 

Vedat Türkali – Özgürlük İçin Kürt Yazıları 1 (2018)

Türkiye’de gerçek anlamda aydın olabilmenin ölçütü, kendini aydın olarak tanımlayan kişinin öncelikle Kürt sorunu başta olmak üzere ülkenin demokratikleşme alanındaki sorunları üzerine kafa yorması, bu konuda bir-iki kelam edebilmesidir.

29 Ağustos 2016’da aramızdan ayrılan Vedat Türkali de, ülkenin farklı sorunları hakkında sözünü sakınmamış gerçek aydınlarımızdandır ve bunun en iyi örneği de, yazarın Kürt sorunuyla ilgili iki cilde yayılan bu oylumlu yazılarıdır.

Türkali burada, Kürt sorununu kendi başına bir olgu olarak değil, bilakis bu ülkenin bütün vatandaşlarını birebir etkileyecek güçte, ülkenin demokrasi macerasıyla iç içe geçmiş bir sorun olarak irdeliyor.

Kitaptan iki alıntı:

“İktidarı elinde tutanlarca devlet, baskı aracı niteliğiyle, bireylere karşı suç işlemeye yönelik bir kuruma kolayca dönüştürülebilmektedir. Halkların kendi haklarını savunma bilincinde olmaları bu yüzden zorunludur. Bu çatışmada ülke aydınlarının devletin baskıcı tutumuna karşı halklarının yanında yer almaları aydın olmanın ölçütü sayılmıştır.”

“Biz Türkler de başka bir ulusu baskı altında tutan ulus olarak demokrasiye, özgürlüğe hep özlemle bakakalmışızdır. Denebilir ki Kürt sorunu çözümlenmediği için ülkemizde demokrasi sorunu çözümlenememiştir. Demokrasi sorunu çözümlenmeden de Kürt sorunu çözümlenemez.”

  • Künye: Vedat Türkali – Özgürlük İçin Kürt Yazıları 1, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2018

Martin Cohen – Felsefi Masallar (2018)

Felsefe, etik ve eğitim konusunda uzmanlaşmış Martin Cohen’in bu dikkat çekici çalışmasının alt başlığı, ‘Felsefenin Gerçek Hikâyesini Oluşturan Karakterleri, Entrikaları ve Gizli Sahneleri Ortaya Koyan Alternatif Bir Tarih’.

Cohen burada, en ünlü ve en ilginç felsefi masalların ve bu masallardaki anlatıların arka planlarını kısaca anlatıyor, ardından orada rol almış karakterleri değerlendiriyor.

Cohen bunu yaparken de, filozoflar ve düşünce okullarını dikkate alıyor ve böylece filozoflar ve felsefe fikirleri için sağlam bir temel sunuyor.

Kitap antik felsefeden başlıyor, ortaçağ felsefesine uzanıyor ve oradan da modern felsefe, Aydınlanma felsefesi, idealistler, romantikler ve günümüz felsefesine uzanıyor.

Kahramanlarının doğaüstü varlıklar yahut kralından köylüsüne insanlar yerine filozoflar olduğu, ayrıca bu filozoflar üzerinden felsefi sistemlerin ayrıntılı bir şekilde açıklandığı özgün bir kitap arayanlar, kaçırmasın.

  • Künye: Martin Cohen – Felsefi Masallar: Felsefenin Gerçek Hikâyesini Oluşturan Karakterleri, Entrikaları ve Gizli Sahneleri Ortaya Koyan Alternatif Bir Tarih, çeviren: Selin Aktuyun ve Mustafa Yalçınkaya, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 352 sayfa, 2018

Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson – Selahattin Eyyubi (2018)

İkisi de Arap tarihi konusunda önde gelen otoritelerden olan Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson’dan efsanesinden arındırılmış, gerçekçi bir Selahattin Eyyübi biyografisi.

Kitap, o dönemin kaynakları üzerinde yoğunlaşması, özellikle de o döneme ait diplomatik ve şahsi yazışmaları bir araya getirmesiyle bilhassa dikkat çekiyor diyebiliriz.

Çalışma, Selahattin Eyyübi’nin ilk maceralarından başlayarak Mısır’da iktidara gelişine, III. Haçlı Seferi’nden Halep’in alınışına ve Akka’nın düşüşüne birçok olaya uzanıyor.

Selahattin Eyyübi, Arap-İslam dünyasında haklı bir üne sahiptir: O Haçlıları bozguna uğratan, Latin Krallığı’nı yıkan, Kudüs’teki mabetleri yeniden ayağa kaldıran bir lider olarak imkânsızı başarmıştır.

Öte yandan, Selahattin Eyyübi’nin kimi Müslüman çağdaşları, kendisi hakkında farklı, hatta tersi yönde fikirlere sahiptir.

Onlara göre Selahattin Eyyübi, kendisi ve ailesi adına güç kazanmak amacıyla İslam’ı manipüle etmiş, kendi yerini sağlamlaştırdıktan sonra hiçbir anlamı olmayan maceralara girişmiş, Frenk devletinin saldırıları karşısında ağır bir yükün altında kalmış, yoksul ve güçsüz bir Müslüman imparatorluğu bırakmıştır.

İşte bu kitap, Selahattin Eyyübi’nin gerçekçi bir portresini çizerken, aynı zamanda kendisi hakkındaki bu iki farklı görüşü de tarihsel şartları içinde tartışıyor.

  • Künye: Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson – Selahattin Eyyubi: Din Savaşları Siyaseti, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 480 sayfa, 2018

Tom Robbins – Villa Meçhul (2009)

‘Parfümün Dansı’, ‘Sirius’tan Gelen Kurbağa’ ve ‘Dur Bir Mola Ver’, Amerikalı romancı ve öykücü Tom Robbins’in Türkçede daha önce yayımlanmış kitapları.

Robbins, Uzakdoğu mitolojisiyle renklenen elimizdeki romanı ‘Villa Meçhul’de, Vietnam savaşından sonra kayıplara karışan üç askerin yaşadıklarını hikâye ediyor.

Uyuşturucu ticaretiyle geçimlerini sağlayan askerlerden birinin, günün birinde yakalanması, üç kafadarın hesaplarını alt üst edecektir.

Robbins, karakterlerinin maceralarına, kocaman bir göbeği ve genital organları olan yarı tanrı, yarı hayvan Tanuki ve gösteri sanatçısı Lisa Ko gibi özgün karakterleri de dâhil ederek kurgusunu zenginleştiriyor.

  • Künye: Tom Robbins – Villa Meçhul, çeviren: Şebnem Kaptan Göktaş, Ayrıntı Yayınları, roman, 249 sayfa

Ahmet Tuncer Sümer – Adsız Kahramanlar (2018)

Gülay Ünüvar (Özdeş), Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga ve Tuncer Sümer’le birlikte THKO’nun (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kuruluş çalışmalarına katılır ve ilk kurucuları arasında yer almış bir isimdir.

Ayrıca Ünüvar, ODTÜ’deki öğrenciliği sırasında hem uzun bir süre ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü (SFK) içinde farklı çalışmalarda bulunur hem de uzun sürmese de Türkiye İşçi Partisi’nin de (TİP) üyesi olur.

İşte bu kitap, Ünüvar’ın öğrencilik yılları ile THKO dönemine ilişkin anılarından oluşuyor.

Ünüvar burada, bu döneme ilişkin anılarını bizimle paylaşırken, aynı zamanda o dönemde mücadelenin içinde bulunmuş, adı sanı bilinmeyen pek çok adsız kahramanı karşımıza çıkarıyor.

Böylece çalışma, Türkiye yakın tarihinin çok yakıcı bir döneminde yaşananlara ışık tuttuğu gibi, söz konusu adsız kahramanları da okurlarına bir kez daha hatırlatmasıyla çok önemli.

  • Künye: Ahmet Tuncer Sümer – Adsız Kahramanlar: Gülay Ünüvar (Özdeş) Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 208 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat (2018)

Savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar…

Hayatın büyük krizlerle boğuştuğu bugün, ayrı ayrı bireyler olarak nasıl bir küresel sorumluluk alabiliriz?

Zygmunt Bauman, tam da çaresizliğimizin doruğa ulaştığı bu dönemde ne gibi çıkış yolları yaratabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Bauman “Akışkan hayat”ı, kısaca, sürekli belirsiz koşullarda yaşanan kararsız, riskli bir hayat olarak tanımlıyor.

Akışkan bir toplumda, eylemin koşulları ve bunlara karşılık versin diye tasarlanmış stratejilerin hızla eskidiğini, aktörler bunları düzgünce öğrenecek fırsatı dahi bulamadan köhnediğini söyleyen Bauman’a göre, geçmişte başarıyla hayata geçirilmiş stratejilere ve taktiksel hamlelere dayanmak amacıyla deneyimlerden dersler çıkarmanın, bundan dolayı hatalıdır.

Kitaptan birkaç alıntı:

“‘Akışkan modernlik’, içinde üyelerinin davranışlarını alışkanlıklara ve rutinlere dönüştürme fırsatı dahi bulamadan hızla değiştirdiği bir toplumdur. Hayatın ve toplumun akışkanlığı birbirini besler ve pekiştirir. Akışkan yaşam, aynı akışkan modern toplum gibi uzun süre biçimini veya rotasını koruyamaz.”

“Akışkan bir modern toplumda, bireysel başarılar katılaşıp kalıcı varlıklara dönüşemez çünkü kısa sürede varlıklar yükümlülüklere, beceriler engellere dönüşüverir.”

“Akışkan modern toplumda, atık imha endüstrisi, akışkan yaşamın ekonomisi içinde belirleyici konumları ele geçirir. Bu toplumun bekası ve üyelerinin refahı, hangi ürünlerin atılacağını hızla belirlemeye ve atıkların hızlı, etkin bir şekilde imha edilmesine bağlıdır. Bu toplumda evrensel kullan-at ilkesinden muaf kalabilecek hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey onun kollarından kurtulamaz.”

“Akışkan modern toplumda yaşam, gerçek hayatta oynanan kötü ve sinsi bir sandalye kapmaca oyunudur. Yarışın esas ödülü, yok edilenlerin saflarına atılmaktan (geçici surette) kurtulmak ve atıkların arasına konmaktan kaçınmaktır. Ve rekabetin küreselleşmesiyle birlikte, koşu artık küresel bir pistte yapılmak zorundadır.”

“Merkezcil ve merkezkaç, yerçekimsel ve itici güçler; huzursuz olanları yerine tutmak ve hoşnutsuzluğun huzursuzluğa dönüşmesini engellemek üzere bir araya gelirler. Karşılarına yığılan zorlukları yenmeye çalışacak kadar öfkeli ve çaresiz olanlar yasadışı ilan edilme ve toplumdan dışlanma riskini alırlar. Cesaretlerinin bedelini de bedensel ıstıraplar ve fiziksel travmalarla öderler.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 208 sayfa, 2018