Guillaume Sibertin-Blanc — Deleuze ve Guattari’nin Devlet Kuramı (2026)

Guillaume Sibertin-Blanc, bu çalışmasında Gilles Deleuze ile Félix Guattari’nin devlet kuramını tarihsel materyalizm, şizoanaliz ve siyaset felsefesi ekseninde yeniden yorumlayarak devletin yalnızca hukuki ya da kurumsal bir yapı değil, aynı zamanda arzuyu, öznelliği ve toplumsal ilişkileri biçimlendiren karmaşık bir üretim aygıtı olduğunu tartışıyor. Marx’ın tarihsel materyalizmini Freud, Spinoza ve çağdaş antropolojiyle buluşturan eser, devletin kökenini doğrusal bir tarihsel gelişmenin sonucu olarak değil, toplumsal ve bilinçdışı süreçlerin birlikte ürettiği özgün bir biçim olarak ele alıyor. Devletin ortaya çıkışı, egemenlik ilişkileri, şiddet, kapitalizm ve kolektif özneleşme süreçleri arasındaki bağları inceleyen kitap, klasik devlet teorilerini eleştirel biçimde yeniden değerlendiriyor.

Çalışmanın ilk bölümü, Deleuze ve Guattari’nin devlet-biçimi kuramının teorik temellerini açıklıyor. Yazar, devletin belirli bir tarihsel başlangıç noktasından doğduğu yönündeki geleneksel görüşleri sorgulayarak “Urstaat” yani “Köken Devlet” kavramını merkeze alıyor. Devlet burada geçmişte kurulmuş tekil bir kurum değil, her tarihsel devlette kendisini yeniden varsayan soyut ve sürekli etkin bir model olarak yorumlanıyor. Bu yaklaşım, devleti yalnızca maddi kurumlar üzerinden değil, arzu, bilinçdışı ve kolektif özdeşleşmelerle birlikte işleyen çok katmanlı bir oluşum olarak değerlendirmeyi öneriyor. Böylece tarihsel gerçeklik ile psikolojik süreçler birbirinden ayrılmadan birlikte açıklanıyor.

Kitabın ikinci ana ekseni, devlet kudretini açıklamak için geliştirilen “kapma aygıtı” kuramına ayrılıyor. Devlet, toplumsal üretimi, emeği, toprağı, vergiyi, hukuku ve şiddeti kendi denetimi altında toplayan bir mekanizma olarak inceleniyor. Bu çerçevede Pierre Clastres ve Marshall Sahlins’in antropolojik çalışmalarıyla diyalog kurularak “devletsiz toplumlar” sorunu yeniden ele alınıyor; göçebe ya da yerel toplulukların devleti önlemeye yönelik siyasal örgütlenmeleri tartışılıyor. Devletin yalnızca ekonomik artığı ele geçiren bir güç olmadığı, aynı zamanda egemenliği simgesel, siyasal ve askerî araçlarla sürekli yeniden üreten bir yapı olduğu vurgulanıyor.

Sibertin-Blanc ayrıca Deleuze ve Guattari’nin devlet kuramını klasik Freudo-Marksist yaklaşımlardan ayırıyor. Devletin insanlar üzerinde yalnızca baskı kurmadığını, bireylerin çoğu zaman devlet tarafından yönetilmeyi ve onun sunduğu özdeşleşme biçimlerini arzuladığını ileri sürüyor. Bu nedenle egemenlik yalnızca dışsal zor yoluyla değil, arzunun ve kolektif fantazmaların örgütlenmesi aracılığıyla da yeniden üretiliyor. Devlet şiddetinin zaman zaman görünürde rasyonel sınırları aşan biçimlere dönüşmesi de bu fantazmatik boyut sayesinde açıklanmaya çalışılıyor.

Eserin son bölümünde bu kuramsal çerçeve kapitalizmle ilişkilendiriliyor. Devlet ile sermaye arasındaki karşılıklı bağımlılık, modern kapitalist birikim süreçleri ve dünya ölçeğinde işleyen devlet aygıtları üzerinden inceleniyor. “Kapma aygıtı” kavramı, sermayenin genişlemesini mümkün kılan siyasal düzenlemeleri ve devletin meta-ekonomik işlevlerini açıklamak için kullanılıyor. Böylece kitap, Deleuze ve Guattari’nin düşüncesini yalnızca felsefi bir yorum olarak değil, devletin tarihsel gelişimini, kapitalist dönüşümleri ve siyasal iktidarın güncel işleyişini anlamaya yönelik kapsamlı bir analiz olarak sunuyor. ‘Deleuze ve Guattari’nin Devlet Kuramı: Tarihsel-Makinesel Materyalizm ve Devlet-Biçiminin Şizoanalizi’ (‘La théorie de l’Etat de Deleuze et Guattari: Matérialisme historicomachinique et schizoanalyse de la forme-Etat’), çağdaş devlet teorisini tarihsel materyalizm, şizoanaliz ve siyasal antropolojiyi bir araya getiren özgün bir perspektifle yeniden düşünmeye çağırıyor.

Guillaume Sibertin-Blanc — Deleuze ve Guattari’nin Devlet Kuramı: Tarihsel-Makinesel Materyalizm ve Devlet-Biçiminin Şizoanalizi
Çeviren: Güney Çeğin • Phoenix Yayınları
Siyaset • 85 sayfa • 2026

Kolektif – Marx & Foucault (2020)

Foucault’nun düşünsel serüveninde Marx’ın çok hayati yeri vardır.

Peki, iki düşünür arasındaki karmaşık ilişkiler ve bu ilişkilerin bize kattıkları üzerine neler biliyoruz?

İşte Balibar’dan Negri’ye ve Dardot’ya pek çok ismin metinleriyle katkıda bulunduğu bu zengin derleme, Foucault’nun Marx düşüncesiyle kurduğu zengin, çeşitli, evrimsel ve karmaşık ilişkileri sistematik bir biçimde sorgulamasıyla bu açıdan çok önemli.

Marx’ın ve Foucault’nun metinleri arasındaki diyalogu ortaya koyan ve bununla da yetinmeyerek bu ilişkinin bizim güncel düşünce ve eylem dünyamızı nasıl şekillendirdiğini izleyen derleme, Foucault’nun çalışmalarıyla kurduğumuz ilişkinin Marx’ı okuyuşumuzu nasıl dönüştürdüğünü de ele alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise yöyle: Ferhat Taylan, Christian Laval, Sandro Chignola, Rudy M. Leonelli, Roberto Nigro, Étienne Balibar, Jean-François Bert, Herve Oulc’hen, Julien Pallotta, Manlio Iofrida, Judith Revel, Antonio Negri, Pierre Dardot, Emmanuel Renault, Laurent Jeanpierre, Guillaume Sibertin-Blanc, Diogo Sardinha, Federica Giardini, Pierre Sauvetre, Jacques Bidet, Isabell Lorey, Stephane Haber, Massimiliano Nicoli ve Luca Paltrinieri.

  • Künye: Kolektif – Marx & Foucault: Okumalar, Kullanımlar, Yüzleştirmeler, derleyen: Ferhat Taylan, Christian Laval ve Luca Paltrinieri, çeviren: İsmet Birkan, İletişim Yayınları, felsefe, 438 sayfa, 2020