Metin Ahunbay – Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları (2022)

Güneydoğu Anadolu’nun erken ortaçağ mimarisi hakkında eşsiz bir çalışma.

Önemli mimarlık tarihçilerinden Prof. Dr. Metin Ahunbay’ın doçentlik tezi olan bu çalışması, 42 yıl sonra okuyucuyla buluşuyor.

1970’li yıllarda Güneydoğu Anadolu’da çok zor olan çalışma koşullarında uzun süre alanda çalışarak gerçekleştirmiş olduğu bu yapıt, bugün bile yeterince bilinmeyen bölgenin erken ortaçağ mimarisi açısından değerli bir kaynak, bir mimari envanter sunuyor.

‘Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları’ konulu çalışma, Ahunbay’ın 1974-1978 yılları arasında, Mardin çevresinde yürüttüğü araştırmalara dayanıyor.

Geç Antik, Erken Hıristiyan ve Ortaçağ anıtlarıyla ilgilenen Ahunbay, doçentlik çalışması kapsamında Tur Abdin bölgesinin 20. yüzyıla erişen askeri ve dini yapılarını incelemiş; 19. yüzyılda bölgeye gelen yabancı gezginlerin notlarını da dikkate alarak, mevcut durumlarını belgeleyip, yorumlamış.

Bölgenin Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırında olması, yüzyıllar boyu bölgede yaşanan etkileşimler mimari tasarım ve bezeme ayrıntılarına da yansımış.

Kiliseler, manastırlar, mezar anıtları bu ilginç bölgenin zengin kültür mirasının değerli bileşenleridir.

Tipolojik açıdan değerlendirilmeleri ayrıca önemli.

  • Künye: Metin Ahunbay – Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları, Koç Üniversitesi Yayınları, mimari, 192 sayfa, 2022

John Ehrenberg – Sivil Toplum (2022)

Sivil toplum, çağdaş siyasi meselelere çözüm getirebilir mi?

John Ehrenberg, sivil toplum hareketinin eşitsizliklere karşı mücadelede neden hayati derecede önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

Toplulukların çözüldüğü, siyasete yönelik ilgisizliğin her geçen gün arttığı bir ortamda kamusal yaşamı yeniden canlandırmak mümkün mü?

‘Sivil Toplum’ kitabında, sivil toplumun hem yararlarını hem de sınırlarını inceleyen Ehrenberg, kavramın siyasal ve kuramsal evrimini özetlerken, akademik ve kamusal söylemdeki yerini de tanımlıyor.

Aristoteles’ten ve Aydınlanma filozoflarından Black Lives Matter ve Occupy hareketlerine kadar her dönemde önemli yansımaları olan sivil toplum kavramının çağdaş siyasal meselelere dair neler sunabileceğini araştıran Ehrenberg, 11 Eylül, küresel finans krizi, ekonomik eşitsizlik ve hızla gelişen teknolojiler gibi olayların çağdaş sivil toplumla ilişkimizi nasıl şekillendirdiğini çarpıcı bir dille ortaya koyuyor.

Giderek artan eşitsizliklere karşı harekete geçme çağrısında bulunan ‘Sivil Toplum’, siyasal yaşamın temel bir öğesine dair kapsamlı bir bakış sunuyor.

  • Künye: John Ehrenberg – Sivil Toplum: Bir Fikrin Eleştirel Tarihi, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 312 sayfa, 2022

Carlos Gutiérrez-Jones – İntihar ve Bilimkurgu (2022)

Bilimkurgu edebiyatının başyapıtlarını intihar, kriz, nükleer imha ve yapay zekâ gibi temalar bağlamında okuyan özgün bir inceleme.

Carlos Gutiérrez-Jones, çok farklı kriz halleri hakkında düşünme imkânı veriyor.

Gutiérrez-Jones, çağdaş bilimkurgu yapıtlarından oluşan malzemesinde, psikolojinin karanlık tarafındaki intihar krizlerinin nasıl yorumlandığını inceliyor.

Sadece kriz anlarındaki intihar eğilimleri değil, dibe vurmalar, kendine zarar verme örüntüleri, yeniden başlatma imkânları gibi geniş çaplı olasılıkları bilimkurgu edebiyatının bazı başyapıtları ve yakın dönem sinemanın ses getirmiş iki filmi üzerinden ele alıyor.

Böylece Viktorya döneminde Darwin’in yarattığı kaygılardan uzay çağındaki nükleer imha tehdidine, yapay zekânın gelişiminden bilinçaltının sibernetik istilasına ve oyunlaşan dünyada şirketlerin egemenliğinden ufuktaki ekolojik felakete ve biyoterörizmin yükselişine çok farklı kriz halleri hakkında düşünme imkânı veriyor.

İlk bölümün odaklandığı ‘Dr. Moreau’nun Adası’nda, H.G. Wells Darwin’in evrim kuramının doğurduğu krize ve insan özgücülüğe meydan okumasına yanıt veriyor.

Stanislaw Lem’in ‘Solaris’ine ayrılan ikinci bölüm, yazarın bilimin gelişmesine dair, kaçınılmaz gibi görünen ve yabancı yaşamla teması son derece sorunlu bir hale getirebilecek bir önyargı, bir insanbiçimcilik olarak ifadesini bulan, derin kuşkuculuğunu ele alıyor.

Üçüncü bölüm yapay zekâlarla paylaşılan bir dünyada insanlığın statüsüne dair kaygıları işleyen bir romanı, William Gibson’ın ‘Neuromancer’ını inceliyor; burada Gibson özellikle bu tür zekâların yaratıcılarından ne tür düşünce alışkanlıklarını almış olabileceklerini soruyor.

Dördüncü bölüm yakın tarihli iki filmi, Christopher Nolan’ın Başlangıç’ını (Inception) ve Rian Johnson’un Tetikçiler’ini (Looper) analize tabi tutuyor.

Margaret Atwood’un ‘Deli Adem’ üçlemesini inceleyen beşinci bölüm, yazarın kıyamet sonrası tahayyülünün modern çevreci hareketin gelişmesinde önemli bir rol oynayan Malthusçu dinamiklerin kapsamlı bir eleştirisini ortaya koyduğunu savunuyor.

  • Künye: Carlos Gutiérrez-Jones – İntihar ve Bilimkurgu, çeviren: Barış Cezar, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 216 sayfa, 2022

Yonca Köksal Özyaşar – Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu (2022)

Tanzimat reformlarının eyalet/vilayet yönetimi üzerindeki etkileri hakkında çok değerli bir çalışma.

Yonca Köksal Özyaşar’ın incelemesi, Tanzimat reformlarını hem tarihe hem de sosyal bilimlere katkıda bulunmak üzere değerlendirmesiyle önemli.

Osmanlı tarihçileri Tanzimat’ı uzun süre yukarıdan aşağı bir bakış açısıyla çalıştı; buna göre imparatorluk başkenti İstanbul’da planlanan politikalar, vilayetlere ve merkezden uzaktaki nüfusa dayatılıyordu.

Bu bakış açısı son yıllarda, tarihçilerin farklı toplumsal aktörlerin devletin reformlarına nasıl karşılık verdiğini çalışmak için vilayetlere yoğunlaşmasıyla değişti.

‘Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu’, Tanzimat reformlarının eyalet/vilayet yönetimi üzerindeki etkilerini araştırarak vilayetler arasındaki çeşitliliği ve elbette âyan, aşiret reisleri, tüccarlar ve zaman zaman devletin iktidarını zayıflatan, fakat başka zamanlarda da devletle el ele çalışan tüm diğer yerel aracıların önemli rolünü inceliyor.

Derin bir arşiv araştırmasına dayanan çalışma, Tanzimat reformlarını hem tarihe hem de sosyal bilimlere katkıda bulunmak üzere değerlendiriyor; her ikisi de Osmanlı devletinin merkezi bölgeleri olan Ankara ve Edirne’den bakışla.

Kitaptan bir alıntı:

“Aynı Tanzimat politikaları iki bölgede de uygulanmış, fakat reformlar farklı sonuçlar vermişti. (…) Bu iki Osmanlı vilayetinde Tanzimat uygulamalarını karşılaştırmak bazı sorular doğurur: Tanzimat süresince devletle toplumsal aktörler arasında ne tür etkileşimler vardı? Bu etkileşimler reformların sonucunu nasıl etkiledi? Bu ilişkiler ve reformlar üzerindeki etkileri bize devletlerin dönüşümü hakkında ne söylüyordu? Söz konusu soruların cevapları sadece Edirne ve Ankara vilayetlerindeki toplumsal ve ekonomik değişiklikleri anlatmakla kalmaz, aynı zamanda merkeziyetçilik / ademimerkeziyetçilik, devlet kontrolü ve imparatorluğun çöküşü gibi kanıksanmış kavramları yeniden düşünmemize neden olurlar.”

  • Künye: Yonca Köksal Özyaşar – Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu: Ankara ve Edirne’den Bakış, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 232 sayfa, 2022

M. Sinan Niyazioğlu – İroni ve Gerilim (2022)

İkinci Dünya Savaşı, Ankara’da ayrı, İstanbul’da ise bundan apayrı bir psikolojiyle algılandı.

Sinan Niyazioğlu, o süreci yansıtan propaganda ürünlerini inceleyerek bu farklılığın arkasındaki dinamikleri aydınlatıyor.

Başka bir deyişle ‘İroni ve Gerilim’, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’deki savaş algısını ve bu algının İstanbul ve Ankara’da nasıl ayrıştığının süreç ve biçimlerini dönemin propaganda ürünlerinin görsel rehberliğinde okuyor.

Savaş yıllarında tek parti rejiminin kitle algısını nasıl yönettiğini, ülke içinde tasarlanan, basılan ve dolaşıma sokulan askeri albümler, resmî bültenler, halkevi yayınları, posta pulları, popüler kültür ve karikatür dergilerinin yüzeylerinde yer alan propaganda imgelerinin bütünsel yapısında ve bir o kadar etkileyici ve eklektik kurgusunda inceliyor.

Aynı adlı sergiden yola çıkılarak hazırlanan bu yayın, örneklerini sıkça izlediğimiz İkinci Dünya Savaşına dair yıkım, soykırım veya cephelerdeki sıcak savaş görüntülerine yer vermeyi, okura savaşın kendisini tekrar göstermeyi veya yeniden izletmeyi hedeflemiyor.

Bilakis savaşın kendisinden öte, savaşa girmeyen Türkiye’deki savaş algısına odaklanıyor.

Sınırları dışında cereyan eden küresel savaşı kimi zaman temkinle, kimi zaman da endişe ve gerilimle izleyen Türkiye’deki savaş algısını, bu algıyla gelişen resmi söylemi, toplumsal psikolojiyi ve siyasal dönüşümü tahlil ediyor.

‘İroni ve Gerilim’, Ankara’nın aktif tarafsızlık politikasıyla İstanbul’daki savaş psikolojisi arasındaki ilişkiyi, önce kenetlenme, ardından çözülme sürecini yansıtan propaganda ürünleriyle ele alıyor; sonuç bölümünde ise, 1950 Seçimleri’yle iktidara gelen Demokrat Parti’nin seçim kampanyasında kullandığı, savaş paranoyasından kurtulmuş, geleceğine güvenle bakan “Yeni Türkiye” söylemini yansıtan imaj ve temsillerle okuru buluşturuyor.

  • Künye: M. Sinan Niyazioğlu – İroni ve Gerilim, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2021

Kolektif – Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Topraklarında Kültürel Üretim Aracı Olarak Sırlı Kaplar (2021)

Sırlı kapları yapan ve kullanan eski insanların mantalite ve kimlikleri üzerine muazzam bir araştırma.

Bizans, Selçuklu ve Osmanlı’daki seramik ikonografisini çok yönlü bir bakışla irdeleyen bu derleme, seramiklerin “dekoratif motiflerden” öteye uzanarak kendine özel konuştuğu dili deşifre ediyor.

Modern zamanlarda olduğu gibi, insanlar eskiden de muhtemelen sadece belli desenleri tanıyabiliyordu fakat yine de bezemeler hem yaratıcıların hem de kullanıcıların estetik duygularına açılan bir kapıydı; etkisi paylaşıldı ve dekore edilmiş seramiklerin ticareti yoluyla nakledildi.

Aynı zamanda sofra kaplarının bir temsilcisi olarak sırlı seramikler, her zaman moda, zevk ve sosyal statünün özgün bir ifadesini taşımıştır.

Olağanüstü bir sofra takımı ya da özel bir tabak takımı ile birinin zenginliği ve toplum içindeki duruşu gösterilebilirdi.

Bu nedenle, özel bir yemek takımı sahibi olmak insanların her zaman ilgisini çekmiştir.

Benzer ihtiyaçlar ayrıca ithal (ve böylece “egzotik”) seramiklerle de karşılanabilirdi, bu da ithal ve yerel yapılmış sırlı kapların arasındaki ilişki, etki ve etkileşim sorularını doğurur.

Bu görsel sonuçlara ulaşan imalat ve pişirme teknikleri her zaman hamur tarifleri ile deneyleri, yeni malzemenin ithalatı ve kullanımı, sırlama tekniklerinin benimsenmesi ve değişimini içeren bilinçli bir sürecin sonucuydu.

Seramik yüzeyinin muamelesi, sırlama, astar hazırlığı ve uygulama metotlarına gelince çeşitli seçenekler içeriyordu.

Sabitlik ve/ya da değişim bir seramik atölyesinin etkisinin genişlemesine ve coğrafi ya da geçici sınırlar üzerinde sosyoetnik devamlılığa işaret eder.

Kitap, birtakım sorularla başlayarak, Doğu Akdeniz toplumlarına işlemiş karmaşık sosyoekonomik kalıpların çalışılması için Ortaçağ ve Erken Modern seramiklerinin geniş potansiyelini ortaya çıkarıyor.

Çalışma, seramik dekorasyonu ve teknolojisindeki değişimlerin ardındaki teşvik ve motivasyonların izini sürmesiyle dikkat çekiyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Hatice Adıgüzel, Jacques Burlot, Beate Böhlendorf-Arslan, Veronique Francois, Sauro Gelichi, Melanie Gibson, Fotini Kondyli, Nikos Kontogiannis, Florence Liard, Lucile Martinet, Nurşen Özkul-Fındık, Muradiye Öztaşkın, Natalia Poulou, Edna Stern, Eva Strothenke-Koch, Gülsu Şimşek-Franci, Rosalind Wade-Haddon, Sylvie Yona Waksman, Filiz Yenişehirlioğlu ve Gülgün Yılmaz.

  • Künye: Kolektif – Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Topraklarında Kültürel Üretim Aracı Olarak Sırlı Kaplar, editör: Nikos Kontogiannis, Beate Böhlendorf-Arslan ve Filiz Yenişehirlioğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, arkeoloji, 450 sayfa, 2021

Mariana Mazzucato – Girişimci Devlet (2021)

Devletin küçülmesi gerektiği tezine temelden karşı çıkan özgün bir tartışma.

University College London’da, Yenilik ve Kamu Değeri Ekonomisi Bölümü’nde ders veren Mariana Mazzucato, muazzam boyuttaki stratejik kamu yatırımları olmasaydı, bugün internetten GPS’e ve SIRI’ye kadar akıllı ürünlerden hiçbirini üretemeyeceğimizi belirterek devletin ekonomideki rolünü yeniden tartışmaya açıyor.

‘Girişimci Devlet’in çıkış noktasında, küresel düzeyde yaşanan 2008 finans krizi yer alıyor.

Krizin ardından, büyümeyi yeniden başlatmak için atılması gereken tek adımın kamu harcamalarında kesinti olduğuna dair görüşe tepki olarak kaleme alınmış.

Devletin küçülmesi gerektiğini savunanların aksine, dünyanın en etkili ekonomistlerinden biri kabul edilen Mazzucato’ya göre, muazzam boyuttaki stratejik kamu yatırımları olmasaydı, bugün internetten GPS’e ve SIRI’ye kadar akıllı ürünlerden hiçbirini üretemezdik.

Bilişim teknolojisindeki yeniliklerin yanı sıra, yeşil devrimi yaratabilecek yenilenebilir enerji çözümlerini ya da hastalıkları iyileştirecek yeni radikal ilaçların çoğunu da geliştiremezdik.

‘Girişimci Devlet’le Mazzucato, devletin ekonomideki rolüne ilişkin tartışmayı ideolojiden uzak bir yaklaşımla yeni bir çerçeveye oturtmayı ve kamu kurumlarının toplumsal ve ekonomik değişime öncülük etme rolü üzerine dinamik bir müzakere başlatmayı amaçlıyor.

Mazzucato’nun kapsamlı değerlendirmesi masallarla gizlenen bir gerçeği önümüze seriyor: Size ne anlatılırsa anlatılsın, iPhone’dan Google arama motoruna kadar dünyanın en popüler ürünlerini özel şirketlerin değil, vergi mükelleflerinin finanse ettiğini unutmayın.

  • Künye: Mariana Mazzucato – Girişimci Devlet, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 320 sayfa, 2021

Belgin Şan Akca – Maskeli Devletler (2021)

Devletler ile silahlı örgütler arasındaki girift ilişkiler hakkında dikkat çekici bir çalışma.

Belgin Şan Akca’nın Türkiye için ayrıca önem taşıyan araştırması, devletler ile silahlı örgütler ve destekçiler arasındaki etnik, dini ve ideolojik yakınlıkları aydınlatıyor.

‘Maskeli Devletler’in amacı, devletler ile devlet dışı silahlı örgütler arasındaki karmaşık etkileşim biçimlerini hem dış devlet desteğine yol açan süreçler hem de bu desteğin arkasındaki aktörlerin gerekçelerini göz önüne alarak açıklamak.

Devletleri buna iten sebepler nelerdir?

İsyancı gruplar bu devletlerle işbirliği içinde olmayı neden tercih eder?

‘Maskeli Devletler’, devletler ile silahlı örgütler arasındaki ilişkilere dair bilgilerimize karşı çıkmıyor; bu bilgileri şimdiye dek öğrendiklerimizin ötesine taşıyor.

Akca, kitabında kullandığı Devlet Dışı Silahlı Örgütler (DDSÖ) veri seti yoluyla, devlet dışı silahlı örgütlerin, devletlerle kurdukları işbirliklerinin hem örgütler hem de devletler tarafından yapılan karşılıklı seçme sürecinin sonucu ortaya çıktığını savunuyor.

Devletlerarası ilişkilerin ve ayrıca devletler, silahlı örgütler ve diğer olası destekçiler arasındaki etnik, dini ve ideolojik yakınlıkların oynadığı rolü, 355 devlet seçim vakası ve 342 örgüt seçim vakası ile ortaya koyuyor.

Bu bağlamda, örgütlerin de uluslararası ilişkilerde devletlerin tercihlerinden bağımsız olarak kendi başlarına var olabilen ve dış politikayı derinlemesine etkileyen temel aktörler olduklarını gösteriyor.

‘Maskeli Devletler’, uluslararası ilişkilerin temel kuramlarının devlet-odaklı çalışmalarından farklı bir yöntem sunuyor.

Dünyadaki çatışmaların önemli bir kısmının yaşandığı Ortadoğu’da konumlanan ve güvenlik konularının öncelikli olduğu Türkiye için ayrı bir önem taşıyan çalışma, akademisyenler, siyaset yapıcılar ve konuya ilgi duyan tüm okurlar için bir başucu eser niteliğinde.

  • Künye: Belgin Şan Akca – Maskeli Devletler: Silahlı Örgütlere Sağlanan Devlet Desteğinin Nedenleri, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 296 sayfa, 2021

Joel Andreas – Haklarını Yitirenler (2021)

Mao döneminde işçiler, iş güvenceli kadrolu güvenceli işlere sahipti, hatta çalıştıkları fabrikalarda pay sahibiydi.

Bugünse Çin, dünyanın en büyük emek sömürücülerinden biridir.

Joel Andreas’ın bu özgün çalışması, dünya çapındaki en uzun süreli endüstriyel yurttaşlık deneyiminin yükseliş ve düşüşünü kayıt altına alıyor.

1949’da iktidarı ele geçiren Çin Komünist Partisi sınıfsal eşitlik sağlamak amacıyla iktisadi, kültürel ve siyasal sermayeyi hedef alan bir dizi kampanya başlattı ve 1949 devrimini takip eden onyıllarda, Çinli işçiler iş güvenceli kadrolu çalışma ve fabrikalarda meşru paydaşlık anlamına gelen bir “endüstriyel yurttaşlık” elde ettiler.

1990’ların ortalarından itibaren sürekli kadrolu çalışma sisteminden büyük ölçüde esnek, güvencesiz çalışmaya dayalı bir sisteme geçilmesiyle birlikte, Çin’de endüstriyel yurttaşlık radikal bir değişime uğradı.

Bu komünist projenin başarısızlığının sebeplerini anlamak için nüfusun yönetildiği temel mekân olan işyerindeki hiyerarşik yapılara odaklanan ve araştırmasını o dönemde fabrikalarda çalışmış kişilerle yaptığı görüşmelere dayandıran Andreas, dünya çapındaki en uzun süreli endüstriyel yurttaşlık deneyiminin yükseliş ve düşüşünü kayıt altına alıyor.

Bunun Çin Komünist Partisi açısından ne anlama geldiğini, işçiler arasında nasıl yankı bulduğunu, Maocu dönem boyunca ne yönde gelişim gösterdiğini ve 1990’lardaki yapısal reformun işçilerin yoğun muhalefetine rağmen hangi yollardan uygulandığını belgeleriyle ve tanıklıklarla ortaya koyuyor.

‘Haklarını Yitirenler’, Çin’in yirminci yüzyılda giriştiği sosyalist deneylerin tarihine, mirasına ve geleceğine ilgi duyanların okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Joel Andreas – Haklarını Yitirenler: Çin’de Endüstriyel Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü, çeviren: Onurcan Ülker, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2021

Isabel Minhós Martins – Seyahatler ve Kâşifler Atlası (2021)

Tüm zamanların en ünlü doğa bilimcileri, gezginleri ve onların maceraları hakkında görsel bir şölen.

Isabel Minhós Martins’in yazdığı, çizimlerini Bernardo Carvalho’nun yaptığı bu bol ödüllü çalışmayı, çocuklara iyi bir hediye vermek isteyenler özellikle kaçırmamalı.

Haritaların olmadığı bir dünya hayal edebilir miyiz bugün?

Oysa birkaç yüzyıl öncesine kadar dünyanın sınırlarını bilmiyorduk.

Dünyanın birçok bölgesi bir diğeriyle bağlantısız, birbirinden habersizdi.

Sadece diğer bölgelerde var olan türleri ve toprakları değil, aynı zamanda diğer insanları ve kültürleri de tanımıyorduk.

Dünyanın nasıl bir yer olduğunu öğrenmek için yola çıkmamız gerekiyordu: Eşekle, deveyle, gemiyle veya yürüyerek evden çıkıp bilinmeyene doğru yol aldık ve diğer yerlerle ilgili şaşırtıcı yeniliklerle döndük.

Keşişlerin, botanik bilimcilerin, tüccarların, denizcilerin veya ressamların yolculukları dünyayı daha iyi tanımamıza katkı sağladı ve bu sayede diğerlerinin varlığından haberdar olduk.

İşte ‘Seyahatler ve Kâşifler Atlası’nın başkahramanları da, tüm zamanlardan ve yerlerden keşişler, doğa bilimciler, gezginler, konusu ise bu insanların gerçek maceraları.

Piteas, Xuanzang, Giovanni da Pian del Carpini, Marco Polo, İbn Battuta, Bartolomeu Dias, Evliya Çelebi, Jeanne Baret, Joseph Banks, Humboldt, Darwin ve Mary Henrietta Kingsley ile birlikte haydi yola koyulalım!

Kitabın şimdiye kadar pek çok prestijli ödül kazandığını da özellikle belirtelim.

  • Künye: Isabel Minhós Martins – Seyahatler ve Kâşifler Atlası, resimleyen: Bernardo P. Carvalho, çeviren: Duru Örs, Koç Üniversitesi Yayınları, çocuk, 144 sayfa, 2021