Étienne Balibar – Eşitliközgürlük (2016)

Marksist düşünür Étienne Balibar’ın 1989-2009 arasında yazdığı siyasal denemeler, bu kitapta.

Kitap, hakların kurumsallaşması, sosyal yurttaşlık ve sosyal haklar meselesi, öznellik ve yurttaşlık, egemenlik, özgürleşme, popülizm ve siyaset, demokrasi, laiklik, itaatsizlik ve daha pek çok konu üzerine, Balibar’ın eşsiz yorumları eşliğinde derinleşmek için birebir.

  • Künye: Étienne Balibar – Eşitliközgürlük, çeviren: Oylum Bülbül, Metis Yayınları

Elizabeth Harrower – Gözetleme Kulesi (2016)

Babaları öldükten sonra, Felix isimli hastalıklı ve akıldışı bir adamla evlenen Laura ile kardeşi Clare’in tehlikeli ve pamuk ipliğine bağlı yaşamı…

Ruhsal bozuklukların ne denli bulaşıcı olduğunu ve hastalıklı bir kimsenin yakınında bulunmanın dehşetini derinlikli psikolojik çözümlemelerle tasvir eden bir roman.

  • Künye: Elizabeth Harrower – Gözetleme Kulesi, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları

Nathan H. Lents – İnsanın Kusurları (2020)

Dünyanın efendisi insanın, bütün sistemleri, organları ve dokularıyla o görkemli vücudu öve öve bitirilemiyor.

Oysa insan, dünyanın en kusurlu türlerindendir.

Amerikalı biliminsanı Nathan Lents de, bu özgün çalışmasında, insanın görkemi ve yüceliği yerine onun kendine has kusurlarını konu ediniyor.

Tepeden tırnağa kusurlarımız üzerine harika bir hikâye sunan kitapta,

  • Diğer hayvanlara kıyasla üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden daha açık olduğumuz,
  • Bedenimizde niçin gereksiz kemiklerin bulunduğu,
  • Dizlerimiz, sırtımız ve belimizin niye sık sık sorun çıkardığı,
  • Birçok hayvan tek çeşit besinle bütün ihtiyacını karşılayabilirken bizim neden “dengeli” beslenmek zorunda olduğumuz,
  • Primatlar içinde neden bebek ve anne ölüm oranı en yüksek olan türün neden insan türü olduğu,
  • İnsanın bağışıklık sisteminin niye kendi bedenine bu denli sık saldırdığı,
  • Beynimizin yanılgılara ve kötü kararlar vermeye neden bu denli yatkın olduğu,
  • Ve bunun gibi, insana özgü daha pek çok konu aydınlatılıyor.

Lents, kusurlarımızın kendine has bir güzelliği olduğunu düşünüyor ve kusurlarımızı, yaşam mücadelesinde kazandığımız galibiyetlerden geriye kalan yara izleri olarak tanımlıyor.

  • Künye: Nathan H. Lents – İnsanın Kusurları: İşe Yaramaz Kemiklerden Bozuk Genlere, Arızalarımıza Genel Bir Bakış, çeviren: Şiirsel Taş, Metis Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2020

Emil Michel Cioran – Zamana Düşüş (2020)

Emil Michel Cioran’ın, “yazdığım en ciddi şeyi temsil eden” diyerek tanımladığı üç kitabından biri olan ‘Zamana Düşüş’ (diğerleri ‘Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne’ ve ‘Burukluk’), Haldun Bayrı’nın muhteşem çevirisiyle Türkçede.

Cioran burada, Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşu efsanesinin izini sürerek insan olmak, bilgelik, Tanrı’ya hesaplaşma, ebediyet ve zaman, tarih ve uygarlık üzerine o kendine has lanetler yağdıran tarzıyla düşünüyor.

İnsanın yanlış ağacın, hayat ağacı yerine bilgi ağacının meyvesini yediğini belirten Cioran, ebediyetten zamana düşüşün, başka bir deyişle Tarih’i başlatan adımın böyle atıldığını söylüyor.

Cioran bu esnada, insanoğlunun neden doğası gereği kusurlu olduğunu, uygarlığın ve ilerlemenin neden büyük bir yanılsamadan ibaret olduğunu o kendine has acımasız, sakınımsız tavrıyla tartışıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Sahip olduğumuz ya da ürettiğimiz her şey, varlığımızın üzerine eklenen her şey, tabiatımızı bozar ya da boğar. Hiçbir işe girişmeden potansiyellikte ve etkilenmezlikte sebat etmek varken, bizzat varlığımıza varoluşu iliştirmek nasıl bir hata nasıl bir yaradır!”

“Başkaları zamana düşer; bense zamandan düştüm. Zamanın üzerinde yükselen ebediyetin yerini, onun aşağısında kalan öteki ebediyet alır; o kısır mıntıkada artık ancak tek bir arzu duyulur: Tekrar zamanla bütünleşmek, her ne pahasına olursa olsun ona yükselmek, yerleşilen bir yuva yanılsaması için ondan bir parseli sahiplenmek. Ama zaman kapalıdır, ama zaman erişilmezdir: Bu negatif ebediyet, bu kötü ebediyet de zamana nüfuz etmenin imkânsızlığından ibarettir zaten.”

“Sofuluk hiçbir şeyi tahlil etmediğinden, hiçbir şeyi ufaltamaz; her tarafta ‘değer’ algılar, kendini şeylere kaptırır ve sabitler. Kuşkucu geçmişte sofuluğu hissetmiş midir? Asla tekrar bulamayacaktır onu, gece gündüz dua da etse.”

“Bilgi tarafından zamana itilince, aynı anda bir kader bahşolunmuştur bize. Zira kader ancak cennetin dışında olur.”

“Adımızın güneşin etrafına kazınmasını temenni ettikten sonra, öteki uca düşer ve adımızın her taraftan silinip ilelebet yok olması için dilekler tutarız.”

  • Künye: Emil Michel Cioran – Zamana Düşüş, çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, felsefe, 2020

Fuat Keyman ve Berrin Koyuncu-Lorasdağı – Sekiz Kentin Hikâyesi (2020)

2014 yılında yürürlüğe giren bir kanun ile on dört il büyükşehir statüsüne çıkarılmıştı.

Bu kanuna göre bugün Türkiye nüfusunun % 92.5’i kentlerde yaşıyor.

Durum böyle olunca bu kentlerin iyi, adil, demokratik yönetimi, sadece kendilerinin geleceği için değil, kendilerine komşu kentlerin ve Türkiye’nin ekonomisinin, siyasi istikrarının ve kültürel birlikte yaşamasının geleceği için de kritik önem taşıyor.

İşte Fuat Keyman ve Berrin Koyuncu-Lorasdağı imzalı ‘Sekiz Kentin Hikâyesi’ adlı bu önemli çalışma da, Türkiye’de sermaye-mekân diyalektiğinin kentlerdeki yansımasının nasıl yönetileceği sorusuna cevap arayarak kentleşme ve kent olgusunu eleştirel bir biçimde ele alıyor.

Başka bir deyişle yazarlar, 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de ekonomik neoliberalleşmeden nemalanarak yükselen İslami / mütedeyyin burjuvazinin neden olduğu büyük yıkımın sosyal, kültürel ve siyasal anlamdaki yansımalarını irdeliyor.

Yazarlar, neoliberal hegemonyanın hâkimiyetini sınırlamanın, başka bir deyişle “kâr için değil, insanlar için kentler” anlayışının benimsenmesi için de “yeni yerellik” olarak kavramsallaştırdıkları bir yaklaşımdan hareket ediyor.

Burada tanımlandığı şekliyle “yeni yerellik”, kâr yerine toplumsal ihtiyaçları gözeten ve yerelden demokratik katılımı mümkün kılan bir kent siyaseti ve böylece kentlerin adalet, demokrasi ve farklılık siyasetine dair mücadele için taşıdıkları önemi ifade ediyor.

Yazarlar bu tartışmayı da Kayseri, Konya, Gaziantep, İzmir, Denizli, Eskişehir, Diyarbakır ve Şanlıurfa kentlerini merkeze alarak yapıyor.

Türkiye’de kentler, kent çalışmaları, kentler ve rant, yerel yönetim ve yerellik gibi konularda düşünen ve çalışan herkesin okuması gereken bir kitap.

  • Künye: Fuat Keyman ve Berrin Koyuncu-Lorasdağı – Sekiz Kentin Hikâyesi: Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar, Metis Yayınları, kent çalışmaları, 312 sayfa, 2020

Ursula K. Le Guin – Yazma Üzerine Sohbetler (2020)

Ursula K. Le Guin, kelimenin tam anlamıyla büyücüdür.

‘Yerdeniz Öyküleri’nin sıra dışı dünyası buna verilecek en iyi örneklerdendir.

‘Karanlığın Sol Eli’nin müphem cinsiyetli gezegeni Gethen’i veya ‘Mülksüzler’in anarko-sendikalist toplumu Anarres de öyledir.

Le Guin, daha nice âlemi yoktan var eden çok özgün bir yazardır.

Şöyle diyor Le Guin: “Çocuklar tek boynuzlu atların gerçek olmadığını tabii ki bilir. Ama öte yandan tek boynuzlu atlar üzerine yazılan bir kitabın, eğer yeterince iyiyse, hakiki bir kitap olduğunu da bilir.”

Peki, Le Guin için yazmak ne anlama gelir?

Yazarın David Naimon’la söyleşilerinin ürünü olan elimizdeki kitap, bu konuyu aydınlatmasıyla çok önemli.

Kurmaca, şiir ve kurmacadışına odaklanan üç ayrı söyleşinin yer aldığı bu kitapta Le Guin, yazmanın kendisi açısından ne ifade ettiğini anlattığı gibi, yazmanın zorlukları ve inceliklerini tartışıyor, ayrıca meraklısı için yazmanın kimi püf noktalarını da veriyor.

Kitap kısa olmakla birlikte, yazma tekniği, dil ve ahlak, yazının ritmi, şiirin müziği, yayıncılık piyasasından kadın yazarların maruz kaldığı eşitsizlikler, öteki, siyaset, bilim ve doğa gibi pek çok ilgi çekici konu üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Yazma Üzerine Sohbetler, söyleşi: David Naimon, çeviren: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, söyleşi, 128 sayfa, 2020

Marcia Bjornerud – Yeryüzünün Zamanı (2020)

Dünyanın kendine has bir temposu, zaman ölçeği vardır.

Fakat insanoğlu, çoğunlukla şimdi odaklı yaşar, o yüzden de dünya ile ilişkisinde herhangi bir zaman bilincine sahip değildir.

İşte ‘Yeryüzünün Zamanı’, tam da bu konuyla ilgili güzel bir çalışma.

Jeolog Marcia Bjornerud, dünyanın bizden önceki zamanları hakkındaki çocukça ilgisizliğimizi ve cahilliğimizi çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor, bugün yaşadığımız sorunların asıl sebebinin doğa yasalarına aldırış etmediğimiz için yaşandığını gözler önüne seriyor.

Yeryüzünün görkemli hikâyesi olarak okunabilecek kitap, durum saptaması yapmakla yetinmeyerek bu sakat ilişkiyi nasıl onarabileceğimiz üzerine de düşünüyor.

Bjornerud bizi, yeryüzünü tanımaya, onun ritimlerini öğrenmeye, kaynaklarının ne kadar zorlu süreçlerden sonra oluştuğuna, geçmişte yaşanan büyük çevre felaketleri ve toplu yok oluşların sebeplerinin neler olduğuna daha yakından bakmaya davet ediyor.

2019 yılında Amerikan Yayıncılar Birliği’nin PROSE Ödülü’ne layık görülen ‘Yeryüzünün Zamanı’, basitleştirilmiş bir jeolojik zaman çizelgesi ve dünyadaki fenomenlerin süre ve hızlarına dair aydınlatıcı ek metinler de barındırıyor.

  • Künye: Marcia Bjornerud – Yeryüzünün Zamanı: Bir Jeolog Gibi Düşünerek Dünyayı Kurtarabilir miyiz?, çeviren: Raşit Gürdilek, Metis Yayınları, bilim, 216 sayfa, 2020

Kolektif – Küçülme (2020)

Ekonomik büyüme ve kalkınma, bugün adeta bir din gibi tabu haline gelmiştir.

Oysa hızlı yoksullaşmanın, artan eşitsizliklerin ve toplumsal-ekolojik felaketlerin en büyük nedeni bizzat büyümedir.

Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, tam da bu ihtiyaca yanıt vermesiyle büyük öneme haiz.

Toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunan bu hareketin ortaya koyduğu küçülme fikri, hem toplumsal hareketler ve anaakım dışı düşünürler arasında hem de yerleşik yapılar ve kurumlar içerisinde daha fazla ses bulur oldu.

İşte pek çok yazarın katkıda bulunduğu bu zengin derleme de, küçülmeyi, hem daha geniş çevrelerce tartışmaya açıyor, hem de diğer radikal fikir ve pratiklerle eklemleme arzusunu ifade ediyor.

Kitabın bizim açımızdan asıl önemli katkısı da, küçülme tartışmalarını Türkiye bağlamına taşıması.

Zira yakın dönem Türkiyesi’nin büyüme ile istikrarın bu derece doğrudan ilişkilendirildiği ortamında küçülmeyi tartışmak ayrıca önemli.

Özellikle son yirmi yılın Türkiye’sinin ekonomik büyümenin sadece faydalarının değil toplumsal ve ekolojik maliyetlerinin de çok eşitsiz paylaşıldığı, büyüme politikalarına içkin yerinden edilme, mülksüzleşme ve parçalanma süreçlerinin yıkıcı etkilerinin toplumun en kırılgan kesimleri tarafından omuzlandığı bir dönem olduğunu hepimiz sıcağı sıcağına deneyimledik.

  • Künye: Kolektif – Küçülme: Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı, hazırlayan: Giacomo D’Alisa, Federico Demaria ve Giorgos Kallis, çeviren: Ayşe Ceren Sarı, Berk Öktem, Burag Gürden ve Yaprak Kurtsal, Metis Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2020

McKenzie Wark – Moleküler Kızıl (2020)

Genel kanı, Soğuk Savaş’ın bittiği, Sovyetler Birliği’nin kaybettiği ve böylece ABD’nin kazandığını söylüyor.

Peki, gerçekten öyle mi?

McKenzie Wark’ın tarihsel eğrisi ise tümüyle farklı.

Yazara göre, Sovyet sisteminin çöküşü Amerikan sisteminin çöküşünün habercisiydi.

İlkine ait yıkıntılar gerçek ve iç karartıcıyken, ikincisinin yıkıntılarının ne olduğu henüz tam olarak anlaşılmış değil.

Wark’a göre, genel metalaşma evreninin durmaksızın genişleyerek gezegenin sınırlarına gelip dayandığı bugün, tarihöncesinin son bulduğu antroposen çağıdır.

İşte ‘Moleküler Kızıl’, tam da bu döneme yanıt verecek yeni bir eleştirel teori ihtiyacını karşılamayı üstleniyor.

Yazar bu amaçla, Sovyet Rusya’nın ilk günlerinden iki Rus Marksist yazarı, Aleksandr Bogdanov ve Andrey Platonov ile 20. yüzyılın düşünürlerini; feminist bilim araştırmaları alanında çalışan Donna Haraway, feminist kuramcı Karen Barad ve bilimkurgu yazarı Kim Stanley Robinson’ı iletişime sokuyor.

Wark, bugünkü antroposen çağda, melankoliye kapılmak yerine alternatif bir gerçeklik yaratmamız gerektiğini söyleyerek söz konusu isimlerin diyalogu neticesinde ne gibi ekonomik, teknik, politik ve kültürel dönüşümler yaratabileceğimizi irdeliyor.

  • Künye: McKenzie Wark – Moleküler Kızıl: Antroposen Çağının Teorisi, çeviren: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2020

Svetlana Boym – Başka Bir Özgürlük (2016)

‘Başka Bir Özgürlük’, Yunan tragedyasından günümüz kültürüne, siyasi ve sanatsal özgürlük anlayışlarının iç içe girdiği anların sağlam bir resmini sunuyor.

Svetlana Boym bunu yaparken de Aiskhylos, Tocqueville, Dostoyevski, Kafka, Kierkegaard, Heidegger ve Arendt gibi pek çok yazar ve düşünürün özgürlük anlayışlarındaki evrimin sıkı bir analizini de yapıyor.

Kitapta, özgürlüğün kutsallıkla ilişkisi, özgürlük ile özgürleşme arasındaki fark, totaliter rejimlerde baskı ve sansür, özgürlüğün vatansızlığı, aşkta özgürlük, en katı hapis koşullarında bireysel muhakeme ve hayal gücü gibi pek çok ilgi çekici konu tartışılıyor.

  • Künye: Svetlana Boym – Başka Bir Özgürlük, çeviren: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, inceleme, 440 sayfa, 2016