Nermin Saybaşılı – Mıknatıs-Ses (2020)

“Şu (gök)gürültülü dünyada bir nebze de olsa sessizliğe ulaşmak için yazıyorum.”

Nermin Saybaşılı’nın ‘Mıknatıs-Ses’i, mutlak sessizlik, kendisinin deyimiyle “kristalleşmiş ses/sessizlik” üzerine felsefi ve sanatsal bir tefekkür.

Doğası gereği sesin kulaktan bedene aktığını, bedene yerleşip onda taşındığını söyleyen Saybaşılı burada, nefes ile düşünce arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve duyup dinlediğimiz seslerin bizde ne gibi imgelere dönüştüğünü sorguluyor.

Yazar, kültürel ve sanatsal faaliyetin, bedenlerin ve dillerin ötesine uzanan bir üretim fazlalığını devreye soktuğundan hareketle imge ile sesi, dil ile yazıyı bir tür “taşkınlık eylemi” olarak inceliyor.

Saybaşılı bunu yaparken de, gözmerkezci ve sözmerkezci dünya, Gezi’nin dili ve sesleri, “Öteki”nin dili, sanatın dili, yazının sesi, sesin kareografisi, coğrafyanın ritimleri ve imgenin nabzı gibi pek çok kavrama başvurarak konuyu çok boyutlu bir bakışla tartışıyor.

Saybaşılı, “mıknatıs-ses” kavramını ise, sesin kendine özgü cismaniliğini, titreşimden kaynaklanan kendine özgü ilişkiselliğini vurgulamak için kullanıyor.

Yazara göre, ses çeker ve iter; dolayısıyla sesin kendisi mıknatıslıdır, yani ses mıknatıslar.

  • Künye: Nermin Saybaşılı – Mıknatıs-Ses: Rezonans ve Sanatın Politikası, Metis Yayınları, felsefe, 304 sayfa, 2020

Didier Anzieu – Beckett (2020)

“Tanrı öldü, biliyoruz, ama gelmesini beklemeye devam ediyoruz.”

Psikanalize getirdiği otoanaliz ve deri-ben konusundaki özgün katkılarıyla bildiğimiz Didier Anzieu, Samuel Beckett’ın ‘Godot’yu Beklerken’ oyununu ilk izlediğini böyle düşünmüş.

Kendisinin Samuel Beckett üzerine kaleme aldığı eldeki kitap da, edebiyat, psikanaliz ve yaratıcılık üzerine derinlemesine bir sorgulamanın bir araya geldiği usta işi bir metin.

Kendini “tutkulu” bir Beckett okuru ve tedavi etmeye çalışan bir psikanalist olarak tanımlayan Anzieu, Beckett’ın henüz pek tanınmayan İrlandalı bir yazarken Londra’da gerçekleştirdiği bir psikanaliz tedavisinin seyrini takip ediyor.

Bu tedavinin seyrini ve girdiği çıkmazı ayrıntılı bir bakışla irdeleyen Anzieu, bu sürecin özelilkle Beckett’ın kişiliği ve edebi yaratıcılığında nasıl bir verimliliğe yol açtığını araştırıyor.

Anzieu’nün metni bir yönüyle de denemeden, klinik gözlemden, seyir defterinden ve biyografiden izler taşıyor.

Kitap, Beckett’ı ve onun dolayımıyla insan olarak sefaletimizi ele alıyor ve bunu da trajediyi mizahla birleştirerek yapmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Didier Anzieu – Beckett, çeviren: Nesrin Demiryontan, Metis Yayınları, inceleme, 280 sayfa, 2020

Nurdan Gürbilek – İkinci Hayat (2020)

Zamanında Gaston Bachelard, “Ev ilk evrenimizdir” demişti.

Theodor Adorno da, “Ev geçmişte kalmıştır.”

Tümüyle eve tıkılıp kaldığımız bu günlerde ise, ev, yurt, sınır, aile, mahalle, ülke ve yer üzerine daha çok düşünüyoruz.

Nurdan Gürbilek de ‘İkinci Hayat’ta, eve, evin sırlarına ve sınırlarına yakından bakıyor.

Bunu yaparken edebiyattan sinemaya ve felsefeye geniş bir alanda gezinen Gürbilek, yalnızca fiziksel anlamda vatanı ve evi değil, “dilsel vatan”ın sınırları üzerine de zengin bir bakış geliştiriyor.

Gürbilek’in kitabı, özellikle çok kritik bir eşikte bulunduğumuz bugün, yönümüzü nasıl bulacağımız konusunda kimi sorular sormasıyla da önemli.

Ev, kapısını başkalarına tümüyle kapatmış, özel bir sığınak, bir kişisel hücre olarak mı kalacak, yoksa o koruyucu hücreyi geniş bir ortaklık zemininde yeniden tanımlayabilecek miyiz?

Yaşadığımız yer, etrafı duvarlarla çevrilmiş bir alan olarak mı kalacak, yoksa daha geniş bir yurt tanımına ulaşabilecek miyiz?

Gürbilek, evin hayatımız üzerindeki etkilerini derinlemesine irdeleyerek; onun olumlu ve olumsuz anlamları üzerine bizi yeniden düşünmeye çağırarak bu sorulara yanıt veriyor.

  • Künye: Nurdan Gürbilek – İkinci Hayat: Kaçmak, Kovulmak, Dönmek Üzerine Denemeler, Metis Yayınları, deneme, 208 sayfa, 2020

Mary Douglas – Saflık ve Tehlike (2017)

Bu kitabın yazarı Mary Douglas, 1950’lerde, en kötü bulaşıcı hastalıklardan biri olan sıtmaya yakalanarak yatağa düşmüştü.

Bulaşma konulu bir inceleme yazmak da, bu süreçte kafasında oluşmaya başladı.

Douglas, antropolojide çığır açmış olan bu çalışmasında, farklı kültürlerdeki temizlik ve kirlilik inançlarının temelde aynı işlevi, toplum hayatını sembolik bir düzene oturtma işlevini nasıl yerine getirdiğini araştırıyor.

“Tabular toplum çapındaki bir tür suç ortaklığına dayanır. Bir toplum, mensupları ona sözleşmeyle bağlanmadıkça ayakta kalamaz.” diyen Douglas, herkesin evrensel olarak pisliği tehditkâr bulduğu fikrini önkabul alıyor.

Douglas’ın çalışmasının en önemli katkılarından biri de, sömürgeci antropolojinin aksine, “ilkel” denen kültürleri ötekileştirmemesiydi.

“Bu kitap antropolojinin 1940’lı ve 50’li yıllarda ırkçılığa açtığı savaşta indirdiği gecikmiş bir darbedir,” diyen Douglas, sömürgeci antropolojinin kendi kültürünü rasyonel ve üstün, diğer kültürleri de içerdikleri “tuhaf” inançlar ve ritüellerden dolayı irrasyonel, çocuk ya da nevrotik görme yaklaşımına sert eleştiriler yöneltiyor.

  • Künye: Mary Douglas – Saflık ve Tehlike: Kirlilik ve Tabu Kavramlarının Bir Çözümlemesi, çeviren: Emine Ayhan, Metis Yayınları, antropoloji, 232 sayfa, 2017

Kolektif – Şiddetin Eleştirisi Üzerine (2010)

Hatırlanacaktır, Metis yayınlarından daha önce çıkan ‘Demokrasi Ne Âlemde?’, önemli düşünürlerin, demokrasinin tarihte ve günümüzde taşıdığı imkânları ve tuzakları irdeleyen yazılarını bir araya getiriyordu.

Dizinin ikinci kitabı olan ve adını Walter Benjamin’in aynı adlı bir yazısından alan ‘Şiddetin Eleştirisi Üzerine’ ise, devlet şiddetinin yanı sıra, yasa koymanın barındırdığı şiddeti, şiddet sarmalının nasıl kırılacağı ve şiddetin tahakkümle bağlantısı konularını tartışıyor.

Kitaba yazılarıyla katılan isimler şöyle: Walter Benjamin, Jacques Derrida, Werner Hamacher, Giorgio Agamben, Robert Cover, Zeynep Direk ve Aykut Çelebi.

  • Künye: Kolektif – Şiddetin Eleştirisi Üzerine, hazırlayan: Aykut Çelebi, Metis Yayınları, siyaset, 323 sayfa

Alain Badiou – Başka Bir Estetik (2010)

Alain Badiou, alt başlığı ‘Sanatlar İçin Küçük Bir Kılavuz’ olan ‘Başka Bir Estetik’te, estetiği eleştirel bir gözle değerlendirerek, yeni bir estetik yaklaşım yaratmaya koyuluyor.

Şiir, dans, tiyatro ve sinema gibi sanatların estetik çerçevesini yorumlayan Badiou, estetiği felsefenin bir alt disiplini olarak değil, başlı başına bir felsefe olarak tasarlıyor.

Mallarmé, Pessoa ve Beckett gibi, kendi felsefelerini yaratmış sanatçıların peşine düşen yazar, başka bir estetik ile kendi başına hakikatler üreten sanatı herhangi bir biçimde felsefenin nesnesi yapmaya kalkışmayan, felsefenin sanatla kurduğu özel bir ilişki olarak tanımlıyor.

  • Künye: Alain Badiou – Başka Bir Estetik, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, Metis Yayınları, sanat, 165 sayfa

Umut Tümay Arslan – Kat (2020)

Sinema çalışmaları alanındaki özgün katkılarıyla bildiğimiz Umut Tümay Arslan, bu sefer sinema ve etik ilişkisine çok yönlü bir bakışla odaklandığı ‘Kat’ ile karşımızda.

Arslan, filmleri ses, bakış, uzam, zaman, renk, mizansen, beden, alan, alan-dışı gibi parçalara ayırıp, her birinin özerk bir biçimde hareket ettiği anlara odaklanıyor.

Sinemanın bu unsurlar arasında süreklilik ve bütünlük kurduğu yerleşik gerçeklik düzeninin bozulmasının, sinemanın etik ve politik kabiliyetini ürettiğini belirten yazar, filmlerin gündelik gerçekliği kesinti ve bozulmaya uğrattıklarında bizi ikamet ettiğimiz yerden koparabilecek etik karşılaşmalara imkân verdiklerini söylüyor.

Yazar bu karşılaşmaları, sinemanın gerçeklikle sahip çıkmamız gereken ilişkisine, sinemanın parçalara ayırdığı yüzeylerine ve temsil politikalarına odaklanarak tartışıyor.

Hareket ve sinema, sinemanın maddi estetiği, arzunun politik boyutu, felaket-sonrası hafıza, hınç etiği ve sinemada Türklük ethosu da, bu tartışmada karşımıza çıkan pek çok kavramdan birkaçı.

  • Künye: Umut Tümay Arslan – Kat: Sinema ve Etik, Metis Yayınları, sinema, 368 sayfa, 2020

Erich Auerbach – Yabanın Tuzlu Ekmeği (2010)

‘Yabanın Tuzlu Ekmeği’ seçkisi, İstanbul’da on bir yıl yaşamış olan Alman filozof Erich Auerbach’ın on dört yazısını ve bazı mektuplarını bir araya getiriyor.

Kitabın sunuş yazısını kaleme alan Martin Vialon, Auerbach’ın İstanbul bağlamında bir biyografisini sunuyor; ayrıca düşünürün felsefi yolculuğunun dönüm noktalarını ortaya koyuyor.

Auerbach ise seçkide yer alan yazılarında,

  • 16. yüzyılda Avrupa’da milli dillerin oluşumu,
  • Dante, Flaubert ve Proust gibi isimlerin edebiyatta neyi temsil ettikleri,
  • Montaigne’in yazarlığı,
  • 17. yüzyıldaki Fransız kamusu,
  • Pascal’ın politik kuramı,
  • Montesquieu’nün özgürlük fikri,
  • 19. yüzyılda Avrupa’da gerçekçilik,
  • Voltaire bağlamında burjuva zihniyeti,
  • Rousseau’nun tarihsel konumu,
  • Romantizm ve gerçekçilik gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Künye: Erich Auerbach – Yabanın Tuzlu Ekmeği, hazırlayan: Martin Vialon, çeviren: Sezgi Durgun, Haluk Barışcan, Cevdet Perin ve Fikret Elpe, Metis Yayınları, felsefe, 319 sayfa

Randi Hutter Epstein – Hormonların Gücü (2020)

Hormonların keşfi, tıp tarihinde olduğu kadar insanlık tarihinde de bir dönüm noktasıydı.

Tıp yazarı Randi Hutter Epstein’ın elimizdeki eseri ise, hayatımızı yöneten hormonların ne olduğunu ve bilim dünyasında hormonların keşfedilmesi ve ardından yaşanan gelişmeler hakkında harika bir rehber.

Kitapta,

  • Hormonların keşfinden önce hormon bozuklukları olan insanların yaşadıkları,
  • Hormonları kontrol ederek bedenlerimize hükmetme çabalarımızın bize verdiği zafer ve hüsranlar,
  • Cinsiyet hormonları hakkında öğrendiklerimiz ile cinsel kimliklerimize dair görüşlerimizin dönüşümü arasındaki ilişki,
  • İleri yaştaki erkek ve kadınların rağbet ettiği hormon takviye ve tedavilerinin tam olarak ne anlama geldiği,
  • Hormonların yeni yeni keşfedildiği zamanlarda mezarlardan ceset çalarak salgı bezlerini inceleyen doktorlar,
  • Gençleştirme vaatlerine inanarak vazektomi yaptıran yaşlı erkekler,
  • Muğlak cinsel organlarla doğan ve ailelere danışılmaksızın ameliyat edilerek doktorlarca bir cinsiyet “dayatılan” bebekler,
  • Çocuklarının boyunu uzatabilmek için morglardan ve patoloji laboratuvarlarından yüzlerce hipofiz bezi toplamayı göze alan çaresiz ebeveynler,
  • Yılmadan çalışarak “imkânsızı” başaran bilim insanları,
  • Tıbbın gelişmesiyle birlikte nihayet ait olduklarını hissettikleri cinsiyete geçebilen insanlar…

Hormonlar metabolizmayı, davranışları, uykuyu, ruh hallerini, bağışıklık sistemini, “savaşmayı ya da sıvışmayı”, yani ergenlik ve cinselliğin dışında daha pek çok şeyi yöneten güçlü kimyasallardır.

Dolayısıyla bu bir bakıma, yaşayan, nefes alan, duyguları olan varlıkların biyokimyasının hikâyesi olarak görülebilir.

Hormonların tarihi aynı zamanda keşiflerin, yanlış adımların, azmin ve umudun da hikâyesidir.

İşte bu kitap da, temel bilimi ve onu şekillendiren insanları birlikte ele alarak, bizi içimiz ve dışımızla insan yapan şeyin ta kendisinin hikâyesini anlatıyor.

  • Künye: Randi Hutter Epstein – Hormonların Gücü: Hayatımızdaki Hemen Her Şeyi Kontrol Eden Salgıların Tarihi, çeviren: Aysun Babacan, Metis Yayınları, bilim, 296 sayfa, 2020

Wadad Makdisi Cortas – O Sevdiğim Dünya (2010)

1909 yılında Beyrut’ta doğan Wadad Makdisi Cortas, ülkesinin geleceğine önemli katkılarda bulunmuş bir Arap kadını.

Üniversite eğitimini Amerika’da yapan Cortas, ülkesine döndükten sonra okul müdiresi olarak kırk yıl görev almasının yanı sıra, Lübnan Güzel Sanatlar Akademisi’nin kurulup gelişmesine de katkıda bulundu.

Cortes, başta kadın hakları olmak üzere, toplumsal meseleler konusunda verdiği sıkı mücadelesiyle de biliniyor.

Elimizdeki kitap, Arap dünyasının yakın tarihi ekseninde, Cortes’in sıra dışı hayatından ayrıntılar sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Wadad Makdisi Cortas – O Sevdiğim Dünya, çeviren: Gamze Varım, Metis Yayınları, anı, 232 sayfa