Gertrude Stein – Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü (2018)

Yirminci yüzyıl modernist edebiyatın öncülerinden Gertrude Stein, uzun yıllarını birlikte geçirdiği Alice B. Toklas’ın gözünden Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Yirminci yüzyılın başındaki Paris’te bir araya gelen ve o zaman adları pek bilinmeyen bir dizi genç sanatçı ve edebiyatçının yaşadıkları çevre hakkında aydınlatıcı ve keyifli bir metin olarak okunabilecek kitap, Picasso, Matisse, Gris, Braque, Apollinaire, Ernest Hemingway ve Sherwood Anderson gibi isimleri karşımıza çıkarıyor.

Kitap, büyük bir yıkımının Avrupa’yı kasıp kavurduğu bu dönemde, kendi edebi ve sanatsal eserlerinin ilk nüvelerini yaratmaya koyulan, her şeye rağmen ümidini kaybetmeyen yenilikçi bir kuşağın dünyasından ayrıntılar sunmasıyla önemli.

Bu yönüyle döneme dair bilgilendirici bir kültür tarihi kitabı okunabilecek kitap, ustaca betimlenen bir yaratıcılık atmosferi içinde, 20. yüzyıl başlarının pek çok ünlü adayı canlı portre çizimleri ve eğlendirici anekdotlarla arzı endam ediyor.

Dönemin kültür olayları, sanatçıların bir Bohem yaşantısı içinde sürdürdükleri yaratma savaşımları, I. Dünya Savaşı’nın getirdiği değişimler, yazarın kendi yaşamı ve yaratıcılık süreciyle iç içe anlatılıyor.

Gertrude Stein, kendine has edebiyat denemeleriyle bilinir.

Bu kitabı da, yazarın bu sıra dışı tarzından tam olarak bağımsız düşünmek mümkün değil.

Stein, ayrıksı birtakım dil kullanımlarıyla, incelikli ve soyut anlatım biçimini burada da görüyoruz.

Bizdeki ilk baskısı 1992’de yapılan kitap, uzun zamandır temin edilemiyordu.

Bu yeni baskının Stein hayranlarını sevindireceğini söylemeliyiz.

  • Künye: Gertrude Stein – Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü, çeviren: Nesrin Kasap, Metis Yayınları, anlatı, 280 sayfa, 2018

 

Gordon H. Orians – Yılanlar, Gündoğumları ve Shakespeare (2018)

Afrika’dan ayrıldıktan ve sıcak-soğuk iklimlere, yeni beslenme tarzlarına uyum sağladıktan sonra farklı beden biçim ve boyutlarına evrildik, cilt rengimiz ve bağışıklık tepkilerimiz değişti.

Fakat ne kadar değişsek de, neden atalarımızdan gelen mirasın önemli bir kısmını halen koruyoruz?

Şöyle bir örnekle bu durumu açıklayalım:

Madagaskar’daki hiçbir karayılanı insan hayatını tehdit etmez.

Adada insan yaşamının başladığı iki bin yıl öncesinden bugüne dek yılanlar hiçbir insanı ciddi bir şekilde yaralamamıştır.

Gelgelelim, Malgaşların çoğu neredeyse evrensel olan o yılan korkusunu yaşar.

Bunun gibi daha pek çok örnek verebiliriz.

Bu kitabın yazarı evrim biyoloğu Gordon Orians, bir davranış devam ediyorsa bunun nedeninin genetik mutasyonun ve genetik sürüklenmenin o davranışı saf dışı bırakmasına yetecek kadar zamanın geçmemiş olması şeklinde açıklıyor.

İşte bu güzel kitap da, atalarımızın bize bıraktığı mirası, en güncel araştırmaların verilerinden yola çıkarak ve ayrıca zengin örneklerle harmanlayarak bize adım adım anlatmasıyla, konu hakkında çok değerli bir kaynak.

Kitapta, atalarımızın ıslıkla bal aradığı günlerden, henüz Afrika savanlarında yaşadığımız günlerden gelen hayaletlere, öğrenmenin beraberinde getirdiği büyük maliyetten arazi ve çayırlarda hayatta kalmak için geliştirdiğimiz sıra dışı yöntemlere, yerleşmek ve yurt tutmanın evrim sürecindeki yerinden doğayı düzene sokmak için verilmiş amansız mücadeleye kadar birçok ilgi çekici konu burada irdeleniyor.

Kitaptan alıntı:

“Bir davranış devam ediyorsa bunun nedeni genetik mutasyonun ve genetik sürüklenmenin o davranışı saf dışı bırakmasına yetecek kadar zamanın geçmemiş olmasıdır veyahut genler uyumsal ve aktif olarak seçilen bir özelliği kodlamış da olabilirler. Son araştırmalar, doğal seçilimde elenmiş olsalar bile davranış modellerinin uzun süre devam edebileceğini gösteriyor.”

“Estetik konusunda evrimsel yaklaşım, güzellik ve çirkinliğin nesnelerin yapısal özellikleri olmadığını öne sürer. Buna göre güzellik ve çirkinlik, nesnelerin özellikleri ile insanın sinir sistemi arasındaki etkileşimden kaynaklanmıştır. Yani, güzel nesneler onlara olumlu tepki verdiğimizde hayatımızı iyileştiren -yani hayatta kalma, eş bulma ve yavrulama olasılığımızı artıran şeylerdir.”

  • Künye: Gordon H. Orians – Yılanlar, Gündoğumları ve Shakespeare: Evrim Beğenilerimizi ve Korkularımızı Nasıl Şekillendirir?, çeviren: Aysun Babacan, Metis Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2018

Nancy Huston – Fay Hatları (2009)

Amerikalı romancı ve denemeci Nancy Huston’ın ‘Fay Hatları’, bir ailenin dört kuşağı üzerinden, etkisi günümüze değin süren bir sırrı hikâye ediyor.

Ailenin son kuşağı Sol’un yaşadığı 2004 yılından geriye doğru giden kurgu, bir ailenin hayatını yıllar boyu alt üst edecek bir sırrın izini, ailenin diğer üyeleri Randall, Sadie ve Kristina’nın hayatları ekseninde; ayrıca California, Hayfa, Toronto ve Münih gibi şehirlere uzanarak anlatıyor.

Öyküsüne, altı yaşındaki Sol’un, aile içinde gözlemlediği tuhaflıklarla başlayan Huston, diğer fertlerin yaşadıkları aracılığıyla, 1944 yılının Nazi Almanya’sına, ailenin geleceğini şekillendirecek o kırılma noktasına varıyor.

Künye: Nancy Huston – Fay Hatları, çeviren: Sosi Dolanoğlu, Metis Yayınları, roman, 292 sayfa

Ursula K. Le Guin – Lao Tzu: Tao Te Ching (2018)

2 bin 500 yıl önce yazılmış Lao Tzu’nun ‘Tao Te Ching’i, her iyi okur gibi Ursula K. Le Guin’in hayatını da etkilemiş bir kitap.

Üstelik bu etki, düşündüğümüzden daha fazla.

Le Guin’in bu kitapla yolu, babasının kütüphanesinde kesişmiş.

Babası ölmeden önce, bu kitabın cenazesinde okunacak bölümlerini işaretlemiş.

Le Guin de bu kitaptan çok etkilenmekle kalmamış, bu konuda babasının izinden giderek ‘Tao Te Ching’in öldüğünde cenazesinde okunacak bölümlerini de işaretlemiş.

Elimizdeki kitap ise, Le Guin’in bu klasik yapıta dair yorumlarından oluşmasıyla değerli.

Le Guin kitapta gözüne kestirdiği bölümleri alıyor ve onları kendi süzgecinden geçirerek bize yansıtıyor.

Le Guin, şöyle diyor:

“Tao Te Ching büyük dini metinler arasında en sevilesi olanıdır; eğlencelidir, keskindir, iyicildir, mütevazıdır, durdurulamaz bir taşkınlığı, tükenmez bir yenileyiciliği vardır. Tüm derin kaynaklar arasında suyu en berrak olanıdır. Aynı zamanda benim için en derin kaynaktır.”

Le Guin böylece, Tao Te Ching’in çağrıştırdıklarından yola çıkarak ruhun gıdası, susmak, olmamanın yararları, köklere dönmek, güç, bütünlük, şan ve şöhret, hayat aşkı, doğa, içgörü, basit olmak ve sürekli değişim gibi konuları kendine has bakış açısıyla yorumluyor.

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Lao Tzu: Tao Te Ching (Yol’a ve Yol’un Gücüne Dair), çeviren: Bülent Somay ve Ezgi Keskinsoy, Metis Yayınları, deneme, 152 sayfa, 2018

Jean Améry – Suç ve Kefaretin Ötesinde (2015)

Jean Améry, Naziler tarafından esir alınmış, 1937’de onlardan kaçarak Belçika’ya sığınmış, Nazilerin burayı işgal etmesinden sonra direnişe katılmış ve Gestapo tarafından yakalandıktan sonra toplama kamplarına gönderilmişti.

Bu kitap, Améry’nin olağanüstü yaşamının hikâyesini sunuyor.

Auschwitz, Buchenwald ve Bergen-Belsen toplama kamplarında kalmış bu önemli tanığa kulak veriyoruz.

  • Künye: Jean Améry – Suç ve Kefaretin Ötesinde, çeviren: Cemal Ener, Metis Yayınları

 

Erving Goffman – Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu (2009)

Kanadalı sosyolog Erving Goffman ‘Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu’nda, toplumsal yaşamı

ev yaşamından sinai veya ticari yaşama uzanan geniş bir çerçevede irdeliyor.

Goffman, insanların üstlendiği farklı rollere ve bu rolleri pratiğe dökerken sergilediği “performanslara” odaklanıyor.

1950’lerde yazılmış olmasına rağmen, sosyal bilimlerdeki etkisini yitirmeyen çalışma, evde, işyerinde, resmi veya gayriresmi ortamlarda üstlenilen birbirinden farklı rollerle toplumsallığın nasıl oluştuğunu gösteriyor.

Yazar, sahnede belli bir karakteri canlandıran bireyin, başkalarına vermeye çalıştığı imajı çözüyor.

  • Künye: Erving Goffman – Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu, çeviren: Barış Cezar, Metis Yayınları, sosyoloji, 241 sayfa

Simon Critchley – Futbol Düşünürken Aslında Ne Düşünürüz? (2018)

Gırtlağına kadar yozlaşmış kalantorların yönettiği FIFA’yı ve kara para ile fonlanan, kirli ilişkilere batmış kulüpleri dışarıda bırakırsak, futbol dayanışmasıyla, yarattığı coşkuyla ve farklı dil ve kültürel aidiyetlerden gelen oyuncuların beraberinde getirdiği zenginlikle, çok güzel bir oyundur.

Ünlü felsefeci Simon Critchley de bu çalışmasında, felsefenin penceresinden bu güzellik üzerine derinlemesine bir bakışla düşünüyor.

Futbol düşünürken aslında ne düşünürüz?

Bu sorunun yanıtı aslında oldukça basit: Futbol, karmaşık, çelişkili, çatışmalı pek çok detayı bünyesinde barındırır ve bu nedenle futbol ile hafıza, tarih, mekân, toplumsal sınıf, toplumsal cinsiyet, aile ve kimlik arasında çok yoğun bağlar vardır.

Critchley, fenomenoloji yöntemini kullanarak, futbolun gündelik varoluşumuzdaki yerini sorguluyor.

Crictchley, futbolun dünyayı görmemize nasıl etki ettiğini irdeliyor ve zamanın, mekânın, dramanın ve futbolun farklı hallerinin harmanlandığı bir futbol poetikası sunuyor.

“Futbol bizi bir yandan cezbedip keyiflendiren, diğer yandan da deli edip iğrendiren bir oyun.” diyen yazar, keyif ve iğrenmenin bu oyuna verilen aynı ölçüde haklı iki tepki olduğunu belirterek, futbolun keyif ve poetikası üstünde duruyor, bu güzel oyunun bir fenomenolojisini yapıyor.

  • Künye: Simon Critchley – Futbol Düşünürken Aslında Ne Düşünürüz?, çeviren: Oğuz Tecimen, Metis Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2018

Talal Asad – Dinin Soykütükleri (2015)

Hıristiyanlıkta ve İslamda iktidarın kaynakları nelerdir?

Talal Asad, Ortaçağ Avrupa keşişlerinin ayinlerinden günümüz Arap ilahiyatçılarının vaazlarına uzanarak, farklı yer ve zamanlarda bu sorunun yanıtını arıyor.

Asad bunu yaparken, dinin modern tarihsel bir konu olarak ortaya çıkışını, dinsel pratikler ile iktidar arasındaki karmaşık ilişkiyi özgün bir perspektifle tartışıyor.

  • Künye: Talal Asad – Dinin Soykütükleri: Hıristiyanlıkta ve İslamda Disiplin ve İktidarın Nedenleri, çeviren: Ayet Aram Tekin, Metis Yayınları

Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası (2018)

Zeynep Direk’in elimizdeki ufuk açıcı çalışması, cinsiyet konusunu geniş bir felsefi ve siyasi çerçevede irdelemesiyle alan için çok değerli bir çalışma.

Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur gibi isimlerin düşüncelerini irdeleyen Direk hem iktidarın veya siyasi egemenliğin kadına bakışının düşünsel dayanaklarını hem de felsefenin buna verdiği yanıt üzerinden toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kitapta,

  • Simone de Beauvoir’da içkinlik,
  • Kristeva ve Battaile’ın dine bakışları,
  • Erotik deneyim ve cinsiyet farklılıkları,
  • Hegel’in birer feminist okuru olarak Irigaray ve Buttler,
  • Egemenlik ve toplumsal cinsiyet,
  • Jean-Luc Nancy’de cinsel ilişki, arzu ve keyif,
  • Ve Paul Ricoeur’de kırılganlık ve özerklik gibi konular ele alınıyor.

“Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir.” diyen Direk, sadece kadınların değil, bütün ezilenlerin bize dayatılan bu hayatla nasıl mücadele edebileceğini, nasıl özerk özneler haline gelebileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası: Felsefi Bir Problem Olarak Cinsiyet, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 296 sayfa, 2018

Haldun Gülalp – Laiklik, Vatandaşlık, Demokrasi (2018)

Türkiye’de özellikle son yıllarda laiklik, vatandaşlık ve demokrasi konuları her açıdan büyük tahribat almış durumda.

Haldun Gülalp da tarihsel bir perspektifle Türkiye’nin siyasal kültüründeki süreklilikleri ve kopuşları inceliyor.

Gülalp, “yeni” dönemin beraberinde getirdiği büyük yıkımın ufak tefek düzenlemelerle aşılamayacağını, bunun için baştan aşağı bir yenilenmenin elzem olduğunu belirtiyor.

Kitapta,

  • Avrupa modernleşmesi ve Osmanlı,
  • Türkiye’de laiklik ve sol,
  • Laikliğin anlamı ve önemi,
  • Demokratik kültür ve kamusal yaşam,
  • Demokratik vatandaşlık kavramının dönüşümü,
  • Toplumsal kimlikler ve iktidar,
  • Anayasalarımızda vatandaşlığın tanımlanışı,
  • Siyasal kültürümüzde vatandaşlık ve demokrasi,
  • Ve Gezi direnişinin ortaya koyduğu alternatif siyaset ve toplum perspektifi, gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Karl Marx, Max Weber, Anthony Giddens ve Perry Anderson gibi pek çok düşünürün yaklaşımları bağlamında, siyasal kültürümüzün dünü ve bugününün nitelikli bir fotoğrafını çeken ve günümüzde var olan sıkıntıyı nasıl aşabileceğimizi tartışan Gülalp şöyle diyor:

“Artık kapitalizm kendi sınırlarına varmıştır. Rosa Luxemburg’un bundan yaklaşık yüz yıl önce literatüre soktuğu ‘ya barbarlık ya sosyalizm’ öngörüsüne bugün gerçekten ulaştık diye düşünüyorum. Kapitalizmin her gün gözümüze sokarak yaptığı yıkım artık bu noktadan sonra ya doğal çevreyle birlikte insanlığın da sonunu getirecek ya da kapitalizmin aşılıp, eşitlik, özgürlük ve dayanışmanın egemen olduğu yeni bir düzenin kurulmasıyla son bulacaktır.”

  • Künye: Haldun Gülalp – Laiklik, Vatandaşlık, Demokrasi: Türkiye’nin Siyasal Kültürü Üzerine Çalışmalar, Metis Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2018