Kolektif – Siyasalın Peşinde: Dünyaya Tragedyalarla Bakmak (2017)

Bu güzel derleme, klasik tragedyaları siyaset felsefesindeki tartışmalar ve çağdaş sorular eşliğinde ele alıyor.

Kitaba katılan yazarlar, ‘Persler’, ‘Troyalı Kadınlar’, ‘Oresteia’, ‘Antigone’, ‘Eumenidler’ ve ‘Yakarıcılar’ gibi ünlü Antik Yunan tragedyalarını, yalnızca Atina demokrasisini anlamak için değil, modernliğin sosyal ve siyasal açmazlarını saptamak amacıyla da yeniden yorumluyor.

Klasik tragedyaların demokratik Atina’nın yüzüne tuttuğu bu aynaya yakından bakmak ayrıca demokratik eleştiri, kolektif bellek, adalet, pratik akıl, eylem, yurttaşlık, tiranlık, toplumsal cinsiyet, dışlama, muğlaklık, hukuk, şiddet, yas, bağışlama, melankoli ve tanıklık gibi günümüzde kamusal tartışmalara konu olan çeşitli problem ve kavramlara tragedyaların sunduğu geniş ve zengin perspektiften bakmak isteyenler bu kitabı kaçırmamalı.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Devrim Sezer, Nazile Kalaycı, Serdar Tekin ve Ünsal Doğan Başkır.

  • Künye: Kolektif – Siyasalın Peşinde: Dünyaya Tragedyalarla Bakmak, hazırlayan: Devrim Sezer ve Nazile Kalaycı, Metis Yayınları, siyaset, 208 sayfa, 2017

Frans de Waal – Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki miyiz? (2017)

İnsanoğlu uzun yıllar önce doğaya egemen oldu.

Fakat bu egemenlik, aynı zamanda kendi zekâ ve becerilerini diğer tüm türlerin üstünde görmesine neden olacak müzmin bir kibri de beraberinde getirdi.

Fakat daha da önemli ve tehlikelisi, bu kibrin beraberinde getirdiği cahilliktir.

Örneğin hayvanların zekâları ve duyguları hakkında neler biliyoruz?

Charles Darwin’in insan ve hayvan duyguları üzerine çokça yazdığı biliniyor ve 19. yüzyıldaki pek çok bilim insanı, hayvanlarda ileri seviyede zekâ keşfetmeye hevesliydi.

Bu çabaların neden geçici bir süre askıya alındığı veya neden biyolojinin yoluna bile isteye taş koyduğumuz, bugün hâlâ gizemini koruyor.

İşte primat davranışı ve bilişi hakkında önemli çalışmalar yapmış Frans de Waal da, hayvan zekâsının olağanüstü boyutlarını gözler önüne seriyor.

Konuyla ilgili yapılmış pek çok keşiften yola çıkan yazar, son yirmi yılda bu alanda yaşanan heyecan verici gelişmeleri sunuyor.

“İnsanlar neden hayvan zekâsını küçümsemeye bu kadar hevesli? Kendimiz söz konusuyken hiç sorgulamadan kabul ettiğimiz becerileri hayvanlar söz konusu olduğunda sürekli reddediyoruz,” diye soran de Waal, kargalar, yunuslar, papağanlar, koyunlar, eşekarıları, yarasalar, balinalar, primatlar ve daha pek çok türün insanları şaşkına uğratacak olağanüstü zekâlarından örnekler veriyor.

  • Künye: Frans de Waal – Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki miyiz?, çeviren: Ahmet Burak Kaya, Metis Yayınları, bilim, 344 sayfa

Ayşegül Utku Günaydın – Kadınlık Daima Bir Muamma: Osmanlı Kadın Yazarların Romanlarında Modernleşme (2017)

Tanzimat sonrası siyasal ve kültürel ortam, kadın hareketine de önemli bir sıçrama imkânı verdi.

Özellikle bugünlerde, Osmanlı’nın son döneminde kadın hareketinin durumuna dair yoğun bir ilgi gözleniyor.

İşte Ayşegül Utku Günaydın da, Osmanlı’nın sancılı modernleşme sürecini kadın yazarların yapıtları bağlamında derinlemesine inceliyor.

Halide Edib Adıvar’ın ‘Heyûlâ’ romanında yer alan “Kadınlık daima bir muamma!” cümlesinden adını alan kitap,

  • Tanzimat sonrası reformlarla kadın hareketinin yükselişini,
  • Bu dönemde yaşanan siyasal ve kültürel gelişmeleri,
  • Kadın olarak yazmanın toplumsal, politik ve kültürel anlamlarını,
  • Kadın kimliğini simgeleştirmede toplumsal cinsiyetin rolünü,
  • Kadın üzerindeki baskı mekanizmalarını ve kadını yalnızlaştırma çabalarını,
  • Ve modernleşme sürecinde zorlu aşamalardan geçen kadın kimliğinin oluşumunu detaylı bir bakışla tartışıyor.

Günaydın bunu yaparken de, Zafer Hanım, Fatma Aliye’, Selma Rıza Feraceli, Emine Semiye, Fatma Fahrünnisa, Güzide Sabri Aygün, Halide Edib Adıvar, Nezihe Muhiddin, Müfide Ferit Tek, Suat Derviş ve Halide Nusret Zorlutuna’ya ait toplam otuz romanını ele alıyor.

Kitap, modernleşmenin önemli simgelerinden biri olagelmiş, ayrıca derin bir toplumsal değişimin izlerini yansıtan kadınlık ve kadın kimliği üzerine sağlam bir çalışma.

  • Künye: Ayşegül Utku Günaydın – Kadınlık Daima Bir Muamma: Osmanlı Kadın Yazarların Romanlarında Modernleşme, Metis Yayınları, inceleme, 240 sayfa

Kolektif – Yeni İstanbul Çalışmaları (2014)

Büyük dönüşümler geçiren İstanbul’u siyaset, ekonomi, emek, ekoloji ve toplumsal cinsiyet gibi yönleriyle irdeleyen harikulade yazılar.

Neoliberalizmin baskıları, devlet şiddeti, kentsel muhalefet gibi konuları tartışan çalışmanın önemli bir katkısı da, İstanbul’a politik ekoloji çerçevesinden bakması.

  • Künye: Kolektif – Yeni İstanbul Çalışmaları, hazırlayan: Ayfer Bartu Candan ve Cenk Özbay, Metis Yayınları

Kalyan Sanyal – Kapitalist Kalkınmayı Yeniden Düşünmek: İlkel Birikim, Yönetimsellik ve Postkolonyal Kapitalizm (2017)

Postkolonyal kapitalist gelişmenin siyasal iktisadına dair sağlam bir tartışma.

Marx ilkel birikimi, ilk üreticiyi –köylü veya zanaatkâr– üretim araçlarından ayıran bir süreç olarak tasvir etmişti.

O’na göre, zanaatkâr sermayenin dolaşımına dâhil edilirken, emeğini istihdam etmenin her türlü aracından yoksun kalan köylü, kapitalist üretimde ücretli emekçi haline gelir.

Burada en önemli nokta şu: İlkel birikim sürecinde üretim araçlarını kaybeden bütün bu ilk üreticiler kapitalist üretimin bünyesine dâhil olmadığında durum nedir?

İşte Kalyan Sanyal da, kapitalist üretim alanına hiç sokulamayan ve ister istemez sermaye dışı bir unsur olarak var olması gereken artı emek gücü havuzunun, başka bir deyişle kapitalizmin dışladıklarının ve marjinalleştirdiklerinin izini sürüyor.

Dışlama ve marjinalleştirmenin kapitalist gelişimin ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünen Sanyal, postkolonyalizm bağlamında azgelişmişliğin kapitalist kalkınmanın bizzat içinden kaynaklandığını savunuyor.

‘Kapitalist Kalkınmayı Yeniden Düşünmek’ ayrıca, ilkel birikim, yönetimsellik, postkolonyal kapitalist örgütlenme, kapitalist kalkınma ve küresel kapitalist ağa entegrasyon gibi güncel kavramları, üçüncü dünya ülkeleri bağlamında tartışmasıyla da önemli bir eser.

  • Künye: Kalyan Sanyal – Kapitalist Kalkınmayı Yeniden Düşünmek: İlkel Birikim, Yönetimsellik ve Postkolonyal Kapitalizm, çeviren: Ali Karatay, Metis Yayınları, iktisat, 320 sayfa

Leo Löwenthal – Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum (2017)

Yazar kimin için konuşmaktadır?

Yazarın zihninde, örneğin, yalnızca kendisi ve sınırlı bir seçkinler grubu oluşturan okurlar mı vardır?

Edebiyat sanat mıdır meta mı, yoksa bunların ikisi de midir?

Leo Löwenthal bu önemli eserinde, Descartes’tan bugüne edebiyat ve sanatın gelişimini ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Bilhassa edebiyatın sunduğu sosyolojik imkânları sorgulamasıyla dikkat çeken incelemesinde Löwenthal,

  • Popüler kültürün tarihsel konumu,
  • ve 17. yüzyıllarda eğlence,
  • Sanatçı ve izleyici ilişkisindeki dönüşüm,
  • Sanat ve popüler kültür tartışması,
  • Edebiyat ve toplum,
  • Yazarın toplumdaki konumu,
  • Edebi materyaller olarak toplumsal sorunlar,
  • Ve başarının toplumsal belirleyicileri gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Löwenthal’in kitabında öne çıkan bazı tespitleri ise şöyle:

  • “Edebiyat, uluslardan ve çağlardan özel altgruplara ve zamanlara uzanacak biçimde, toplumsal gruplarda tutunum sağlayan temel sembollerin ve değerlerin özellikle uygun bir taşıyıcısıdır.”
  • “Popüler emtia, öncelikle çokluğun (multitude) sosyo-psikolojik niteliğinin belirteçleridir.”
  • “Kitle iletişim araçlarının örgütlenmesini, içeriğini ve dilsel sembollerini inceleyerek, çok sayıda insanın emellerinin, önyargılarının, ortak inançlarının, davranış ve tutumlarının tipik biçimleri hakkında bilgi edinebiliriz.”
  • “Popüler edebi ürünler, en azından edebiyatın sanat ve meta olarak iki ayrı alana bölündüğü on sekizinci yüzyıldan beri, içgörü ve hakikat iddiasında bulunamazlar. Fakat modern insanın hayatında önemli bir kuvvet haline geldikleri için çağdaş toplumda insanın incelenmesine yönelik teşhis aletleri olarak bu ürünlerin sembollerinin değeri ne kadar vurgulansa azdır.”
  • “Çağımızın özellikle Rönesans dönemindeki şafağından beri, yaratıcı sanatsal edebiyat insan ile toplum arasındaki ilişkiyi incelemek için asli kaynaklardan birini teşkil ediyor.”
  • “İnsanın toplumla ruhsal ilişkisinde uzun süreçler çerçevesinde yaşanan değişimin incelenmesi fazlasıyla ihmal edilmiştir. Umudumuz, bu alanı edebiyatın yardımıyla nihayet sosyologların perspektifine taşıyabilmemizdir.”
  • “Edebiyat sadece insanın toplumsallaşmış davranışını değil onun toplumsallaşma sürecini de gösterir; sadece tekil deneyimden değil aynı zamanda o deneyimin anlamından da söz eder.”
  • “Yazarın biricik ve önemli bir yapıt yaratma arzusu, onu o güne dek adlandırılmamış kaygı ve umutları başarıyla odağa taşıyan yeni ve çarpıcı ifadeler keşfetmeye zorlar.”
  • “Yazar, birey konusunda uzmanlaşmış bir düşünürdür.”
  • “Edebiyat yazarının yapıtı, bireyin toplumla ilişkileri konusunda uzman olan sosyolog için kilit bir kaynak olabilir.”
  • “Edebiyatın sosyolojik yorumları, belli bir kültürel fenomenin birbirinden kopuk incelemeleri olmanın ötesine geçerek, insan hakkındaki en değerli tanıklıkların bazılarını sosyolojik bir çerçeveye oturtma çabaları haline gelebilir.”

Künye: Leo Löwenthal – Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum, çeviren: Beybin Kejanlıoğlu, Metis Yayınları, sosyoloji, 248 sayfa

Richard Sennett – Yabancı (2014)

Bir yabancı olmanın ne demek olduğuna dair iki deneme.

Bunlardan ilki, 16. yüzyılın şafağında küresel bir ticaret imparatorluğunun merkezi haline gelen Venedik’te istenmeyen ilan edilmiş Yahudiler.

İkincisi ise, hayatının büyük bölümünü sürgünde geçiren, 19. yüzyılın Rus reformcusu Alexandr Herzen’in hayatı etrafında gelişiyor.

  • Künye: Richard Sennett – Yabancı, çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınları

Yan Marchand ve Yann Le Bras – Başkan Sokrates! (2017)

Çocuklara yönelik hazırlanmış, hem içeriği hem de görsel zenginliğiyle dikkat çeken Küçük Filozoflar dizisi ‘Başkan Sokrates!’ ile yirmi üçüncü kitaba ulaştı.

Şimdi hep birlikte Tartaros’un zindanlarına gidiyoruz ve dünyayı esir almış adaletsizliğe karşı insanoğlunun yaşadığı çaresizliğe tanık oluyoruz.

Şimdi tek çare, Sokrates’in gelip dünyaya başkan olmasıdır.

Zira Sokrates hem adaletli liderlik yapma ve hem de insanlara iyiliği öğretme becerisine sahip olarak başkanlık için biçilmiş kaftandır.

Sokrates’e başkanlığı sürecinde ona yardımcı olacak kişi de, ağzı iyi laf yapan, zehir gibi bir zihne sahip Gorgias olacaktır.

Yan Marchand’ın ABD Başkanı Donald Trump’a dokundurmalarla ilerleyen bu güzel hikâyesi, Platon’un retorik üzerine en iyi yapıtlardan biri olarak kabul edilen Gorgias diyalogundan esinlenmiş.

  • Künye: Yan Marchand ve Yann Le Bras – Başkan Sokrates!, çeviren: Orçun Türkay, Metis Yayınları, çocuk, 64 sayfa

Michel Tournier – Cuma ya da Yaban Yaşam (2017)

Sömürgecilik ve kıyım üzerinde yükselmiş beyaz adam imgesinin üzerine inşa edilmiş Robinson mitini paramparça eden, kapitalizmin tüketime tapan zaman ve düzen saplantılı sistemini yerden yere vuran sorgulayıcı bir metin.

Michel Tournier’nin ‘Cuma ya da Yaban Yaşam’ı, ıssız bir adaya düşen “Beyaz adam”ı ve onun doğayla ve “medeniyetle” hesaplaşılmasına dair çarpıcı bir hikâye sunuyor.

Tournier’nin buradaki Robinson’u, bu sefer muktedir Batılı fatihi anlatmak yerine, Cuma’dan ve doğadan dersler alan ve böylece bir yönüyle sömürgecilikle öte yandan Batı’nın diğer coğrafyalarla kurduğu hiyerarşik ilişkiyle yüzleşen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Jean-Claude Götting’in hikâyeye eşlik eden resimleri de kitaba ayrı bir zenginlik katıyor.

  • Künye: Michel Tournier – Cuma ya da Yaban Yaşam, resimleyen: Jean-Claude Götting, çeviren: Orçun Türkay, Metis Yayınları, roman, 160 sayfa

John Berger – Kral: Bir Sokak Hikâyesi (2017)

Kral adlı köpeğin gözünden, insanlık durumunun bir alegorisi.

Bizde ilk baskısı 2001’de yapılan ‘Kral’da, usta yazar John Berger, bizi bu sefer, toplumdan dışlanmış bir gecekondu semtine ve buradaki girift ilişkilere götürüyor.

Bir otoyolun kenarında, şehre uzak bir çöplük bölgesinde yer alan bu mahallenin sakinlerinin hikâyesi, aynı zamanda zengin ile yoksul arasındaki uçurumun devasa şekilde büyüdüğü modern kapitalist dünyanın hikâyesidir.

Joachim, Anna, Vico ve Vica gibi karakterlerin karşımıza çıktığı bu dünyada, Kral adlı köpeğimiz de, bu mahallede var kalma mücadelesi veren bu insanların bekçiliğine soyunmuştur.

Berger’in hikâyesinin, trajik bir şekilde sonlanıyor olsa da, bugünkü dünyamızın adaletsizliği konusunda çarpıcı tasvirler sunması ve artık egemenliğini iyiden iyiye oturtmuş bir barbarlık çağının hakiki bir panoramasını sunmasıyla oldukça etkileyici olduğunu söylemeliyiz.

  • Künye: John Berger – Kral: Bir Sokak Hikâyesi, çeviren: Müge Gürsoy Sökmen, Metis Yayınları, roman, 192 sayfa