Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası (2018)

Zeynep Direk’in elimizdeki ufuk açıcı çalışması, cinsiyet konusunu geniş bir felsefi ve siyasi çerçevede irdelemesiyle alan için çok değerli bir çalışma.

Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur gibi isimlerin düşüncelerini irdeleyen Direk hem iktidarın veya siyasi egemenliğin kadına bakışının düşünsel dayanaklarını hem de felsefenin buna verdiği yanıt üzerinden toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kitapta,

  • Simone de Beauvoir’da içkinlik,
  • Kristeva ve Battaile’ın dine bakışları,
  • Erotik deneyim ve cinsiyet farklılıkları,
  • Hegel’in birer feminist okuru olarak Irigaray ve Buttler,
  • Egemenlik ve toplumsal cinsiyet,
  • Jean-Luc Nancy’de cinsel ilişki, arzu ve keyif,
  • Ve Paul Ricoeur’de kırılganlık ve özerklik gibi konular ele alınıyor.

“Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir.” diyen Direk, sadece kadınların değil, bütün ezilenlerin bize dayatılan bu hayatla nasıl mücadele edebileceğini, nasıl özerk özneler haline gelebileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası: Felsefi Bir Problem Olarak Cinsiyet, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 296 sayfa, 2018

Haldun Gülalp – Laiklik, Vatandaşlık, Demokrasi (2018)

Türkiye’de özellikle son yıllarda laiklik, vatandaşlık ve demokrasi konuları her açıdan büyük tahribat almış durumda.

Haldun Gülalp da tarihsel bir perspektifle Türkiye’nin siyasal kültüründeki süreklilikleri ve kopuşları inceliyor.

Gülalp, “yeni” dönemin beraberinde getirdiği büyük yıkımın ufak tefek düzenlemelerle aşılamayacağını, bunun için baştan aşağı bir yenilenmenin elzem olduğunu belirtiyor.

Kitapta,

  • Avrupa modernleşmesi ve Osmanlı,
  • Türkiye’de laiklik ve sol,
  • Laikliğin anlamı ve önemi,
  • Demokratik kültür ve kamusal yaşam,
  • Demokratik vatandaşlık kavramının dönüşümü,
  • Toplumsal kimlikler ve iktidar,
  • Anayasalarımızda vatandaşlığın tanımlanışı,
  • Siyasal kültürümüzde vatandaşlık ve demokrasi,
  • Ve Gezi direnişinin ortaya koyduğu alternatif siyaset ve toplum perspektifi, gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Karl Marx, Max Weber, Anthony Giddens ve Perry Anderson gibi pek çok düşünürün yaklaşımları bağlamında, siyasal kültürümüzün dünü ve bugününün nitelikli bir fotoğrafını çeken ve günümüzde var olan sıkıntıyı nasıl aşabileceğimizi tartışan Gülalp şöyle diyor:

“Artık kapitalizm kendi sınırlarına varmıştır. Rosa Luxemburg’un bundan yaklaşık yüz yıl önce literatüre soktuğu ‘ya barbarlık ya sosyalizm’ öngörüsüne bugün gerçekten ulaştık diye düşünüyorum. Kapitalizmin her gün gözümüze sokarak yaptığı yıkım artık bu noktadan sonra ya doğal çevreyle birlikte insanlığın da sonunu getirecek ya da kapitalizmin aşılıp, eşitlik, özgürlük ve dayanışmanın egemen olduğu yeni bir düzenin kurulmasıyla son bulacaktır.”

  • Künye: Haldun Gülalp – Laiklik, Vatandaşlık, Demokrasi: Türkiye’nin Siyasal Kültürü Üzerine Çalışmalar, Metis Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2018

Christopher Dole – Seküler Yaşam ve Şifacılık (2015)

Yakın zamanda Hacamatçılar Federasyonu’nun Türk Tabipler Birliği’nin (TTB), “Savaş bir halk sağlığı sorunudur,” açıklamasını protesto etmişti.

Bu değerli kitap ise, Türkiye’de dini şifacıların ve hastalarının, kentsel yoksulluk ortamında devlet ve İslam’ın dışında yeni gelecek imkânları arayışının analizi.

Uzun süreli alan araştırmalarına dayanarak bu çalışmayı ortaya koyan antropolog Christopher Dole, bu şifacılık biçimlerinin varlıklarını sürdürdükleri tarihsel, maddi ve söylemsel koşulları detaylıca ele alıyor.

  • Künye: Christopher Dole – Seküler Yaşam ve Şifacılık, çeviren: Barış Cezar, Metis Yayınları

Taha Parla – Türk Sorunu (2018)

‘Türk Sorunu’, Taha Parla’nın 1998-2007 gibi, Türkiye ve Dünya’da büyük dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde kaleme aldığı yazılarını bir araya getiriyor.

Parla burada milliyetçilik, antidemokratik uygulamalar, eğitim meselesi, Kürt sorunu, Ermeni sorunu gibi, ülkenin kangren halini almış sorunlarını irdelerken, gerçekte bu sorunları çözmemizin önündeki asıl büyük engelin neden Türk sorunu olduğunu açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

Parla’nın yazılarında, özgün bir bakışla irdelediği kimi konular şöyle:

  • Demokrasi, sivilleşme, laiklik,
  • Kemalizm,
  • Askerin siyasete müdahalesi,
  • İşkence,
  • Üniversiteler, akademik dürüstlük ve üniversitelerin demokratik mücadeledeki rolü,
  • madde,
  • Bonapartizme ve devlet dinciliğine karşı demokrasi ve laiklik,
  • Büyük sermayenin ülkenin demokrasi tarihindeki rolü,
  • Pinochet’in Şilisi ile Evren’in Türkiyesi,
  • Militarizmin yükselişi ve vicdani red,
  • 11 Eylül saldırıları,
  • AB anayasası…

Daha akıllıca, daha medeni bir hayat yaşayabilmemiz için ülkede ne gibi dönüşümlerin yaşanması gerektiğini ortaya koyan Taha Parla’nın bu aydınlatıcı yazılarını, Türkiye ve Dünya’ya dair ezberleri bozmak ve klişeleri sorgulamak isteyen her aklı başında okura öneriyoruz.

  • Künye: Taha Parla – Türk Sorunu: Siyasi Yazılar 2: 1998-2007, Metis Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2018

Georgi Gospodinov – Doğal Roman (2018)

Bizde kısa süre önce ‘Hüznün Fiziği’ adlı muhteşem romanı yayınlanan Bulgar edebiyatçı Georgi Gospodinov, şimdi ilk romanı olan ‘Doğal Roman’ın yeni basımı ile yeniden karşımızda.

Gospodinov burada, kitabın adından da anlaşılabileceği gibi, “yüksek edebiyatın” “asil” ve “yüksek” konularından ziyade tuvaletlerden bitkilerin üreme biçimlerine ve oradan gündelik hayatın sıradan ayrıntılarına, tümüyle doğal olan konuların üzerinden ilerliyor.

Roman, anlatıcısı olan adamın eşinden ayrılmasıyla başlar.

Kahramanımız bu süreçte yaşadığı şoku atlatmak için hayat üzerine düşünmeye başlar.

Fakat bir süre sonra anlatı, asıl amacından sapmaya başlayarak tuvaletin tarihi, sinekler, arılar ve bir deli bahçıvanın hikâyesine doğru yol almaya başlar ve böylece çağdaş Bulgaristan’a dair keyifle okunacak bir anlatıya dönüşür.

Gospodinov’un “Sineğin bakışını anımsatan çokyönlü bir roman. Ve onun gibi, ayrıntılarla, sıradan gözün görmediği küçücük şeylerle dolu bir roman.” ve “Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap.” şeklinde tanımladığı bu muzip romanı, iç içe geçmiş kurmaca katmanlarıyla dikkat çekiyor.

Kitaptan iki alıntı:

“İsimler, isimlendirilmiş olanı kendileri yaratır. Sadece alegorilerle konuşmalıyız.”

“Tuvalet gözetlenmeyen tek umumi yerdir. Hükümetin mevcut olmadığı tek gerçek ütopya, herkes eşit ve içeriye girme amacını gerçekleştirme kılıfı altında istediği her şeyi yapabiliyor. Cezasız kalacağın kesin. Bu duyguyu sadece tabutta veya tuvalette hissedebilirsin.”

Künye: Georgi Gospodinov – Doğal Roman, çeviren: Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları, roman, 152 sayfa, 2018

Saffet Murat Tura – Zor Problem (2018)

Bilinç konusu gizemli ve olağanüstü bir alan olduğundan, yalnızca uzmanların değil, sıradan insanların da üzerine çokça kafa yorduğu konulardandır.

Olağanüstü ve gizemlidir çünkü bilinçli olmamızı gerektiren hiçbir doğa yasası yoktur.

Veya insanoğlu, henüz böyle bir yasayı keşfetmiş değil.

İşte Saffet Murat Tura da, 2016 yılında yayınlanan ‘Beynin Gölgeleri’nde bilinç sorunuyla ilgili sunduğu tezi, bu kitapta geliştiriyor.

Bilinç nörobiyolojisi ile etkileşimciliğin yaklaşımlarına kimi eleştiriler yönelten Tura çalışmasında,

  • “Niçin nasıl bir bilincim var?”
  • “Beynin nöral faaliyetleriyle birlikte ortaya çıkan fenomen dünyası nedir?”
  • “Biyolojik evrimin geçici bir uğrağı olan biz insanlarda organize bir tarzda tezahür eden bilinç fiziksel değilse, bilincin bazı özellikleri –bedenimizi oluşturan atom ve moleküller gibi bir hammadde tarzında da olsa– içinden neşet ettiğimiz evrenin en temel dokusuna içkin olabilir mi?”
  • Ve “Evrende bilincin hammaddesi var mı? Eğer varsa, fiziksel olan ve olmayan bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi ne?” gibi soruların yanıtlarını da arıyor.

Künye: Saffet Murat Tura – Zor Problem: Bilinç Bilinç Nörobiyolojisinin Fenomenal Dünya Yorumu, Metis Yayınları, psikoloji, 112 sayfa, 2018

Wendy Brown – Halkın Çözülüşü: Neoliberalizmin Sinsi Devrimi (2018)

Hayatın tüm boyutlarının ekonomik ölçülere göre düzenlenmesi olarak okunabilecek neoliberalizmin, demokrasinin temel unsurlarını usul usul nasıl çözüp dağıttığını kuramsal düzeyde irdeleyen önemli bir çalışma.

Çağımızın önde gelen düşünürlerinden Wendy Brown, neoliberal siyasi rasyonalitenin kapsamlı bir haritasını ortaya çıkarıyor.

Yazar, liberalizmin yalnızca piyasalar ve paranın demokrasiyi yozlaştırmasından veya siyasi kurum ve neticelerin finans ve şirket sermayesinin hâkimiyeti altına girmesinden bahsetmiyor, daha ziyade, günümüzde devlet idaresinde ve işyerinde, hukuk sahasında, eğitimde, kültürde ve gündelik faaliyetlerin önemli bir kısmında bulunan neoliberal aklın, demokrasinin kurucu unsurlarının belirgin siyasal karakterini, anlamını ve işleyişini ekonomikleştirdiğini belirtiyor.

Buradan yola çıkarak, demokrasi projeleri konusunda yaşanabilecek çoraklığın haritası çıkaran Brown, bu durumun, liberal demokrasinin kurum, pratik ve âdetlerinin yanı sıra radikal demokrasi düşlerinin de sağ çıkamayabileceği konusunda bizi uyarıyor.

Neoliberal dünyada demokrasinin geleceği hakkında çok önemli bir tartışma.

  • Künye: Wendy Brown – Halkın Çözülüşü: Neoliberalizmin Sinsi Devrimi, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, siyaset, 280 sayfa, 2018

Andrey Platonov – Birbirimiz İçin Yaşayacağız (2018)

Andrey Platonov hayranları bu kitabı kaçırmasın.

Zira Platonov’un 1920-1950 yılları arasında kaleme aldığı mektupları, bu gizemli yazar hakkında birçok önemli detay sunmalarıyla önemli.

Bir mektubunda, “Sana duyduğum özlem bizi birbirimizden ayıran günlerle birlikte büyüyor.” diyen Platonov burada,

  • Eşine duyduğu sonu gelmez aşkını,
  • Komünizm karşıtı, sakıncalı biri gibi algılanması sonucunda edebiyat dünyasından dışlanmasının kendisinde yarattığı etkiyi,
  • Hayatı boyunca yaşadığı büyük maddi sıkıntılar nedeniyle birbirinden farklı şehirlerde çalışmakla geçen hayatını,
  • Hapishane yıllarının kendisi üzerinde yarattığı ve izleri ölene dek sürecek büyük tahribatı,
  • Ve çok sevdiği oğlunu kaybetmenin ardında bıraktığı unutulamaz acıyı görüyoruz.

Platonov’un mektupları, her ne kadar trajik ve dışlanmış bir dehanın derin kederini yansıtsa da, aynı zamanda ümit etmekten, yaşama ısrarından, çabalamaktan, sevmekten ve aşktan taviz vermeyen ince bir insanın dünyasına bizi konut etmeleriyle önemli.

  • Künye: Andrey Platonov – Birbirimiz İçin Yaşayacağız, çeviren: Erdem Erinç, Metis Yayınları, mektup, 264 sayfa, 2018

Claude Lévi-Strauss – Uzaktan Yakından (2018)

Claude Lévi-Strauss’un hayatını ve sistemini kendi ağzından yazar Didier Eribon’a anlattığı “De près et de loin”, nihayet ‘Uzaktan Yakından’ adıyla Türkçeye kazandırıldı.

“İlkel denen halkların düşüncesiyle bizimki arasında bir uçurum olmadığını göstermek istiyordum.” diyen Lévi-Strauss, ilk olarak hayatının dönüm noktalarını ve tanıklıklarını anlatarak söyleşiye başlıyor.

Kitabın devamında ise,

  • Brezilya’da yerli kabileleri arasında yaptığı saha araştırmaları,
  • İkinci Dünya Savaşı başında askere alınması,
  • Yahudi Soykırımı’ndan kurtulması,
  • Fransız gerçeküstücülerle ilişkileri,
  • Amerika zamanları,
  • New York’taki bohem yaşam,
  • Collège de France günleri,
  • Ve Paris’te Yapısalcılığın kuruluşu gibi, düşünürün hayatından pek çok önemli aşama karşımıza çıkıyor.

Çalışmanın devamında ise, karşımıza düşünürün önemli etkiler bırakmış kitapları ve düşünceleri çıkıyor.

Lévi-Strauss’un ırk ve politika, edebiyat, resim, müzik ve seslerle ilgili fikirlerini izlemek ise, oldukça keyifli ve aydınlatıcı.

  • Künye: Claude Lévi-Strauss – Uzaktan Yakından, söyleşi: Didier Eribon, çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, antropoloji, 256 sayfa, 2018

Zeynep Sayın – Ölüm Terbiyesi (2018)

‘İmgenin Pornografisi’ ve ‘Kötülük Cemaatleri’ adlı ufuk açıcı kitaplarıyla bildiğimiz Zeynep Sayın, şimdi de ölümle, cesetle kurduğumuz tarihsel ilişkinin dönüşümünü irdeliyor.

Sayın ‘İmgenin Pornografisi’nde, imgenin nasıl pornografik boyutlar aldığını, teşhircilik kültürünü Bizans ikonalarından ve Anadolu yazı-resimlerine ve 20. yüzyıldan ve günümüze uzanan bir bakışla ve çok zengin örneklerle irdelemişti.

Sayın ‘Ölüm Terbiyesi’nde ise, yine tarihsel ve güncel perspektifle ölümün ve cesedin kültürel inşa sürecine odaklanıyor.

İlk mezarlar, ölü maskeleri, ölü gömme törenlerinin tarihsel gelişimi, eskiçağlardan bugüne ölüme bakışımızdaki dönüşüm, cesedin imgeye dönüşmesi, Romalıların evlerini neden atalarının mezarı üzerine inşa ettikleri, hem tanrının evi hem insanlığın ilk evi kabul edilen Kâbe’nin mezar oluşu ve daha fazlası, burada.

“İnsanlık tarihi, insanlığın ötekisinin, cesedin de tarihidir. İmge üretimi tarihi, insanın iki ayağı üzerine basmasından beri artık ayağa kalkamayan cesede bakmasının tarihidir.” diyen Sayın, ölümün imgeye dönüşümünü tartışıyor.

Hatırlatmadan geçmeyelim:

Zeynep Sayın gibi önemli bir akademisyen, muhbir bir öğrencinin ihbarıyla, üniversitedeki görevinden uzaklaştırılmıştı.

  • Künye: Zeynep Sayın – Ölüm Terbiyesi, Metis Yayınları, kültür, 168 sayfa, 2018