İsmail Gezgin – Uygarlaşan İştah (2021)

O kadar ağzımıza düşkünüz ki, cennetten bile iştahımız yüzünden kovulduk.

İsmail Gezgin, atalarımızın nasıl beslendiğini incelerken et yemenin beden üzerine etkilerini, toplumsal ataerkil yapıya etkilerini ve eril şiddetin et yemekle bağlantısını tartışıyor.

Kitapta,

  • Atalarımızın ilk besinlerini ilk kez ne zaman pişirdikleri,
  • İçinde bulunduğumuz uygarlığın bir buğday yoksa ekmek uygarlığı olup olmadığı,
  • Yaşamın ne zamandan bu yana ekmek kavgasına dönüştüğü,
  • Antikçağın sofralarında neler olduğu,
  • Ve zenginin şöleninden fakirin ekmeğine kadar sınıfsal sofra savaşlarının tarihte nasıl seyrettiği gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

İlerlemeci bilim uzun yıllar insanın tarihsel yolculuğunun, karnını doyurmakta güçlük çeken akılsız hayvandan, modern, akıllı, tok bir varlığa doğru olduğu öyküsünü anlattı.

Avcı-toplayıcıları, tüm gün karınlarını doyurma peşindeki yarı-aç ilkeller olarak betimleyen bu bilimsel söylem, elde edilen arkeolojik veriler ışığında nihayet terk edilmeye başlandı.

Yiyecek bulmak için özel bir zamana dahi gereksinim duymayan, günlük hareketliliği içerisinde karşısına çıkan yiyeceklerle karnını doyuran avcı-toplayıcı insana kıyasla modern insanın yaşamı, yemek üzerine kuruludur.

Bu “yemek” uygarlaşma süreci boyunca öylesine bir dönüşüm geçirir ki, insanı doğadan ve birlikte evrimleştiği diğer tüm canlılardan ayırır.

Evcilleşip, kentcilleşmiş insanın midesi bedeninden taşar.

Yemek artık sınıfsal bir ayraçtır ve bu yolda iştah da uygarlaşmıştır.

Gezgin’in milyonlarca yıllık insan-besin ilişkisi üzerine düşündüğü çalışmasında, atalarımızın ne yediğinden başlayarak buğday uygarlığına, ilk evcil tohumlardan hayvan yemeye, antikçağın ataerkil şölenlerinden lezzet tüccarlarına, yemeğin iktidarla doğrudan bağına, farklı çağlardan geçerek ve türlü türlü sofralara konuk olarak tanıklık ediyoruz.

  • Künye: İsmail Gezgin – Uygarlaşan İştah: Atalarımız Nasıl Besleniyordu? (Karnını Doyuran Canlıdan Gözü Doymayan İnsana), Redingot Kitap, arkeoloji, 408 sayfa, 2021

İsmail Gezgin – Sanatın Mitolojisi (2021)

Mitoslar en eski zamanlardan bize hikâyeler anlatır.

Onlardan insana dair sayısız hakikati öğrenebiliriz.

İsmail Gezgin de yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan bu çalışmasında, mağara duvarlarındaki resimlerden Antikçağın sonuna uzanarak sanatın ve mitolojinin bize neler söyleyebileceğini irdeliyor.

Prehistorik dönemde sanatın ortaya çıkışı, mağara resimlerinde sanatın ve mitlerin taşa yansıması, bu resimlerdeki sembolizmin ifade ettikleri, kutsal kitaplar ile mitos ve sanat arasındaki ilişki, suçun ve suçlunun sanata yansıması, Gezgin’in burada ele aldığı ilgi çekici konulardan sadece birkaçı.

  • Künye: İsmail Gezgin – Sanatın Mitolojisi: Sanat Ne Anlatır?, Redingot Kitap, mitoloji, 340 sayfa, 2021

İsmail Gezgin – Homo Narrans (2020)

Neden hikâye anlatırız?

Daha doğrusu, neden hikâye anlatma ihtiyacı duyarız?

İsmail Gezgin bu güzel çalışmasında, mitler ve masalları merkeze alarak bin yılları bulan hikâye anlatma merakımızın izini sürüyor.

Mitoloji, insanın doğayla kurduğu iletişimin dilsel ifadesidir, yani mitolojinin neden ortaya çıktığı ve nasıl geliştiğini iyi kavrayabilirsek, insanı da daha iyi anlarız.

İşte “İnsan, hem yaşamına hem de katlanamadığı ölüme anlam yükleme çabasıyla dilin ipine sarılarak kendini anlatıların kör kuyularına bırakmıştır,” diyen Gezgin de, mitleri, insanın kendini inşasında kullandığı, kendisi tarafından yaratılan yapı taşları olarak ele alıyor ve mitlerin insanın bedeni, dünyası, yaşamı ve kültürü üzerine bize neler söyleyebileceğini irdeliyor.

Gezgin, hem evren kuran ve kültür kuran mitler gibi konuları detaylı bir şekilde açıklıyor hem de masal, hikâye ve mitolojiyi anlatının ideolojisi ve şiddeti normalleştiren anlatılar gibi eleştirel bir perspektiften tartışıyor.

Homo sapiens’e, hikâye anlatan bir insan, yani Homo narrans olarak yeniden bakan; antropoloji, arkeoloji, doğa tarihi ve evrim gibi konulara dâhil edebileceğimiz, usta işi bir çalışma.

  • Künye: İsmail Gezgin – Homo Narrans: İnsan Niçin Anlatır? (Mit, Masal ve Hikâyenin Arkeolojisi), Redingot Kitap, mitoloji, 232 sayfa, 2020

Emil Michel Cioran – Yeni Tanrılar (2019)

Emil Michel Cioran, bütün maharetinin yanı sıra, Nietzsche ile birlikte aforizma türünün de ustasıdır.

Cioran’ın ‘Yeni Tanrıları’ da, başka birçok şeyin yanı sıra, bu maharetin en iyi ürünlerini barındırmasıyla göz dolduruyor.

Cioran tabiri caizse, zehir dillidir.

Onun bu acımasız eleştirilerinden hemen her şey nasibini alır.

Çelişkileri ustaca kullanır ki, tarzındaki belki de asıl çarpıcılık budur.

Bu kitap da, tüm bu saydıklarımızın vücut bulmuş hali olarak karşımızda duruyor.

‘Yeni Tanrılar’ insanı, onun yarattıklarını temelden reddeden, bunu yaparken de hiçbir teselli vermeyen, Cioran’a yakışır sert bir metin.

Kitaptan birkaç alıntı şöyle:

Hepimiz, her anı bir mucize olan bir cehennemin dibindeyiz.

Delilik belki de artık değişim geçirmeyen bir acıdan başka bir şey değildir.

Hangi eski yazarda okudum üzüntünün kanın yavaşlamasından ileri geldiğini? Tam da budur üzüntü: Durgunlaşan kan.

Bilgelik yaralarımızın kılığına bürünür, bize nasıl gizlice kanayacağımızı öğretir.

  • Künye: Emil Michel Cioran – Yeni Tanrılar, çeviren: Murat Erşen, Redingot Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2019

Lars Svendsen – Kötülüğün Felsefesi (2018)

Lars Svendsen, yalnızlık, sıkıntı, korku ve özgürlük gibi, felsefenin ezeli ve ebedi sorunlarına odaklandığı çalışmalarıyla bilinen ve bu yönüyle sevilen isimlerden.

Svendsen’in bu tarz çalışmalarının son halkası ise, kötülük ve kötülüğün felsefesi.

Bu amaçla, savaşların, romanların, katliamların ve filmlerin izini süren Svendsen, bizi failleri ve mağdurlarıyla kötülüğün tarihsel serüvenine doğru bir yolculuğa davet ediyor.

Kötülüğe ilişkin kavramlarımız eski zamanlara oranla daha zayıf.

Buna neden olan etkenlerin başında ise, bugün kötülükle çepeçevre sarılmış bir dünyada yaşıyor olmamız.

Svendsen de, kötülüğe ilişkin bireysel ve toplumsal deneyimlerimizin bir dökümünü yapıyor ve kötülüğü ahlaki, politik ve pratik bir sorun olarak yeniden yorumluyor.

Kötülüğü çağdaş yaşamın olağan bir yüzü olarak tanımlayan Svendsen, bununla birlikte kötülüğün meşrulaştırılmaması ve kötülükle mücadele etmemiz gerektiğini belirtiyor.

Kitap, bu mücadelenin yollarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koymasıyla, ayrıca önemlidir diyebiliriz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Dünyadaki tüm kötülüğün tek açıklaması biziz; az çok terbiye almış, saygın, normal insanlar.”

“Kötülük ne meşrulaştırılmalı ne de sözde açıklamalarla savuşturulmalıdır. Yapmamız gereken kötülükle mücadele etmektir.”

“Kötülükten bahsederken kullandığımız kelime dağarcığını yitirdik. Bu yüzden Kötülüğün Felsefesi, bu sorunun güncelliği etrafında kötülüğe ilişkin bireysel ve toplumsal deneyimleri düşünebilmenin ufkunu yeniden belirlemeye çalışıyor.”

  • Künye: Lars Svendsen – Kötülüğün Felsefesi, çeviren: Mehmet Hocaoğlu, Redingot Kitap, felsefe, 294 sayfa, 2018

Robert M. Hazen – Dünya’nın Öyküsü (2018)

Yıldızlardaki cevherlerin doğuşundan Dünya’nın gelecekteki durumuna, üzerinde yaşadığımız gezegen hakkındaki derin bilgileri sade bir üslupla anlatan, konuya ilgi duyanların severek okuyacağı bir çalışma.

Robert Hazen burada, durağan değil, aksine ilk atomdan tek hücreye ve canlı doğaya, sürekli evrim halinde olan bir dünyayı anlatıyor.

Hanzen ayrıca, Dünya’nın durağan bir kütle olmaktan ziyade, karmaşık iç ve dış mekaniklerle işlediğini ve oldukça hassas bir dengeler bütününe sahip olduğunu da gözler önüne seriyor.

Bilimsel terminolojiyi kafa karıştırmaktan ziyade, okuru aydınlatmak amacıyla kullanan yazar, Dünya’nın bir atom molekülüyken başladığı yolculuğunu ve oradan, içinde insanoğlunun da yaşamaya başlayacağı olağanüstü bir evrene nasıl dönüştüğünü ve nihayetinde de, önümüzdeki beş milyar yıllık zaman diliminde bizi bekleyen ihtimalleri adım adım açıklıyor.

  • Künye: Robert M. Hazen – Dünya’nın Öyküsü, çeviren: Gökçe Metin, Redingot Kitap, bilim, 344 sayfa, 2018

Ian Tattersall – Gezegenin Efendileri (2018)

Evrimsel gelişme, 7 milyon yılı buldu.

Evrimsel düşüncenin ise, iki yüzyıllık tarihi var.

Ian Tattersall’in bu kapsamlı rehberi de, evrimsel gelişmeyle evrim düşüncesinin uzun tarihindeki dönüm noktalarını kayıt altına alıyor.

Homo erectus, ateşi kullanabiliyordu.

Homo habilis, alet yapabiliyordu.

Neandertaller, ise bugünkü insanın atası olan Homo sapiensten çok, çok daha güçlüydü.

Peki, ne oldu da, Homo sapiens bu dişli rakiplerini alt ederek gezegenin efendisi oldu?

Bilhassa fosil kayıtlarına dayanmasıyla büyük önem arz eden Tattersall’in çalışması, tam da insanı diğer türlerden farklı kılan yönlerin neler olduğunu açık bir biçimde ortaya koymasıyla, alan için rehber nitelikte bir kaynak.

İnsan evriminin kökenlerini merak edenlerin severek ve aydınlanarak okuyacağı bir kitap.

  • Künye: Ian Tattersall – Gezegenin Efendileri: İnsan Kökenlerinin Hikâyesi, çeviren: Gökçe Metin, Redingot Kitap, bilim, 328 sayfa, 2018

Gregory Curtis – Mağara Ressamları (2018)

Özellikle Fransa ve İspanya’da bulunan mağara resimleri kimi zaman olağanüstülükleriyle izleyenleri kendinden geçirir.

Bu kitap da, dünyanın ilk sanat eserleriyle, bunları yapmış ilk sanatçıların izini sürüyor.

Gregory Curtis’in çalışması, yalnızca mağara resimleriyle ilgili değil, aynı zamanda bu resimleri keşfeden kişilerle ve resimlerin kökenlerine dair ortaya atılmış teorilerle de ilgili.

Kitap, 40 bin yıl önce yaşamış Cro-Magnonlar’ın mağara resmindeki sıra dışı yaratıcılıklarından Fransa ve İspanya’daki mağara resimlerinin özgünlüklerine ve resimlerin yapılış amaçlarından içeriklerine, konuyu zengin bir perspektiften izlemekte.

  • Künye: Gregory Curtis – Mağara Ressamları, çeviren: Hilal Dikmen, Redingot Kitap, bilim, 344 sayfa, 2017

Paul Cronin – Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri (2017)

Abbas Kiyarüstemi yalnızca teknik anlamda büyük bir sinemacı değildi, insanın varoluş sancılarını ve anlam arayışını da bir elmas gibi saf ve duru şekilde ortaya koymuş bir ustaydı.

Paul Cronin’in bu değerli çalışması ise, bu büyük ismin sinemasını ve anlam dünyasını kapsamlı bir bakışla ortaya koyuyor.

Cronin, Kiyarüstemi’nin mütevazı karakterini ortaya koyduğu kadar O’nun hakikatle kurduğu özgün ilişkiyi de sorguluyor.

Kitap bütün bunların yanı sıra, Kiyarüstemi’nin sinemasındaki şaşırtıcı fikirleri ve yöntemleri; filmlerinin duygusal, felsefi, teknik, profesyonel ve artistik muhtevasını da adım adım açıklıyor.

Literatüre çok önemli katkı sunan kitabı, tüm sinema tutkunlarının ve özellikle de yönetmen adaylarının kaçırmaması gerekiyor.

Mark Leigh’nin önsözüyle.

  • Künye: Paul Cronin – Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri, çeviren: Pelin Arda, Redingot Kitap, 240 sayfa, 2017

Lars Svendsen – Yalnızlığın Felsefesi (2018)

En iyi zamanlarımızı yalnızken yaşayabiliriz.

Oysa yalnızlık, ona maruz kalanlar için ciddi bir sorun olabilir. Zira çoğu insan için yalnızlık, onların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkilemektedir.

Ayrıca böyle durumlarda, utanç dediğimiz duygu da işin içine girer.

Bu kitabın yazarı Lars Svendsen ise, yalnızlığı, kendi başına olma (solitude) şeklinde tarif ediyor.

Öte yandan yazara göre, adı ister yalnızlık veya solitude olsun, bu durum kendimiz ve dünyadaki yerimiz hakkında önemli şeyler söyler.

Kitap, yalnızlığın tam olarak ne olduğunu, kimlere tesir ettiğini, yalnızlık hissinin neden doğduğunu, neden kolayca geçmeyip sonra da kaybolduğunu ve hem bireyler hem de toplum olarak yalnızlıkla nasıl ilişkilenebileceğimizi inceliyor.

“Hiç yalnızlık duymamış bir kişi büyük olasılıkla duygusal bir eksiklik ya da kusurdan mustariptir.” diyen Svendsen, yalnızlığı ele alırken felsefe ile deneysel bilimleri harmanlıyor.

Kitapta,

  • Psikoloji ve sosyal bilimlerde yalnızlık,
  • Duyguların doğasına dair tartışmalar,
  • Yalnızlık deneyimini tetikleyen etkenler,
  • Yalnızlık ile güven, arkadaşlık ve sevgi arasındaki ilişki,
  • Modern birey ve yalnızlık,
  • Yalnızlığın olumlu biçimi olarak kendi başınalık,
  • Yalnızlığımızla baş edebilmek için her birimize düşen bireysel sorumluluklar,
  • Ve bunun gibi konular tartışılıyor.

Svendsen’in modern bireyin yalnızlığıyla ilgili burada dillendirdiği tezi de dikkat çekici.

Yazar, modern toplumun ana sorunun çok fazla yalnız olmamız değil, aksine yeterince tek başına kalmamamız olduğunu savunuyor.

  • Künye: Lars Fredrik Händler Svendsen – Yalnızlığın Felsefesi, çeviren: Murat Erşen, Redingot Kitap, felsefe, 213 sayfa, 2018