Orhan Türker – Psomatia’dan Samatya’ya (2010)

Orhan Türker’in daha önce, İstanbul’un belli başlı semtlerinin, geçmişten günümüze nasıl bir seyir izlediğini inceleyen çok sayıda çalışması yayımlandı.

Türker’in, bu serinin son kitabı olan ‘Psomatia’dan Samatya’ya’ başlıklı eserinde ise, bir Bizans semtinin hikâyesi anlatılıyor.

Eski İstanbul’un birbirinden renkli Rum ağırlıklı ve Hıristiyan karakterli semtlerinden biri olan Psomatia (Samatya), Bizans’tan günümüze Rumların İstanbulu’nun en eski yerleşim alanlarından biri.

Psomatia adının kaynağı; bölgenin ulaşımı, evleri, halkının meslekleri, önemli yapıları, tarihteki yangınları; 6-7 Eylül olaylarındaki durumu ve bölgenin Rum ve Ermeni nüfusu, kitapta anlatılan konulardan birkaçı.

  • Künye: Orhan Türker – Psomatia’dan Samatya’ya: Bir Bizans Semtinin Hikâyesi, Sel Yayıncılık, tarih, 91 sayfa

Anthony Bidulka – Ara Sıcak (2010)

Antony Bidulka ‘Ara Sıcak’ta, düğünde kaybolan damadın izini süren dedektif Russel Quant’ın maceralarını hikâye ediyor.

Bir gay düğününde, damatlardan biri esrarengiz bir şekilde kaybolmuştur.

Kaybolan kişinin yakınları, damadı bulması için çiçeği burnunda dedektif Quant’tan yardım ister.

Aldığı bu ilk büyük işinin peşinden Fransa’ya giden Quant, buradan da ülkenin güneyine uzanacaktır.

Bir sonuç alamayan Quant, yeniden damadın kaybolduğu güne odaklanmaya başlar.

Burada tanık olduğu bir sürpriz, şüpheli sayısını da arttıracaktır.

Şimdi kayıp damadın işvereni, kız kardeşi, meslektaşı, eski sevgilisi, meraklı komşusu, avukatı ve hatta bir rahip, şüpheliler arasındadır.

  • Künye: Anthony Bidulka – Ara Sıcak, çeviren: Ayfer Ünalan, Sel Yayıncılık, roman, 271 sayfa

Paul Seager ve Sandi Mann – Yalan (2010)

 

Özel uzmanlık alanı yalan psikolojisi olan Paul Seager ile gerilim ve duygular konusunda uzman danışman psikolog Sandi Mann bu çalışmalarında, ilişkilerde, işte ve yaşamda yalanı yakalamanın ipuçlarını veriyor.

Başkalarının yalanlarına karşı okuyucunun uyanıklığını artırmayı amaçlayan yazarlar kitaplarına, yalanın gerçekte ne olduğunu, onun iç yüzünü anlatarak başlıyor.

Çalışma boyunca, sadece vücut diline dikkat edilerek bir yalanın nasıl anlaşılacağı; çocuklarda yalan söyleme davranışının gelişimi, söyledikleri yalanların çeşitleri ve ne yaşta söylemeye başladıkları; eşlerin birbirlerine söyledikleri yalanların nasıl yakalanabileceği; CV’lerde ve iş görüşmelerindeki yalanlar; reklamcı ve politikacıların aldatma yöntemleri; ofis çalışanları arasında yaygın yalanlar ve müşteri yalanları gibi konular yer alıyor.

  • Künye: Paul Seager ve Sandi Mann – Yalan, çeviren: M. Onur Doğan, Sel Yayıncılık, psikoloji, 166 sayfa

Serpil Çakır – Erkek Kulübünde Siyaset (2019)

  • Kadınlar yurttaşlık haklarından nasıl dışlandılar?
  • Bu dışlanmayla nasıl mücadele ettiler?
  • Oy haklarını nasıl elde ettiler?
  • Parlamentolara ne zaman girdiler?
  • Bugünkü oranlar nedir?
  • Dünya ortalamasında kadınların bu kurumdaki temsili nasıl?
  • Bu oranı artıran nedenler neler?
  • Türkiye’de bu oran neden az?
  • Bunda hangi faktörler etken?
  • Devlet ve hükümet politikaları, siyasal partiler, kadın hareketi nasıl rol oynuyor?
  • Türkiye’de vekil kadınların meclise geliş süreci nasıl?
  • Siyasette hangi sorunlarla karşılaştılar, karşılaşıyorlar ve bunlarla nasıl baş ediyorlar?

Serpil Çakır’ın genişletilmiş bir baskıyla yeniden raflardaki yerini alan bu çalışması, yukarıdaki tüm sorulara yanıt veren, bu alanda çalışan her okurun kitaplığında bulunması gereken bir eser.

‘Erkek Kulübünde Siyaset’, siyaset kuramında kadın ve yurttaşlıktan Türkiye’de kadın ve siyaset çalışmalarına, Dünyada ve Türkiye’de kadınların oy hakkı hareketinden Türkiye’de cinsiyet rejimine ve parlamentodaki kadınların deneyimlerine pek çok konu ele alınıyor.

Bilhassa Türkiyeli kadınların parlamentodaki deneyimlerini sözlü tarih yaklaşımıyla ortaya koymasıyla büyük önem arz eden çalışma, böylece kadınların siyasetle ilişkisini, bu alanda maruz kaldıkları cinsiyet ayrımcılığını onların deneyimleri üzerinden veriyor.

  • Künye: Serpil Çakır – Erkek Kulübünde Siyaset, Sel Yayıncılık, siyaset, 448 sayfa, 2019

Jacques Rancière – Uzlaşı Çağına Notlar (2019)

İlk bakışta masum, hatta sorun çözücü olarak görünen “uzlaşı” aslında neleri saklar?

Jacques Rancière, tam da çağımızın bir uzlaşı çağı olarak tanımlanmasından yola çıkıyor ve hem bu yaklaşıma hem de çağımıza çarpıcı eleştiriler getiriyor.

Rancière, ırkçılık ve etnik arındırmanın yeni biçimlerinin ve “insani” müdahalelerin uzlaşı çağının tam merkezinde yer aldığını ve bu kavramın ne barış ne de insanların kendi aralarında anlaşması olduğunu savunuyor.

Günümüz düşüncesinin adeta belkemiğini oluşturan “uzlaşı” kavramını politikadan sinemaya, edebiyattan medyaya çeşitli alanlarda izleyen Rancière, bunu yaparken “uzlaşı” kavramıyla ilişkilendirilen yaklaşımları belli bir mesafede kalarak irdeliyor.

Düşünür bunu yaparken de, ırkçılık, adalet, suç, mülkiyet, Holokost, işkence, felsefe, kötülük, yalan, demokrasi ve umut gibi güncel konu ve kavramlar üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Jacques Rancière – Uzlaşı Çağına Notlar, çeviren: Didem Tuna, Sel Yayıncılık, siyaset, 205 sayfa, 2019

Selçuk Altun – Kitap İçin 2 (2010)

Selçuk Altun, Cumhuriyet Kitap Eki’ndeki ‘Kitap İçin’ başlıklı yazılarını 2005 yılından bu yana sürdürüyor.

Altun burada aforizma, alıntı ve kıssalardan mürekkep maddelerle okurun karşısına çıkıyor, onları edebiyat dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.

Yazarın kaleme aldığı ilk bin madde, 2006’da ‘Kitap İçin’ başlıklı çalışmada yer almıştı.

Elimizdeki kitapta ise, ikinci bin madde, kırk değişik başlıkla sunuluyor.

Altun’un, yazarlardan alıntılarla desteklediği çalışma, edebiyat dünyasını meşgul eden çok yönlü konulara, yazarların bilinmeyen yönlerine ve yazın dünyasındaki sorunlara dair zevkli bir okuma sunuyor.

İkinci cildiyle kitap, edebiyatseverler için bir başucu eseri olmaya devam ediyor.

  • Künye: Selçuk Altun – Kitap İçin 2, Sel Yayıncılık, anlatı, 276 sayfa

Alain Badiou – Nietzsche: Anti-Felsefe Seminerleri (2019)

Güzel haber:

Alain Badiou’nun Nietzsche üzerine verdiği 1992-1993 seminerleri, nihayet Türkçeye kazandırıldı.

Badiou burada, Nietzsche’yi bir “anti-filozof” olarak tanımlıyor ve onun eşi benzeri görülmemiş bir girişimle felsefeyi nasıl yerle bir edişini ve böylelikle yepyeni bir felsefe kurma tasarısını ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Nietzsche’nin bir filozof mu bir anti-filozof mu olduğu sorusunu tartışmasının merkezine koyan Badiou, bu sorunun yanıtını ararken, Nietzsche’nin anti-felsefesinin ediminde sanatın işlevinin ne olduğunu, kendini bir sanat eseri olarak yaratmanın mümkün olup olmadığını ve anti-felsefenin asıl gücünün tam olarak nereden kaynaklandığını sorguluyor.

Badiou’nun semineri, yalnızca Nietzsche düşüncesinin dönüm noktalarını saptamakla kalmıyor, onun Batı felsefesinde yarattığı büyük dönüşümü de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Alain Badiou – Nietzsche: Anti-Felsefe Seminerleri, yayına hazırlayan: Véronique Pineau, çeviren: İsmet Birkan, Sel Yayıncılık, felsefe, 302 sayfa, 2019

William Outhwaite – Sosyal Teori (2019)

Sosyal teori neden vazgeçilmezdir?

Çünkü tam da siyasi ve ekonomik sorunlarla, kültürle, toplumsal cinsiyetle ya da etnik ilişkilerle ilgilenenler için biçilmiş kaftandır.

Zira bu alanların ve sorunların “hepsini birden” kapsar.

Örneğin küreselleşmeye bakalım.

Küreselleşmeye yönelik ilk açıklamalar, ekonomik boyutların ve ulus devletlere ilişkin siyasi meselelerin üzerinde durmuştu.

Oysa sosyologlar, kültürün küreselleşmesinin aynı derecede önemli ve hayati bir biçimde diğer boyutlarla ilişkili olduğuna hiç zaman kaybetmeden dikkati çektiler.

Aynısı kapitalizm, modernleşme, ulus devlet, toplum, siyaset ve akla gelebilecek daha birçok konu için de geçerli.

Sosyal teorisyenler büyük sorular sorup nesiller boyunca farklı biçimlerde tekrar tekrar bunlara geri dönerler.

William Outwhite’ın bu kısa ama yetkin çalışması da, sosyal teorinin niçin dünyayı anlamanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu çarpıcı bir biçimde açıklıyor.

Bunu yaparken Rousseau, Marx, Simmel, Freud ve Butler gibi pek çok düşünürün fikirlerini masaya yatıran Outwhite, aynı zamanda sosyoloji, psikoloji, siyasetbilim, psikanaliz, felsefe gibi farklı disiplinlerin ortaya koyduğu birikimlerden mümkün mertebe yararlanıyor.

Sosyal teorinin kökenlerinden sosyal teorinin ilgilendiği kapitalizm, toplum, kapitalizmin kökenleri ve siyaset gibi pek çok konuyu açıklayan yazar, kitabının sonunda, çokça faydalı ek okuma önerileri de sunuyor.

  • Künye: William Outhwaite – Sosyal Teori, çeviren: Ümit Hüsrev Yolsal, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 124 sayfa, 2019

David Harvey – Yeni Emperyalizm (2019)

David Harvey’nin bu önemli çalışması, global kapitalizmin mevcut durumuna ve bu kapitalizmde ‘yeni’ bir emperyalizmin oynadığı role odaklanıyor.

Konuya tarihsel-coğrafi materyalizm olarak adlandırdığı bir mercek üzerinden bakan Harvey, Amerika’nın tutum ve politikasında meydana gelen tarihsel değişimlerin arkasında yatan belirleyici faktörleri bir bir ele alıyor.

Harvey burada, Amerikan bütün politik faaliyetlerine yön veren asıl etkenin petrol olup olmadığı, çatırdayan ekonomisinin Amerika’nın uluslararası maceracılığa sürüklenmesindeki rolünün ne olduğu, neoliberallerin değil de yeni-muhafazakârların iktidarda olmasının Amerikan politikasında ne gibi farklılıklara sebep olduğu ve Amerikan militarizmi ile iç politikası arasındaki ilişkinin mahiyeti gibi çok önemli konuları tartışıyor.

Kitap, özellikle, Amerika’nın “yeni emperyalizm” biçiminde tezahür eden dünya üzerindeki güç gösterisinin arkasında yatan dürtüleri çok açık bir tarzda ortaya koymasıyla dikkat çeken çalışma, hem “Yeni emperyalizm” ve mevcut iktidar kurumlarıyla ilgili çarpıcı iddialarda bulunuyor hem de bu kurumların nasıl değiştirilebileceği hakkında somut öneriler, umut verici öngörüler sunuyor.

  • Künye: David Harvey – Yeni Emperyalizm, çeviri: Ahmet Nüvit Bingöl, Sel Yayıncılık, siyaset, 191 sayfa, 2019

James Haves – Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız (2010)

Romancı ve Franz Kafka üzerine çalışmalar yapan bir akademisyen olan James Haves, ‘Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız’da, Kafka’ya dair bildik yargıları irdeliyor ve onu bilinmeyen yönleri ve gizleriyle ortaya çıkarmaya girişiyor.

Kafka’ya dair bildiklerimizin çoğunun, yaratılan bir efsaneden ibaret olduğunu savunan Haves, ünlü yazarın gerçekte böyle olmadığını söylüyor.

Kitapta Kafka ile ilgili pek çok ilginç ayrıntı yer alıyor:

Kafka’nın, Dickens’i taklit ettiğini ve gözlem yeteneğini Sherlock Holmes’tan aldığını bizzat kendisinin söylediği; yazarın güçlü bir edebiyat eleştirmeni tarafından zorlandığı; Kafka’nın, Çekçe konuşulan bir ülkeyi idare eden, tam anlamıyla Müttefikler’e karşı kazanılacak zafere yatırım yapan, militarist ve otoriter Alman imparatorluğunun hizmetinde yüksek mevkideki bir Yahudi olduğu, Haves’in dikkat çeken iddialarından birkaçı.

  • Künye: James Haves – Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız, çeviren: Suğra Öncü, Sel Yayıncılık, biyografi, 243 sayfa