Anna S. Tveritinova – Osmanlı Feodalizmi ve Sınıf Savaşımları (2024)

Sovyetler Birliği’nin en önemli Osmanlı tarihçisi, Doğubilimci ve Türkolog Anna S. Tveritinova, resmî tarihin tezleriyle hesaplaşarak, Osmanlı tarihine yeni bir ışık tutacak sorular soruyor:

  • Osmanlı devleti, sınıf mücadelelerini tanımayan, imtiyazsız, ahenkli bir sosyal düzene mi sahipti?
  • Osmanlı’nın sosyoekonomik yapısı nasıldı?
  • Osmanlı’nın Bizans ve Balkan fetihleri, bu halkları “feodalizmden özgürleştirdi” mi?
  • Şeyh Bedrettin ve Börklüce Mustafa isyanı, hangi tarihsel ve toplumsal şartların ürünüydü?
  • Halifeliğin Abbasilerden Osmanlılara devredildiği bir gerçek midir, yoksa sonradan uydurulmuş bir rivayet midir?
  • Osmanlı’nın gerilemesinin sebebi başa Türk olmayan yöneticilerin geçmesi midir?

Tveritinova, bunlar gibi pek çok soruya tarihsel materyalist yöntemle yanıt aradığı makalelerinde, Osmanlı tarihine dair Marksist ve bilimsel bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyor.

Bu derlemede, ayrıca, Tveritinova’nın yaşamına ve eserlerine dair bir sunuş ile yayımlanmış eserlerine dair bir kaynakça da yer alıyor.

  • Künye: Anna S. Tveritinova – Osmanlı Feodalizmi ve Sınıf Savaşımları, derleyen ve çeviren: Alp Altınörs, Yordam Kitap, tarih, 160 sayfa, 2024

Kolektif – Oxford Antik Anadolu (2024)

‘Oxford Antik Anadolu’, yirmi birinci yüzyılda Anadolu araştırmalarının ön saflarında yer alan arkeolojik, filolojik, dilbilimsel ve tarihi konular üzerine kapsamlı genel bakışların benzersiz bir karışımıdır.

Anadolu, erken karmaşık toplumlara ve büyük imparatorluklara ev sahipliği yapmıştır ve birçok göçmen, ziyaretçi ve istilacının varış noktası olmuştur.

Bu kitaptaki sunumlar, makalelerin bu bin yıllar boyunca Anadolu’da yaşamış veya Anadolu’yu kat etmiş yaklaşık 10.000 yıllık (yaklaşık MÖ 10.000-323) halkı, dilleri ve çeşitli kültürleri ortaya koymasıyla bu gerçeği hayata geçiriyor.

Anadolu çalışmalarındaki önemli tartışma ve münazaralar üzerine güncel araştırmaların açıklamalarını, gelecekteki çalışma yönleri için yeni ve son teknoloji araştırmalarla birleştiriyor.

Elli dört makale, kronolojik ve coğrafi genel bakışlardan kültür teması ve imparatorluk yapıları gibi antropolojik temelli konulara ve tüm bin yılların tarihi ortamlarından bölgedeki önemli yerlerden gelen önemli verilere kadar uzanan beş ayrı bölümde sunuluyor.

  • Künye: Kolektif – Oxford Antik Anadolu, editör: Sharon R. Steadman, Gregory McMahon, çeviren: Dilek Şendil, Alfa Yayınları, tarih, 1032 sayfa, 2024

Maxine Berg, Pat Hudson – Kölelik, Kapitalizm ve Sanayi Devrimi (2024)

‘Kölelik, Kapitalizm ve Sanayi Devrimi’, sanayileşmenin özellikle Britanya’daki tarihidir.

Maxine Berg ve Pat Hudson, Britanya’nın sanayileşmesinde köleliğinin yerinin erişilebilir bir anlatısını ortaya koyuyor ve köleliğin Britanya’nın sanayi devriminin oluşumundaki rolünü ayrıntılı bir şekilde belgelemek için “parayı takip ediyor”.

Britanya’nın üç yüz yıldan uzun bir süre boyunca Afrika’daki kölelikle olan ilişkisinin bir kronolojisiyle başlayan eser; köle ticareti, plantasyonlar ve ekonominin sanayileşmesi arasındaki farklı bağlantı alanlarını temsil eden bir dizi tematik bölümle devam ediyor.

Son iki bölümdeyse köleliğin; İngiliz ekonomisi, toplumu, kapitalizmi ve köle ticareti üzerindeki uzun vadeli etkisi ele alınıyor.

‘Kölelik, Kapitalizm ve Sanayi Devrimi’, Britanya’nın nasıl küresel bir süper güç hâline geldiğine ve köleliğin mirasının nasıl devam ettiğine dair cesur ve kararlı bir anlatım.

  • Künye: Maxine Berg, Pat Hudson – Kölelik, Kapitalizm ve Sanayi Devrimi, çeviren: Salim Korkmaz, Albaraka Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2024

David Graeber, David Wengrow – Her Şeyin Şafağı (2024)

Tarımın ve şehirlerin gelişiminden devletin, demokrasinin ve eşitsizliğin kökenlerine kadar sosyal evrim hakkındaki en temel varsayımlarımıza meydan okuyan ve insani özgürleşme için yeni olasılıklar ortaya koyan, insanlık tarihine dair yepyeni bir yaklaşım…

Nesiller boyu uzak atalarımız ya özgür masumlar ya da haydut savaşçılar olarak ilkel açıdan nitelendirildi.

Bize uygarlığın ancak başlangıçtaki bu özgürlüklerimizden vazgeçerek ya da temel içgüdülerimizi kontrol altına alarak elde edilebileceği söylendi.

David Graeber ve David Wengrow, bu tür teorilerin ilk olarak 18. yüzyılda, yerli gözlemciler ve entelektüeller tarafından Avrupa toplumuna yöneltilen eleştirilere karşı muhafazakâr tepkilerin nasıl ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu tartışmanın yeniden ele alınması tarımın, mülkiyetin, kentlerin, demokrasinin, köleliğin ve uygarlığın kökenleri de dahil olmak üzere, bugün insanlık tarihini nasıl anlamlandırdığımız konusunda çarpıcı sonuçlar doğurmaktadır.

Eğer insanlar evrimsel geçmişlerini küçük avcı-toplayıcı gruplar hâlinde geçirmedilerse bunca zaman ne yapıyorlardı?

Tarım ve şehirleşme hiyerarşi ve tahakkümün pençesine düşmek anlamına gelmiyorsa ne tür sosyal ve ekonomik örgütlenmelere yol açtı?

Arkeoloji ve antropolojide çığır açan araştırmalara başvuran yazarlar, kavram zincirlerimizi bir kenara bırakıp gerçekten olan biteni algılamayı öğrendiğimizde tarihin nasıl çok daha ilginç bir hâl aldığını göstererek insanlık tarihinin seyrinin sanıldığından daha belirsiz, daha eğlenceli ve umut dolu olasılıklarla dolu olabileceğini ortaya koyuyor.

‘Her Şeyin Şafağı’, insanlık tarihine dair anlayışımızı kökten değiştirerek yeni özgürlük biçimlerini, toplumsal örgütlenmenin yeni yollarını hayal etmeye giden bir yol çiziyor.

  • Künye: David Graeber, David Wengrow – Her Şeyin Şafağı: İnsanlığın Yeni Tarihi, çeviren: Kerim Kartal, Epsilon Yayıncılık, inceleme, 848 sayfa, 2024

María Jesús Horta – İspanya Tarihi (2024)

İspanya tarihi hiç kuşkusuz klasik Avrupa tarihyazım geleneğinde istisnai bir yerde durmaktadır.

Dili, kültürü, sanatı ve edebiyatıyla İspanya hemen her zaman ilgi ve merak konusu olmuş, temsil ettiği Akdeniz kültürüyle sempati toplamış, kimi yönleri ile Avrupa tarihiyle ortak ancak birçok özelliğiyle başka hiçbir yerde görülmeyen bir düşünce ve medeniyetin temsilcisi olmuştur.

Bu çalışma İber yarımadasındaki ilk yerleşim yerlerinden başlayıp günümüze kadar geliyor.

Kronolojik olarak dönüm noktalarına yer veriliyor: İspanya’daki ilk medeniyetlerden sonra Vizigotlar dönemi, Endülüs, Hıristiyan Krallıklar dönemi, Gırnata Sultanlığı, Rönesans ve Katolik Hükümdarlar dönemi, Amerika’nın Keşfi, II. Felipe ve II. Isabel’in altın çağları…

Bunun yanı sıra Franco dönemine ve bugünkü İspanya’ya da değinilmiştir.

Kitapta tek başına tarihî olaylar anlatıldığı gibi coğrafya, demografi, ekonomi, düşünce, toplum, eğitim, dil ve kültür konuları bütünlüklü bir biçimde ele alınıyor.

Burada sadece bir ülke tarihi söz konusu değil, aynı zamanda şehir tarihçiliği açısından Batı uygarlığının önemli ve gözde şehirleri Madrid, Barcelona, Valencia, Sevilla, Zaragoza vb. birçok İspanyol şehrinin doğuşu ve gelişimi de tasvir edilmektedir.

Kuşkusuz Endülüs’te (Córdoba) somutlaşan kültürel ve entelektüel zarafet bunun en güzel yansımalarından biridir.

İlk defa Türkçede yayımlanan bu çalışma en başta İspanyolca kaynakların kullanımı konusunda literatüre ciddi bir katkı sağlıyor.

María Jesús Horta İspanya tarihi ile ilgili birçok yanlışı düzeltirken bu sahada okurlara yetkin bir çalışma sunuyor.

  • Künye: María Jesús Horta – İspanya Tarihi, çeviren: İnci Kut, Özlem Şenyıldız, Doğu Batı Yayınları, tarih, 720 sayfa, 2024

Kolektif – Dijital Teknoloji Sorgulanıyor (2024)

Dijital teknolojilerin toplumsal yaşantımızın temel belirleyicisi olduğuna dair görüş, medya ve iletişim literatüründe yaygın biçimde yer alıyor.

Dijital teknolojiler, toplumsal yaşamın tüm alanlarında öncelikli dönüştürücü bir güç olarak değerlendiriliyor; ancak bu çerçeve ekonomik, siyasal ve toplumsal alanların karşılıklı etkileşimindeki bütünlüklü yapıyı göz ardı etmesi nedeniyle yetersiz bir bakış açısı sunuyor.

Elinizdeki kitap, teknolojinin belirleyiciliği iddiasının karşısında, onun kapitalist birikim rejimi içindeki rolünü sorguluyor.

Kitapta yer alan yazılar, toplumsal yaşantının üretim ilişkileri bağlamında şekillenen diyalektik bütünlüğünden yola çıkarak dijital teknolojinin işlevini farklı boyutlarıyla ekonomi politik bir konumlanışla irdeliyor.

  • Künye: Kolektif – Dijital Teknoloji Sorgulanıyor, editör: Nurcan Törenli, Ayçin Özoktay, Nika Yayınevi, inceleme, 325 sayfa, 2024

Eva Illouz – Modern Ruhu Kurtarmak (2024)

Birçok kültür eleştirmenine göre, günümüz insanının en büyük trajedilerinden biri, duyguların ve manevi yaşamın terapi ve kişisel gelişim sanayisi tarafından pazarlanabilir ürünler hâline getirilmiş olmasıdır: Modern birey, kendi duygusal derinliğini “iyileştirmek” için sürekli olarak piyasaya yönelmekte ama bu süreçte ruhsal tatminini de tüketim kültürüne teslim etmektedir.

Terapi seansları, özyardım kitapları ve kişisel gelişim seminerleri, manevi huzurun reçeteleri gibi sunulsa da, insanları daha derin bir tatminsizlik döngüsüne hapsetmekte, duygularımızı ve benlik algımızı metalaştırarak insan ruhunun özünü yok etmektedir.

Bir bakıma modern ruhun trajedisi, kendini iyileştirmeye çalışırken, giderek daha fazla yara almasıdır.

Tanınmış kültür eleştirmeni ve sosyoloğu Eva Illouz, ‘Modern Ruhu Kurtarmak’ta bu soruna eğiliyor ve modern psikolojinin duygusal hayatlarımızı, kişisel ilişkilerimizi ve toplumsal kurumlarımızı nasıl şekillendirdiğini derinlemesine inceliyor.

Terapi kültürünün varoluşumuzun her yönüne nasıl sızdığını, kendimizi algılayışımızı, başkalarıyla etkileşimimizi ve mutluluğu arayış biçimimizi nasıl dönüştürdüğünü titizlikle ortaya koyuyor.

“Şifa bulma” ve “şifa olma” girişimlerinden çok öteye geçen terapi ve duygusal yönetim kültürünün, modern dünyada insan olmanın anlamını yeniden tanımladığını savunuyor.

Kendimizi ve ilişkilerimizi sürekli geliştirmemiz gerektiği fikrini ne kadar içselleştirdiğimizi sorguluyor.

Modern yaşamın alametifarikası hâline gelmiş duygu ideolojilerini ve modern dünyanın kurtarıcısı muamelesi gören terapi ve kişisel gelişim sanayisini eleştirel bir bakışla yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Eva Illouz – Modern Ruhu Kurtarmak: Terapi, Duygular ve Kişisel Gelişim Kültürü, çeviren: Kadir Gülen, Fol Kitap, inceleme, 368 sayfa, 2024

Kolektif – Pandeminin Dönüştürdüğü Mekân ve İnsana Dair (2024)

‘Pandeminin Dönüştürdüğü Mekân ve İnsana Dair’, COVID-19 pandemisinin günlük yaşam, kentler ve mekân kullanımındaki derin etkilerini keşfeden bir çalışma.

Pandemiyle birlikte evlerimiz, balkonlarımız ve kamusal alanlarımız farklı roller üstlendi.

Bu kitap, salgının bu mekânlara ve toplumsal yaşama getirdiği yeni gerçeklikleri, çeşitli disiplinlerden yazarların bakış açılarıyla ele alıyor.

Evden çalışma, sosyal mesafe, toplu taşıma, dijital alışveriş gibi pandemiyle hız kazanan yeni yaşam pratikleri, hem bireyler hem de kentler için derin değişiklikler getirdi.

Kadınların, mültecilerin ve farklı sosyal grupların bu süreçte yaşadığı deneyimler ve mekânsal talepleri kitabın merkezinde yer alıyor.

Kitapta aynı zamanda, pandeminin ardından daha sürdürülebilir ve dirençli şehirler tasarlamanın yolları üzerine çözüm önerileri sunuluyor.

Kitap, sosyal ve mekânsal ayrışmaların, kentlerdeki hareketlilik ve kamusal alan kullanımının nasıl değiştiğine dair çarpıcı analizler içeriyor.

Salgının günlük yaşamdaki ve mekânlardaki izlerini, geleceğin kentlerine ve mekânlarına dair dersler çıkarmayı amaçlayan bu çalışma, pandemi sonrası dönemde şehirler ve toplumlar üzerine düşünen herkes için anlamlı bir kaynak.

  • Künye: Kolektif – Pandeminin Dönüştürdüğü Mekân ve İnsana Dair, editör: Melis Oğuz Çevik, Ayçin Vural, Ayşegül Yarış, İdelKent Yayınları, inceleme, 350 sayfa, 2024

Hasan Kılıç – Devlet ve Borçla Yönetmek (2024)

‘Devlet ve Borçla Yönetmek’, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından başlayarak Türkiye’de tabiyet ilişkisini, birbirini besleyen ve bir ağ şeklinde genişleyen iki kavramı inşa ederek açıklıyor: borç ve güvenlik devleti.

Foucault’dan ödünç alınan dispositif kavramını, borç ve güvenlik devletini Türkiye’deki tabiyet ilişkisinin yeni biçimini anlamak için başarılı bir biçimde kullanan çalışma; yurttaşın hem borçlu hem de potansiyel tehdit olarak nasıl kurulduğunu, bu iki dispositifin pratik işleyişi ile açıklıyor.

Siyasal bir kategori olarak yurttaşın yerine siyasal taleplerinden çekilip çıkarılan borçlu insanın güvensizlik içindeki yeni tabi konumunu anlamak için bir anahtar sunuyor.

2000’li yılların iki ana eğilimini, finansallaşma ve güvenlik devletini tabiyet ilişkilerini kuran iki yönetim tertibatı olarak konumlandıran kitap okurunu her biri kendi başına önemli iki litaratürle buluşturmakla kalmıyor; yeni yönetim formunun yarattığı yeni öznellik biçimlerinin pratikte nasıl ortaya çıktığını tartışarak politik bir mücadele eksenine de işaret ediyor.

  • Künye: Hasan Kılıç – Devlet ve Borçla Yönetmek, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2024

Kolektif – İktisadi Hayatın Sosyolojisi (2024)

‘İktisadi Hayatın Sosyolojisi’, iktisadi eylemlerin sosyal bağlamla nasıl iç içe geçtiğini ve iktisadi süreçlerin toplumsal yapılarla nasıl şekillendiğini anlamaya yönelik derinlemesine bir keşif sunuyor.

Mark Granovetter ve Richard Swedberg’in derlediği bu eser, iktisat ve sosyoloji disiplinlerini harmanlayarak, bireylerin ve kurumların iktisadi kararlarını belirleyen sosyal ağları, normları ve tarihsel bağlamları inceliyor.

Kitap, Granovetter’in Gömülülük Teorisi ve sosyal ağlar üzerine çığır açıcı fikirleriyle, iktisadi davranışların bireysel değil, toplumsal dinamiklerle nasıl biçimlendiğini gözler önüne seriyor.

Ayrıca Pierre Bourdieu, Karl Polanyi ve Viviana Zelizer gibi iktisat sosyolojisinin literatürünü oluşturan pek çok ismin makalelerini içeriyor.

  • Künye: Kolektif – İktisadi Hayatın Sosyolojisi, derleyen: Mark Granovetter, Richard Swedberg, çeviri: Kolektif, Alfa Yayınları, sosyoloji, 824 sayfa, 2024