Ekrem Kızıltaş – Herkesin Hocası Erbakan (2011)

  • HERKESİN HOCASI ERBAKAN, Ekrem Kızıltaş, Hayat Yayınları, biyografi, 576 sayfa

 

Ekrem Kızıltaş ‘Herkesin Hocası Erbakan’da, 27 Şubat 2011’de hayata veda eden Necmettin Erbakan’ın biyografisini kaleme getiriyor. Kronolojik bir sırayla oluşturulan çalışma, Erbakan’ın hayatının evrelerini, karşılaştığı olayları, siyaset yaşamının önemli aşamalarını ve kritik zamanlarda verdiği kararları anlatıyor. Kitap, Erbakan’ı yalnızca bir siyaset adamı olarak değil, aynı zamanda onun fazla bilinmeyen, buluşlar yapan bir mühendis, bir aksiyoner, bir fikir adamı ve inançlı bir Müslüman yönlerini de aydınlatıyor. Necmettin Erbakan’ın hayatı ve mücadelesini merkeze alan kitap, Türkiye’nin son 40 yılının bir panoramasını da çiziyor.

Ergun Hiçyılmaz – Avrat Pazarından Hareme (2011)

  • AVRAT PAZARINDAN HAREME, Ergun Hiçyılmaz, Destek Yayınları, tarih, 352 sayfa

 

Ergun Hiçyılmaz ‘Avrat Pazarından Hareme’ isimli elimizdeki kitabında, Osmanlı tarihindeki mahrem olayların izini sürüyor. Osmanlı’da esir ticareti, meşhur “Avrat Pazarı”, haremdeki cariyelerin padişaha sunulma biçimleri, üç kere cariyelerle evlenen Hacı Arif Bey, Yıldırım Bayezid’in yıldırım aşkı Marya Olivera, 2. Murad’a hediye edilen Mara Sermin Hatun, devlete borç veren padişah kadını, son hadım Tahsin Nejat Bey, padişahların kuvvet macunları, saray kaçamakları ve Ahmet Mithat Efendi ile Fitnat Hanım’ın aşkı, kitapta yer alan konulardan birkaçı. Kitap özellikle, Osmanlı devletinin yatak odası kapısını aralamak isteyenlere hitap ediyor.

Ferhat Ünlü – Kötü Roman (2011)

  • KÖTÜ ROMAN, Ferhat Ünlü, Turkuvaz Kitap, roman, 399 sayfa

Ferhat Ünlü, son kitabı ‘Kötü Roman’da, eşini kaybeden baş kahramanının, acımasızca dünyayı yeni baştan dizayn etme çabalarını hikâye ediyor. Zengin bir babanın mirasyedi çocuğu olan Barbaros, karısını bir uçak kazasında kaybeder. Bu olayın kendisinde yarattığı acıdan kaynaklı olarak intihar etmeyi düşünen Barbaros, son anda bu kararından vazgeçer. Fakat bu yeni aşama, onu daha iyi bir karakter haline getirmez. Bilakis o, dünyaya bambaşka, kötücül gözlerle bakmaya başlayacaktır. Kendisine, özgün bir ulus yaratmak gibi hastalıklı bir hedef belirleyen Barbaros, bu amaçla masum insanları katledecek terör eylemleri düzenleyecektir.

Nusret Senem – Fethullah ve Susurluk (2011)

  • FETHULLAH VE SUSURLUK, Nusret Senem, Kaynak Yayınları, siyaset, 612 sayfa

 

İşçi Partisi Sekreteri olarak Mart 2008’de Ergenekon davası kapsamında gözaltına alınan Nusret Senem, halen bu davadan tutuklu yargılanıyor. Senem ‘Fethullah ve Susurluk’ta, Fethullah Gülen hareketini; Emniyet, Jandarma, Genelkurmay ve MİT gibi kurumların bu harekete dair hazırladıkları raporlar üzerinden inceliyor. Kitabın temel tezi, Susurluk olayları ile ABD, CIA, NATO, Fethullah Gülen cemaati ve Ergenekon davası arasında belirgin bir ilişki olduğu şeklinde özetlenebilir. Kitabına, Gülen hareketine dair adı geçen kurumların hazırladığı raporları ele alarak başlayan Senem, Susurluk’tan sonra yaşananlara ve Ergenekon davasına uzanıyor.

Güney Gönenç – Karanlık Zamanların Şarkısı (2011)

  • KARANLIK ZAMANLARIN ŞARKISI, Güney Gönenç, Yeni Umut Yayınları, anı, 127 sayfa

 

Üniversite yılları boyunca muhalif tavrından taviz vermeyen Güney Gönenç ‘Karanlık Zamanların Şarkısı’nda, Türkiye üniversitelerinin 1940’lı 50’li yıllarına dair anılarını kaleme getiriyor. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, o dönemde bilim dünyasının içine hapsedilmek istendiği karanlık çukur, Gönenç’in anlatımının merkezini oluşturuyor. Gönenç, bir yandan Almanya’daki faşizmin karanlığından kaçıp Türkiye’ye sığınan, ama bir süre sonra sığındıkları ülkenin karanlık güçlerince geri püskürtülen Alman bilim adamlarını, öte yandan onlarla aynı dönemde üniversiteden uzaklaştırılan Türkiye’den bilim insanlarının hikâyesini anlatıyor.

Adalet Ağaoğlu – Çağımızın Tellâlı (2011)

  • ÇAĞIMIZIN TELLÂLI, Adalet Ağaoğlu, İş Kültür Yayınları, oyun, 301 sayfa

 

Adalet Ağaoğlu, Cumhuriyet dönemi edebiyatının en önemli modern klasiklerinden biri. Yazarın radyo ve sahne oyunlarını romanları, öykü, deneme kitapları ve günlükleri izledi. Elimizdeki kitapta da, Ağaoğlu’nun 1952-1971 yılları arasında yazdığı ‘İki Kişi Arasında’, ‘Vakitsiz Misafir’, ‘Yaşamak’, ‘Evimizin Saatleri’, ‘Karabataklar’ ve ‘Köpeğin Ölümü’ adlı radyo oyunları ile ‘Gitme Kal’ isimli bir radyo skeci yer alıyor. Bilindiği gibi, bir dönemin en önemli yayım aracı olan radyoda, arka plandaki ses efektlerinden yararlanılarak bazı tiyatro oyunları sunuluyordu. Zamanında oldukça ilgi çeken bu oyunlar, dinleyicilerin tiyatro beğenisinin gelişmesine önemli katkıda bulunmuştu. Kitapta, Ağaoğlu’nun ilk kez bir araya getirilen bu oyunlarının yanı sıra, yazarın “Radyo Günleri”ni anlattığı bir yazısı da yer alıyor.

Joel Rose – En Karanlık Kuş (2011)

  • EN KARANLIK KUŞ, Joel Rose, çeviren: Sevinç Kayır, İthaki Yayınları, roman, 488 sayfa

 

Joel Rose imzalı ‘En Karanlık Kuş’, ünlü şair ve yazar Edgar Allan Poe’yu hikâyenin en kritik karakteri olarak kurgulayan bir tarihi polisiye. Roman, New York’ta, Marry isminde bir kadına ait cesedin bulunmasıyla açılır. 1841’de işlenen bu cinayeti çözmesi için görevlendirilen kişi de, başarılı çalışmaları neticesinde emniyet müdürlüğüyle taltif edilen Jacob Hays’tir. Hays, katilin izini sürerken, beklenmedik duraklara uğrar. Onun önemli uğraklarından biri, şehrin en karanlık, suça batmış bölgesidir. Hays’in yolu burada, ünlü ozan Edgar Allan Poe’yla kesişir. Emniyet Müdürü, Mary’nin azılı katilinin izine ulaşmak amacıyla, Poe’nun şiirlerindeki ipuçlarını yakalamaya çalışır. Fakat çok geçmeden Hays, şairin kendisinden şüphelenmeye başlar. Umutsuz romantik şair, bu acımasız cinayetin en öne çıkan şüphelisidir.

Kâmuran Şipal – Demir Köprü (2011)

  • DEMİR KÖPRÜ, Kâmuran Şipal, Yapı Kredi Yayınları, roman, 106 sayfa

 

Hatırlanacağı gibi Kâmuran Şipal, ‘Sırrımsın Sırdaşımsın’ adlı romanıyla 2011 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanmıştı. Yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan ‘Demir Köprü’ ise, Şipal’ın 1998’de yayımlanan ilk romanı. Roman, doğup büyüdüğü kente yıllar sonra dönen bir adamın, uçak yolculuğu esnasında çocukluğuna doğru yaptığı bir yolculuk üzerine kurulu. Kahramanımız, uzun yıllardır yüreğinin derinliklerine gömdüğü çocukluğuna, belleğini zorlayarak ulaşmaya çalışırken, bir anlamda geçmişi ve şimdisiyle de hesaplaşacaktır. Hikâyenin merkezinde de, dokunaklı bir anne-oğul ilişkisi vardır. Bu ilişki, aradan geçen uzun zamana rağmen, eksikliğini her daim hissettirmektedir. Şipal’in, karakterinin bu trajik yolculuğunu, kendine has yoğun ve etkileyici üslubuyla kaleme getirmesi, kitabı ayrıca ilgi çekici kılıyor.

Serdar Şahinkaya – Mutfaktan Sofraya (2011)

  • MUTFAKTAN SOFRAYA, Serdar Şahinkaya, İmge Yayınları, yemek, 176 sayfa

 

Serdar Şahinkaya ‘Mutfaktan Sofraya’ adlı elimizdeki kitabında, klasik yemek tariflerini vermek yerine, hayattan zevk almanın özgün bir biçimi olarak yemek yapmayı anlatıyor. Şahinkaya’nın yemek üzerine yazıları, yemek yapmanın aslında eğlenceli, heyecanlı, huzurlu ve dinlendirici bir etkinlik olduğunu gösteriyor. Yazarın, çocukluğunun geçtiği İzmir’de şeker bayramlarındaki baklava imecesini anlatarak başladığı kitabı, Türkiye’nin bazı bölgelerindeki lezzetlerin de izini sürüyor. Şahinkaya bunun yanı sıra, çiftlik çipurası, İzmir usülü enginar dolması, kurutulmuş biber dolması, limon kabuğu rendeli dil tavası, bardak tatlısı ve asma yaprağında sardalye gibi bazı ilgi çekici yemek tarifleri de veriyor. Kitap, yemek yapma meraklıları için olduğu kadar, sofra muhabbetini sevenlerin de ilgisini çekebilecek nitelikte.

Friedrich Schiller – Hayaletgören (2011)

  • HAYALETGÖREN, Friedrich  Schiller, çeviren: Bilge Uğurlar ve Türkis Noyan, Can Yayınları, roman, 142 sayfa

 

Ünlü Alman oyun yazarı ve şair Friedrich Schiller’in tek roman denemesi olan ‘Hayaletgören’, Venedik’te bir Alman prensinin yaşadığı sıradışı olaylara dayanır. İçine kapanık ve melankolik bir insan olan prens, ülkesinden ayrılarak, kimsenin kendisini tanımadığı Venedik’e gelir. Fakat bu şehir, kısa bir süre sonra prensi baştan çıkaracak; onu gizemli olayların içine çekecektir. Artık prensin sessiz sakin bir hayat yaşaması mümkün değildir. Schiller’in, okültizm, spiritizma, ruh çağırma motifleriyle zenginleştirdiği romanı, kendisinden sonraki yazarlar tarafından edebiyat sahnesine sıklıkla taşınmasıyla, öncü bir eser olarak kabul ediliyor.