Oder Alizade – Hunların Dünyası (2025)

Hunlar çoğunlukla savaşçı kimlikleriyle anılıyor, fakat bu kitap onların tarih sahnesindeki rolünü çok daha geniş bir çerçevede ele alıyor. Dr. Oder Alizade, Hunların sadece askerî güçleriyle değil, bölgesel siyaseti, dinî dönüşümleri ve kültürel etkileşimleri nasıl şekillendirdiğini titiz bir incelemeyle ortaya koyuyor.

Çalışma, V. yüzyıl Armenia müverrihlerinin Grabarca metinlerinde geçen Hun anlatılarını çözümleyerek Güney Kafkasya tarihine yeni bir bakış getiriyor. Hunlar, bu bağlamda Sasanilerle karşı karşıya gelen, Armenia’daki ayaklanmalarda hem müttefik hem de rakip olarak görünen bir güç olarak öne çıkıyor. Hazar’ın doğusu ve batısında farklı siyasi yapılarla varlık gösteren Hunlar, Güney Kafkasya’daki askerî ve siyasî dengelerin seyrini belirleyen kilit aktörler arasında yer alıyor.

Alizade’nin eseri yalnızca bir kaynak derlemesi değil, eleştirel tarih yazımı ve disiplinlerarası perspektifi buluşturan özgün bir araştırma niteliği taşıyor. Klasik anlatıların ötesine geçen metodoloji, Hun tarihine ilişkin yerleşik kabulleri sorguluyor ve yeni bir yorum alanı açıyor.

Bu çalışma, erken dönem Türk tarihi araştırmacılarından Kafkasya çalışmalarına ilgi duyanlara, dil ve din etkileşimlerini inceleyen akademisyenlerden farklı disiplinlerden okurlara kadar geniş bir kesime hitap ediyor. Hunların dünyasına dair derinlikli bir yolculuk arayan herkes için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Oder Alizade – Hunların Dünyası: 5. Yüzyıl Armenia Müverrihlerinin Anlatımında, Kabalcı Yayınları, tarih, 390 sayfa, 2025

Robert M. Sapolsky – Bir Primatın Anıları (2025)

Robert M. Sapolsky, yıllarını Afrika savanlarında babunlarla geçiren bir primatolog olarak hem bilimin hem de yaşamın sınırlarında bir yolculuğa çıkıyor. ‘Bir Primatın Anıları: Bir Sinir Bilimcinin Babunlar Arasındaki Sıra Dışı Yaşamı’ (‘A Primate’s Memoir: Love, Death and Baboons’), sadece bir anı değil, insan doğasına ve hayvan davranışlarına dair derin bir keşif niteliği taşıyor. Sapolsky, genç yaşta gittiği Kenya’da, babunların sosyal yapısını incelemeye başlıyor. Onları izlerken, hiyerarşilerin, ittifakların ve çatışmaların aslında insan toplumlarıyla ne kadar benzer olduğunu fark ediyor.

Arazi koşullarında geçen yıllar boyunca hem zorluklar hem de unutulmaz anılar biriktiriyor. Babunların gündelik yaşamındaki agresyon, rekabet ve beklenmedik şefkat, yazarın insan psikolojisine dair düşüncelerini şekillendiriyor. Sapolsky, aynı zamanda kendi varoluşunu sorguluyor; bilimsel gözlem ile duygusal bağlar arasında gidip geliyor. Afrika’da geçen bu yıllar, ona sadece hayvan davranışlarını değil, savaş, yoksulluk ve kültürel farklılıklar gibi sert gerçekleri de gösteriyor.

Kitap, mizah ve içtenlikle harmanlanmış bir dil kullanıyor. Sapolsky, bilimsel bir çalışmanın soğukluğundan uzaklaşıp hayatın karmaşıklığını hem trajik hem de komik yönleriyle anlatıyor. Babunlar üzerinden insan doğasını anlamaya çalışırken, okura da kendi davranışlarımızın kökenine dair güçlü bir mercek sunuyor. Kitap, bilimin merakıyla kişisel deneyimi birleştiren hem düşündüren hem de eğlendiren bir anlatı olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Robert M. Sapolsky – Bir Primatın Anıları: Bir Sinir Bilimcinin Babunlar Arasındaki Sıra Dışı Yaşamı, çeviren: Gökçe İnan Yağlı, Pegasus Yayınları, bilim, 408 sayfa, 2025

Aristoteles – Oluş ve Bozuluş Üzerine (2025)

Aristoteles’in bu eseri, doğa felsefesinin temel sorularına yöneliyor ve evrendeki değişimin nasıl mümkün olduğunu araştırıyor. ‘Oluş ve Bozuluş Üzerine’ (‘Περὶ γενέσεως καὶ φθορᾶς’), özellikle oluş (bir şeyin ortaya çıkması) ve bozuluşun (bir şeyin ortadan kalkması) doğasını, bunların hangi koşullarda gerçekleştiğini ve evrenin işleyişi içindeki yerini tartışıyor.

Aristoteles, değişimin üç ana türünden söz ediyor: niteliksel değişim (bir şeyin renginin, sıcaklığının ya da tadının değişmesi), niceliksel değişim (artma ya da azalma) ve yer değiştirme (hareket). Bunların dışında oluş ve bozuluş, yani bir varlığın bütünüyle ortaya çıkması veya yok olması, daha köklü bir değişim biçimi olarak ele alınıyor. Ona göre bu süreçler, evrendeki dört temel unsurun –toprak, su, hava ve ateş– etkileşimiyle gerçekleşiyor. Unsurların belirli oranlarda dönüşmesi yeni varlıkları ortaya çıkarıyor, bozulmaları ise varlıkların yok oluşuna yol açıyor.

Aristoteles, “hiçten varlık olmaz” düşüncesini reddetmiyor ama bunu sınırlı bir çerçevede ele alıyor. Ona göre mutlak anlamda yoktan varlık ortaya çıkmıyor; bunun yerine, zaten var olan unsurlar farklı şekillerde birleşerek yeni şeyler oluşturuyor. Aynı şekilde bir şey bütünüyle yok olmuyor, yalnızca başka bir şeye dönüşüyor. Bu anlayış, doğadaki sürekli döngüyü açıklamak için temel bir anahtar sunuyor.

Eserde ayrıca atomcu filozofların görüşleriyle de hesaplaşılıyor. Aristoteles, Demokritos ve Leukippos’un “bölünmez atomlar” fikrine karşı çıkarak, doğadaki değişimi atomların hareketiyle değil, niteliklerin ve unsurların dönüşümüyle açıklıyor. Böylece değişim, hem sürekli hem de düzenli bir süreç olarak kavranıyor.

Bu eser, Aristoteles’in doğa anlayışında merkezî bir yere sahip olup, hem Orta Çağ hem de Yeni Çağ düşünürleri için doğanın düzeni ve değişimin yasaları üzerine yapılan tartışmalara yön vermiştir.

  • Künye: Aristoteles – Oluş ve Bozuluş Üzerine, çeviren: Furkan Akderin, Say Yayınları, felsefe, 96 sayfa, 2025

Reyhan Körpe – Tanıklarının Gözünden Troya Savaşı (2025)

Reyhan Körpe’nin kaleme aldığı bu eser, Troya efsanesinin ardındaki gerçek savaşı gün yüzüne çıkarıyor. Antik dünyanın iki önemli kaynağı olan Giritli Dictys Cretensis ve Troyalı Dares Phrygius’un aktardıkları metinler, yüzyıllar boyunca en güvenilir tanıklıklar olarak kabul edilmişti. Körpe, bu metinleri Türk okuyucusuyla ilk kez buluşturarak Troya Savaşı’nı yalnızca mitlerden ibaret bir öykü olmaktan çıkarıp, insanlık tarihinin en dramatik ve somut olaylarından biri olarak ele alıyor.

Eserde kahramanlık, diplomasi, strateji ve ihanet gibi unsurlar iç içe geçiyor. Körpe, savaşın perde arkasındaki gerçeklere ışık tutarken Akhilleus’un nasıl öldüğüne, Troya’nın düşüşünü hızlandıran ihanetlere ve destanların arkasında kalan insani boyutlara dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, Troya anlatılarını sadece mitolojik kahramanlık öyküleri değil, aynı zamanda toplumsal ve tarihsel bir dram olarak değerlendirme imkânı sunuyor.

Kitap, akademik bir titizlikle hazırlanmasına rağmen akıcı ve sürükleyici bir dil kullanıyor. Böylece yalnızca uzmanların değil, konuya ilgi duyan her okurun rahatlıkla takip edebileceği bir anlatı ortaya çıkıyor. Reyhan Körpe’nin çalışması, Troya Savaşı’nın ardındaki hakikati arayanlar için sarsıcı ve ikna edici bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

  • Künye: Reyhan Körpe – Tanıklarının Gözünden Troya Savaşı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 303 sayfa, 2025

Tom Holland – Hanedan (2025)

Tom Holland’ın bu kitabı, Roma İmparatorluğu’nun en kritik dönemlerinden birini anlatıyor. ‘Hanedan: Caesar Hanesi’nin Yükselişi ve Çöküşü’ (‘Dynasty: The Rise and Fall of the House of Caesar’), Jül Sezar’dan başlayarak Augustus, Tiberius, Caligula, Claudius ve Nero’ya uzanan Julio-Claudian hanedanının hikâyesini merkezine alıyor. Bu hanedan, Roma’yı bir cumhuriyetten güçlü bir imparatorluğa dönüştüren ve aynı zamanda çöküşün tohumlarını eken bir soy olarak tasvir ediliyor. Holland, siyasi entrikalar, aile içi çekişmeler ve kanlı iktidar mücadeleleri üzerinden Roma’nın dönüşümünü aktarıyor.

Kitapta Augustus’un iktidarı sağlamlaştırmak için geliştirdiği sistemler, Tiberius’un kuşkucu yönetimi, Caligula’nın şiddet ve delilikle anılan dönemi, Claudius’un şaşırtıcı biçimde başarılı sayılabilecek hükümdarlığı ve Nero’nun sanata düşkün ama yıkıcı karakteri ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Holland, bu kişilerin yalnızca bireysel zaaflarını değil, Roma toplumunun değerlerini, korkularını ve beklentilerini de gözler önüne seriyor. Böylece Julio-Claudian hanedanının hem Roma’nın kudretinin zirvesini hem de istikrarsızlığını temsil ettiği ortaya çıkıyor.

Anlatı boyunca yazar, antik kaynaklardan yararlanarak dramatik bir üslup kuruyor; saray dedikodularını, senato entrikalarını ve halkın imparatorlarla kurduğu çelişkili ilişkileri canlandırıyor. Kitap yalnızca bir siyasi tarih değil, aynı zamanda Roma’nın toplumsal yapısını, dinini ve kültürel dönüşümünü de işliyor. Böylece hanedanın yükselişi ve çöküşü, imparatorluğun kaderiyle iç içe geçmiş bir öykü olarak sunuluyor.

  • Künye: Tom Holland – Hanedan: Caesar Hanesi’nin Yükselişi ve Çöküşü, çeviren: Yunus Emre Ceren, Kronik Kitap, tarih, 512 sayfa, 2025

Ebenezer Howard – Yarının Bahçe Kentleri (2025)

Ebenezer Howard’ın Garden bu ufuk açıcı eseri, modern şehircilik düşüncesinin en önemli dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. Howard, 19. yüzyılın sonlarında hızla büyüyen sanayi şehirlerinin yarattığı sorunlara karşı yeni bir toplumsal ve mekânsal düzen öneriyor. Kentlerin kalabalık, kirli ve sağlıksız yapısına karşı, kırın doğallığını ve ferahlığını şehirlere taşıma fikrini ortaya atıyor. Bu yaklaşım, “bahçe-şehir” modelinin temelini oluşturuyor.

Howard’ın önerisi, nüfusun yoğunlaştığı metropollere alternatif olarak çevresi tarım arazileriyle çevrili, belirli bir nüfus sınırına sahip planlı şehirler yaratmak üzerine kurulu. Bu şehirler hem modern kentlerin ekonomik ve kültürel olanaklarını sunuyor hem de doğayla bütünleşmiş yaşam alanları sağlıyor. Bahçe-şehirlerde yeşil alanlar, sosyal kurumlar, toplu taşımaya dayalı ulaşım sistemleri ve işlevsel planlama öne çıkıyor. Böylece şehirler yalnızca barınma alanı değil, aynı zamanda toplumun ortak refahını destekleyen mekânlar haline geliyor.

Howard’ın vizyonu sadece mimari ya da şehircilik alanıyla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda sosyal reform niteliği taşıyor. Ona göre bu şehirler, bireylerin sağlıklı ve dengeli yaşam sürmesine, sınıfsal ayrımların azalmasına ve ekonomik fırsatların daha adil paylaşılmasına katkı sağlıyor. Bu bakış açısı, sosyal ütopya ile pratik planlamanın kesişiminde yeni bir kent modeli öneriyor.

‘Yarının Bahçe Kentleri’nde (‘Garden Cities of To-morrow’) geliştirilen fikirler, 20. yüzyıl boyunca şehircilik politikalarını derinden etkiliyor. İngiltere’de Letchworth ve Welwyn gibi bahçe-şehirler bu modelle kuruluyor ve tüm dünyada modern planlı şehirlerin esin kaynağı oluyor. Howard’ın düşüncesi, günümüzde sürdürülebilirlik, ekolojik denge ve toplumsal uyum tartışmalarında hâlâ geçerliliğini koruyor.

  • Künye: Ebenezer Howard – Yarının Bahçe Kentleri, çeviren: Selin Tosun, Arketon Yayıncılık, mimari, 156 sayfa, 2025

Zafer Toprak – Türkiye’de Popülizm, 1908-1923 (2025)

Zafer Toprak’ın kaleme aldığı ‘Türkiye’de Popülizm, 1908-1923’ adlı eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ortaya çıkan halkçılık düşüncesinin kökenlerini ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecine uzanan entelektüel mirasını inceliyor. Kitap, II. Meşrutiyet’in yalnızca bir anayasal düzen değişikliği değil, aynı zamanda Osmanlı için bir tür “aydınlanma çağı” anlamına geldiğini ortaya koyuyor. Bu dönemde, 19. yüzyıl pozitivizmi ve özellikle III. Cumhuriyet Fransası’nın solidarist toplum anlayışı, Osmanlı aydınları üzerinde derin etkiler bırakıyor ve imparatorluğun çağdaşlaşma modeline yön veriyor.

Eserde ayrıca, Rusya’daki “halka doğru” hareketinin Osmanlı üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor. 19. yüzyılın ikinci yarısında Rus entelijansiyasının halkla bütünleşme arayışı, nihilizmden popülizme ve ardından Marksizme evrilen bir düşünsel rota izliyor. Bu deneyim, Batı dışındaki birçok ülke gibi Osmanlı için de ilham kaynağı oluyor. Özellikle Yusuf Akçura ve çevresinin çabalarıyla, Rusya’dan göç eden aydınların etkisiyle halkçılık düşüncesi Osmanlı entelektüel gündemine taşınıyor.

Toprak, halkçılığın yalnızca bir ideoloji değil, aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte toplumsal yapının yeniden şekillenmesinde belirleyici bir unsur olduğunu vurguluyor. Osmanlı popülizmi, ulus-devlet inşasının temelini oluşturuyor ve Cumhuriyet’in siyasal, toplumsal düzenine yön veren ana damar haline geliyor.

Sonuç olarak eser, II. Meşrutiyet ile Cumhuriyet arasındaki dönemi geniş bir perspektifle değerlendirerek, modern Türkiye’nin düşünsel temellerine ışık tutuyor ve popülizmin bu süreçteki merkezi rolünü görünür kılıyor.

  • Künye: Zafer Toprak – Türkiye’de Popülizm, 1908-1923, İş Kültür Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2025

Heather Heying, Bret Weinstein – Bir Avcı-Toplayıcının 21. Yüzyıl Rehberi (2025)

Heather Heying ve Bret Weinstein’ın bu kitabı, insanlığın evrimsel geçmişiyle modern dünyanın yarattığı çelişkileri ele alıyor. Yazarlar, avcı-toplayıcı olarak şekillenmiş biyolojimizin günümüz yaşam tarzıyla uyumsuzluklarını açıklıyor. ‘Bir Avcı-Toplayıcının 21. Yüzyıl Rehberi: Evrim ve Modern Yaşamın Zorlukları’ (‘A Hunter-Gatherer’s Guide to the 21st Century: Evolution and the Challenges of Modern Life’), beslenme, uyku, aile ilişkileri, cinsiyet rolleri, eğitim, teknoloji ve toplumsal düzen gibi temel alanlarda bu uyumsuzlukların nasıl ortaya çıktığını örneklerle tartışıyor.

Heying ve Weinstein, modern toplumda karşılaştığımız birçok sağlık ve davranış sorununu evrimsel bağlamda yorumluyor. Örneğin, işlenmiş gıdaların yaygınlığı, hareketsiz yaşam biçimi veya yapay ışıklarla bozulan uyku düzeni, binlerce yıl boyunca şekillenmiş biyolojik sistemimizle çelişiyor. Yazarlar, bu uyumsuzlukların bireysel ve toplumsal düzeyde kaygı, depresyon, obezite gibi sonuçlara yol açtığını vurguluyor.

Kitap, çözüm önerilerini de gündeme getiriyor. Evrimsel geçmişimizden öğrenerek, daha doğal beslenme alışkanlıkları edinmek, hareketi günlük yaşama katmak, anlamlı topluluk bağlarını sürdürmek ve doğayla yeniden ilişki kurmak gibi yollar öneriliyor. Yazarlar, modern dünyanın imkânlarını reddetmeden, biyolojik kökenlerimizle uyumlu bir yaşam inşa etmenin mümkün olduğunu savunuyor.

Sonuçta eser, çağımızın sorunlarını yalnızca kültürel veya teknolojik gelişmeler üzerinden değil, evrimsel bir perspektifle kavrayarak, modern hayatın karmaşasında yön bulmaya çalışan okuyucuya pratik ve düşünsel bir rehber sunuyor.

  • Künye: Heather Heying, Bret Weinstein – Bir Avcı-Toplayıcının 21. Yüzyıl Rehberi: Evrim ve Modern Yaşamın Zorlukları, çeviren: Gökçe İnan Yağlı, Pegasus Yayınları, psikoloji, 368 sayfa, 2025

Robert Lyall – Rusya’ya Yolculuk (2025)

Robert Lyall’ın ilk kez 1825 yılında yayımlanan bu kitabı, yazarın Rus İmparatorluğu’nun az bilinen güney bölgelerine yaptığı kapsamlı seyahatin zengin ve detaylı bir kaydı olarak öne çıkıyor. ‘Rusya’ya Yolculuk: Kırım, Kafkasya ve Gürcistan’ (‘Travels in Russia, the Krimea, the Caucasus, and Georgia’), sadece bir gezginin notlarından ibaret değil, aynı zamanda 19. yüzyılın başlarındaki bu toprakların siyasi, sosyal ve kültürel yapısına ışık tutan değerli bir belge niteliği taşıyor.

Lyall, gezisi boyunca bir doktor ve gözlemci titizliğiyle notlar alarak, Kırım’ın Akmescit (Simferopol) ve Sivastopol gibi önemli şehirlerinden Kafkasya’nın dağlık bölgelerine ve Gürcistan’ın tarihi Tiflis kentine kadar geniş bir coğrafyayı dolaşıyor. Kitap, bu bölgelerin zorlu ve bir o kadar da etkileyici coğrafi yapısını tasvir ediyor. Nehirler, dağlar, ormanlar ve iklim koşulları hakkında ayrıntılı bilgiler sunuyor. Ancak eserin en güçlü yönü, yazarın bölgedeki etnik çeşitliliği ve insan manzaralarını anlatış biçimi oluyor.

Lyall, Gürcülerin, Ermenilerin, Tatarların ve diğer Kafkasya halklarının geleneklerini, yaşam tarzlarını, kıyafetlerini ve dini inançlarını canlı bir dille aktarıyor. Rus İmparatorluğu’nun bu bölgelerdeki politikalarını, askeri varlığını ve yerel halklarla kurduğu ilişkileri de yakından inceliyor. Rus idaresinin getirdiği değişiklikler ve bu değişikliklere karşı yerel direnişler, kitabın önemli temaları arasında yer alıyor. Eser, Rusya’nın güneye doğru genişleme stratejisini ve bu stratejinin bölgenin dinamiklerini nasıl değiştirdiğini gözler önüne seriyor.

‘Rusya’ya Yolculuk’, yalnızca bir seyahatname olmakla kalmıyor, aynı zamanda erken dönem etnografları için de bir başvuru kaynağı oluyor. Lyall’ın nesnel ve detaylı gözlemleri, bugün Kafkasya ve Kırım tarihi üzerine çalışan araştırmacılar için paha biçilmez bir kaynak sunuyor. Kitap, 19. yüzyılın o karmaşık ve hareketli dönemine ait bir fotoğraf çekerek, okuyucuya bu uzak diyarların geçmişine dair derin bir bakış açısı sunuyor. Bu yönüyle, Lyall’ın eseri, günümüzdeki siyasi tartışmaları ve kültürel çatışmaları anlamak için de önemli bir arka plan oluşturuyor.

  • Künye: Robert Lyall – Rusya’ya Yolculuk: Kırım, Kafkasya ve Gürcistan, çeviren: Füsun Doruker, Albaraka Yayınları, seyahatname, 376 sayfa, 2025

David Robson – Beklenti Etkisi (2025)

David Robson’un bu kitabı, zihnimizin beklentilerinin bedenimizi, algılarımızı ve yaşam deneyimimizi nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. Robson, nörobilim, psikoloji ve tıp alanındaki araştırmaları bir araya getirerek düşünce gücünün somut biyolojik etkilerini ortaya koyuyor. ‘Beklenti Etkisi: Düşünce Biçimimiz Zihnimizi Nasıl Değiştirir?’ (‘The Expectation Effect’), beklentilerin sadece ruh halimizi değil, bağışıklık sistemimizi, dayanıklılığımızı, performansımızı ve hatta yaşlanma sürecimizi bile etkileyebildiğini gösteriyor. Yazar, placebo ve nocebo etkileri üzerinden beynin beklentilerle bedensel tepkiler arasında kurduğu güçlü bağı açıklıyor.

Robson, bu etkinin olumsuz yönlerine de dikkat çekiyor. Negatif beklentiler, kişilerin sağlık sorunlarını ağırlaştırabiliyor veya başarı potansiyelini sınırlayabiliyor. Kitapta, bu olumsuz döngüleri kırmak için algı yönetimi, olumlu çerçeveleme ve bilinçli düşünce yeniden yapılandırma gibi yöntemler öneriliyor. Yazar, örnekler üzerinden, insanların kendi hayatlarında küçük beklenti değişiklikleri yaparak büyük sonuçlar elde edebileceğini gösteriyor.

Eserde, spor performansından beslenmeye, uykudan ağrı algısına kadar geniş bir yelpazede beklentinin etkileri inceleniyor. Robson, bilimsel kanıtlarla desteklediği anlatımı sayesinde okuyucuya yalnızca teorik bilgi değil, uygulanabilir stratejiler de sunuyor. Sonuçta kitap, zihnimizdeki beklentilerin farkına varmanın ve onları bilinçli olarak şekillendirmenin, yaşam kalitesini köklü biçimde değiştirebilecek güçlü bir araç olduğunu vurguluyor.

  • Künye: David Robson – Beklenti Etkisi: Düşünce Biçimimiz Zihnimizi Nasıl Değiştirir?, çeviren: Gökçe Çakmak, Domingo Kitap, psikoloji, 388 sayfa, 2025