Anthony Sattin – Göçebeler (2025)

‘Göçebeler’, 12.000 yıllık bir zaman diliminde göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihine olan etkilerini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Yazar, sadece coğrafi olarak yer değiştiren değil, aynı zamanda düşünce ve kültürleriyle de sürekli hareket halinde olan bu toplulukların hikayelerini anlatıyor.

Sattin, göçebe yaşam biçiminin sadece bir yaşam tarzı olmadığını, aynı zamanda bir dünya görüşü, bir düşünce sistemi olduğunu vurguluyor. Göçebe kavimlerin, imparatorluk sınırlarının ötesinde kendi krallıklarını ve imparatorluklarını kurduklarını, ticaret ağlarını genişlettiklerini ve hatta medeniyetlerin gelişimine önemli katkılarda bulunduklarını belirtiyor. Scythianlar, Xiongnu, Persler, Hunlar, Araplar, Moğollar, Mughal ve Osmanlılar gibi birçok göçebe kavmin tarihsel süreçteki etkilerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, göçebe yaşam biçiminin sadece coğrafi bir hareketlilik değil, aynı zamanda bir düşünce ve yaşam biçimi olduğunu vurguluyor. Sattin, göçebe kavimlerin tarih boyunca siyasi, ekonomik ve kültürel olarak nasıl önemli bir rol oynadığını ve modern dünyayı şekillendirmede nasıl etkili olduğunu gösteriyor.

Kitabın temel noktaları:

Göçebe yaşam biçiminin tarihsel süreci: 12.000 yıldır devam eden göçebe yaşamının insanlık tarihine olan etkileri.

Göçebe kavimlerin kültürel ve siyasi etkileri: Scythianlar, Xiongnu, Moğollar gibi kavimlerin dünya tarihine olan etkileri.

Göçebe yaşam biçiminin modern dünyaya etkisi: Göçebe kavramlarının günümüzdeki anlamı ve önemi.

Yerleşik yaşamla göçebe yaşam arasındaki ilişki: İki farklı yaşam biçiminin birbirini nasıl etkilediği ve şekillendirdiği.

Sonuç olarak, ‘Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler’ kitabı, göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihindeki yerini ve önemini gözler önüne seren kapsamlı bir çalışma. Kitap, sadece tarih meraklıları için değil, aynı zamanda antropoloji, sosyoloji ve kültür çalışmalarıyla ilgilenen herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Anthony Sattin – Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2025

Frédéric Lenoir – Bilgelik (2025)

Bu kitap, günümüz insanının giderek artan karmaşıklık ve belirsizlik içinde aradığı bilgelik kavramını derinlemesine inceliyor. Kitap, farklı kültürlerden ve dönemlerden bilge kişilerin ve filozofların düşüncelerini bir araya getirerek, bilgeliğin ne olduğu, nasıl elde edileceği ve modern dünyada nasıl uygulanabileceği sorularına cevap arıyor.

Kitapta Ele Alınan Başlıca Konular:

Bilgeliğin Tanımı: Lenoir, bilgeliği sadece bilgi birikimi olarak değil, aynı zamanda yaşam deneyimi, içsel huzur ve başkalarına karşı empati gibi çok boyutlu bir kavram olarak tanımlıyor.

Farklı Kültürlerde Bilgelik: Antik Yunan filozoflarından Doğu felsefesine, farklı kültürlerde bilgeliğin nasıl algılandığı ve ifade edildiği inceleniyor.

Modern Dünyada Bilgeliğe İhtiyaç: Günümüzün hızlı ve karmaşık yaşamında bilgeliğin neden daha da önemli hale geldiği ve modern insanın hangi zorluklarla karşılaştığı ele alınıyor.

Bilgeliğe Ulaşmanın Yolları: Meditasyon, felsefe, sanat, doğa ile iç içe olma gibi bilgeliğe ulaşmada kullanılan farklı yöntemler ve teknikler inceleniyor.

Bilgeliğin Günlük Hayatta Uygulamaları: Bilgeliği günlük hayata nasıl entegre edeceğimiz, daha iyi kararlar almak, daha mutlu ve anlamlı bir yaşam sürmek için bilgeliğin nasıl kullanılacağı gibi konulara değiniliyor.

Lenoir’ın amacı, okuyuculara bilgeliğin ne olduğu, nasıl elde edileceği ve günlük hayatta nasıl uygulanacağı konusunda kapsamlı bir rehber sunmak. Kitap, karmaşık dünyada kaybolmuş hisseden insanlara, iç huzur, anlam ve mutluluk arayışlarında yol göstermeyi amaçlıyor.

  • Künye: Frédéric Lenoir – Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik, çeviren: Yusuf Yıldırım, İş Kültür Yayınları, inceleme, 96 sayfa, 2025

Alain Corbin – Terra Incognita (2025)

Alain Corbin’in ‘Terra Incognita’ adlı eseri, 18. ve 19. yüzyıllarda insanların bilgi eksiklikleri ve yanlış inançları üzerine odaklanıyor.

Yazar, bu dönemlerde dünyanın pek çok bilinmeyen köşesinin olduğu ve insanların bu bilinmeyenlere karşı duydukları merak ve korkunun nasıl şekillendiğini inceliyor.

Corbin, o dönemde volkanlardan kutuplara, okyanusların derinliklerinden stratosfere kadar pek çok doğal fenomenin insanlar tarafından nasıl anlaşıldığını veya yanlış anlaşıldığını detaylı bir şekilde anlatıyor. Bu bölgeler hakkındaki bilgilerimizin sınırlı olması, insanların hayal güçlerini harekete geçirerek mitler, efsaneler ve korkular yaratmasına neden olmuş.

Kitap, cehaletin sadece bir eksiklik değil, aynı zamanda insanlık tarihinin ilerlemesinde önemli bir rol oynadığını savunuyor. Bilinmeyen korkusu, insanların keşfetme arzusunu körükleyerek bilimsel gelişmelere zemin hazırlamış. Corbin, bu dönemlerdeki cehaletin, günümüzdeki bilgi çağında bile hala karşımıza çıkan bazı tutum ve davranışların kökenlerini anlamamıza yardımcı olduğunu vurguluyor.

Kitabın temel noktaları:

Bilinmeyenin gücü: 18. ve 19. yüzyıllarda dünya hakkında bilinenlerin sınırlı olması, insanların hayal güçlerini harekete geçirdi ve mitolojik anlatılara yol açtı.

Keşiflerin etkisi: Yeni keşifler, insanların dünyayı anlama şekillerini kökten değiştirmiş ve eski inançları sorgulamalarına neden oldu.

Cehaletin bilimsel gelişime etkisi: Bilinmeyen korkusu, insanların yeni bilgiler edinme arzusunu artırarak bilimsel keşiflere öncülük etti.

Günümüzle bağlantı: Kitap, geçmişteki cehaletin izlerinin günümüzde de görülebileceğini ve bu durumun modern toplumları nasıl etkilediğini tartışıyor.

Sonuç olarak, ‘Terra Incognita’ sadece bir tarih kitabı değil, aynı zamanda insan doğası ve bilgi arayışımız hakkında derinlemesine düşünmemizi sağlayan bir eser. Corbin, cehaletin sadece olumsuz bir kavram olmadığını, aynı zamanda insanlık tarihinde ilerlemenin de önemli bir parçası olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Alain Corbin – Terra Incognita: On Sekizinci ve On Dokuzuncu Yüzyılda Cehaletin Tarihi, çeviren: Utku Özmakas, Kolektif Kitap, tarih, 216 sayfa, 2025

Claudia Hammond – Dinlenmek Bir Sanattır (2025)

Claudia Hammond’ın ‘Dinlenmek Bir Sanattır’, adlı kitabı, günümüzün yoğun ve stresli yaşamında dinlenmenin önemini vurgulayan bir eser. Kitap, dinlenmenin sadece uykuyla sınırlı olmadığını, zihni ve bedeni dinlendirerek yenilenmek için farklı yöntemler olduğunu vurguluyor.

Kitapta Neler Bulabilirsiniz?

Dinlenmenin Önemi: Hammond, dinlenmenin sağlığımız, mutluluğumuz ve verimliliğimiz için ne kadar önemli olduğunu bilimsel araştırmalara dayanarak açıklıyor. Yetersiz dinlenmenin fiziksel ve zihinsel sağlığımız üzerindeki olumsuz etkilerini detaylı bir şekilde ele alıyor.

Dinlenmenin Farklı Yönleri: Kitap, dinlenmenin sadece fiziksel dinlenme değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal dinlenme olduğunu vurguluyor. Meditasyon, yoga, doğada vakit geçirme gibi farklı dinlenme yöntemlerini ve bu yöntemlerin faydalarını inceler.

Modern Yaşamın Dinlenme Üzerindeki Etkileri: Hammond, modern yaşamın getirdiği stres, teknolojik bağımlılık ve sürekli erişilebilirlik gibi faktörlerin dinlenmemizi nasıl engellediğini ve bu durumun sonuçlarını tartışıyor.

Dinlenme Alışkanlıkları Geliştirmek: Kitapta, kişisel dinlenme alışkanlıkları geliştirmek için pratik öneriler ve stratejiler sunuluyor. Bu öneriler arasında, dijital detoks yapmak, mindfulness uygulamaları yapmak, hobilerle ilgilenmek ve yeterli uyku almak gibi yöntemler yer alıyor.

Dinlenmenin Bilimsel Temelleri: Hammond, dinlenmenin beyin sağlığı, bağışıklık sistemi ve genel sağlık üzerindeki etkilerini bilimsel araştırmalar ışığında değerlendiriyor. Neden dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu ve dinlenmenin vücudumuzu nasıl iyileştirdiğini açıklıyor.

Kitabın temel amacı, okuyuculara modern yaşamın koşuşturmasında dinlenmenin önemini hatırlatmak ve daha sağlıklı, mutlu ve verimli bir yaşam sürmeleri için pratik yöntemler sunmak. Hammond, dinlenmenin lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor ve okuyucuları kendi kişisel dinlenme rutinlerini oluşturmaya teşvik ediyor.

  • Künye: Claudia Hammond – Dinlenmek Bir Sanattır: Mükemmel Dinlenmenin On Kuralı, çeviren: İlker Sönmez, Sahi Kitap, psikoloji, 248 sayfa, 2025

François Debrix, Alexander D. Barder – Biyopolitikanın Ötesi (2025)

‘Biyopolitikanın Ötesi’ adlı kitap, 11 Eylül saldırılarından sonra şekillenen yeni dünya düzeninde şiddet, dehşet ve terörün biyopolitik anlayışın ötesine nasıl geçtiğini inceler. Başka bir deyişle korku ve dehşetin birer araç olmaktan çıkıp kendi başına amaç hâline geldiğini irdeliyor. François Debrix ve Alexander Barder, bu yeni düzende yaşamın ve ölümün, savaşın ve korkunun nasıl yeniden tanımlandığını ve geleneksel biyopolitiğin bu yeni gerçeklikleri açıklamada yetersiz kaldığını savunurlar.

Kitap, biyopolitiğin insan yaşamının yönetimi üzerine odaklanırken, bu yeni düzende şiddetin daha çok bedenlerin imhasına ve insanlığın yok edilmesine yönelik olduğunu vurgular. Yazarlar, bu durumu açıklamak için “dehşet”, “agonistik egemenlik” gibi kavramları kullanırlar.

  • 11 Eylül sonrası dünya düzeninde şiddetin doğası değişti.
  • Biyopolitika, bu yeni şiddet biçimini açıklamada yetersiz kalıyor.
  • Yeni düzende dehşet ve korku, siyasi bir araç olmaktan öte, bir amaç haline geldi.
  • İnsan yaşamının korunması yerine, insanlığın yok edilmesi hedefleniyor.

‘Biyopolitikanın Ötesi’ kitabı, uluslararası ilişkiler ve siyaset felsefesi alanında çalışanlar için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan şiddet ve terör üzerine yeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: François Debrix, Alexander D. Barder – Biyopolitikanın Ötesi: Dünya Siyasetinde Teori, Şiddet ve Dehşet, çeviren: Serap Güneş, Fol Kitap, siyaset, 272 sayfa, 2025

Lucien-Lévy Bruhl – Gelişmemiş Toplumlarda Zihinsel İşlevler (2025)

Lucien Lévy-Bruhl, ‘İlkel Toplumlarda Zihinsel İşlevler’ adlı çalışmasında, Batı’nın rasyonel düşünce sisteminden farklı olarak, ilkel toplumların üyelerinin “mistik zihin” dediğimiz farklı bir zihinsel yapıya sahip olduğunu öne sürüyor.

Bu görüşe göre, ilkel insanlar nesne ve olayları, Batılıların yaptığı gibi bağımsız olarak değil, mistik bir bütünlük içinde görürler.

Nedensellik ilişkileri de Batı’daki gibi doğrusal değil, sihir ve tabu gibi kavramlarla açıklanır.

Lévy-Bruhl’un bu görüşleri, döneminde büyük tartışmalara yol açmış ve günümüzde de geçerliliği sorgulanan bir konu olmuştur. Bazı bilim insanları, bu görüşün ilkel toplumlara yönelik önyargılı olduğunu savunurken, diğerleri kültürler arası farklılıkları anlamak için önemli bir adım olduğunu düşünmektedir.

Özetle, Lévy-Bruhl, çalışmasıyla Batı merkezli düşünceye meydan okuyarak, farklı kültürlerin zihinsel süreçlerinin de farklı olabileceğini göstermiştir. Ancak bu görüş, günümüzde de tartışılmaya devam ediyor.

  • Künye: Lucien-Lévy Bruhl – Gelişmemiş Toplumlarda Zihinsel İşlevler, çeviren: Ayşe Meral, Albaraka Yayınları, antropoloji, 416 sayfa, 2025

Güven Gürkan Öztan – Merkez’den “Uç”lara (2025)

‘Merkez’den “Uç”lara: Neoliberal Dönemde Sağ Siyaset” kitabı, 1983-2002 yılları arasında Türkiye’de sağ siyasetin 12 Eylül darbesinin yarattığı siyasal mimari içinde nasıl şekillendiğini ve geliştiğini derinlemesine inceliyor.

Bu dönemde, merkez sağ içindeki rekabet giderek artarken, neoliberal politikaların etkisiyle doktriner sağın yükselişi gözlemlendi.

1990’lar, özellikle SSCB’nin çözülmesi ve Batı’dan gelen neoliberal rüzgarlarla birlikte, Türkiye’de sağ siyasetin daha da sağa kaydığı bir dönem oldu. Bu süreçte, siyaset-bürokrasi-mafya ilişkileri, Kürt sorunu ve tarikatların güçlenmesi gibi konular önemli bir yer tuttu.

Kitap, bu dönemdeki siyasi dönüşümlerin, 2002’den itibaren iktidara gelen AKP hükümetlerinin politikalarını anlamanın anahtarı olduğunu ortaya koyuyor.

Bu kitap, Türkiye’nin yakın siyasi tarihini anlamak isteyenler için önemli bir kaynak niteliğinde.

12 Eylül darbesinden sonraki dönemde Türkiye’de yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümlerin, günümüz Türkiye’sini şekillendirdiği gerçeğini vurguluyor. Özellikle, neoliberalizmin Türkiye’deki sağ siyasete etkisi, siyaset-bürokrasi-mafya ilişkileri, Kürt sorunu ve tarikatların yükselişi gibi konulara odaklanarak, bu dönemin karmaşık siyasi yapısını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Güven Gürkan Öztan – Merkez’den “Uç”lara: Neoliberal Dönemde Türkiye’de Sağ Siyaset (1983-2002), Ayrıntı Yayınları, siyaset, 352 sayfa, 2025

Elizabeth M. Deloughrey – Antroposen Alegorileri (2025)

Elizabeth M. Deloughrey’in ‘Antroposen Alegorileri’ kitabı, insanlığın gezegen üzerindeki derin etkilerinin ve bu etkilerin edebiyattaki yansımalarının incelendiği önemli bir çalışma. Kitap, özellikle iklim değişikliği ve çevresel bozulmanın edebiyatta nasıl temsil edildiğini mercek altına alıyor.

Deloughrey, “Antroposen” kavramını merkez alarak, insan faaliyetlerinin gezegenin jeolojik süreçlerini etkileyecek kadar önemli bir hale geldiği yeni bir jeolojik çağın başladığını söylüyor. Bu yeni çağda, insanlık hem jeolojik bir güç haline geliyor hem de bu gücün sonuçlarıyla yüzleşiyor.

Kitapta, Karayipler ve Pasifik Adaları gibi iklim değişikliğinin etkilerini en şiddetli hisseden bölgelerin edebiyatına özel bir önem veriliyor. Bu bölgelerden gelen yazarların eserlerinde, yükselen deniz seviyeleri, şiddetli fırtınalar, ekosistemlerin çöküşü gibi konuların nasıl ele alındığı inceleniyor. Deloughrey, bu eserlerde yer alan alegorik anlatıların, iklim krizinin karmaşıklığına ve insan deneyiminin derinliğine dair önemli içgörüler sunduğunu vurguluyor.

Yazar, aynı zamanda, edebiyatın iklim değişikliğiyle mücadelede oynayabileceği rolü de tartışıyor. Edebiyatın, iklim krizinin duygusal ve psikolojik etkilerini anlamamıza yardımcı olabileceğini, empati kurmamızı sağlayabileceğini ve toplumsal bilinç oluşturabileceğini savunuyor.

‘Antroposen Alegorileri’, yerli ve postkolonyal halkların sömürgecilik ve insan kaynaklı iklim değişiminin etkileriyle nasıl edebiyat aracılığıyla mücadele ettiğinin izini sürüyor ve postkolonyal adaletsizliklerin günümüzün çevresel felaketleriyle nasıl iç içe geçtiğini, yıkımın estetiği ve anlatı biçimleri üzerinden çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.

Kitap, iklim değişikliği ve edebiyat arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceleyen, disiplinler arası bir çalışma. Kitap, hem akademisyenler hem de iklim krizi ve edebiyatla ilgilenen herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Elizabeth M. Deloughrey – Antroposen Alegorileri, çeviren: Yener Çıracı, Livera Yayınevi, ekoloji, 376 sayfa, 2025

Dan Levitt – Hepimiz Yıldız Tozuyuz (2025)

‘Hepimiz Yıldız Tozuyuz’, insan vücudunun temel yapı taşları olan atomların ilginç ve sürükleyici bir hikayesini anlatıyor.

Kitap, bu atomların evrenin başlangıcından itibaren nasıl oluştuğunu, yıldızların içinde nasıl şekillendiğini ve nihayetinde bizim gibi canlıların oluşumunda nasıl bir rol oynadığını izliyor.

Levitt, büyük patlamadan sonra evrende hidrojen ve helyum atomlarının nasıl oluştuğunu açıklayarak başlıyor. Daha sonra, yıldızların çekirdeğinde nükleer füzyon süreçleri sonucunda daha ağır elementlerin nasıl üretildiğini ve bu elementlerin süpernova patlamalarıyla evrene yayıldığını anlatıyor. Bu süreçte, oksijen, karbon, azot gibi vücudumuz için hayati önem taşıyan elementlerin nasıl oluştuğunu ve yıldızların “kozmik fırınlar” olarak nasıl işlediğini vurguluyor.

Levitt, bu kozmik yolculuğu daha da ileri taşıyarak, yıldızlararası bulutların nasıl oluştuğunu ve bu bulutların içindeki gaz ve toz parçacıklarının nasıl bir araya gelerek gezegenleri oluşturduğunu açıklıyor. Dünya’nın oluşumu ve üzerinde yaşamın ortaya çıkışı sürecini anlatırken, oksijen, karbon ve diğer elementlerin canlıların yapı taşları haline gelmelerini izliyor.

Kitap, bu kozmik yolculuğu daha da kişiselleştirerek, okurunu kendi bedenindeki atomların hikayesine odaklanmaya davet ediyor. Soluduğumuz hava, yediğimiz yiyecekler ve içtiğimiz su aracılığıyla vücudumuza giren atomların, yıldızların kalbinde doğup, süpernovaların patlamalarıyla uzay boşluğuna saçıldığını ve sonunda bizim bir parçamız olduğunu gösteriyor.

Levitt, karmaşık bilimsel konuları akıcı ve anlaşılır bir dille anlatarak, okurların evrenin büyüklüğü ve insan vücudunun mucizesi karşısında hayranlık duymalarını sağlıyor. Kitap, sadece bilimsel bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda evrene ve kendi varoluşumuza dair daha geniş bir perspektif kazanmamıza yardımcı olan bir düşünce deneyimi sunuyor.

  • Künye: Dan Levitt – Hepimiz Yıldız Tozuyuz: Büyük Patlama’dan Dünkü Akşam Yemeğine Bedenimizdeki Atomların Hikâyesi, çeviren: Sevkan Uzel, Metis Yayınları, bilim, 400 sayfa, 2025

Ünver Rüstem – Osmanlı Baroku (2025)

Ünver Rüstem’in ‘Osmanlı Baroku’ kitabı, 1740-1800 yılları arasını merkeze alarak 18. yüzyıl İstanbul’unda Batı’dan gelen Barok üslubunun Osmanlı mimarisine nasıl entegre edildiğini ve bu sürecin Osmanlı kimliğine etkilerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, bu dönemde inşa edilen yapıların sadece bir taklit değil, aynı zamanda Osmanlı kültürünün özgün bir yorumu olduğunu ortaya koyuyor.

Rüstem, Osmanlı mimarisinin Batı etkilerine kapalı bir yapıya sahip olmadığını, aksine dış dünyadan gelen yenilikleri kendi kültürel kodlarıyla harmanlayarak özgün bir sentez oluşturduğunu savunuyor.

Barok üslubunun Osmanlı mimarisine entegrasyonu, sadece bir stil değişikliği değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir dönüşümün de göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Kitapta, 18. yüzyılda İstanbul’da inşa edilen birçok önemli yapının detaylı analizi yer alıyor. Bu analizler sayesinde, Osmanlı mimarlarının Batı’dan gelen biçimleri nasıl yorumladıkları, yerel malzemeleri ve işçiliği nasıl kullandıkları ve bu sayede özgün bir Osmanlı Baroku üslubu nasıl oluşturdukları anlaşılıyor.

Rüstem’e göre, Osmanlı Baroku, Batı’nın etkisi altında şekillenen bir stil olmasına rağmen, aynı zamanda Osmanlı kimliğinin bir yansımasıdır. Bu üslup, Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. yüzyılda yaşadığı değişimleri ve dönüşümleri anlamak için önemli bir anahtar niteliğindedir.

Künye: Ünver Rüstem – Osmanlı Baroku: On Sekizinci Yüzyıl İstanbulu’nun Mimari Yenilenişi, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, mimari, 368 sayfa, 2025