Vasili Kandinski – Sanatta Tinsellik Üzerine (2024)

Vasili Kandinski, 20. yüzyılın en önemli avangart sanatçılarından biridir.

‘Sanatta Tinsellik Üzerine’ adlı eseri, soyut sanatın temel ilkelerini ve Kandinski’nin sanatsal arayışlarını derinlemesine inceleyen bir manifesto niteliğinde.

Kandinski, sanatın evrensel bir dil olduğunu ve duyguları, düşünceleri ve ruhu doğrudan ifade edebileceğini savunur.

Soyut sanatın, nesnel dünyayı taklit etmek yerine, içsel duyguları ve deneyimleri dışa vurmanın bir yolu olduğunu vurgular.

Kandinski, renklerin ve formların psikolojik etkilerini ve sanat eserlerindeki ifade gücünü detaylı bir şekilde inceler.

Müzik ve sanat arasındaki derin bağlantıya dikkat çeker ve renklerin seslerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu araştırır.

Sanatın sadece estetik bir deneyim değil, aynı zamanda ruhu besleyen ve dönüştüren bir araç olduğunu savunur.

Kandinski, soyut sanatın teorik temellerini atarak, bu sanat akımının gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.

Sanatın psikolojik etkilerini inceleyerek, sanatın sadece görsel bir deneyim değil, aynı zamanda duygusal bir süreç olduğunu göstermiştir.

Renklerin psikolojik etkileri üzerine yaptığı çalışmalar, günümüzde de sanat ve tasarım alanlarında önemli bir referans kaynağıdır.

  • Sanat, nesnel dünyayı taklit etmek zorunda mıdır?
  • Renkler ve formlar nasıl duygular uyandırır?
  • Müzik ve sanat arasında nasıl bir ilişki vardır?
  • Sanat, insanın ruhunu nasıl etkiler?

‘Sanatta Tinsellik Üzerine’ soyut sanatın temel ilkelerini ve Kandinski’nin sanatsal vizyonunu anlamak için önemli bir kaynaktır.

Kitap, sanatın sadece görsel bir deneyim değil, aynı zamanda insanın iç dünyasıyla kurduğu bir iletişim olduğunu vurgular. Kandinski’nin bu öncü çalışması, 20. yüzyıl sanatına ve sanat teorilerine önemli etkiler yapmıştır.

  • Künye: Vasili Kandinski – Sanatta Tinsellik Üzerine, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, sanat, 116 sayfa, 2024

Philippe Boudon – Geometri ile Mimarlık Arasında (2025)

Philippe Boudon’un bu kitabı, mimari ve geometrinin karmaşık ilişkisini derinlemesine inceliyor.

Kitap, matematik ve mimarlığın kesişim noktasında, iki disiplin arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları mercek altına alıyor.

Boudon, mimaride kullanılan geometrik şekillerin sadece estetik bir unsur olmadığını, aynı zamanda yapıların işlevselliği ve anlamlarıyla da yakından ilişkili olduğunu vurguluyor.

Kitap, tarih boyunca mimarların ve matematikçilerin birbirlerini nasıl etkilediğini, ortak bir dil geliştirmeye çalıştıklarını ve bu etkileşimin mimariye nasıl yansıdığını inceler.

Boudon, farklı geometrik şekillerin (küp, piramit, küre vb.) mimarideki sembolik anlamlarını ve çağrışımlarını derinlemesine analiz ediyor.

Kitap, modern mimaride geometrik şekillerin daha soyut ve karmaşık bir şekilde kullanıldığını, bu durumun mimariye yeni bir boyut kazandırdığını belirtiyor.

Mimarlık ve matematik gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek, bu iki alan arasındaki köprüleri kuruyor.

Geçmişten günümüze mimarideki geometri kullanımını incelerken, bu konudaki tarihsel gelişimi ortaya koyuyor.

Geometrinin mimarideki rolünü farklı açılardan ele alarak, mevcut anlayışlara yeni bir boyut katıyor.

  • Mimarın “geometrisi” ile matematikçinin geometrisi arasında ne gibi farklılıklar var?
  • Geometrik şekiller mimariye nasıl anlamlar katıyor?
  • Modern mimaride geometrik şekillerin kullanımı nasıl değişti?
  • Tarih boyunca mimarlar ve matematikçiler nasıl bir etkileşim içinde olmuşlar?

‘Geometri ile Mimarlık Arasında’, mimari ve geometri arasındaki ilişkiyi anlamak isteyenler için kapsamlı bir kaynak.

Kitap, hem mimarlık öğrencileri hem de bu konuya ilgi duyan herkes için değerli bir referans noktası olacaktır.

Boudon, bu kitabı ile mimarlığın sadece bir sanat değil, aynı zamanda matematiksel bir disiplinle iç içe geçmiş bir alan olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Philippe Boudon – Geometri ile Mimarlık Arasında, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayınları, mimari, 256 sayfa, 2025

Murat Can Kabagöz – Kemalizmin Mâbedi (2025)

Murat Can Karaboz, Halkevlerinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında inkılapların halka intikalinde oynadığı rolü, resmi söylemlerle gündelik hayat arasındaki çelişkileri ortaya koyarak inceliyor.

Özellikle, Halkevlerinin kurulduğu bölgelerdeki sosyal, ekonomik ve coğrafi koşulların, inkılapların yerelde nasıl algılandığını ve uygulandığını anlamak için önemli bir anahtar olduğunu vurguluyor.

Bir resmî raporda (1935), “İslâm’ın camisi, Hıristiyan’ın kilisesi olduğu gibi Kemalist mezhebinin de Halkevleri bence birer mâbedidir” denmişti.

Halkevleri, Türkiye’de tek parti döneminde inkılâp rejiminin “halk terbiyesi” kurumu olarak kurulmuş, gündelik hayatın her alanına müdahale etmeyi amaçlamıştı.

Kabagöz, ‘Kemalizmin Mâbedi’nde, Halkevlerinin taşradaki gerçekliğinin manzaralarını sunuyor.

Halkevleri mekânlarını, eğitsel işlerden eğlenceye, müziğe, spora uzanan geniş faaliyet yelpazesini, aydınlarla ilgili çelişkileri, memur-halk ilişkilerini analiz ediyor.

Erken Cumhuriyet dönemi toplumsal gerçekliğinin, gündelik hayatının son derece ayrıntılı, canlı bir manzarası…

Kitaptan bir alıntı:

“Sonuçta Halkevleri yeteri kadar olmasa da çalışıyordu ve bu haliyle bile sıradan taşra hayatına bir değişiklik katmıştı. Ancak mevcut çalışmaları itibarıyla Halkevleri; akademik araştırmalar yapan birer enstitü, halkı ücretsiz muayene eden birer poliklinik; birer dershane, tiyatro veya konser salonuydu. Kurslar veya eğlenceli etkinlikler için insanlar Ev’e geliyor, sonra da gidiyordu. Evler henüz insanların birlikte vakit geçirdiği, ‘bir düşünür, bir duyar bir kütle’ haline geldiği bir kamusal alan olmaktan çok uzaktı.”

  • Künye: Murat Can Kabagöz – Kemalizmin Mâbedi: Halkevleri ve Gündelik Hayat, İletişim Yayınları, inceleme, 472 sayfa, 2024

Ferhat Özçep – Aristoteles’ten Modern Bilime Depremler (2024)

Bu kitap, depremlerin tarih boyunca farklı medeniyetlerdeki algılanışını ve bilimsel çalışmalarını kapsamlı bir şekilde inceleyen önemli bir eser.

Kitap, depremlerin sadece doğal bir afet değil, aynı zamanda insanlık tarihi boyunca toplumsal, kültürel ve bilimsel düşünceye etkilerini de mercek altına alıyor.

Bu bağlamda,

  • Eski Yunan, Roma, İslam, Çin ve Batı dünyası gibi farklı coğrafyalarda depremlere ilişkin mitolojik, dini ve bilimsel açıklamaların nasıl evrildiğini,
  • Depremlerin insanları nasıl etkilediğini, toplumsal düzende ne gibi değişimlere yol açtığını,
  • Farklı medeniyetlerin depremlerle başa çıkma yöntemlerini ve bu konudaki bilimsel çalışmalarını,
  • Deprem konusundaki bilgi birikiminin tarih boyunca nasıl geliştiğini ve günümüzdeki deprem bilimine nasıl katkı sağladığını gösteren zengin bir kaynak sunuyor.

Kitap, depremleri sadece jeolojik bir olay olarak değil, aynı zamanda tarihsel, felsefi, dini ve sosyolojik bir olgu olarak ele alıyor.

Eski metinlerden günümüz araştırmalarına kadar geniş bir kaynakça ile destekleniyor.

Karmaşık bilimsel konuları sade bir dille anlatarak geniş kitlelere hitap ediyor.

Farklı kültürlerin depremlere verdiği anlamlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyuyor.

Kitap, özellikle deprem bilimcileri, tarihçiler, felsefe meraklıları ve doğal afetler konusunda çalışan herkes için değerli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Ferhat Özçep – Aristoteles’ten Modern Bilime Depremler: Eski Yunan, Roma, İslam, Çin ve Batı Dünyasından Seçme Metinlerle, Ginko Bilim Yayınları, inceleme, 176 sayfa, 2024

Oylum Öktem – Cumhuriyetin Sanatçı Ailesi (2024)

Oylum Öktem’in 20 yıllık bir çalışmanın ürünü olan ‘Cumhuriyetin Sanatçı Ailesi: Işık Senfonisi’ kitabı, Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze kadar heykel, seramik, müzik, edebiyat ve resim sanatlarının gelişimine önemli katkılar sunan sanatçı ailesinin hikâyesini anlatıyor.

Kitap, bir sergiyle eş zamanlı olarak yayınlandı ve aile büyüklerinin sanat eserleri, mektupları ve fotoğrafları gibi zengin bir arşiv sunuyor.

Öktem, bu kitapla ailesinin sanat yolculuğunu ve Türkiye’nin modernleşme sürecindeki yerini gözler önüne seriyor.

Özellikle babası Tankut Öktem ve dayısı Haluk Tezonar gibi ünlü heykeltıraşların hayatları ve eserleri detaylı bir şekilde inceleniyor.

Kitap, sanatın toplumsal rolü, aile bağları ve kültürel miras gibi konulara değinerek okurlara ilham verici bir deneyim sunuyor.

Bir sanatçı ailesinin üç kuşak boyunca süren sanat yolculuğunu anlatan Öktem, sanatın toplumsal değişimdeki rolü ve bireysel gelişim üzerindeki etkisini gösteriyor.

Cumhuriyet’in kültürel mirasını, Cumhuriyet döneminde sanatın gelişimi ve sanatçıların toplumsal sorumluluklarının da ele alındığı kitap, geçmişi anlamak ve geleceğe ışık tutmak için zengin arşivlerden yararlanmış.

Kitap, sanatın ve ailenin gücünü bir araya getiren, geçmişi geleceğe bağlayan etkileyici bir anlatı sunuyor. Sanatseverler, tarih meraklıları ve kültürel mirasımıza ilgi duyan herkes için bu kitap önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Oylum Öktem – Cumhuriyetin Sanatçı Ailesi: “Işık Senfonisi”, YEM Yayın, inceleme, 448 sayfa, 2024

Robert Wright – Tanrı’nın Evrimi (2024)

‘Tanrı’nın Evrimi’, dinin ve Tanrı inançlarının kökenlerini ve evrimini bilimsel bir bakış açısıyla inceleyen ilgi çekici bir eser.

Yazar, bu kitapta dinin sadece kültürel bir olgu olmadığını, aynı zamanda insan evrimiyle yakından ilişkili bir fenomen olduğunu savunur.

Robert Wright, dinin insanlık tarihindeki en etkili sosyal güçlerden biri olduğunu ve bu gücünü evrimsel süreçlere borçlu olduğunu öne sürer.

İnsanın sosyal yapılar oluşturma ve iş birliği yapma eğilimi, dinin ortaya çıkışında ve gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Din, toplulukları bir araya getirerek, ortak değerler ve normlar oluşturarak ve sosyal dayanışmayı güçlendirerek insanlığın hayatta kalmasına katkıda bulunmuştur.

Wright, dinin kökenlerini tarihsel ve arkeolojik bulgular ışığında inceler. Çoktanrıcılıktan tektanrıcılığa geçiş, dinsel sembollerin evrimi gibi konulara değinir.

Yazar, dinin insan evrimiyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu, dinin genetik temellerini ve kültürel evrimini inceler.

Dinlerin toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini, ahlakın oluşumundaki rolünü ve siyasi güçle olan ilişkisini analiz eder.

Wright, günümüz dünyasında dinin geleceği hakkında tahminlerde bulunur ve dinin bilim ve teknolojinin gelişimiyle nasıl bir etkileşim içinde olacağını tartışır.

Wright, bilim ve din arasındaki ilişkiyi, çatışma yerine bir bütünlük içinde ele alarak yeni bir perspektif sunar.

Kitap, evrimsel psikoloji alanındaki çalışmalara dayanarak dinin insan doğasıyla olan ilişkisini açıklar.

Sosyoloji, antropoloji ve tarih gibi disiplinlerdeki bulguları bir araya getirerek dinin karmaşık yapısını analiz eder.

  • Künye: Robert Wright – Tanrı’nın Evrimi, çeviren: Sanem İncel, Fol Kitap, antropoloji, 656 sayfa, 2024

Zehra Aslan – Türkiye’de Modern Tiyatronun Gelişimi ve Türk Devlet Tiyatrosu (2024)

Türkiye’de tiyatro, özellikle II. Mahmut dönemiyle birlikte batılı anlamda bir sanat dalı olarak hayatımıza girdi.

Darülbedayi’nin kurulmasıyla da bu alanda önemli bir adım atıldı.

Cumhuriyet döneminde ise tiyatro, devletin kültür politikalarının merkezine oturdu.

Atatürk’ün de büyük önem verdiği tiyatro, halkı aydınlatmak ve milli birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla kullanıldı.

Türk Devlet Tiyatrosu, bu dönemde kuruldu ve Türk tiyatrosunun lokomotifi haline geldi.

Devletin desteğiyle büyüyerek, Türk edebiyatından, tarihinden ve dünya klasiklerinden seçilen eserlerle geniş bir repertuvar oluşturdu.

Ancak, siyasi olaylar, özellikle askeri darbeler ve siyasi istikrarsızlıklar, tiyatronun özgürce ifade edilmesini engelledi.

Zehra Aslan’ın ‘Türkiye’de Modern Tiyatronun Gelişimi ve Türk Devlet Tiyatrosu’ adlı kitabı, bu süreçte tiyatronun yaşadığı değişimleri ve dönüşümleri detaylı bir şekilde inceliyor.

Kitap vesilesiyle, Türkiye’de modern tiyatronun doğuşu ve gelişmesinde atılan adımlardan başlanarak, tiyatroya dair ilkleri ve kuruluşundan günümüze faaliyetleri, iç düzeni, siyaset-yönetim ilişkisi, darbe ve olağanüstü dönemlerin yansımaları, siyasi müdahaleleri, içinden dışarıya yansıyan sorunları, yasal düzenlemeleriyle Cumhuriyet’in en büyük sanat kurumu olan Türk Devlet Tiyatrosunun tarihî yolculuğu izlenebilir.

  • Künye: Zehra Aslan – Türkiye’de Modern Tiyatronun Gelişimi ve Türk Devlet Tiyatrosu, Selenge Yayınları, tiyatro, 208 sayfa, 2024

Volker Reinhardt – Mediciler (2024)

Volker Reinhardt’ın bu kitabı Medici ailesinin Floransa ve Toskana’daki yükselişi, Rönesans dönemi üzerindeki etkileri ve dönemin siyasi, sosyal ve kültürel yapısını derinlemesine inceleyen önemli bir tarihsel çalışma.

Kitap, öncelikle Medici ailesinin bankacılık sektöründeki başarıları sayesinde nasıl zenginleştiğini ve bu zenginliği siyasi güce dönüştürerek Floransa’da yüzyıla yakın bir süre iktidarda kaldıklarını anlatır.

Medici ailesinin himayesi altında Floransa, Rönesans’ın sanat, edebiyat ve düşünce merkezi haline gelmiştir. Kitap, bu dönemin kültürel ve sanatsal zenginliğini, Medici ailesinin bu gelişmelere olan katkısını detaylı bir şekilde ele alır.

Medici ailesi, sanatı bir güç aracı olarak kullanarak hem halkın desteğini kazanmış hem de rakiplerini gölgede bırakmıştır. Kitap, siyaset, sanat ve kültürün bu şekilde iç içe geçtiği bir dönemi analiz eder.

Medici ailesinin, sanat eserlerinde propaganda amaçlı imgeler kullanarak halkın desteğini nasıl kazandığı ve siyasi rakiplerine karşı nasıl bir imaj oluşturduğu kitabın önemli bir konusudur.

Reinhardt, uzun yıllar süren araştırmalarının sonuçlarını bu kitapta bir araya getirerek, Medici ailesinin ve Floransa’nın Rönesans dönemindeki yerini çok yönlü bir şekilde analiz eder.

Yazar, sadece siyasi olayları değil, aynı zamanda Medici liderlerinin psikolojik özelliklerini ve karar alma süreçlerini de inceliyor.

Kitap, Rönesans döneminin en önemli aktörlerinden biri olan Medici ailesini ve bu ailenin şekillendirdiği Floransa’yı anlamak için vazgeçilmez bir kaynak. Kitap, siyasi tarih, sanat tarihi ve kültür tarihi gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek, Rönesans’ın karmaşık ve büyüleyici dünyasına kapılar açıyor.

  • Künye: Volker Reinhardt – Mediciler: Rönesans’ta Floransa, çeviren: Ayşe Çevik, Runik Kitap, tarih, 128 sayfa, 2024

Immanuel Kant – Prolegomena (2024)

Immanuel Kant’ın felsefe tarihinde önemli bir yere sahip olan ‘Prolegomena’ adlı eseri, metafizik biliminin sınırlarını ve imkanlarını soruşturan bir çalışma.

Kant, bu eserinde metafiziğin bilimsel bir disiplin olarak nasıl var olabileceğini ve hangi koşullarda geçerli bilgi üretebileceğini araştırır.

Kant, metafiziği deneyimin ötesindeki, soyut kavramlarla ilgilenen bir disiplin olarak tanımlar. Ancak, metafiziğin keyfi spekülasyonlardan ziyade bilimsel bir temel üzerine oturması gerektiğini savunur.

Kant’a göre, tüm bilgi deneyime dayanmaz. Bazı bilgimiz, deneyimden önce zihnimizde var olan a priori ilkeler sayesinde oluşur. Matematik ve mantık gibi alanlardaki bilgimiz, a priori bilginin en iyi örnekleridir.

Kant, özellikle sentetik a priori bilginin mümkün olup olmadığı sorusuyla ilgilenir. Sentetik a priori bilgi, hem deneyime dayanmayan hem de yeni bilgiler katan bir bilgi türüdür. Kant, matematik ve fizikteki bazı bilgilerin sentetik a priori olduğunu savunur.

Kant, metafizik biliminin sınırlarını belirlemek için “transandantal yöntem” adı verilen bir yöntem geliştirir. Bu yöntem sayesinde, aklın bilgi edinme yeteneklerinin sınırlarını ve metafiziğin hangi sorulara cevap verebileceğini belirlemeye çalışır.

‘Prolegomena’, Kant’ın daha önce yayımladığı ‘Saf Aklın Eleştirisi’ adlı eserinin daha anlaşılır bir özeti niteliğinde. Bu eser, Kant felsefesinin temel kavramlarını ve yöntemlerini daha geniş bir kitleye ulaştırmıştır.

Kant’ın metafizik üzerine yaptığı bu derin inceleme, bilim felsefesi ve epistemoloji alanlarında önemli tartışmalara yol açmıştır.

‘Prolegomena’, modern felsefenin temel sorularından biri olan “bilgi nedir?” sorusuna yanıt arayan en önemli eserlerden biridir.

  • Künye: Immanuel Kant – Prolegomena: Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Dair Önsözler, çeviren: Hüseyin Yücel, Kabalcı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2024

Thomas N. Mitchell – Atina (2024)

Thomas N. Mitchell’in bu eseri, Batı medeniyetinin temel taşlarından biri olan Atina demokrasisini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Yazar, bu eserinde Atina’nın siyasi, sosyal ve kültürel hayatını Antik Yunan dönemi boyunca detaylı bir şekilde ele alarak, dünyanın ilk demokrasisinin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü mercek altına alıyor.

Atina’da demokrasinin nasıl ortaya çıktığı, diğer Yunan şehir devletleriyle olan ilişkileri ve bu sistemin diğer toplumlardan farklı kılan özellikleri.

Atina’daki siyasi kurumlar, yasama, yürütme ve yargının nasıl işlediği, ünlü devlet adamları ve siyasi tartışmalar.

Atinalı vatandaşların günlük yaşamları, kadınların ve kölelerin durumu, eğitim sistemi ve kültürel etkinlikler.

Atina’nın ekonomik yapısı, ticaret, tarım ve sanayi gibi konular.

Atina’nın felsefe ve sanat alanındaki gelişmeleri, Sokrates, Platon ve Aristo gibi önemli filozofların düşünceleri.

Atina demokrasisinin neden çöktüğü, bu çöküşün sonuçları ve gelecek nesillere bıraktığı miras.

Mitchell, Atina demokrasisini sadece siyasi bir sistem olarak değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve felsefi bir olgu olarak ele alıyor.

Bu sayede okuyucu, Atina’yı sadece bir tarihsel olaylar dizisi olarak değil, aynı zamanda modern demokrasilerin kökenlerini anlamak için önemli bir referans noktası olarak görüyor.

  • Künye: Thomas N. Mitchell – Atina: Dünyanın İlk Demokrasisinin Tarihi, çeviren: Özge Acar-Vastardis, Bilge Kültür Sanat Yayınları, tarih, 488 sayfa, 2024