Charlotte Sussman – On Sekizinci Yüzyıl İngiliz Edebiyatı (2024)

  • Tristram Shandy bir roman mıdır yoksa eğlenceli bir performans mı?
  • Pamela boş vaktini yazı yazmak için kullanabiliyorken boş vakti olmayan işçi sınıfı kadın ne zaman yazı yazabilirdi?
  • ‘Orronoko’ ile ‘Robinson Crouse’ hangi açılardan birbirine benzerler?

Bu kitap, bu tür kışkırtıcı sorulara cevap ararken aynı zamanda 18. yüzyıl edebiyatını yeni okurlarla buluşturmayı hedefliyor.

Dönemin önemli eserleri, yazarları ve tartışmalarını tanıtırken kronolojik bir inceleme yerine, kentleşme, sömürgecilik, ticaretin yaygınlaşması, kamusal alanın ortaya çıkışı ve toplumsal cinsiyet rollerindeki değişimlerin edebiyat üzerindeki etkilerini inceliyor.

On sekizinci yüzyıl Britanya’sında kadınlar ilk kez sahneye çıkarken roman edebi piyasada ön safhaya geçiyor, insanlar eşitlik fikrini tartışmaya başlıyorlar.

Sussman, eserlerin tarihsel, sosyal ve kültürel bağlamlarını da detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Defoe, Swift ve Pope gibi kanonik yazarların yanında, Charlotte Smith ve Olaudah Equiano gibi daha az bilinen isimlere de dikkat çeken bu kitap, hem öğrenciler hem de araştırmacılar için eşsiz bir başvuru kaynağı niteliğinde.

  • Künye: Charlotte Sussman – On Sekizinci Yüzyıl İngiliz Edebiyatı, 1660-1789, çeviren: Barış Arpaç, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 440 sayfa, 2024

Pablo Servigne, Raphaël Stevens – Her Şey Nasıl Çökebilir? (2024)

Toplumun, bildiğimiz haliyle uygarlığın hatta daha kötüsü biyosferin muhtemel çöküşünü Avrupa’da halkın gündemine taşıyan ve ilk kez 2015’te yayımlanan bu kitap son elli yıldır dünya genelinde etkisini artıran politik ekoloji hareketi içinde en çok tartışılan metinlerinden biri haline geldi.

Pablo Servigne ve Raphaël Stevens bugünkü nesillerin yaşam süresi içinde gerçekleşmesini olası gördükleri çöküşün (veya çöküşlerin) ardındaki dinamikleri ortaya seriyor ve 2020’de sözlüklere de giren “kolapsoloji” (çöküşbilim) adını verdikleri bu son derece rahatsız edici konuya disiplinlerarası bir giriş sunuyorlar.

Kitap, tamamıyla pesimist bir tablo çizmek yerine, mevcut durumu daha iyi anlamamız ve geleceğe yönelik daha bilinçli kararlar almamız için bir fırsat sunuyor.

  • Künye: Pablo Servigne, Raphaël Stevens – Her Şey Nasıl Çökebilir?: Şimdiki Nesiller İçin Çöküşbilim Elkitabı, çeviren: Alara Çakmakçı, İş Kültür Yayınları, ekoloji, 224 sayfa, 2024

Naomi Klein – Doppelganger (2024)

2024 Women’s Nonfiction Ödülü’nü kazanan ‘Doppelganger’, internetin aynalar dünyasındaki abartılı yansımaları, kaybolan gerçeklik hissinin yol açtığı baş dönmesini anlatıyor.

Sosyal medyanın kör kuyularında saatler kaybeden, siyasetin günbegün kirlenmesini dert edinen kafa karışıklığı ve yılgınlık içindeki insanları bir an önce silkinmeye, birlik olmaya ve olumlu şeyler adına mücadeleye davet ediyor.

‘Şok Doktrini’, ‘Bu Her Şeyi Değiştirir’ ve ‘No Logo’ gibi, belli dönemlere tanım getiren çoksatarların yazarı Naomi Klein tuhaf bir sorunla yüz yüze gelir: Kendisiyle aynı adı taşıyan ve fiziksel olarak ona benzeyen ancak büsbütün farklı düşüncelere sahip bir kadınla sürekli karıştırılmaktadır.

Gittikçe büyüyen bu sorun karşısında yolunu kaybetme tehlikesi yaşayan yazar bir taraftan da şüpheli ikizinin takipçilerinin tehditleri ve aşağılamalarına maruz kalır.

Kendini adeta tekinsiz bir “doppelganger” hikâyesinin içinde bularak insanların kolayca aşırı uçlara gitmesi, kimliklerin giderek tutarsızlaşması ve bölünmesi üzerine düşünmeye başlar.

Böylece komplo teorilerinin havada uçuştuğu, sosyal medya fenomenlerinin nefret kusan aşırı sağ propagandacılarla birlikte saf tuttuğu, aşı-karşıtları ve demagogların ayna dünyalarında bulur kendini.

Kanıksayıp bir parçası olduğumuz günümüz kültürünün üzerindeki örtüyü yavaş yavaş kaldıran Klein tarihin gerçeküstü bir anına tanıklık ettiğini fark eder.

Bir yanda birer sanal marka haline gelmek için çırpınan, rekabetçiliğin, ayrımcılığın, iptal kültürünün katı bir bencilliğe sevk ettiği insanlar vardır.

Bir yanda da yalanların daha da hızlı yayıldığı, her bir köşesinde demokrasinin ağır darbeler aldığı, iklim krizinin, savaşların hükmündeki bir dünya…

Dijital çağın kimlik, gerçeklik ve toplum üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen düşündürücü bir eser.

  • Künye: Naomi Klein – Doppelganger: Ayna Dünyaya Yolculuk, çeviren: Ebru Kılıç, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 416 sayfa, 2024

Maxwell Colanna-Dashwood – Kahve Sözlüğü (2024)

Kahve tutkunuzun derinlerine inmek ister misiniz?

Üç kez İngiltere barista şampiyonu olmuş ve dünya genelinde sayısız kez final görmüş Maxwell Colonna-Dashwood, sizi kahve dünyasında eşsiz bir keşfe davet ediyor.

Bu rehber, kahvenin ötesine geçip her fincanda hissettiğiniz zengin lezzetlerin ardındaki gizemi çözüyor.

Menşe ülkelerinden çekirdek çeşitlerine, yetiştirme ve hasat yöntemlerinden kavurma tekniklerine kadar her aşamayı adım adım açıklıyor.

Öğütme, demleme ve tadım notlarından farklı kahve bazlı içeceklerin yapımına kadar tüm detaylar, kahve meraklılarının anlayabileceği sade ve akıcı bir dille ele alınıyor.

Çizim ve fotoğraflarla desteklenen bu kitap, karmaşık kahve terimlerine ve ekipmanlarına hâkim olmanızı sağlayarak evde profesyonel bir barista gibi kahve hazırlamanıza yardımcı olacak.

Bir kahve tiryakisinin vazgeçilmez başucu kitabı olan ‘Kahve Sözlüğü’, kahveyle ilgili son sözünüz olacak!

  • Künye: Maxwell Colanna-Dashwood – Kahve Sözlüğü: A’dan Z’ye Kahve ( Yetiştirme ve Kavurmadan Demleme ve Tadıma), çeviren: Şafak Tahmaz, The Kitap Yayınları, sözlük, 248 sayfa, 2024

Fik Meijer – Gladyatörler (2024)

2000 yıl önce Kolezyum’da telaşlı bir gün…

İmparator başköşede maiyetiyle oturuyor.

Tezahürat yapan 50.000 seyirci…

Kulakları sağır eden bir tezahürat dalgası…

Ortadaki kum zeminde ölesiye bir dövüşe tutuşmuş iki gladyatör…

Bu iki dövüşçüden biri mağlup olacak, büyük ihtimalle ölecek.

Gladyatörlerin tutuştuğu bu kavganın sebebi belli: Güzel ve heyecanlı bir mücadeleyle seyircileri memnun etmek ve mensup oldukları okula şan, kendilerine şöhret kazandırmak.

Gladyatör oyunları Roma devletinin en önemli sosyal ve kültürel kurumlarındandı.

Bununla birlikte zinde, çevik, kaslı ve maço gladyatörler ölümüne savaşırken gösterdikleri yetenek ve cesaret nedeniyle birer kahraman olarak algılansalar da toplumdaki statüleri nedeniyle hor görülüyorlardı.

Bu oyunların ortaya çıkmasından sona erene kadar geçen altı asır boyunca on binlerce kişi Roma ve kolonilerinin kana boyanmış arenalarında şiddet naraları atan büyülenmiş kalabalıklar onları izlerken hayatlarını kaybettiler. Çoğu zaman bir mezarları bile olmadı.

Eski Çağ Profesörü Fik Meijer gladyatörlerin kökenlerini, günlük yaşamlarını, eğitimlerini ve hayranlarının kan ve gösteri tutkusuna karşı hayatta kalma arzularını anlatarak, onların gerçek hikâyelerini çağdaş kanıtları kullanarak ustalıkla bir araya getiriyor ve tarihin bu ilk kurumsal eğlence yıldızlarının itibarlarını iade ediyor.

Kitap, gladyatörlerin sadece kölelerden oluşmadığını, aynı zamanda suçlular, savaş esirleri ve hatta özgür vatandaşlardan da seçildiğini vurguluyor, gladyatörlerin sadece eğlence için değil, siyasi propaganda, sosyal kontrol ve dini ritüellerde de kullanıldığını gösteriyor.

‘Gladyatörler: Tarihin En Ölümcül Sporu’, binlerce belgeyi, kalıntıyı, görgü tanıklarının ifadesini bir araya getirerek Antik Roma’daki gladyatörlere yeniden hayat veriyor.

Fik Meijer’in bu kitabı her tarihseverin okuması gereken bir eser.

  • Künye: Fik Meijer – Gladyatörler: Tarihin En Ölümcül Sporu, çeviren: Uzay Can Ardal, Kronik Kitap, tarih, 240 sayfa, 2024

Hakim Zeyrek – Botan Mitolojisi ve Halk İnançları (2024)

Mitler, halk inançları ve uygulamaları, insanlık tarihine kadim zamanlardan beri eşlik eden fenomenlerdir.

İnanç ve mitoloji birbirini beslemekte, birbirine veya dine dönüşebilmektedir.

Mit, çağdaş insanın da gelişim skalasında önemli bir yer işgal edip harekete geçirme özelliği ile günlük hayatı etkilemeye devam etmekte ve modern insan, tarih yolculuğunda hayal gücünün matrislerini kıramayıp arkaik tepkiler vermeyi sürdürmektedir.

Bu kitap, halk inanışlarının yerel ve evrensel dokusunu, günümüz insanının bilinçaltına nasıl işlediğini ve günümüze yansımalarını Botan bölgesi üzerinden gözler önüne seriyor.

Bu kapsamlı çalışma halkbilim, antropoloji, teoloji ve tarih gibi farklı disiplinler ışığında bölge insanının kültür ve inanç dünyasına dair zengin bir perspektif sunup bu rit ve inanışların arkaik izlerine ışık tutuyor.

Mitlerin zamansız dokusu sizi de saracak.

Bu gizemli hikâye, hepimizin hikâyesi!

  • Künye: Hakim Zeyrek – Botan Mitolojisi ve Halk İnançları, Avesta Yayınları, mitoloji, 360 sayfa, 2024

Banu Bargu – Beden Bir Silah Olunca (2024)

  • İnsan yaşamı diğer her şeyin üzerinde midir?
  • Yaşamın kendisi bir direniş biçimi alabilir mi?
  • Yaşamı ortaya koyarak direnmek hem diğer direniş biçimleri arasında hem de genel politik çerçevede nerede ve nasıl konumlandırılabilir?

Banu Bargu, 2015’te Amerikan Siyaset Bilimi Derneği’nin (APSA) en iyi ilk kitap ödülünü alan bu eserinde “zor” ve “çetin” soruların peşinden gidiyor, Türkiye’de ölüm orucu mücadelelerinin kazısını yapıyor; bu mücadelenin içindekilerle de konuşarak yaşamını politik bir adanmışlıkla sınayan aktörleri devleti, toplumsal ve politik bağlamı hesaba katıp incelerken, bedeni ölüme yatırmanın politik ve felsefi veçhelerini değerlendiriyor.

Kitap, Türkiye’deki sol görüşlü siyasi tutukluların yüksek güvenlikli hapishanelerin getirilmesine karşı ölüm oruçları düzenleyerek kendi bedenlerini birer silah haline getirme mücadelesini derinlemesine inceliyor.

Bargu, ölüm oruçlarını sadece bireysel bir intihar girişimi olarak değil, aynı zamanda siyasi bir direniş ve devlete karşı bir güç gösterisi olarak ele alıyor.

Michel Foucault’nun biyopolitika kavramından yola çıkarak, devletin hayat üzerindeki gücünü ve bu güce karşı bedenin nasıl bir araç olarak kullanıldığını analiz ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitaptaki iddialardan biri ve kitabın üzerine oturduğu mantık, kıyıda köşede kalıp isyan edenlerin bakış açısıyla merkezdekilerin nasıl göründüğünü ve devletin bakış açısıyla iktidarın kıyıda köşede kalmışları nasıl etkilediğini teşhir etmek suretiyle, iktidarı ve direnişi hem iki uçlu bir zıtlık hem de aynı hikâyenin birbirini tamamlayan parçaları halinde sunabilmek. Çok sayıda aktörün ağzından aktarılan hikâyeler vasıtasıyla yerinde tespit edilen bu bakış açılarının her biri, diğerinin belirli bir ‘hakikatini’ ortaya çıkarma işlevi görüyor ve diğerinin gizli gerçekliğine göz atma imkânı sağlıyor.”

  • Künye: Banu Bargu – Beden Bir Silah Olunca: Ölüm Oruçları, çeviren: İsmail Ferhat Çekem, İletişim Yayınları, inceleme, 419 sayfa, 2024

Ronald Hutton – Cadılık: Antik Çağlardan Günümüze Korkunun Tarihi (2024)

  • Neden dünyanın dört bir yanındaki toplumlar cadılardan korkmuştur?

Cadılığın bağlamını, inançlarını ve Avrupa tarihindeki kökenlerini derinlemesine inceleyen bu kitapta, cadılarla ilgili tutumlara dair pek çok sorunun cevabını bulmak mümkün.

Cadı, erken modern dönemde Avrupa’da ön plana çıkmışsa da kökenleri coğrafi olarak çok daha çeşitli ve tarihsel olarak çok daha derindir.

Paganizm ve cadılık konusunda önde gelen bir otorite olan Ronald Hutton, bu dönüm noktası niteliğindeki kitabında antik dünyadan erken modern döneme kadar cadılığın izini sürüyor.

Avrupa’nın meşhur cadı mahkemelerini derin perspektiften ele alan Hutton, Afrika, Orta Doğu, Güney Asya, Avustralya, Kuzey ve Güney Amerika da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanında cadı olduğundan şüphelenilen kişilere yapılan muameleler konusundaki tutumları inceliyor.

Ayrıca cadı avlarının kadınlara yönelik sistematik bir baskı aracı olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.

Yeni antropolojik ve etnografik yaklaşımı kültürel miras ve değişime odaklanırken, Şamanizm, halk dini, cadı mahkemelerinin kapsamı ve cadılık korkusunun nasıl ortadan kaldırılabileceğini ele alıyor.

Hutton, antik çağlardan modern döneme kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayarak cadılık inançlarının kökenlerini ve gelişimini inceliyor.

Sadece Avrupa’ya odaklanmak yerine farklı kültürlerdeki cadılık inançlarını karşılaştırarak evrensel ve yerel faktörlerin etkilerini analiz eder.

  • Künye: Ronald Hutton – Cadılık: Antik Çağlardan Günümüze Korkunun Tarihi, çeviren: Nurdan Soysal, Say Yayınları, tarih, 336 sayfa, 2024

Andrew Baruch Wachtel, Ilya Vinitsky – Rus Edebiyatı (2024)

Andrew Baruch Wachtel ve Ilya Vinitsky’nin imzasını taşıyan bu etkileyici eser, okurlara Rus kültürü ve edebiyatının tarihsel gelişimini disiplinlerarası bir bakış açısıyla sunuyor.

Korkunç İvan’dan Büyük Petro’nun reformlarına, 19. yüzyılın altın çağından Sovyet dönemine kadar uzanan bir panoramayla, edebiyatın toplumsal ve siyasi bağlamlarını derinlemesine inceliyor.

Ayrıca modernizm, avangard hareketler ve sembolizm üzerine yaptığı özgün analizlerle, edebiyatın bireysel ve ulusal kimlik inşasındaki rolünü de gözler önüne seriyor.

Dostoyevski, Tolstoy, Çehov gibi kanonik isimlerin yanında Vasili Jukovski, Andrey Bely ve Andrey Platonov gibi daha az bilinen, ancak edebiyat dünyasında büyük öneme sahip yazarları da kadrajına alarak Rus edebiyatının dönüşüm evrelerini bütüncül bir perspektifle inceleyen eser, araştırmacılar ve edebiyat tutkunları için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.

Orta çağlardan günümüze kadar Rus edebiyatının tüm önemli dönemlerini ve yazarlarını kapsayan kitap, sadece edebi metinleri değil, aynı zamanda bu metinlerin ortaya çıktığı tarihsel, kültürel ve sosyal bağlamları da inceliyor.

  • Künye: Andrew Baruch Wachtel, Ilya Vinitsky – Rus Edebiyatı, çeviren: Ali Karakaya, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 464 sayfa, 2024

Tezcan Karakuş Candan – Cumhuriyetin Yüzü Başkenti Savunmak (2024)

Her kentin bir hikâyesi vardır.

Bu hikâyeleri mekân üzerinden okumak, geçmişe ve geleceğe ışık tutmak ve sahip olduklarımızın farkında olarak bir kenti sevmek gerçek sevgidir.

Ankara’nın hikâyesi binlerce yıl öncesine uzanıyor.

Anadolu’nun orta yerinde bir boz­kır kasabası olarak ifadelendirilen Ankara, taşıdığı değerlerle birlikte bir kültürler katmanıdır.

Her döneme ait izlerin olduğu bu kent, bir kültürler coğrafyasıdır.

Katmanlı yapısı ile birlikte çok kültürlülüğü bağrında taşıyan yaşlı, bilge bir kenttir Ankara.

Fiili başkentlik süreci Kurtuluş Savaşı ile birlikte başlayan ve hukuki olarak başkent olmasıyla Cumhuriyet’i ifade eden simge yapılarla planlı bir şekilde inşa edilen Ankara’da son yıllarda bu yapıların doğrudan hedef alınmasının asıl nedeni temsil ettikleridir.

Hükümetin ve yerel yönetimin uygulamalarıyla tehdit altında olan Cumhuriyet’in mimari, kültürel ve doğal mirasına başkent olarak ev sahipliği yapan Ankara’nın biriktirilen öfkenin patlama kenti olması bundandır.

Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine kaçak olarak yapılan “saray”dan, Atatürk’ün tarihî tören pistinin yıkıldığı Hipodrom alanına, İller Bankası binası, Havagazı Fabrikası, Baraj Gazinosu, Su Süzgeci binası yıkımına, TCDD Garı yerleşkesinin parçalanmasından tarihî Sümerbank binası, Sağlık Bakanlığı ve valilik binasına kadar uzanan mekân hıncı, saygı mekânı olan Anıtkabir’i de hedef almıştır.

Mekân hıncının asıl hedefi Cumhuriyet, özgürlük, demokrasi ve laik yaşamdır.

Tezcan Karakuş Candan, başkent Ankara’nın kuruluş sürecinden başlayarak, hukuk tanımazlıkla, hınçla tahrip edilen Cumhuriyet yapılarını ve bu büyük yıkım sürecine karşı verilen mücadeleyi ‘Başkenti Savunmak’ ile anlatıyor, her birimizi korunması gereken cumhuriyet değerlerine karşı sorumluluğa davet ediyor.

  • Künye: Tezcan Karakuş Candan – Cumhuriyetin Yüzü Başkenti Savunmak, Tekin Yayınevi, inceleme, 400 sayfa, 2024